Kaygı

Her şeyi kişisel algılamaktan nasıl kurtulabiliriz?

Gizli Kullanıcı26 Mayıs 2025 14:36

Her şeyi kişisel algılamaktan nasıl kurtulabilirim?

Malesef bende olayları kişiselleştirme yönünde bir düşünce tarzı var. Özellikle iş hayatında sorunlar yaşıyorum. Sorumlu olmadığım şeylerden kendimi sorumlu tutarak, kendimle ilgili yanlış düşüncelere kapılıyorum. Bu nedenle kişiselleştirme, kaygının ve mutsuzluğun temel kaynağı haline geliyor. Aynı zamanda bu durum, sürekli kendini suçlamaya da yol açıyor... ve bu hiçbir şekilde iyilik vadetmiyor.

Bu düşüncelerden kurtulmak için özellikle hangi çalışmaları önerirsiniz?

Ben ailemin özellikle de annem onay ihtiyacıyla büyüdüm. O yüzden özgüven sorunlarım var.

Bu soru 26 Mayıs 2025 19:48 tarihinde Psikolog Betül Canbel tarafından cevaplandı.

  • Cevaplandı

  • Paylaş:

Merhaba Sevgili Danışan,


Yazdıkların, yalnızca bir sorunun değil, bir yaşam biçiminin içinde sıkışmış olmanın işaretlerini taşıyor. Her şeyi kişisel algılamak, zamanla yalnızca iş ortamında değil, ilişkilerde, günlük hayatta ve hatta kendi iç dünyanda bile büyük bir yük haline gelebilir. Senin de söylediğin gibi, bu durum sorumluluğu olmayan olaylardan kendini sorumlu tutmana, kendini haksız yere suçlamana ve sonunda yoğun bir kaygı ve tükenmişlik yaşamana sebep oluyor. Öncelikle şunu söylemeliyim ki, bu senin kişiliğinde “kusurlu” bir şey olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, bu eğilim, çocuklukta gelişen bazı temel duygusal ihtiyaçların karşılanamamasından ve yıllar içinde içselleştirdiğin düşünce kalıplarından kaynaklanıyor.


Senin de farkında olduğun gibi, kişiselleştirme eğiliminin temelinde onay ihtiyacı yatıyor. Çocukluk döneminde ebeveynlerden, özellikle de anneden gelen duygusal onay eksikse, çocuk bu boşluğu kapatabilmek için kendini sürekli izleyen, değerlendiren bir iç ses geliştirir. Bu iç ses, “Acaba bir hata mı yaptım?”, “Ben mi kırdım?”, “Yetersiz miyim?” gibi sorularla varlığını hissettirir. Bu içsel sorgulamalar, yetişkinlikte de devam eder çünkü beyin, bir zamanlar işe yarayan bu koruyucu mekanizmayı kalıcı hale getirmiştir. Senin iş hayatında sorumlu olmadığın şeylerden bile kendini sorumlu tutman, o eski onaylanma ihtiyacının bugünkü izdüşümü olabilir. Çünkü zihnin hâlâ şöyle çalışıyor olabilir: “Her şey benim kontrolümde olursa, her şey sorunsuz giderse, annem beni severdi... Demek ki ben mükemmel olmalıyım.”


Oysa hayat, tam da bunun tersidir. Mükemmel olman gerekmez. Her olay seninle ilgili değildir. Hatta çoğu zaman, insanların davranışları yalnızca kendileriyle ilgilidir. Ama bu ayrımı yapabilmek, yıllardır seni şekillendiren düşünce kalıplarına karşı yeniden düşünmeyi gerektirir. Bu nedenle, sana hem içgörü kazandıracak, hem de duygu-düşünce davranışlarını dönüştürmeye yardımcı olacak bazı çalışmalar önereceğim:


Olayları kişisel algılayan bir zihin, çoğu zaman düşünce ile gerçeği ayırt etmekte zorlanır. Bu yüzden olay anında kendine şu soruları sorman işe yarayabilir:

“Bu gerçekten benimle ilgili mi, yoksa karşımdaki kişinin kendi ruh hali mi?”

“Bu düşünceye kanıtlarım ne? Alternatif açıklamalar olabilir mi?”

“Daha önce buna benzer bir durumda yanıldım mı?”

Bu soruları kendine düzenli sormak, otomatikleşmiş düşünce kalıplarını fark etmene ve daha gerçekçi yorumlar yapmana yardımcı olur.


Bir olay yaşadığında hemen tepki vermek yerine önce “Ben şu an ne hissediyorum?” sorusuyla kendine dön. Kendini yargılamadan, sadece “kaygı hissediyorum”, “üzüldüm”, “gerildim” demek bile o duyguya karşı mesafe kazandırır. Duygunu fark ettiğinde artık ona kapılmak yerine onu gözlemleyebilirsin. Bu da kişiselleştirme döngüsünü yavaşlatır. Gün içinde 5 dakikalık nefes odaklı farkındalık çalışmaları da zihnini netleştirmeye yardımcı olur.


Onay ihtiyacıyla büyüyen bireylerin iç sesi genellikle eleştireldir. Bu iç ses, başkalarının bile demediği şeyleri sana söyler: “Yetersizsin”, “Rezil oldun”, “Yine beceremedin”. Bu sesi dönüştürmek için bilinçli bir şekilde daha şefkatli bir iç ses geliştirmelisin. Bunun için kendine “En yakın arkadaşım bu durumda bana ne derdi?” sorusunu sorabilirsin. Ya da küçük bir defter edinip gün sonunda kendine sevgi dolu, destekleyici cümleler yazabilirsin:

“Bugün çok zorlandın ama denedin, bu da çok değerli.”

“Herkes hata yapar, bu seni kötü yapmaz.”

Zamanla bu iç ses seni suçlamaktan çok, anlamaya yönlendirecek.


Kişiselleştirme çoğu zaman sınırların belirsiz olduğu ilişkilerde daha çok görülür. Senin görevin olmayan alanlara fazla yüklenmen, başkasının sorumluluğunu üzerine alman seni hem yorar hem de kaygını artırır. Bu yüzden bir olay olduğunda önce bir dur, kendine şunu sor: “Bu olayda benim kontrol edebileceğim alan ne? Neresinden ben sorumluyum?”

Geri kalanı bırakmayı öğrenmek, hem zihinsel yükünü azaltır hem de özgüvenini artırır. Her şeyi kontrol edemezsin ve bu seni daha az değerli yapmaz.


Annenin onayına bağlı büyümek, iç dünyanda bir “onay arayan çocuk” bırakmış olabilir. Bu çocuk, hâlâ herkesin sevgisini kazanmaya çalışan, kusursuz olmaya çabalayan, birileri onaylamadığında çöken bir ruh haline sahip olabilir. Bu tarafını tanımak, onunla konuşmak ve ona “Artık büyüdük, senin değerini başkalarının tepkileri değil, biz bileceğiz.” diyebilmek, içsel dengeyi güçlendirir. Dilersen bu konuyu yeni bir soruda daha derinlemesine konuşabiliriz.


Yukarıdaki çalışmaları düzenli şekilde yaparak önemli farkındalıklar kazanabilirsin. Ama aynı zamanda bu süreçte bir psikolog eşliğinde ilerlemek, hem kök inançlarını hem de günlük tetikleyicilerini daha hızlı dönüştürmene yardımcı olur. Özellikle bilişsel davranışçı terapi ve şema terapi bu konuda oldukça etkili yöntemlerdir. Eğer bu düşünceler işlevselliğini ciddi şekilde etkiliyorsa bir psikiyatristle görüşmek de sana ilaçsız ya da ilaç destekli bir yol haritası çizebilir.


Sevgili danışan, bu düşünceler senin suçun değil, yıllar boyunca şekillenen bir öğrenilmişlik. Ama sen artık bunları fark etmiş, değiştirmek için ilk adımı atmışsın. Bu çok kıymetli. Unutma, kişiselleştirme eğilimi sadece senin değil, birçok insanın taşıdığı görünmeyen bir yük. Bu yükü dönüştürmek mümkün. Kendine karşı daha anlayışlı, daha sabırlı ve daha meraklı ol. Çünkü iç dünyanda büyük bir değişimin eşiğindesin.


Umarım cevabım faydalı olmuştur. Bu konu dışında zihnini kurcalayan ya da kendini keşfetmek istediğin başka bir başlık varsa, yeni bir soruyla paylaşabilirsin. Bu şekilde içsel gelişimini daha da derinleştirebilirsin. Kendine duyduğun ilgiyi küçümseme, çünkü bu farkındalık bile iyileşmenin en güçlü başlangıcıdır.


Sevgiler,

Psikolog Betül Canbel

alinti

Teşekkür ederim

Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.

Yorumlar

Psk. Betül Canbel

Merhaba Sevgili Danışan, Güzel geri dönüşleriniz için ben de teşekkür ederim. Tekrar bir sorunuz olduğunda buradayız. Kendinize iyi bakmanız dileğiyle. Sevgiler, Psikolog Betül Canbel

28 Mayıs 2025 10:31

Cevaplanmış benzer sorular

Kaygı

Duygumdan nasıl emin olurum

Ezgi hanım merhabalar💐,aslında genel olarakta anksiyeteye yatkın birisiyim örneğin bir misafir beklediğimde herşeyin mükemmel olmasını isterim en iyisi olsun isterim zamanında yetişsin isterim ve aşırı stres yaşarım,bu benim huyum sanıyorum çünkü hiç bırakamadım yani mutlu giden ilişkimde partnerim bianda soğuk olursa ve ben bunu hissedersem yemek yiyemem ondan mesaj beklerim bütün günüm mahvolur ki partnerim içinde bu böyle trip atıyorsam o hatalıysa gerçekten moralim düzelene kadar onunda morali bozuluyo beni o yüzle görmek istemiyormuş. Aslında benim duygusal ihtiyaçlarım bu ilişkide daha önceden çok daha karşılanıyordu ama yaklaşık 5-6 aydır bu eksik yeterince iletişim kuramıyoruz işlerinden kaynaklı ve ben haliyle bu duruma bozuluyorum çünkü en ufak bir afedersin kusura bakma konuşması yapmıyor direk benim hayatıma devam etmemi istiyor ve ben bunu kabul edemiyorum,zorundaymışım gibi bi tavır olarak görüyorum bu durumu ve kimse hiçbişeye zorunda değil. Ben naz yapmak istiyorum trip biz kadınların en doğal hakkıyken ben bundan da nasibimi alamıyorum yani ben bişey yapmadım kusura bakma diyo ki buluşma ayarlayamayan partnerim bu durumda. Yani şuanda daha öncede sizinle paylaştığım üzere de gelgitli bir dönemdeyim ama şununda farkındayım duygusal bir olgunluk yaşadım bunu çok zor geçirdim aşırı zor geçirdim yani kaç defa sizlere yazdım bilmiyorum ama çocuk gibi severken şimdi olgun gibi seviyorum bu bana yeni gelen bi duygu evet heyecan var ama o eski çocuksu şeyler yok daha olgun tavırlar ve düşüncelerdeyim daha kadın olduğumu hissediyorum. Evliliğe adım atmama sebebimde babamla yaşayamadığım anlar ve vakitler şuanda emekli oldu ve tamamen bizimle bu zamanların tadını çıkartmak istiyorum çünkü zaman çok kısa evet belki bizim içinde kısa ama bilemiyorum:(. Geçmişte yaşadığım hiçbir kaygım yok açıkçası en uzun ilişkimi yaşıyorum şuanda kimseyle evlilik düşünmemiştim biz evlilik için çeyizlik eşyalarımızı bile aldık o kadar ileri gittik ama o geçmişteki bendi Buda şimdiki ben istemiyorum tamamen değil sadece evlilik olgunluğu yuva kurabilme hissiyatı bunların üstesinden gelmem için gerçekten o kıvama gelmem lazım yoksa çabuk pes ederiz. Bu ilişkiye gerçekten çok değer veriyorum kendimi huzurlu hissettiğim mutlu hissettiğim sayısızca an var ve olmaya devam edeceğini düşünüyorum bilemiyorum tabiki ama henüz konuşamadık partnerimle iyi sonuçlanırsa inşallah böyle devam eder:). Ailemle ilişkimi hiç kıyaslamadım aslında Ezgi hanım çünkü burası çoğunluk ve alışılmış bir düzen diğer tarafta sadece ikimiz ve çok sakin bir ortam,ailemle beraberken herkes kendi düzenindeyken ben partnerimle beraber oluyorum yani mesajlaşıp konuşuyoruz her zaman hep beraber olamayız babam tv izlerken kardeşim ders çalışıyor ve ben tek kalıyorum kendisi de o durumda öyle tabi ama o tek çocuk evi kalabalık değil oda annesini bırakmak istemiyor benim gibi evlerimizde çok uzak şimdi o yakın istiyor annesine bende babama yakın istiyorum hatta alt katında yaşasak nasıl mutlu olurum ama bu süreç biraz zor olucak gibi görünüyor.