Betül Canbel

Psk. Betül Canbel

İzmir

Genç ve Yetişkin Danışmanlığı

4.9
(201 Yorum)

Uzman Hakkında

Merhaba! Uşak Üniversitesinde Psikoloji lisans eğitimimi tamamladım. Mezuniyetimden bu yana ergen ve yetişkinlerle çalışıyor, bireylerin kendilerini keşfetmelerine ve yaşam kalitelerini artırmalarına yardımcı oluyorum.

Eğitim

  • Uşak Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • EMDR Eğitimi
  • Bilişsel Davranışçı Terapi Eğitimi
  • Evlilik ve Çift Terapisi Eğitimi
  • Minfulness Teknikleriyle Psikoterapi
  • Oyun Terapisi
  • Yetişkin Psikoterapisinde 12 Test
  • Çocuk ve Ergenlerde Bilişsel Davranışçı Terapi

Uzmanlık Alanları

Öfke Yönetimi
Tükenmişlik
Yetişkin Psikolojisi
Özgüven Problemleri
Motivasyon Sorunları
Duygular
Uyum Sorunları
Yalnızlık
İletişim Problemleri
Mükemmelliyetçilik
Stres
Erteleme Davranışı
İlişki Sorunları
Mindfulness/ Farkındalık
Evlilik ve Evlilik Öncesi Konular
Aldatılma
Duygusal Yeme
Sınav Kaygısı
Zaman Yönetimi
Kariyer Rehberliği

Çalışma Ekolleri

  • Bilişsel Davranışçı Terapi
  • EMDR Tekniği

Cevaplar (663)

Merhaba sevgili danışan,Yazdıkların derin, sarsıcı ve gerçekten iki ayrı yerden canını acıtan bir durum anlatıyor: Biri inançların, diğeri duygusal bağın. O yüzden yaşadığın şeyi “abartı”, “takıntı” ya da sadece “kıskançlık” diye küçültmek doğru olmaz. Burada gerçek bir yas, şok ve anlam kaybı var. Yaşadığın şey retroaktif kıskançlık belirtileri gösteriyor olabilir. Ama bu, senin zayıf, kıskanç ya da sorunlu biri olduğun anlamına gelmiyor. Bu durum özellikle şu koşullarda çok sık görülür:Kişinin ilk olma, özel olma, kutsallık algısı çok güçlü olduğundaİnanç temelli değerlerle büyüdüğünde“Evlilik = ilk ve tek” anlamı çok derin yerleştiğindeKarşı tarafı zihninde çok idealize ettiğindeSeni asıl yıkan şey “geçmişte bir ilişki yaşamış olması” değil. Seni yıkan şey şu üç düşüncenin aynı anda çökmesi:“Benim için kutsal olan bir şeyi o yaşamış”“Benim ilklerim vardı, onun yok”“Bu ilişki artık eşit değil”Yani bu sadece kıskançlık değil; eşitlik duygusunun bozulması, hayal edilen evlilik anlatısının yıkılması ve ilk olma kimliğinin kaybı. Bu yüzden beynin şokta. Şoktayken zihin görüntü üretir. Bu görüntüler isteyerek gelmiyor. Travmatik düşünce döngüsüdür bu. “Bana ne kaldı?” düşüncesi neden geliyor?Bu çok önemli bir nokta. Şu anda zihnin şunu yapıyor: Sevgiyi, bağlılığı ve değeri “ilk olmak” ile eşleştiriyor. Yani bilinçdışı denklem şu: “Eğer o bunları başkasıyla yaşadıysa, bana eksik bir şey kaldı. ” Ama bu bir duygusal yanılsama. Çünkü: Cinsellik = duygusal bağın tamamı değildir. Geçmişte yaşanan bir şey, bugünkü bağın değerini otomatik olarak azaltmaz. İnsanlar aynı deneyimi farklı kişilerle tamamen farklı duygularla yaşar. Ama şu an bunu hissetmeni beklemiyorum. Çünkü şok hâlindesin. Dini açıdan yaşadığın çatışma çok hassas bir yer ve bunu yok sayamayız. İnançlı biri için bu durum sadece “geçmiş” değildir; ahlaki ve vicdani bir çatışmadır. Bu rahatsızlığı hissetmen, senin imanının ya da değerlerinin güçlü olduğunu gösterir. Yanlış değil. Ama burada kendine sorman gereken çok önemli bir soru var (cevabı hemen vermek zorunda değilsin): “Ben evliliği bir ‘ilk olma’ şartıyla mı kutsal görüyorum, yoksa tövbe, değişim ve bugünkü niyetle mi?” Bu soru seni çok zorlayabilir ama iyileştirici olan budur. Kaygı, çarpıntı, ağlama neden arttı? Çünkü zihnin şu an tehdit algısı veriyor:“Yetersiz olacağım”“Heyecan veremeyeceğim”“Kıyaslanacağım”“Eksik kalacağım”Bu düşünceler gerçek değil, kaygının ürettiği senaryolardır. Şu anda kendini değil, zihnindeki görüntülerle savaşıyorsun. Şu anda yapmaman gereken şeyler. Bunlar çok önemli:Sürekli geçmiş detay sormakZihindeki görüntülerle kavga etmek“Neden böyle hissediyorum” diye kendini suçlamakHemen karar vermeye çalışmak (ayrılmak / devam etmek)Şu an karar zamanı değil. Anlama ve sakinleşme zamanı. Peki ne yapabilirsin?Düşünceyle gerçeği ayırabilirsin. Zihnine gelen her görüntü bir gerçek değil, bir düşüncedir. Geldiğinde şunu söyle: “Bu bir düşünce, şu anki ilişkimi tanımlamaz. ”Kendine zaman verebilirsin. Bu tür şoklar 1–2 haftada geçmez. Şu an hissettiğin duygular “kalıcı kararlar” için uygun değil. Kendi değerlerini netleştirebilirsin. Şu sorular üzerinde yazabilirsin:Benim için evlilikte vazgeçilmez olan ne?Affetmek mi, eşitlik mi, güven mi?Bunu zamanla taşıyabilir miyim, yoksa içimde hep yara mı kalır?Eğer bu durumu zamanla bile kabullenemeyeceğini hissediyorsan, bu seni kötü biri yapmaz. Ama bastırarak evliliğe girersen, bu duygu bitmez, sadece evlilikte başka şekillerde çıkar. O yüzden mesele “onu seviyor musun?” değil sadece. Mesele: Bu bilgiyle huzurlu bir evlilik yaşayabilir misin? Buna şimdi cevap vermek zorunda değilsin. Psikologla ve psikiyatristle görüşebilirsin. Umarım cevabım faydalı olmuştur. Değerlendirilmesini istediğin farklı bir soru olursa bizlere yeni bir soru oluşturarak iletebilirsin. Aklına takılanları yorumlarda yazabilirsin. Kendine iyi bakman dileğiyle. Sevgiler,Psikolog Betül Canbel

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan,Bunu yaşayan çok kişi var ama az kişi bu kadar net ve dürüst anlatabiliyor. O yüzden önce şunu söyleyeyim: sen “abartan”, “şımarık”, “çok şey isteyen” biri değilsin. Yaşadığın şey, evlilikten sonra duygusal temasın kesilmesiyle gelen çok gerçek bir yas ve hayal kırıklığı. Eşin evlenmeden önce sevgi dolu, temas eden, senin sınırlarına duyarlı biriymiş. Bu önemli. Çünkü bu şu anlama geliyor: Bunu yapabilen biri. Yani kapasitesi var. Ama kapasite ile süreklilik aynı şey değil. Evlilikten önce birçok insan daha “uyumlu”, daha “idare eden”, daha “karşı tarafı kaybetmemek için kendini tutan” bir yerde olur. Buna kötü niyet demiyoruz; çoğu zaman farkında bile olmadan olur. Evlenince ise şu bilinç devreye girer:“Artık garanti. Artık uğraşmak zorunda değilim. ”Bu noktada bazı insanlar gevşer, bazıları da kontrol alanlarını genişletir. Eşinin davranışları, “seni sevmediğinden” değil, evlilikle birlikte konfor alanına geçmesinden kaynaklanıyor olabilir. Ama bu, senin canının yanmasını geçersiz kılmaz. Bahsettiğin “ailesine gittiğimizde beni bırakıp erkeklerle oturmak” meselesi küçük gibi görünse de çok sembolik bir konu. Çünkü burada mesele sadece oturma düzeni değil:Seninle “birlik” olmaSeni kendi ailesinin içinde “yalnız bırakmama”“Ben senin yanındayım” hissini vermeSen bunu istemediğinde, eşin bunu “sorun” olarak görmüş. Sen, üzülmene rağmen uyum sağlamışsın. İşte burada denge bozulmuş. Çünkü sen geri adım atmışsın ama karşılığında yakınlık, şefkat, güven gelmemiş. Tam tersine, soğukluk gelmiş. Bu çok önemli bir sinyal. Sana sarılmaması, temas istememesi, ittirerek uyuması, güzel sözlerin bitmesi, ağlamana duyarsız kalması… Bunlar “küçük evlilik sorunları” değil. Bunlar duygusal ihmal göstergeleri olabilir. Duygusal ihmal şudur: Yanındayım ama senin duygularınla temas etmiyorum. ” Bu, insanı fiziksel şiddetten bile bazen daha çok yaralar. Çünkü insan kendi kendine şunu sormaya başlar:“Ben mi iticiyim?”“Beni mi sevmiyor?”“Yanlış bir şey mi yaptım?”Bu soruların hiçbiri senin suçun değil. Ağlamana duyarsız kalması neden bu kadar acıtıyor?Çünkü ağlamak, bir ilişkide son savunma hattıdır. İnsan ağladığında şunu der: “Artık tek başıma baş edemiyorum, lütfen beni gör. ”Eşinin buna kayıtsız kalması sende şu duyguyu yaratmış: “Benim acım onun için bir şey ifade etmiyor. ”Bu noktada senin içinde sevgi değil, kırgınlık ve uzaklaşma birikmeye başlar. Bu birikim çok tehlikelidir, çünkü bir süre sonra ağlamak bile gelmez. İçten içe kapanırsın. “Eşim nasıl düzelir?” sorusunun gerçek cevabı. Burada dürüst olmam gerekiyor: Eşin sen sustukça, uyum sağladıkça, idare ettikçe düzelmez. Çünkü şu an onun zihninde şu denklem var: "Ben böyle davransam da evlilik devam ediyor. ”Düzelme ancak şu olduğunda başlar:Sen duygunu ağlayarak değil, netlikle ifade ettiğinde“Beni ittirmen beni incitiyor” dediğinde“Ben sevgisiz bir evlilikte kalamam” diyebildiğindeOnun davranışlarının bir sonucu olduğunu gördüğündeBu tehdit etmek değildir. Bu sınır koymaktır. Şu an sen şunu yapıyorsun: "Ben değişirsem, o eski haline döner. ” Bu düşünce çok yorucu ve genelde sonuç vermez. Çünkü ilişkide tek taraflı fedakârlık, zamanla sevgiyi değil öfkeyi büyütür. Eşinin değişmesi için:Önce sorunu kabul etmesi“Seni ihmal ediyorum” diyebilmesiYakınlık kurma konusunda sorumluluk alması gerekir. Bunlar senin tek başına yapabileceğin şeyler değil. Şu anda sen ne yapabilirsin?Ağlayarak anlatmayı bırakabilirsin. Duygunu kısa, net ve sakin cümlelerle ifade edebilirsin. Örneğin: “Bu evlilikte kendimi yalnız hissediyorum. ”“Bana temas etmediğinde değersiz hissediyorum. ”Davranışa odaklanabilirsin, kişiliğe değil. Umarım cevabım faydalı olmuştur. Değerlendirilmesini istediğin farklı bir soru olursa bizlere yeni bir soru oluşturarak iletebilirsin. Aklına takılanları yorumlarda yazabilirsin. Kendine iyi bakman dileğiyle. Sevgiler,Psikolog Betül Canbel

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan,Anlattıkların çok anlaşılır ve aslında düşündüğünden çok daha “insani”. Unutamadığını söylediğin şey sadece bir kişi değil; onun sende uyandırdığı duygu, ihtimal, bağ ve “iyi gelme” hâli. İnsan bazen bir ilişkiyi değil, o ilişki içindeyken hissettiği kendini özler. Özellikle sanal ilişkilerde bu daha da yoğun yaşanır; çünkü gerçekliğin boşluklarını zihin doldurur ve bağ, çoğu zaman gerçekte olduğundan daha güçlü hissedilir. Bu ilişki sana hem iyi gelmiş hem de kaygılandırmış. Bu ikili yapı çok önemli bir ipucu. Bir yandan konuşmalar rahatlatıcı, anlaşılmış hissettiren bir alan yaratmış; diğer yandan “sonumuz ne olacak?” sorusu seni sürekli tetikte tutmuş. Yani bu bağ, güven veren bir yer değil; belirsizlik üreten bir yer olmuş. Buna rağmen kopmak zor gelmiş çünkü belirsizlik bile bazen yalnızlıktan daha tanıdık gelir. İnsan bildiği acıya, bilmediği boşluktan daha kolay katlanır. Engellemiş olmanız ve üç aydır konuşmuyor olmanız, zihinsel olarak bir kopuş gibi görünse de duygusal olarak bağ hâlâ çalışıyor. Stalklama davranışı bunun en net göstergesi. Stalklamak çoğu zaman “onu istiyorum”dan çok “kontrol etme ihtiyacı”dır. Çünkü bağ kopunca zihin şu soruyla baş başa kalır: “Benim için artık ne ifade ediyorum?” Onu izlemek, bu sorunun yarattığı boşluğu kısa süreliğine bastırır. Ama her baktığında yara yeniden kanar. Başkalarıyla konuşurken “görüldü” gibi küçük bir tetikleyiciye bile aşırı öfke hissetmen de bu yüzden. Aslında kızdığın şey karşı taraf değil; geçmişte yaşadığın değersizlik ve bekletilme hissinin yeniden canlanması. Zihin, “Bir daha aynı şey olmasın” diye seni korumaya çalışıyor ama bunu sert ve keskin bir savunmayla yapıyor: kestirip atmak. Bu bir bozukluk değil, savunma mekanizması. Şu anda iki parçan çatışıyor gibi: Bir yanın bağ kurmak, konuşmak, yeniden yakınlık hissetmek istiyor. Diğer yanın “Hazır değilim, hâlâ onu taşıyorum” diyor. Bu çatışma çözülmeden yeni bir ilişki sağlıklı ilerlemez. Ama bu, kimseyle konuşmaman gerektiği anlamına da gelmez. Buradaki mesele şu: Yeni biriyle konuşmayı, eski yarayı kapatmak için mi yapıyorsun, yoksa gerçekten merak ve temas isteğinden mi? Eğer ilk sebeptense, her “görüldü”, her gecikme eski ilişkiyi sana tekrar yaşatır. Unutmak zorunda değilsin. Toplumda “unutmak” çok abartılan bir hedef. Asıl hedef, hatırladığında canının bu kadar yanmaması. Bunun için de bazı net adımlar gerekiyor:Stalklamayı bırakmak. Bu zor ama çok kritik. Kendine “Bir bakayım ne yapıyor” dediğinde aslında kendine şunu yapıyorsun: iyileşmeye çalışan yarayı her gün kaşıyorsun. İyileşme kaşımayla olmaz. İstersen bunu kademeli yap; önce bakma sıklığını azalt, sonra tamamen bırak. Ama şunu bil: stalkladıkça geçmeyecek. Bu ilişkiye bir “anlamlandırma” getirmen gerekiyor. “Toksikti ama iyiydi” cümlesi zihni kilitler. Bunun yerine şunu netleştir: Bu ilişki bana neyi gösterdi? Muhtemelen görülme ihtiyacını, bağlanma kapasiteni ve aynı zamanda belirsizliğe ne kadar tahammül ettiğini. Bu bir başarısızlık değil; bir öğrenme alanı. Yeni insanlarla iletişimi ya hep ya hiç gibi görmemek. “Hazır değilim” demek, kendini eve kapatmak demek değil. Daha yavaş, daha sınırlı, daha beklentisiz temaslar mümkün. Ama sınırın şu olmalı: biri sende kaygı üretmeye başladığında, bunu görmezden gelmemek. Eskiden yaptığın gibi “bir umut” diye beklememek. Sağlıklı iletişim bu devirde yok değil ama sağlıksız olan daha görünür. Sen şu an iyileşme sürecindesin ve bu süreçte seçiciliğin artması çok normal. Kendine kızmak yerine şunu sor: “Ben şu an neye hazır değilim?” Cevap çoğu zaman kişide değil, içindeki yaralı yerde olur. Unutamadığını düşündüğün şey zamanla silinmeyecek belki ama dönüşecek. Bir gün biri “görüldü” attığında değil, gerçekten yanında olduğunda sakin kalabildiğini fark edeceksin. Orası iyileşmenin başladığı yerdir. Umarım cevabım faydalı olmuştur. Değerlendirilmesini istediğin farklı bir soru olursa bizlere yeni bir soru oluşturarak iletebilirsin. Aklına takılanları yorumlarda yazabilirsin. Kendine iyi bakman dileğiyle. Sevgiler,Psikolog Betül Canbel

Devamını Oku...