Şirketiniz için teklif alın

Bu form üzerinden hassas bilgileri (kredi kartı numarası, şifre, vb.) kesinlikle paylaşmayın.

  • Psikologca
  • Blog
  • “Sonsuz Döngü: Yineleme Zorlantısının Psikolojik Labirenti”
Psikoloji

“Sonsuz Döngü: Yineleme Zorlantısının Psikolojik Labirenti”

Psk. Özgür Sarımaden 9 Aralık 2024

Bu yazımız, hayatımızda tekrar eden ilişki, duygu ve davranış döngülerini anlamak için "yineleme zorlantısı" kavramını ele alıyor. Travmatik deneyimlerin bilinçaltımızda nasıl derin izler bıraktığını ve bu izlerin bizi farkında olmadan aynı senaryolara çektiğini açıklıyor. Metaforik bir labirent üzerinden, bu döngülerden çıkış yollarını keşfetmek için farkındalık, travmalarla yüzleşme ve yeni yaklaşımlar geliştirme önerileri sunuyor.

Döngü İçinde Kaybolmak


Hepimizin hayatında, farkında bile olmadan defalarca tekrarladığımız duygular, davranışlar veya ilişkiler vardır. İlk bakışta bu durumlar tesadüf gibi görünebilir, ama aslında zihnimizin derinlerinde bir şeyler bizi bu döngülere çeker. Bir ilişki bitmiştir, ama bir sonraki ilişki aynı sorunlarla karşımıza çıkar. İş yerinde bir durum bizi rahatsız eder, ama başka bir yerde benzer bir senaryoyla karşılaşırız. Bu döngülerin nedeni, psikolojide “yineleme zorlantısı” olarak bilinen bir mekanizmadır.


Yineleme zorlantısı, travmatik veya olumsuz deneyimlerin, çözülmeden ve anlamlandırılmadan bilinçaltımızda yer bulmasıyla ortaya çıkar. Bu yazıda, bu derin psikolojik mekanizmayı bir metafor üzerinden anlamaya çalışacağız: bir labirent.

Labirentin İlk Girişi: Travmanın Ayak İzleri

Labirentin İlk Girişi: Travmanın Ayak İzleri

Hayat bir labirent gibidir. Her biri bizi farklı çıkışlara, farklı deneyimlere götüren yollarla doludur. Ancak, travmatik bir olay yaşadığımızda, labirentin bir noktasında kaybolabiliriz. O an, yaşadığımız olayın yoğunluğu ve çözülmeden kalışı, zihnimizde derin bir iz bırakır. Bu iz, bizi farkında olmadan aynı yola geri götürür.


Diyelim ki, bir çocuk olarak bir yetişkinin sevgisini kazanmak için sürekli çabaladınız. O sevginin eksikliği, size “Ben yeterli değilim” düşüncesini yerleştirmiş olabilir. Yıllar sonra, yetişkin bir birey olarak bir ilişkide kendinizi yine aynı senaryonun içinde bulabilirsiniz: partnerinize sürekli sevgi ve ilgi sunmaya çalışır, ama yeterince karşılık alamadığınızda kendinizi yetersiz hissedersiniz. İşte bu, travmanın sizi labirentin aynı noktasına geri çekmesidir.


Neden Tekrar Ediyoruz? Labirentteki Tuzaklar


Freud’un tanımladığı bu mekanizma, bilinçaltımızın çözülmemiş meseleleri çözme çabasından kaynaklanır. Zihnimiz, bir labirentte kaybolmuş bir gezgin gibi, aynı yolu tekrar tekrar dolaşır, çünkü çıkışı bulma umudu taşır. Ancak aynı yollardan geçmek, aynı sonuçları doğurur: hayal kırıklığı, öfke, ve çaresizlik.


Bir başka metaforla açıklamak gerekirse, zihnimiz bir plak gibi düşünün. Travma, o plağın yüzeyinde bir çizik oluşturur. Ne zaman o çizik noktaya ulaşsak, plak takılır ve aynı melodiyi tekrar tekrar çalar. Bu melodi, bazen bir ilişki biçimi, bazen iş yerindeki bir senaryo, bazen de kendi kendimize söylediğimiz olumsuz bir iç sestir: “Yine başaramadım. Yine terk edildim. Yine anlaşılmadım.

Labirentin Duvarlarına Çarpmak: Yineleme Zorlantısının Sonuçları

Labirentin Duvarlarına Çarpmak: Yineleme Zorlantısının Sonuçları

Bu döngüler, zamanla yorucu hale gelir. Bir çıkış yolu bulamamak, kişinin hem kendine hem de çevresine karşı olumsuz duygular geliştirmesine neden olabilir. Örneğin:


   •      İlişkilerde Tekrar Eden Sorunlar: Sürekli aynı tip insanlara çekildiğinizi fark edebilirsiniz. Kontrolcü ya da duygusal olarak mesafeli partnerlere yönelmek, geçmişte yaşadığınız bir bağlanma sorununu çözmeye çalıştığınızın bir işareti olabilir.

   •      İş Hayatındaki Döngüler: Sürekli toksik iş yerlerinde çalışmak veya haksızlığa uğradığınızı hissetmek, kendi değerinizle ilgili bilinçaltındaki bir inancı yansıtır.

   •      Kendi Kendine Sabotaj: Aynı hataları tekrarlamak veya fırsatları kaçırmak, zihninizin size tanıdık olan güvensizlik veya başarısızlık hissine dönme çabasıdır.


Labirent, dışarıdan bakıldığında karmaşıktır, ama içerideyken daha da kafa karıştırıcıdır. Çünkü içeride, her yol aynı gibi görünür. Bu, yineleme zorlantısının tuzağıdır: travmayı yeniden yaşama çabası, bizi iyileştirmek yerine daha derine çeker.

Labirenti Anlamak: Çıkışı Bulmak İçin İlk Adım

Peki, bu döngülerden nasıl çıkabiliriz? Labirentte kaybolan bir gezginin yapacağı ilk şey, bulunduğu noktayı anlamak ve haritayı yeniden çizmektir.


     1. Duygusal Farkındalık Geliştirin: Kendinizi tekrar eden bir durumda bulduğunuzda, bir adım geri çekilip şu soruları sorun:

        • Bu durum daha önce yaşadığım hangi olaylara benziyor?

        • Hissettiğim duygular, geçmişte hangi anıları çağrıştırıyor?

        • Bu döngüden ne öğrenmeye çalışıyorum?

     2. Kök Nedenleri Araştırın: Yineleme zorlantısının temel nedeni, çözülmemiş bir travma ya da bastırılmış bir duygudur. Terapide bu kök nedenleri bulmak, aynı döngülere geri dönme ihtimalinizi azaltabilir. Örneğin, geçmişte yeterince sevgi görmediğiniz için sürekli sevgi arayışına girdiğinizi fark edebilirsiniz.

     3. Alternatif Yolları Deneyin: Labirentten çıkmak için farklı yollar denemelisiniz. Eğer hep aynı tip insanlara yöneliyorsanız, bu kez farklı özelliklere sahip biriyle ilişki kurmayı deneyin. Aynı hataları tekrarlamamak için, bilinçli olarak yeni bir yaklaşım geliştirin.


Kendi Labirentinizi Yaratmak: Kontrolü Ele Almak


Labirentin bir diğer özelliği, içinde kaybolmanın sizi büyütebilmesidir. Çünkü her yol, kendinizi daha iyi tanımanız için bir fırsattır. Yineleme zorlantısının farkına vardığınızda, bu döngülerden birer öğrenme alanı yaratabilirsiniz.


Bir metafor olarak, labirent aslında bir hapishane değil, bir eğitim alanıdır. Onun içine girmemizin nedeni, kaybolmak değil; çıkışı bulmaktır. Kendimize karşı şefkatli ve anlayışlı olduğumuzda, her çarpışma, her geri dönüş bir öğrenme fırsatına dönüşebilir.

Labirentten Çıkış Var mı?

Labirentten Çıkış Var mı?

Yineleme zorlantısı, zihnimizin çözülmemiş meseleleri çözme çabasıdır. Ancak bu döngüler, farkında olunmadığında bizi daha derin bir karanlığa çekebilir. Labirentte kaybolmuş bir gezginin çıkışı bulması gibi, bu döngülerden çıkmak da mümkündür.


Bu süreçte, geçmişinizle yüzleşmekten korkmayın. Döngülerin farkına varmak ve bu farkındalıkla hareket etmek, sizi aynı yollara tekrar tekrar sokmaktan kurtarabilir. Unutmayın, labirent sizin kontrolünüzdedir. Ve her labirentin bir çıkışı vardır—yeter ki, haritanızı doğru çizin.


Kendi hayatınızdaki labirenti anlamak için bir terapistten destek almayı da düşünebilirsiniz. Çünkü bu yolculuk, sizin için daha sağlıklı bir geleceğin kapısını aralayabilir.


Not: Kendinize Şefkatle Yaklaşın


Bu yazıdaki metafor, yineleme zorlantısını anlamak ve kabul etmek için bir araçtır. Siz de kendi labirentinizi tanımlayabilir ve kendinize şefkatle yaklaştığınız bir yolculuğa başlayabilirsiniz.


Unutmayın, yolculuğun en önemli parçası, ona başlama cesaretini göstermektir !



“Sonsuz Döngü: Yineleme Zorlantısının Psikolojik Labirenti”
İyilik haline giden yol bir soruyu sormakla başlayabilir. Psikoloğumuza ücretsiz olarak danışarak daha iyi hissetmek mümkün.

Hayatınızda Tekrar Eden Döngüleri Keşfetmeye Hazır mısınız?


Hiç aynı sorunların, ilişkilerin veya hislerin sürekli tekrar ettiğini düşündünüz mü? Bu tekrarların aslında tesadüf olmadığını biliyor muydunuz? Psikolojik bir labirentte dolaşıyor olabiliriz.

Peki ya sizin labirentiniz?

  1. Sürekli aynı tip insanlara mı çekiliyorsunuz?
  2. Aynı sorunlarla karşılaşmaktan yoruldunuz mu?
  3. Kendinizi bu döngülerin içinde kaybolmuş mu hissediyorsunuz?

Düşüncelerinizi paylaşarak bu konuya farklı bir bakış açısı getirebilirsiniz. Hadi, bu psikolojik labirenti birlikte keşfedelim! Sizi en çok düşündüren veya çözmek istediğiniz bir döngü nedir?

Etiketler:

alışkanlık
travmalar
kaygı
ÖZSAYGI
Çalışan Esenliğini Artırın

Çalışanlarınızın mutluluğunu artıracak özel çözümleri birlikte keşfedelim. Size uygun planlarımız için bizimle hemen iletişime geçerek kurumunuza yeni avantajlar kazandırın.

Benzer Yazılar

Kontrol Yanılsaması Nedir?
Psikoloji

Kontrol Yanılsaması Nedir?

Araştırmalar, bu yanılsamanın çok yaygın olduğunu gösteriyor çünkü hepimiz kontrol yanılsamasına yatkınız. Kontrol duygusu rahatlatıcı ve arzu edilir olduğundan, bu yanılsama çok uzun süredir var olan bir duygudur! Etrafımızdaki şeyleri etkileme gücüne sahip olduğumuza inandığımızda kendimizi iyi hissederiz, ancak kontrolümüzü kaybetmiş ve çaresiz hissetmek derinden rahatsız edici olabilir. 1970'lerin başında yapılan bir çalışmada Glass ve meslektaşları katılımcılardan, arkaplanda rastgele aralıklarla yüksek ve rahatsız edici bir uğultu sesi çalarken basit bir görevi tamamlamalarını istediler. Katılımcıların bir grubu " Kontrolü olan " gruba, araştırmacılara gürültünün durmasını istediklerini ancak bunu yapmamalarının çok tercih edildiğini bildirmek için bir düğmeye basabilecekleri söylendi. "Kontrolü Olmayan " grupta ise böyle bir talimat verilmedi. Her iki grup da görevleri tamamlasa da, sıkıntı seviyeleri de ölçüldü. İlginç bir şekilde, çalışma katılımcıların neredeyse tamamının düğmeye basmadan aktivitenin sonuna ulaştığını gösterirken, Algılanan Kontrolü Olmayan grubunun önemli ölçüde daha sıkıntılı olduğunu ve daha fazla hata yaptığını gösterdi. Bu sonuç, sadece hoş olmayan bir durumu durdurabileceğimize inanmamızın bile buna tahammül etmemizi kolaylaştırdığını gösterdi! Yani, bir yandan, kontrol yanılsaması bizim için iyidir - kontrol ihtiyacımızı tatmin eder ve bizi çaresiz hissetmekten korur. Ancak, karanlık bir tarafı da vardır. Dış olaylar üzerindeki kontrolümüzü abartmak da zihinsel sıkıntımıza katkıda bulunabilir. Kontrol edilemeyen sonuçlar üzerinde kontrolümüz olduğuna inanmak, etkisiz, yararsız veya hatta zararlı eylemlere zaman ve enerji harcama olasılığımızı artırır. Kaynaklarımız, sonucu hiç etkilemeyen davranışlarda bulunarak boşa harcanır ve hayatımıza gerçekten fayda sağlayan diğer şeylerden uzaklaşırız. Bu, endişelenmeye veya kaçınmaya yol açabilir. Örneğin, sosyal kaygısı olan kişiler başkalarının kendileri hakkındaki algıları konusunda endişeli olabilir. Nasıl göründükleri, konuştukları ve davrandıklarıyla meşgul olabilirler ve sevilmelerini etkilemesi umuduyla tüm "doğru" şeyleri yaptıklarından emin olabilirler. Başkalarının bakış açıları üzerindeki bu aşırı kontrol, bunun yerine artan kaygıya ve gerçek ve tatmin edici bağlantılar kurma zorluğuna yol açabilir. Sonunda, kontrol sahibi olma ihtiyacı bizi kontrol etmeye başlar!Sonuçlar bizim istediğimiz gibi gitmediğinde, bunun üzerinde kontrol sahibi olduğumuzu varsaymak kendimizi suçlamaya, pişmanlığa, hayal kırıklığına ve düşünmeye yol açabilir. Aramızda hangimiz hüzünlü olmadık ve bir durumu değiştirebilecekleri tüm yolları düşünmedik ki?Örneğin arkadaşım COVID-19 testi yaptırdı ve sonucunun çıkması 6 gün sürdü. Bu 6 günlük izolasyon sırasında, farklı bir test merkezine gitmesi gerekip gerekmediğini merak etti ve başkalarının sonuçlarını daha çabuk aldığını duyduğunda kötü bir seçim yaptığı için kendini suçladı. Testi nerede yaptırırsa yaptırsın sonucun ne zaman geleceği üzerinde hiçbir etkisi olmadığını bilmesine rağmen, kontrol yanılsaması pençelerini derinlere batırdı ve o 6 günü acı dolu hale getirdi. Bu size tanıdık geliyor mu? Kendimizi azarlıyor ve suçluyoruz, yapmamız ve yapmamamız gereken her şeyi düşünüyoruz, zihnimiz aynı düşünceleri tekrar tekrar geçiriyor. Ancak bildiğimiz gibi, gerçek muhtemelen kararlarımızın sonuç üzerinde sınırlı bir etkiye sahip olduğu ve farklı davranmış olsak bile işler daha iyi olmayabilirdi. Pişmanlık doğal ve geçmiş hatalardan ders çıkarmak büyümenin ayrılmaz bir parçası olsa da, değiştirilemeyen geçmiş bir olaya odaklanmak bir kontrol yanılsamasıdır. Peki, şimdi kontrol yanılsamasını bildiğimize göre, bu konuda ne yapabiliriz?Zihinsel sağlığın temel taşlarından biri esnekliktir; düşünme, davranma ve duygularımızla ilişki kurma biçimimizde. Kontrol ihtiyacına odaklanmak genellikle esnekliği engeller ve tatmin edici ve ilgi çekici bir hayatın tadını çıkarma kapasitemizi sınırlar. İronik olarak, katı kontrol duygusunu bırakarak, esnek bir pozisyondan daha fazla "kontrol" elde edebiliriz. Bu, hayatın farklı alanlarında sahip olduğumuz kontrol derecesinin sınırlı olduğunu kabul etmeyi ve her şeyi dar bir şekilde tanımlanmış bir konfor alanında tutmak için çaba harcamak yerine bu fikirle rahat olmayı içerir. Etki alanımızda neyin olduğunu ve neyin olmadığını anladığımızda, enerjimizi gerçekten üretken olan yollarla yeniden yönlendirmeye başlayabiliriz. Etki alanımızı bilmek, sonuca aşırı odaklanmaktan geri adım atabileceğimiz ve bunun yerine sürece ve anlamlı bir hayatı teşvik eden şeylere odaklanabileceğimiz anlamına gelir. Esnek olmak ayrıca kontrolümüz dışındaki durumları bırakma yeteneğimizi geliştirir ve bizi tüm kendini suçlama ve düşünmeden korur. Kontrol yanılsamasına kurban gittiğiniz durumları fark ettiniz mi acaba? Bunu fark etmek ve etiketlemek, abartılı bir kontrol duygusunu sürdürmeye yönelik beyhude çabalarımızdan vazgeçmeye doğru atılacak harika bir ilk adımdır.

Psikologca 20 Ekim 2024