Psk. Neslihan Fındıkoğlu
Kocaeli
Çözüm Odaklı Terapi Bilişsel Davranışçı Oyun Terapisi Çocuk Merkezli Oyun Terapisi
Uzman Hakkında
Merhaba, ben psikolog Neslihan.Bu platformun kurulma amacına hizmet etmek ve değerli sizlerin sorularına yanıt vererek sizlere yardımcı olmak adına buradayım.
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- Çocuk Merkezli Oyun Terapisi
- Bilişsel Davranışçı Oyun Terapisi
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Bilişsel Davranışçı Terapi
- Çözüm Odaklı Terapi
Cevaplar (4)
Sevgili danışan,yazdıklarını dikkatle okudum. Hissettiklerin çok anlaşılır ve oldukça yoğun görünüyor. Birini uzun süre sevmek, onun küçük davranışlarından anlam çıkarmaya çalışmak insanı hem umutlandırır hem de zaman zaman kafa karışıklığına sürükler. Onun sana bakması, gülümsemesi ya da seni fark ettiğini gösteren davranışlar elbette hoş ve anlamlı hissettirebilir. Ancak şunu unutmamak önemli: Bu tür işaretler her zaman romantik bir duygunun kesin göstergesi olmayabilir. Bazen insanlar sadece tanıdıkları birine karşı sıcak davranabilir, bazen de farkında olmadan karşı tarafa umut verecek şekilde davranabilirler. “Beni seviyor mu?” sorusunun net cevabını ne yazık ki dışarıdan bu davranışlara bakarak kesin olarak vermek mümkün değil. Ama şunu söyleyebilirim: Birinin gerçekten ilgisi varsa, bu genellikle daha net, daha tutarlı ve daha doğrudan bir şekilde kendini gösterir. Sadece bakışlar ya da arada sırada gelen davranışlar yerine, iletişim kurma çabası olur. Senin için en sağlıklı yol, tamamen varsayımlar üzerinden ilerlemek yerine durumu biraz daha netleştirmek olur. Hemen duygularını açmak zorunda değilsin ama küçük bir adım atabilirsin. Mesela onunla basit bir konuşma başlatmak, selam vermek, kısa bir iletişim kurmak sana daha gerçekçi bir fikir verebilir. Onun sana nasıl karşılık verdiğini görmek çok daha belirleyici olur. Ayrıca şunu da düşünmeni isterim: Onu seviyor olman çok değerli ama bu süreçte kendi duygularını yıpratmamak da en az onun kadar önemli. Sürekli “acaba seviyor mu, sevmiyor mu” düşüncesi seni yorabilir. Eğer zamanla iletişim kurabilirsen ve onun da sana karşı bir ilgisi olduğunu hissedersen, o zaman duygularını daha açık ifade etmeyi düşünebilirsin. Ama şu an için önce küçük ve doğal bir iletişim kurmak daha sağlıklı bir adım olur.
Merhaba sevgili danışan, Anlattıklarınız uzun süredir içinizde biriktirdiğiniz, sizi gerçekten yoran ve duygusal olarak yıpratan bir süreci gösteriyor. Özellikle bir zamanlar kendinizi güvende ve değerli hissettiğiniz bir ilişkinin değiştiğini fark etmek insan için oldukça sarsıcı olabilir. Bu nedenle yaşadığınız kırgınlık, kafa karışıklığı ve içe çekilme duyguları çok anlaşılır. Evliliğinizin ilk yıllarında eşinizle aranızda daha yakın, paylaşımın olduğu bir ilişki olduğunu anlatıyorsunuz. Böyle bir bağın zamanla değişmesi çoğu zaman kişide “Nerede yanlış yaptım?” ya da “Beni artık eskisi gibi sevmiyor mu?” gibi sorulara yol açabiliyor. Özellikle eşinizin ailesiyle ilgili koyduğunuz sınırlar sonrasında ilişkinizde bazı gerilimlerin ortaya çıkmış olması da sizin zihninizde bu değişimin nedenini sorgulamanıza yol açmış gibi görünüyor. Burada önemli bir noktaya değinmek isterim: Bir insanın saygı görme ihtiyacı ve özellikle başkalarının yanında küçük düşürülmemek istemesi son derece temel ve sağlıklı bir beklentidir. Eşinizin sizi kıran davranışları karşısında rahatsızlık duymanız ya da bunu dile getirmeniz “takıntılı olmak” anlamına gelmez. Aksine, bu durum sizin duygusal sınırlarınızı korumaya çalıştığınızı gösterir. Diğer taraftan eşinizin davranışlarının tamamen tek bir nedene bağlı olması da her zaman mümkün olmayabilir. Bazen zamanla değişen yaşam koşulları, iş ortamı, aile dinamikleri veya kişisel stresler ilişkideki iletişim biçimini etkileyebilir. Ancak sebep ne olursa olsun, ilişkide saygının ve karşılıklı anlayışın korunması oldukça önemlidir. Şu an sizin için en zorlayıcı olan şeylerden biri de sanırım kendinizi ifade ettiğinizde anlaşılmadığınızı hissetmeniz. İnsan anlaşılmadığını düşündüğünde zamanla geri çekilir, sessizleşir ve iç dünyasında daha fazla düşünmeye başlar. Sizin “neşemi kaybettim” şeklindeki ifadeniz de bu içe çekilmenin bir sonucu gibi görünüyor. Böyle durumlarda bazen eşler birbirlerinin ne hissettiğini gerçekten duymakta zorlanabilirler. Bu yüzden sakin bir zamanda, suçlayıcı olmayan bir dille sadece kendi duygularınızı anlatmaya çalışmanız faydalı olabilir. “Böyle yaptığında kendimi değersiz hissediyorum” gibi ifadeler, karşı tarafın savunmaya geçmeden sizi duymasını bazen kolaylaştırabilir. Şunu da unutmamak önemli: Bir ilişkide sevgi kadar saygı, incelik ve karşılıklı değer görme hissi de çok kıymetlidir. Sizin yaşadığınız kırgınlıklar gerçek ve anlaşılır duygular. Kendinizi suçlamak yerine duygularınızı fark etmeniz ve onları ifade edebilmeniz aslında oldukça güçlü bir adımdır. Zaman zaman ilişkiler zor dönemlerden geçebilir; önemli olan bu süreçte kişinin kendi değerini unutmaması ve duygularını yok saymamasıdır.
Merhaba,Öncelikle yaşadığınız duyguları bu kadar açık bir şekilde ifade edebilmeniz çok kıymetli. Yazdıklarınızdan uzun süredir yoğun bir zihinsel yük taşıdığınız anlaşılıyor. Sürekli düşünmek, kaygı duymak, başladığınız işleri tamamlayamamak ve yorgun hissetmek insanı gerçekten çok tüketebilir. Bu durumun sizi çaresiz ve güçsüz hissettirmesi de oldukça anlaşılır bir şey. Şunu özellikle söylemek istiyorum ki: Bu yaşadıklarınız sizin “zayıf” olduğunuz anlamına gelmez. Aksine, uzun süredir zihinsel ve duygusal olarak çok fazla yük taşıyor olabilirsiniz. Bazen yoğun kaygı, düzensiz uyku, bitmeyen düşünceler ve yorgunluk bir araya geldiğinde insanın odaklanması, karar vermesi ve başladığı işleri sürdürmesi zorlaşabilir. Bu oldukça insani bir durumdur ve birçok kişi hayatının belli dönemlerinde benzer süreçlerden geçebilir. Kendinizi başarısız olarak tanımladığınızı yazmışsınız fakat hayatınızda çok önemli bir rolünüz olduğunu da hatırlatmak isterim: siz bir annesiniz. Bir çocuğun bakımını üstlenmek, onunla ilgilenmek başlı başına büyük bir sorumluluk ve emektir. Çoğu zaman insanlar bunu “başarı” olarak görmeyebilir ama aslında bu oldukça değerli ve güçlü bir roldür. Şu an yaşadığınız durumla başa çıkmak için kendinize küçük ve ulaşılabilir adımlar koymanız yardımcı olabilir. Örneğin:Gün içinde yapılacak tek bir küçük hedef belirlemek ve sadece onu tamamlamaya odaklanmakUyku düzenini yavaş yavaş toparlamaya çalışmak (her gün aynı saatlerde uyumaya ve uyanmaya yaklaşmak gibi)Gün içinde zihninizi biraz sakinleştirecek kısa yürüyüşler veya nefes egzersizleri yapmakKendinize karşı daha şefkatli bir iç dil geliştirmeye çalışmakŞu anda kendinizi çok yorgun ve tükenmiş hissediyor olabilirsiniz ancak bu durumun değişmesi mümkün. İnsan zihni doğru destek, anlayış ve küçük ama düzenli adımlarla yeniden toparlanabilme gücüne sahiptir. Kendinize biraz zaman tanımanız ve yükünüzü tek başınıza taşımak zorunda olmadığınızı hatırlamanız önemli. Burada paylaştıklarınız çok değerli. Kendinizi ifade etmeye devam etmeniz, hislerinizi bastırmak yerine konuşabiliyor olmanız aslında iyileşme yolunda atılmış önemli bir adımdır.
Merhaba, paylaştıklarınız için teşekkür ederim. Böyle bir konuyu açıkça ifade edebilmek cesaret ister, bunu özellikle belirtmek isterim. Öncelikle şunu söylemek önemli: Cinsel ilişki sırasında farklı senaryolar hayal etmek, bazı fanteziler kurmak tek başına bir “hastalık” göstergesi değildir. Pek çok insanın cinsel yaşamında zihinsel fanteziler yer alabilir. Burada belirleyici olan şey, bu düşüncelerin sizin kontrolünüz dışında olup olmaması ve eşinizin rızası ile uyumlu ilerleyip ilerlemediğidir. Anlattıklarınızdan şunu anlıyorum: İlişki sırasında eşinizin başka erkeklerle temas ettiğini hayal etmek sizde bir uyarılma yaratıyor; ancak ilişki sonrasında bu düşünce size yabancı geliyor ve hatta kıskançlık duygularınız ağır basıyor. Bu durum bazen cinsel uyarılma ile gündelik duygusal bağın birbirinden farklı işlemesiyle ilgili olabilir. Yani zihinsel bir senaryo, gerçek hayattaki değerlerinizle birebir örtüşmek zorunda değildir. Ancak burada çok önemli bir nokta var: Eşiniz bu durumdan rahatsız olduğunu açıkça ifade etmiş. Cinsel yaşamda her iki tarafın da sınırları ve rızası esastır. Eğer eşiniz bu söylemlerden huzursuz oluyorsa, bu noktada ısrar etmek ilişkinizde güven ve yakınlık açısından zarar verici olabilir. “Kıskanıyorum ama o an hoşuma gidiyor” dediğiniz yerde üzerinde durulabilecek bazı psikolojik dinamikler olabilir. Bazen yoğun kıskançlık, sahiplenme ya da kontrol ihtiyacı cinsellikle iç içe geçebilir. Bazen de yasak/rekabet teması uyarılmayı artırabilir. Bunun altında yatan kişisel geçmiş, özgüven, bağlanma biçimi ya da cinselliğe dair öğrenilmiş kalıplar bir uzmanla çalışıldığında daha net anlaşılabilir. Bu bir “tedavi edilmesi şart hastalık” olarak etiketlenecek bir durum değil; ancak eşiniz rahatsız olduğu için ve siz de bu çelişkiyi anlamak istediğiniz için bir cinsel terapi ya da bireysel terapi süreci size fayda sağlayabilir. Böyle bir süreçte amaç sizi yargılamak değil, bu fantezinin kaynağını anlamak ve ilişkinize zarar vermeden nasıl bir yol izleyebileceğinizi birlikte keşfetmektir. Şimdilik atabileceğiniz ilk adım, eşinizin sınırına saygı duymak ve bu tür söylemleri onun istemediği şekilde tekrar etmemek olacaktır. Ardından, kendi içinizde şu sorular üzerinde düşünebilirsiniz:Bu senaryolar ilk ne zaman başladı?Bu düşünceler daha çok hangi duygularla birlikte ortaya çıkıyor?Gerçekleşmesini ister miyim, yoksa sadece zihinsel bir kurgu olarak mı kalmalı?Tekrar belirtmek isterim ki cinsel fanteziler tek başına sizi “hasta” yapmaz. Önemli olan, bunun sizin ve eşinizin psikolojik iyiliğine nasıl yansıdığıdır.