Uzm. Kl. Psk. Edanur Dağ
İstanbul
Depresyon, anksiyete, travma, kişilerarası problemler Bilişsel davranışçı terapi/ kişilerarası ilişkiler psikoterapisi
Uzman Hakkında
Ben Uzman Klinik Psikolog Edanur Dağ.
3 yıllık psikoterapistlik deneyimim süresince ergen ve yetişkinlerle Bilişsel Davranışçı Terapi ve Kişilerarası İlişkiler Psikoterapisi ekolleri çerçevesinde; depresif süreçler, stres ve kaygı yönetimi, travma sonrası destek, kişilerarası problemler ve yaşam kalitesini artırıcı müdahaleler gibi konular üzerine çalıştım.
Eğitim
- İstanbul Beykent Üniversitesi - Yüksek Lisans
- İstanbul Üniversitesi - Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- İleri düzey bilişsel davranışçı terapi
- Kişilerarası ilişkiler psikoterapisi
- MMPI Uygulayıcı Eğitimi
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- BDT ve KİPT
Cevaplar (3)
Merhabalar, içinde bulunduğunuz durumu ve üzerinizdeki etkilerini çok güzel ifade etmişsiniz, teşekkür ederim. Şunu en başta söylemek isterim: Eşinizin ailesine ısınamıyor olmanız sizi "hatalı taraf" yapmaz. Bazı insanlar daha iç içe aile yapılarında kendini çok rahat hisseder, bazıları ise kendi özel alanı olduğunda, daha az insanla nispeten küçük bir çevrede sakince yaşamaktan memnuniyet duyar. Burada doğru ya da yanlış olarak nitelendirilebilecek bir durum yok, tamamen kişisel farklılıklar. Siz anlattıklarınıza göre özgürlüğüne düşkün, kendi düzenini kurmayı seven birisiniz. Bu çok kıymetli bir özellik. Ama eşinizin ailesi daha yakın temaslı bir sistem gibi duruyor. Burada hissettiğiniz gerilim büyük ihtimalle karakter farkından kaynaklanıyor, niyetten değil. Dikkatimi çeken şey şu: Sizi en çok geren şey bugünden çok gelecek gibi. Şu an ayrı şehirde, kendi düzeninizdesiniz ve mutlusunuz. Ama birkaç yıl sonra aynı mahallede, ekonomik olarak başka seçeneğiniz yokken yaşama ihtimali sizde kaygı yaratıyor. Bazen birine ısınamamak, aslında onun temsil ettiği “alan kaybı” ihtimaline karşı verilen bir savunmadır. Yani mesele kayınvalideyi sevmemek değil; “acaba sınırlarım korunabilecek mi?” ya da "özgürlüğüm kısıtlanacak mı?" kaygısı olabilir. Bir de hayır diyememe tarafınız var. İnsan hayır diyemediğinde iki şey olur: Ya fazla uyum sağlar ya da içten içe uzaklaşır. Siz sanki ikinci yolu seçmiş gibisiniz. İçinizde küçük küçük biriken şeyler, zamanla mesafeye dönüşmüş olabilir. Bu çok insani bir mekanizma. Belki kendinize şunu sorabilirsiniz: Gerçekten ne olursa zorlanırım? Her gün görüşmek mi? Sürekli fikir sorulmadan müdahale edilmesi mi? Eşimin annesinin oğluna düşkünlüğü mü? Netleştikçe, korku biraz somutlaşır ve yönetilebilir hale gelir. Isınmak için kendinizi zorlamanız gerekmiyor. Çok samimi olmak zorunda değilsiniz. Her gelin-kayınvalide ilişkisi “anne-kız” gibi olmak zorunda değil. Saygılı, dengeli, ölçülü bir ilişki de gayet sağlıklıdır. Asıl kritik nokta eşinizle “biz” olabilmeniz. Eğer eşinizle birlikte sınırlar konusunda aynı yerde durursanız, siz de daha güvende hissedersiniz. Güven arttıkça, gerilim azalır. Gerilim azalınca da belki doğal bir yumuşama olur. Doğru ilişki dinamiğini kurabildiğinizde siz de alan kaybı kaygısı yaşamadan onlarla beraberken, olduğunuz gibi davranabilirsiniz. Şu anki uzaklaşma hissiniz belki de bir savunma. “Yaklaşmadan önce kendimi koruyayım” diyen bir tarafınız var gibi. O tarafı bastırmak yerine anlamaya çalışmak daha şefkatli olur. Çünkü bazen ısınmanın yolu karşı tarafı değiştirmekten değil, kendi alanımızı koruyabileceğimize emin olmaktan geçer. O eminlik geldiğinde, içinizdeki mesafe de biraz yumuşayabilir. Bir de yanlarında sıkılmanızın, sohbetin sarmamasının sebeplerinden biri daha önce de bahsettiğim gibi alan kaybı kaygısı olabilir, (fark etmeden de olsa) "sohbet sararsa daha çok görüşmemiz gerekir", "fazla samimi oluruz", "sınırlarım kaybolur" gibi bir düşünceyle kendinizi sohbete dalmaktan uzak tutuyor olabilirsiniz. Eşinizle ortak sınırlar belirlediğinizde, örneğin "biz cumartesi akşamları dışarda bir şeyler yapmaktan hoşlanıyoruz, ev ziyaretini başka bir gün yapmayı tercih ederiz" gibi bir fikri kabul ettirdiğinizde, buluşmalar da size daha rahat hissettirebilecektir. Bir diğer sebep gerçekten konuşulan konuların ilginizi çekmemesi olabilir elbette. Böyle durumlarda kalabalık sohbete dahil olmaktansa bireysel sohbetler daha samimi hissettirebilir. Örneğin kayınvalidenizle ya da eşinizin kız kardeşiyle mutfakta baş başa kaldığınız anlar içten bir yakınlık kurmak için daha yararlı olabilir. Bir yemeğin yapılışı, günlük sorunlar, tatil planları gibi çok da derin olmayan konular da ortak noktalarınızı açığa çıkararak sizi birbirinize yakınlaştırabilir. Umarım önerilerim kaygınızda azalma sağlar ve sizi eşinizin ailesine hem sınır koyma hem de yakınlık kurma bağlamında destekler. Bol şans dilerim, iyi günler :)
Öncelikle içinde bulunduğun durum çok anlaşılır ve yaygın diyebilirim. Birçok insan aldığı çelişkili mesajlar ve davranışlar nedeniyle içinde bulunduğu durumu anlamlandıramayıp sürekli düşünür hale geliyor ve senin de dediğin gibi takıntıya benzer bir hal alabiliyor. Öncelikle şunu bilmek gerek. Belirsiz durumlar, yarım kalan diyaloglar bizi daha çok düşünmeye yönlendirebilir. Örneğin aranızdaki iletişim kötü sonuçlansaydı üzüntü duyardın, iyi sonuçlansaydı mutluluk duyardın. Duygularının çerçevesi biraz daha net olurdu ve bir süre sonra söz konusu mutluluk da üzüntü de biterdi. Fakat durum belirsiz olduğunda iki duyguya da yönelemeden arafta kalabiliyoruz. Dolayısıyla bunu bir takıntı gibi görmen çok doğal, geçmeyecek bir şey değil. Sadece biraz netleştirilmeye ihtiyacı var. En başta kendi kendine farklı olası senaryoları hayal edebilirsin. Seni umursaması ya da umursamaması senin için ne anlam ifade ediyor ve hangi duyguları hissettiriyor? Çünkü farkında olmak, çözümün başlangıcıdır. Çözüme giden yolda önce kendi içine dönüp biraz bakman gerek. Beni sevmemesi ihtimali ne anlama geliyor, değersizlik mi hissettiriyor, kendime verdiğim değeri onun gözünden belirliyor olabilir miyim, onu gerçekten seviyor muyum, hangi özelliklerini, neden seviyorum, onunla birlikte olmak beni mutlu eder mi? gibi sorular senin aslında bu döngüye neden saplandığını ortaya çıkaracak. Son olarak yarım kalmış bir hikayenin takıntıya dönüşmesinin yaygınlığından bahsetmiştim. Bu soru işaretlerini çözmenin en kolay yolu karşı tarafla iletişime geçmek gibi görünüyor. Doğrudan bir itiraf olmasa da bir sohbet başlatmayı deneyebilirsin. Umarım yardımcı olabilmişimdir, hayatta bol şans dilerim, iyi günler:)