Edanur Dağ

Uzm. Kl. Psk. Edanur Dağ

İstanbul

Depresyon, anksiyete, travma, kişilerarası problemler Bilişsel davranışçı terapi/ kişilerarası ilişkiler psikoterapisi

5.0
(1 Yorum)

Uzman Hakkında

Ben Uzman Klinik Psikolog Edanur Dağ.

3 yıllık psikoterapistlik deneyimim süresince ergen ve yetişkinlerle Bilişsel Davranışçı Terapi ve Kişilerarası İlişkiler Psikoterapisi ekolleri çerçevesinde; depresif süreçler, stres ve kaygı yönetimi, travma sonrası destek, kişilerarası problemler ve yaşam kalitesini artırıcı müdahaleler gibi konular üzerine çalıştım.

Eğitim

  • İstanbul Beykent Üniversitesi - Yüksek Lisans
  • İstanbul Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • İleri düzey bilişsel davranışçı terapi
  • Kişilerarası ilişkiler psikoterapisi
  • MMPI Uygulayıcı Eğitimi

Uzmanlık Alanları

Depresyon
Panik Bozukluk
Yas
Travma ve TSSB
Obsesif Kompulsif Bozukluk
Anksiyete
Öfke Yönetimi
Duygudurum Bozuklukları
Tükenmişlik
Yetişkin Psikolojisi
Ergen Psikolojisi
Özgüven Problemleri
Motivasyon Sorunları
Değersizlik / Yetersizlik Hisleri
Duygular
Psikosomatik Bozukluklar
Uyum Sorunları
Hastalık Kaygısı
Yalnızlık
Bedenselleştirme-Somatizasyon
İletişim Problemleri
Mükemmelliyetçilik
Stres
Erteleme Davranışı
Fobi
Sosyal Kaygı
Travma ve TSSB
Kişilik Bozuklukları
Yeme Bozuklukları
İlişki Sorunları
Uyku Bozuklukları
Çocuk ve Ergen Psikolojisi
Duygudurum Bozuklukları
Boşanma
Evlilik ve Evlilik Öncesi Konular
Flört Şiddeti
Aldatılma
Duygusal Yeme
Sınav Kaygısı
Zaman Yönetimi
Kumar
Aile İçi Şiddet
Akran Zorbalığı
Cinsel İstismar
Dikkat Eksikliği
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite
İnternet Bağımlılığı
Oyun Bağımlılığı
Varoluşsal Kaygılar
Borderline Kişilik Bozukluğu
Narsistik Kişilik
Bağımlılıklar

Çalışma Ekolleri

  • BDT ve KİPT

Cevaplar (8)

Yazdıkların çok uzun süredir tek başına taşınmış bir ağırlık gibi duruyor. İnsan bir noktadan sonra, hele ki birkaç terapistle görüşüp çözüm bulamadıktan sonra daha da anlaşılmaz hissedebiliyor. Ama bu tablo daha çok, sisteminin fazla yüklenmiş ve yorulmuş olmasına benziyor. Boşluk, anlamsızlık, kopma gibi hisler yerleştiğinde günlük hayatın rutinleri zor gelmeye başlıyor. Ders çalışma zorunluluğu daha fazla yük yüklüyor. Özellikle tıp gibi istikrarlı bir çalışma temposu gerektiren bölümlerde bazen sende olduğu gibi yorgunlukla birlikte boşluk hissinin çoğaldığını, motivasyonun artık tükendiğini görebiliyoruz. Böylece isteksizliğin boşluğa, boşluğun tekrar isteksizliğe yol açtığı bir döngüyü takip ediyoruz. Öncelikle bu anlamda yalnız olmadığını bilmeni isterim. Dissosiyasyon yaşadığını söylemen de bunu destekliyor. O anlarda sanki kendinden uzaklaşıyor gibi hissetmen endişe verici gelebilir ama aslında zihnin “şu an fazla geliyor” deyip kendini korumaya almaya çalışıyor. Yani bu, kontrol kaybı değil; bir tür aşırı yük sinyali. Böyle anlarda zihnini toparlamaya çalışmak yerine bedene dönmek daha çok işe yarar. Etrafında gördüğün birkaç şeyi saymak, dokunduğun bir nesneye odaklanmak, yediğin meyvenin ağzında bıraktığı tada odaklanmak, ellerini yıkarken suyun sıcaklığına dikkat etmek gibi. Yani burada amaç beş duyu organını uyaranlara odaklayıp "şimdi buradayım" farkındalığını artırmaktır. Çok basit ama gerçekten “geri gelmeyi” kolaylaştıran egzersizlerdir. Bahsettiğim beş duyuyu harekete geçirmeyi günün tamamına yaymaya çalışmak zamanla, deneye deneye mümkün olacaktır. Bazı pratiklerin, tıpkı kaslarımızda olduğu gibi tekrarlandığı takdirde gelişebilmesi mümkündür. Bir şey izlerken ya da dinlerken de ilgili duyuya odaklanmak kopmayı azaltacaktır. Bunları büyütmek değil, sadece fark etmek bile sistemin tekrar açılmasına yardımcı olur. Şu an en zorlayıcı şeylerden biri de her şeyi aynı anda çözmeye çalışıyor olman gibi görünüyor. “Neden böyleyim, nasıl düzeleceğim, derslerim ne olacak…” Zihnin bu kadar yorgunken bu soruların hiçbirine cevap bulamamak çok normal. O yüzden belki de şu an ihtiyacın olan şey çözmek değil, biraz yükü azaltmak. Mesela kendinden beklentiyi geçici olarak aşağı çekmen gerekebilir. Ders konusunda “iyi yapmak” yerine “tamamen kopmamak” gibi bir hedef koymak daha gerçekçi olabilir. Terapi tarafına gelirsek, daha önce denemiş olman önemli ama her terapi aynı yerden çalışmaz. Senin anlattığın bu boşluk ve kopukluk hali, daha çok duygularla ve içsel deneyimle çalışan yaklaşımlarda ele alınır. Şema terapi ya da EMDR gibi yöntemler bazen bu tür durumlarda daha derine inebilir. Ama ekolden bile önemli olan, terapistin bu alanlara gerçekten hâkim olması ve seni aceleyle “toparlamaya” çalışmaması. İlk görüşmelerde kendini ne kadar anlaşılmış hissettiğin, sana alan açılıp açılmadığı iyi bir gösterge olur. Bir yandan da şunu unutmamak önemli: Şu an hissettiğin çaresizlik, durumun değişmeyeceğinin kanıtı değil; sadece ne kadar yorulduğunun göstergesi. “Tutunacak dalım kalmadı” dediğin yerde bile buraya yazabiliyorsan, tamamen kopmuş değilsin. Bazen o küçücük kalan parça, sürecin başlangıcı oluyor. Özetle; kendini zorla toparlamaya çalışmak yerine, biraz daha kendine yüklenmeyi azaltıp, küçük küçük temaslara dönmek, seni anlayacağını ya da anlamaya çalışacağını bildiğin insanlarla sohbet etmek, duyularına odaklanmak, hareket etmek, yürümek, havayı ciğerlerinde hissederek nefes almak gibi beden odaklı egzersizler sana yardımcı olabilir. Bununla birlikte doğru terapist bu yolda olumsuz hislerinle verdiğin mücadelede sana destek olabilir ve yolunu aydınlatabilir. Bunları yaparken bunları hisseden başkalarının da olduğunu, yalnız olmadığını ve kendini suçlamaman gerektiğini unutmamalısın. Bu yolculukta başarılar dilerim.

Devamını Oku...

Merhabalar,yazdıklarınızda aslında iki şey aynı anda var: İlişkinizin sizin için çok değerli olması ve bu değeri kaybetme ihtimalinin yarattığı huzursuzluk. Bu ikisi çoğu zaman birlikte gelir. Çünkü birini ne kadar önemsiyorsanız, onu kaybetme ihtimali de zihninizde o kadar büyür. Dolayısıyla böyle hissetmeniz çok anlaşılır bir durum ancak kaygının fazlalığı tabii ki istediğimiz bir şey değil. Şu an yaşadığınız şey büyük ihtimalle son tartışmanın bıraktığı etkiyle ilgili. O an ilk kez “gerçekten bitebilir” duygusuna temas etmişsiniz ve zihniniz bunu ciddiye almış. Şimdi de sizi korumaya çalışıyor ama bunu yaparken sizi sürekli tetikte tutuyor. Bu yüzden ortada somut bir değişiklik yokken bile sanki sizden uzaklaşıyor gibi hissedebiliyorsunuz. Burada işin önemli kısmı şu: Bu hissi tamamen yok etmeye çalışmak yerine, onunla nasıl baş edeceğinizi öğrenmek. Örneğin bu düşünce geldiğinde kendinize kısa bir durdurma koyabilirsiniz: “Şu an elimde bu ilişkinin biteceğine dair gerçek bir kanıt var mı?” Çoğu zaman bunun bir ihtimal olduğunu fark etmek, duygunun şiddetini azaltır. Bir diğer önemli nokta, ilişkiyi zihninizde sürekli kontrol etmek yerine davranışlarınızla beslemek. “Acaba uzaklaşıyor mu?” diye düşünmek yerine, “ben bu ilişkide nasıl biri olmak istiyorum?” sorusuna odaklanmak daha işe yarar. Daha net, daha sakin ve daha güvenli bir iletişim kurduğunuzda karşı taraf da buna benzer bir şekilde karşılık verir. Bu da sizin kaygınızı doğal olarak azaltır. Tartışmalarda ayrılığı gündeme getirdiğinizi söylemişsiniz. Sizin için bu bir “beni durdur” çağrısı olabilir ama karşı taraf bunu her zaman böyle algılamaz. Bu durum bir süre sonra onda gerçekten “her an bitebilir” hissi yaratabilir. Bunu azaltmanız, hem onun daha güvende hissetmesini sağlar hem de sizin “uzaklaşıyor” algınızı zayıflatır. Kıyafet konusu gibi meselelerde ise keskin bir karşı karşıya gelmek yerine, birbirinizi anlamaya çalıştığınız bir orta yol daha sağlıklı olur. Bu tür konular genelde yüzeyde göründüğü kadar basit değildir; altında değerler, sınırlar ve beklentiler vardır. Bunları konuşabilmek, tartışmaktan daha kalıcı bir çözüm sağlar. Kendi sınır, beklenti ve hislerinizi de bir kenara atmadan orta yolu bulmak için konuşabilirsiniz. Bunu yaparken duygularınızdan şeffaf bir şekilde bahsetmeniz önemli. Son olarak, kendinize küçük bir sınır koyabilirsiniz: Ortada somut bir problem yoksa, her hissettiğiniz huzursuzluğu ilişkiye taşımak, sürekli güvence aramak kısa vadede rahatlatır ama uzun vadede ilişkiyi yorabilir. Şu an anlattıklarınıza baktığımızda, partnerinizin uzaklaştığını gösteren net bir durum yok. Ama sizin için önemli olan bir şeyi kaybetme ihtimaliyle baş etmek zor geliyor. Bu çok anlaşılır bir durum. Bunu fark edip yönetebildiğinizde, hem kendi içinizde hem ilişkinizde daha sakin bir alan oluşacaktır.

Devamını Oku...

Merhabalar,yazdıklarınızda aslında iki şey aynı anda var: İlişkinizin sizin için çok değerli olması ve bu değeri kaybetme ihtimalinin yarattığı huzursuzluk. Bu ikisi çoğu zaman birlikte gelir. Çünkü birini ne kadar önemsiyorsanız, onu kaybetme ihtimali de zihninizde o kadar büyür. Dolayısıyla böyle hissetmeniz çok anlaşılır bir durum ancak kaygının fazlalığı tabii ki istediğimiz bir şey değil. Şu an yaşadığınız şey büyük ihtimalle son tartışmanın bıraktığı etkiyle ilgili. O an ilk kez “gerçekten bitebilir” duygusuna temas etmişsiniz ve zihniniz bunu ciddiye almış. Şimdi de sizi korumaya çalışıyor ama bunu yaparken sizi sürekli tetikte tutuyor. Bu yüzden ortada somut bir değişiklik yokken bile sanki sizden uzaklaşıyor gibi hissedebiliyorsunuz. Burada işin önemli kısmı şu: Bu hissi tamamen yok etmeye çalışmak yerine, onunla nasıl baş edeceğinizi öğrenmek. Örneğin bu düşünce geldiğinde kendinize kısa bir durdurma koyabilirsiniz: “Şu an elimde bu ilişkinin biteceğine dair gerçek bir kanıt var mı?” Çoğu zaman bunun bir ihtimal olduğunu fark etmek, duygunun şiddetini azaltır. Bir diğer önemli nokta, ilişkiyi zihninizde sürekli kontrol etmek yerine davranışlarınızla beslemek. “Acaba uzaklaşıyor mu?” diye düşünmek yerine, “ben bu ilişkide nasıl biri olmak istiyorum?” sorusuna odaklanmak daha işe yarar. Daha net, daha sakin ve daha güvenli bir iletişim kurduğunuzda karşı taraf da buna benzer bir şekilde karşılık verir. Bu da sizin kaygınızı doğal olarak azaltır. Tartışmalarda ayrılığı gündeme getirdiğinizi söylemişsiniz. Sizin için bu bir “beni durdur” çağrısı olabilir ama karşı taraf bunu her zaman böyle algılamaz. Bu durum bir süre sonra onda gerçekten “her an bitebilir” hissi yaratabilir. Bunu azaltmanız, hem onun daha güvende hissetmesini sağlar hem de sizin “uzaklaşıyor” algınızı zayıflatır. Kıyafet konusu gibi meselelerde ise keskin bir karşı karşıya gelmek yerine, birbirinizi anlamaya çalıştığınız bir orta yol daha sağlıklı olur. Bu tür konular genelde yüzeyde göründüğü kadar basit değildir; altında değerler, sınırlar ve beklentiler vardır. Bunları konuşabilmek, tartışmaktan daha kalıcı bir çözüm sağlar. Kendi sınır, beklenti ve hislerinizi de bir kenara atmadan orta yolu bulmak için konuşabilirsiniz. Bunu yaparken duygularınızdan şeffaf bir şekilde bahsetmeniz önemli. Son olarak, kendinize küçük bir sınır koyabilirsiniz: Ortada somut bir problem yoksa, her hissettiğiniz huzursuzluğu ilişkiye taşımak, sürekli güvence aramak kısa vadede rahatlatır ama uzun vadede ilişkiyi yorabilir. Şu an anlattıklarınıza baktığımızda, partnerinizin uzaklaştığını gösteren net bir durum yok. Ama sizin için önemli olan bir şeyi kaybetme ihtimaliyle baş etmek zor geliyor. Bu çok anlaşılır bir durum. Bunu fark edip yönetebildiğinizde, hem kendi içinizde hem ilişkinizde daha sakin bir alan oluşacaktır.

Devamını Oku...

Merhabalar, yaşadığınız durumun ne kadar sarsıcı ve yıpratıcı olduğunu tahmin edebiliyorum. Uzun yıllara yayılan bir evlilikte, özellikle güven duygusunu zedeleyen tekrar eden borçlar ve bunun gizlenmesi, sizde hem öfke hem hayal kırıklığı hem de derin bir güvensizlik yaratmış olabilir. Üstelik bunu beklenmedik bir anda, çocuğunuzun da yanında öğrenmiş olmanız yaşadığınız duygusal yükü daha da artırmış. Bu tepkileriniz oldukça anlaşılır. Bu noktada yaşadığınız sorunun yalnızca “borç” meselesi olmadığını görmek önemli. Asıl mesele; şeffaflık, güven ve sorumluluk paylaşımı. Eşinizin borcun nedenini açıkça ifade etmemesi, sizin zihninizde belirsizliği büyütüyor ve bu da duygusal mesafeyi artırıyor. İnsan zihni belirsizliği çoğu zaman en kötü senaryolarla doldurur; bu da ilişkinizdeki kopuşu hızlandırabilir. Yani belki borcun sebebini bilseniz olumsuz duygularınız daha az olacak ancak eşiniz de borcun kaynağını bildiğinizde, her şeyin daha kötü olacağına dair yanlış bir düşünceye sahip gibi görünüyor. Bu süreçte atılabilecek birkaç önemli adım var:İlk olarak, eşinizle konuşmayı tamamen bırakmak ya da sadece mesafeyi artırmak kısa vadede sizi koruyor gibi hissettirse de uzun vadede ilişkiyi daha da donuklaştırabilir. Daha yapılandırılmış bir konuşma denemek önemli olabilir. Bu konuşmada “neden yaptın?” dan ziyade “bu durum bende ne hissettirdi” üzerinden ilerlemek, eşinizin de kendini savunma refleksini azaltır. Örneğin, “Bu durum beni güvensiz ve yalnız hissettirdi, hayal kırıklığına uğradım, kızımın üzülmesi benim stresimi daha da artırdı, ne olduğunu anlamaya ihtiyacım var” gibi ifadeler daha yapıcıdır. İkinci olarak, finansal şeffaflık konusu gündeme alınabilir. Borcun kaynağı netleşmeden, tekrar etmeyeceğine dair güven oluşması oldukça zor. Bu yüzden aile içinde net sınırlar koyarak (ortak hesap düzeni, harcama şeffaflığı gibi) yeniden bir yapı kurmak gerekebilir. Sürekli tekrar ediyorsa eşinizin tek başına yüklü para transferleri yapmasını önleyecek şekilde bankayla limit düzenlemeleri yapılabilir. Eşiniz borca girme konusunda kontrol kaybı hissediyorsa bunlar en azından bundan sonrası için tüm aileyi biraz rahatlatabilen hamleler olabilir. Üçüncü olarak, duygusal olarak yaşadığınız “soğuma” çok anlaşılır ama bu aynı zamanda ilişkinin kritik bir sinyalidir. Bu noktada kendinize şu soruyu sormanız kıymetli olabilir: “Ben bu evliliğin hangi koşullarda devam etmesini isterim?” Bu sorunun cevabı, sınırlarınızı ve beklentilerinizi belirlemenize yardımcı olur. Eşinizle duygularınızı paylaşmak beklemediğiniz kadar işe yarayabilir. Bazen duygu paylaşımını önemsiz görebiliyoruz ancak karşılıklı olarak duyguları paylaşmak neredeyse her zaman çözüme yaklaştırır. Özetle; yaşadığınız şey ciddi ama çözümsüz değil. Burada belirleyici olan, eşinizin şeffaflığa ve sorumluluk almaya ne kadar istekli olduğu ve sizin sınırlarınızı ne kadar net koyabildiğiniz olacak. Kendinizi yok saymadan, olanları doğru kabul etmeden de, hem kendinizi hem ilişkiyi koruyacak bir denge kurmanız mümkün.

Devamını Oku...