Ahmet Safa Yıldız

Kl. Psk. Ahmet Safa Yıldız

istanbul

Ben Klinik Psikolog Ahmet Safa Yıldız. Aslen Çanakkaleliyim Psikoloji lisans eğitimimi 2017–2022 yılları arasında İstanbul Arel Üniversitesi’nde tam burslu olarak tamamladım. Ardından aynı üniversitede Klinik Psikoloji tezli yüksek lisans programını 3.19 ortalama ile bitirdim. Yüksek lisans tezimde bağlanma stilleri ile algılanan ilişki kalitesi arasındaki ilişkide sosyal medya bağımlılığının aracı rolünü inceledim. İlişkiler, bağlanma ve bireylerin duygusal süreçleri benim özellikle ilgi duyduğum çalışma alanları arasında yer alıyor. 27 yaşında, mesleğini etik ve bilimsel temellere dayandırmaya önem veren bir klinik psikolog olarak hem danışanlarıma faydalı olabileceğim hem de mesleki gelişimimi sürdürebileceğim bir ekip içinde yer almak isterim.

5.0
(1 Yorum)

Uzman Hakkında

Terapi yaklaşımı olarak bilişsel ve davranışçı terapi temelli çalışıyorum. Bu doğrultuda İleri Düzey Bilişsel ve Davranışçı Terapi eğitimimi Ebru Şalcıoğlu tarafından verilen program kapsamında DATEM’de tamamladım.

Mesleki deneyimimi ise Halkalı’da ilişkiler üzerine çalışan bir klinikte, süpervizyon eşliğinde danışan görerek kazandım. Bu süreçte kendi danışanlarımı takip etme ve terapi sürecini yapılandırma fırsatı buldum.

Eğitim

  • Arel Üniversitesi - Yüksek Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • İLERİ DÜZEY BİLİŞSEL VE DAVRANIŞÇI TERAPİ- DATEM

Uzmanlık Alanları

Depresyon
Panik Bozukluk
Yas
Travma ve TSSB
Öfke Yönetimi
Duygudurum Bozuklukları
Özgüven Problemleri
Değersizlik / Yetersizlik Hisleri
Hastalık Kaygısı
Bedenselleştirme-Somatizasyon
Mükemmelliyetçilik
Stres
Erteleme Davranışı
Fobi
Sosyal Kaygı
Yeme Bozuklukları
Boşanma
Aldatılma
Duygusal Yeme
Sınav Kaygısı
Zaman Yönetimi
Kariyer Rehberliği
Kumar
Dürtü Kontrol(Bozukluğu)
İnternet Bağımlılığı
Çift Terapisi
Oyun Bağımlılığı
Bağımlılıklar
Aile ve Çift Terapisi

Çalışma Ekolleri

  • İleri Düzey Bilişsel ve Davranışçı Terapi

Cevaplar (3)

Öncelikle şunu söylemek isterim: Tek bir mesaj üzerinden tüm yaşadıklarınızı tam olarak anlamak ve kesin çözümler sunmak mümkün değil. Ancak birlikte bir bakış açısı çalışması yapabiliriz. Bu, yaşadığınız döngüleri fark etmenize ve küçük ama etkili değişimler denemenize yardımcı olabilir. Anlattıklarınızda birkaç önemli tema öne çıkıyor:Düşük enerji ve isteksizlikKaçınma ve ertelemeYoğun öz eleştiri ve özgüven düşüklüğüKaygı ve geçmişe takılmaİş yerinde sınır ihlali ve baskıBu durumlar genellikle düşünce–duygu–davranış döngüsü içinde birbirini besler. Küçük bir yerden bakmayı deneyebiliriz. Her gün “hiçbir şey yapmak istemiyorum” dediğinizde ve gerçekten yapmadığınızda süreç sizce nasıl ilerliyor?Genelde şu döngü oluşur:İsteksizlik → Yapmama → Birikme → Kaygı → Kendini suçlama → Daha fazla isteksizlikPeki bu döngüde küçük bir değişiklik yapmak nasıl olurdu? Acaba her gün aynı şekilde işleyen bu çarkta sadece bir dişliyi tersine çevirmek nasıl hissettirirdi? Yani canınız hiç istemese bile çok küçük bir şeyi yapmak… Bunu deneme fırsatınız oldu mu?Aklınızdan geçen “yetersizim”, “kimse beni anlamıyor”, “başarısızım” gibi düşünceler geldiğinde, bunların ne kadarının kesin bir gerçek olduğunu, ne kadarının o anki ruh halinizin bir yorumu olabileceğini sorgulamak faydalı olabilir. Bu düşünceler geldiğinde “Bunun kanıtı ne?” ve “Bunun tersine küçük de olsa bir kanıt var mı?” diye sormak, düşüncenin etkisini biraz esnetebilir. İş yerinde müdürünüzün size “kızım” ya da “çekirge” diye hitap etmesi sizi rahatsız ediyor gibi görünüyor. Dışarıdan bir gözle bir çalışan bu durumu dile getirdiğinde, bu kişi sınırı aşan ya da saygısızlık yapan biri gibi mi görünür? Rahatsızlıklarını dile getiren bir insan sizin için nasıl bir görüntüye sahiptir?Geçmişteki toksik ilişkilerin aklınıza gelmesi, zihnin tamamlanmamış bir konuyu tekrar tekrar işlemeye çalışmasıyla ilgili olabilir. Bu düşünceler geldiğinde onların peşinden gitmek yerine “şu an bununla ilgilenmek zorunda değilim” diyerek dikkatinizi bulunduğunuz ana yönlendirmek mümkün olabilir. Bu düşünceler size şu an ne kazandırıyor?Kendinize karşı oldukça eleştirel olduğunuzu fark ediyorsunuz. Aynı durumda bir yakınınız olsaydı ona bu kadar sert davranır mıydınız? Bu durumda kendinize nasıl bir dil kullanmak daha dengeli olurdu?Şu an yaşadığınız durum büyük ve karmaşık görünüyor. Bu çok normal. Ama değişim genelde küçük başlangıçlarla olur. Yarın sizi sadece %1 daha iyi hissettirebilecek küçük bir adım ne olabilir?

Devamını Oku...

Öncelikle merhabaBu kadar yoğun ve birbiriyle çelişen duygularla baş etmeye çalıştığınızı görmek gerçekten önemli. Bir yandan sevgi, bağlılık ve umut; diğer yandan öfke, kırgınlık ve hatta intikam alma isteği… Bunların aynı anda var olması insanı oldukça yorabilir ve zihinsel olarak da meşgul edebilir. İfade ettikleriniz arasında özellikle dikkat çeken bir nokta var: Onun bir gün sizi çok isteyeceği, ancak sizin artık onu istemeyeceğiniz bir senaryo kurmanız. Bu durum, bahsettiğiniz gibi zihinsel olarak bir “intikam alma” yolu. Böyle bir durumda onun, sizin şu anki hislerinize benzer duygulara sahip olduğunda ona karşı nasıl bir davranış sergilerdiniz? Onun siz böyle hislere sahipken ki davranışlarıyla; sizin beklenti ve davranışlarınız ilişki hakkındaki düşüncelerinizin daha net bir zemine oturmasını sağlayabilir. Öte yandan yaşadıklarınız yalnızca öfkeyle sınırlı değil gibi görünüyor. Sürekli ertelenen sözler, belirsizlik ve karşılık görememe; kişide değersizlik, haksızlığa uğramışlık ya da terk edilmişlik hissini tetikleyebilir. Bu nedenle yaşadığınız yoğun duyguların, yalnızca “intikam isteği”nden ibaret olmadığını; daha derinde kırılma, hayal kırıklığı ve anlaşılmama gibi duyguların da yer alabileceğini birlikte değerlendirmek önemli olabilir. Kendinizi daha iyi anlayabilmek adına küçük bir bakış açısı denemesi yapmayı önerebilirim: Çok sevdiğiniz bir arkadaşınız aynı durumu yaşasaydı ve bu kadar yoğun duygular içindeyken size gelseydi, ona nasıl yaklaşırdınız? Onun yaşadığı öfkeyi ve kırgınlığı nasıl anlamlandırır, ona ne söylerdiniz? Bazen başkalarına gösterdiğimiz anlayışı kendimize göstermek daha zor olabilir; ancak bu tür bir perspektif değişimi içsel süreci anlamayı kolaylaştırabilir. Bu sürece bilişsel davranışçı bir çerçevede biraz daha yaklaştığımızda, aklınızdan otomatik olarak geçen bazı düşünceleri de fark etmek mümkün olabilir. Örneğin; “Beni oyaladı”, “Beni gerçekten sevmiyor”, “Bu kadar beklediysem karşılığını görmeliyim”, “Onun da aynı acıyı yaşaması gerekir” ya da “Ancak o beni kaybederse değerimi anlar” gibi düşünceler zihninizde hızlı ve güçlü bir şekilde belirebilir. Bu düşünceler çoğu zaman çok ikna edici gelir ve beraberinde yoğun öfke, kırgınlık ve adalet arayışı duygularını getirir. Bu noktada birlikte şu sorular üzerinde durmak faydalı olabilir: Bu düşünceler ne kadar mantıklı ve kesin? Alternatif bir açıklama mümkün olabilir mi? Örneğin, onun davranışları gerçekten “oyalamak” mı, yoksa kararsızlık, sorumluluk almaktan kaçınma ya da farklı önceliklere sahip olma ile mi ilgili? Bu düşüncelere inandığınızda nasıl hissediyorsunuz ve nasıl davranıyorsunuz? Peki, daha dengeli bir düşünce geliştirdiğinizde duygularınızda ya da davranışlarınızda bir değişiklik olur muydu?Amaç bu düşünceleri bastırmak ya da yok saymak değil; onları fark etmek, sorgulamak ve size daha az zarar veren, daha işlevsel alternatifler geliştirebilmektir. Çünkü çoğu zaman bizi en çok zorlayan şey yalnızca yaşadıklarımız değil, yaşadıklarımızı nasıl anlamlandırdığımızdır. Burada amaç, duygularınızı yargılamak değil; onları anlamlandırmak ve sizin için daha sağlıklı, daha dengeli seçimler yapabilmenize alan açmaktır. Çünkü mesele yalnızca ne kadar sevdiğiniz değil, bu ilişkinin size nasıl hissettirdiğidir.

Devamını Oku...