Aslıhan Atalan

Psk. Aslıhan Atalan

Türkiye/Ankara

Çocuk ve Ergen Yetişkin

5.0
(2 Yorum)

Uzman Hakkında

Psikoloji lisans eğitimimi Ufuk Üniversitesi’nde tamamladım. Lisans sürecimde zorunlu stajımı Hacettepe Üniversitesi Hastanesi’nde, gönüllü stajımı ise Güven Psikoloji Kliniği’nde gerçekleştirdim. Çocuk ve ergen psikolojisi alanında çeşitli mesleki eğitimler alarak bu alandaki yetkinliğimi güçlendirdim.

Mesleki ilgi alanlarım çocuk, ergen ve yetişkinlerle psikolojik süreçler üzerine çalışmak olup; psikoloji alanında bilgilendirici ve farkındalık odaklı blog yazıları üretmekteyim. Lisans eğitimim süresince Genç Psikologlar Dayanışma Platformu Ankara yerel yapılanmasında başkanlık görevini üstlendim ve bu görevime halen aktif olarak devam etmekteyim.

0

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • NÖROPSİKOLOJİK TESTLER
  • NÖROPSİKOLOJİK TESTLER
  • KISA SÜRELİ ÇÖZÜM ODAKLI TERAPİ
  • KISA SÜRELİ ÇÖZÜM ODAKLI TERAPİ
  • KLİNİK GÖRÜŞME TEKNİKLERİ
  • KLİNİK GÖRÜŞME TEKNİKLERİ
  • NÖROPSİKOLOJİK TESTLER-Moodist Akademi
  • ÇOCUK DEĞERLENDÜRME PAKETİ-TPD
  • ÇOCUK VE ERGENLERDE BDT-Poem Psikoloji
  • MMPI
  • KISA SÜRELİ ÇÖZÜM ODAKLI TERAPİ
  • OYUN TERAPİSİ - İstanbul Psikoloji
  • KLİNİK GÖRÜŞME TEKNİKLERİ - İstanbul Psikoterapi Akademisi

Uzmanlık Alanları

Travma ve TSSB
Hastalık Kaygısı
İletişim Problemleri
Mükemmelliyetçilik
Çocuk ve Ergen Psikolojisi
Duygudurum Bozuklukları
Sınav Kaygısı
Akran Zorbalığı
Varoluşsal Kaygılar

Çalışma Ekolleri

  • BDT
  • BDT
  • OYUN TERAPİSİ
  • OYUN TERAPİSİ
  • NÖROPSİKOLOJİK TESTLER
  • NÖROPSİKOLOJİK TESTLER
  • BİLİŞSEL DAVRANIŞCI TERAPİ
  • OYUN TERPİSİ
  • KISA SÜRELİ ÇÖZÜM ODAKLI

Cevaplar (12)

Merhaba sevgili danışan;Yazdıklarınızı okurken aslında sizi en çok yoran şeyin eleştirilerin kendisi değil de, o eleştirinin sizin zihninizde günlerce hatta belki de haftalarca yaşamaya devam etmesi olduğunu düşündüm. Birisi size bir şey söylediğinde konu orada kapanmıyor ,aksine zihniniz o konuşmayı tekrar tekrar oynatıyor. 'Acaba yanlış mı yaptım? ,'Beni yetersiz mi görüyorlar ? gibi ardı arkası kesilmeyen düşünceler yığını peş peşe geliyor. Bu da hem kendinize olan güveni hem de günlük yaşamınızdaki enerjinizi tüketebiliyor. Dİğer bir noktada dile getirdiğiniz 'Başkasının onayına ihtiyacım varmış gibi hissediyorum' demeniz. Çoğu zaman bu durum kişinin gerçekten bir onaya ihtiyacı olmasından ziyade, kendi değerini başkalarının değerlendirmesi üzerinden ölçmeye başlamasıyla ilişkilidir. Bir de kendinize “Yetersiz hissediyorum ya da hissettiriliyorum. ” demişsiniz. Bu cümle bana şunu düşündürdü: Belki de uzun zamandır dışarıdan gelen sesler, içerideki kendi sesinizden daha yüksek çıkıyor. Zamanla insan kendi düşüncesinden çok çevresinin ne düşündüğüne kulak vermeye başlayabiliyor. Oysa başkalarının sizi nasıl gördüğü her zaman sizin gerçekte kim olduğunuzu göstermez. Bu döngüyü kırmanın ilk adımı, eleştiri geldiğinde hemen kendinizi suçlamak yerine kısa bir durup kendinize “Bu söylenen gerçekten bir gerçek mi, yoksa sadece bir kişinin yorumu mu?” diye sormaktır. Çünkü her geri bildirim doğru olmayabilir ve her eleştiri sizin değerinizi belirlemez. Eğer bu durum yalnızca iş hayatında değil, ilişkilerinizde ve günlük yaşamınızın birçok alanında da devam ediyorsa, bunun altında yatan düşünce kalıplarını birlikte keşfetmek için bir psikolog desteği almak oldukça faydalı olabilir. Unutmayın, kendinizi sürekli başkalarının gözünden değerlendirmek öğrenilmiş bir örüntü olabilir. Öğrenilmiş olan ise fark edildiğinde zamanla değiştirilebilir. Sevgiler. .. Psk. ASLIHAN ATALAN

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan … anlattıklarını okurken şunu hissettim:Sen aslında inancını kaybetmiş biri değilsin. Tam tersine, inancını çok ciddiye alan ama bu yüzden içi sıkışan birisin. Ve bu çok insani. Şöyle düşün… sen 16 yaşında kendi isteğinle bu yolu seçmişsin. Bu zaten başlı başına çok güçlü bir şey. Yani bu senin içinde gerçekten bir karşılığı olan, değer verdiğin bir alan. Ama son zamanlarda hem hayatın yükü, hem yorgunluk, hem de kaygı üst üste gelince… bu alan sana huzur vermek yerine baskı hissettirmeye başlamış. Bir tarafın hâlâ “yakın olmak istiyorum” diyor,diğer tarafın “çok yoruldum” diyor. Ve sen bu ikisinin ortasında kalıyorsun. Aslında en çok zorlayan şey de bu:Namazı bırakmak değil…👉 “Bıraktım, demek ki kötü biriyim, ya affedilmezsem?” düşüncesi. Burada çok önemli bir ayrım var ama…Senin yaşadığın şey sadece dini bir mesele değil, aynı zamanda kaygının dini alana yansıması. Kaygılı zihin hep şunu sorar:“Ya en kötü ihtimal olursa?”Bu da sende şu şekle dönüşmüş:“Ya cehenneme gidersem?”“Ya yeterince iyi değilsem?”Ama bu ses… inancının sesi değil aslında. 👉 Bu, kaygının sesi. Çünkü inancın sadece korkudan ibaret değil. İçinde merhamet de var, anlayış da var, niyet de var. Ama senin zihnin şu an sadece “ceza” tarafına odaklanmış gibi. Bir de şu döngü oluşmuş gibi hissediyorum:Namazdan uzaklaştıkça suçluluk artıyor,suçluluk arttıkça yaklaşmak zorlaşıyor,yaklaşamadıkça daha çok suçluluk geliyor…Bu kısır döngü insanı çok yorar. O yüzden sana şunu söylemek istiyorum:Şu an ihtiyacın olan şey kendini zorlamak değil. 👉 Kendinle daha yumuşak bir ilişki kurmak. Mesela her şeyi bir anda düzeltmek zorunda değilsin. “Ya tamamen başlayacağım ya da hiç” gibi bir şey yok. İstersen sadece şöyle düşün:“Ben bugün sadece bir küçük adım atsam, ne olurdu?”Belki sadece 1 vakit. Belki sadece dua etmek. Belki sadece içinden konuşmak. Bu bile bir bağdır. Çünkü inanç dediğimiz şey bazen ritüelden önce ilişkidir. Bir de şu düşünceye biraz mesafe koymaya çalış:“Cehenneme gideceğim. ”Bu bir gerçek değil. Bu bir düşünce. Ve kaygılı zihin düşünceleri çok gerçekmiş gibi hissettirebilir. Kendine şöyle diyebilirsin:“Şu an kaygım konuşuyor. ”Bu küçücük fark bile zihni biraz rahatlatır. Psikoloğunla ilgili söylediğin şey de çok anlaşılır…Bazen insan, karşısındaki kişinin kendi inanç dünyasını “hissetmesini” ister. Bu çok doğal. Psikoloğun seni anlamaya çalışıyor olabilir ama sen yine de eksik hissedebilirsin. İstersen bunu onunla açıkça da konuşabilirsin:“Bu konu benim için çok hassas, burada daha çok anlaşılmaya ihtiyacım var” diye. Ya da ileride bu alana daha yakın bir terapist de düşünebilirsin. Ama bu bir zorunluluk değil. Ve yalnızlık kısmı…Bence en çok orası can yakıyor. İçinde bu kadar şey varken, bunu paylaşacak birini bulamamak… insanı daha da içine kapatır. Ama şunu bilmeni isterim:Senin yaşadığın bu ikilem… düşündüğünden çok daha yaygın. İnançla, korkuyla, suçlulukla, uzaklaşmayla boğuşan çok insan var. Sadece çoğu bunu dile getirmiyor. Sen bunu ifade edebilmişsin. Bu bile çok değerli bir şey. Son olarak sana şunu bırakmak istiyorum:Sen kötü biri değilsin. İnancını kaybetmiş biri de değilsin. Sen sadece yorulmuşsun. Ve biraz da korkmuşsun. Ama korkuyla kurulan ilişki uzun sürmez. İnsan eninde sonunda ya kaçar ya tükenir. O yüzden belki de şimdi…korkudan biraz uzaklaşıp, daha yumuşak, daha anlayışlı bir yerden yeniden yaklaşma zamanı. Acele yok. Zorunluluk yok. Yargı yok. İstersen birlikte bu korkular geldiğinde ne yapacağını da adım adım konuşabiliriz. Ben buradayım 🤍Psk. Aslıhan Atalan

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan,Sanki aynı anda birkaç fırtınanın ortasında kalmış gibisin… biri dinmeden diğeri başlıyor ve sen ortada tek başına ayakta durmaya çalışıyorsun. Yalnızlık, işsizlik, aile baskısı, ilişki sorunları… Bunların her biri tek başına bile insanı zorlayacak şeylerken, hepsi üst üste gelince zihnin de bedenin de “ben artık yoruldum” demeye başlıyor. Senin yaşadığın tam olarak bu. Ve şunu en başta söylemek istiyorum:Bu bir “başaramama” hali değil. Bu bir “fazla yüklenme” hali. Şu an yaşadığın şeyin içinde biraz kaybolmuş olman çok anlaşılır bir durum. Çünkü zihnin bir çıkış yolu bulmaya çalışıyor ama sürekli aynı düşüncelerin etrafında dönüp duruyor. Şöyle düşünelim Hani bazen bir odada ışık kapalıyken eşyalar üstüne üstüne geliyormuş gibi hissedersin ya… aslında hiçbir şey değişmemiştir ama senin algın daralmıştır. Şu an zihinsel olarak tam oradasın. Bir de şu döngü var sende, çok net hissediliyor:Bir şeyleri yapmak istiyorsun ama enerjin yok. Yapamayınca kendini suçluyorsun. Suçluluk değersizlik hissini büyütüyor. O his büyüdükçe enerjin daha da düşüyor. Ve bu döngü seni yavaş yavaş içine çekiyor. Bu tembellik değil. Bu motivasyon eksikliği de değil. Bu, duygusal yorgunluğun davranışlarını etkilemesi. O yüzden çözüm “hadi kendini zorla, toparlan” değil. Zaten deniyorsun ve olmuyor. Çünkü mesele irade değil, sistem. Şu an senin ihtiyacın olan şey hayatını bir anda düzene sokmak değil. Daha küçük, daha ulaşılabilir şeyler. Sanki hayat çok büyük bir düğüm olmuş gibi ve sen tek hamlede çözmeye çalışıyorsun. Ama aslında o düğüm küçük küçük gevşetilerek çözülür. Mesela gün içinde kendine şunu sorman yeterli:“Bugün sadece üç küçük şey yapsam, ne olurdu?”Gerçekten küçük şeyler:10 dakika dışarı çıkmak15-20 dakika ders çalışmak (fazlası değil)İçindekileri yazmak ya da biriyle paylaşmakBunlar çok basit gibi geliyor ama aslında zihnine şunu öğretir:“Ben hala hareket edebiliyorum. ”Evde kaldıkça düşünceler büyür. İnsan kendi zihninin içinde yankılanmaya başlar. O yüzden dışarı çıkmak sadece hava almak değil… zihninin duvarlarını biraz genişletmek gibi bir şey. Aile ve sevgili konusu da seni ayrıca yoruyor, onu da hissediyorum. Ama burada çok önemli bir şey var:Şu an hayatındaki hiçbir büyük kararı vermek zorunda değilsin. Gerçekten değilsin. Ne ilişkiyi çözmek zorundasın, ne geleceği, ne işi…Şu anki tek işin biraz toparlanmak. Çünkü insan çok yorgunken verdiği kararlar genelde kendine karşı sert olur. Değersizlik hissine de biraz değinmek istiyorum…Sen kendine şu an “yapamıyorum” üzerinden bakıyorsun. Ama şu kısmı kaçırıyorsun:Yapamamanın sebebi yetersizlik değil, tükenmişlik. Bu ikisi çok farklı şeyler. Yorgun bir zihinle üretmeye çalışmak, boş bataryayla telefon kullanmaya çalışmak gibi… çalışmaz. Bu senin değerini anlatmaz. Gece uyuyamaman da çok anlaşılır. Çünkü gün içinde bastırdığın her şey gece sessizlikte yüzeye çıkıyor. Zihin o saatlerde biraz daha kontrolsüz çalışır. O yüzden yatağa gitmeden önce kafandakileri bir kağıda dökmen çok işe yarar. Çözmek için değil, sadece dışarı almak için. Ve şunu da açıkça söyleyeyim…Bu kadar yoğun duygular, ağlama, uykusuzluk, isteksizlik… bunlar profesyonel destekle çok daha hızlı ve sağlıklı toparlanabilecek şeyler. Bir psikologla konuşmak burada gerçekten sana alan açar. Çünkü şu an tek başına baş etmeye çalışıyorsun ve bu çok ağır. Ama tüm bunların içinde en önemli şeyi unutma:Sen bozulmuş değilsin. Sadece yorulmuşsun. Ve yorulan bir şey tamir edilmez… dinlendirilir. Bu dönem geçecek. Şu an sana sonsuz gibi geliyor olabilir ama değil. Hayat bazen böyle sıkışır, sonra yavaş yavaş açılır. Sen şu an o sıkışmanın ortasındasın. İstersen birlikte daha somut bir plan da çıkarabiliriz. Ya da sadece konuşmaya devam edebiliriz. Buradasın, bu bile bir adım. 🤍Psk. Aslıhan Atalan

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan,yazdıklarını okurken öfkenin altında çok daha derin iki duygu hissediliyor:anlaşılmama ve değersizlik. Ve açık söylemek gerekirse…Bir insanın en çok anlaşılmak istediği yer ailesidir. Orada görülmediğinde, duyulmadığında, hatta üzerine bir de küçümsendiğinde;öfke neredeyse kaçınılmaz olur. Bu yüzden önce şunu bilmeni isterim: Bu öfke “bozukluk” değil, bir sinyal. Sana “burada bir şeyler seni incitiyor” diyen bir alarm gibi. 1. “Neden onlara karşı böyleyim?”Şunu söylüyorsun:Onlarlayken gerginimAğlayınca küçümseniyorumDuygularım önemsenmiyorAma dışarıda normalimBu çok kritik bir ayrım. Bu şu anlama gelir: Sen iletişim kuramayan biri değilsin Sadece o ortamda kendin olamıyorsunYani problem “senin yapın” değil, o ilişkide oluşan dinamik. 2. Peki Öfkenin altında ne var?Öfke çoğu zaman bir “üst duygu”dur. Altında genelde şunlar olur:Görülmüyorum”“Sevilmiyorum”“Değerli değilim”“Yalnızım”Sen zaten bunu söylemişsin: “Değersizlik ve sevilmeme hissi”Bu çok önemli bir farkındalık. Şöyle düşünebilirsin:İçinde bir yer, sürekli şunu fısıldıyor:“Beni biri gerçekten anlasın…”Ama karşılığı gelmeyince bu ihtiyaç, üzgünlükten → öfkeye dönüşüyor. 3. “Onları sevemiyorum, affedemiyorum”Bu noktada sana biraz ters gelebilecek ama çok gerçek bir şey söyleyeceğim:Sevmek zorunda değilsin. Affetmek zorunda da değilsin. Psikolojide sağlıklı olan her zaman “affetmek” değildir. Özellikle:Sürekli incitiliyorsanKüçümseniyorsanDuyguların yok sayılıyorsaÖncelik şu olur: Kendini korumak 4. Ne yapabilirsin? (Gerçekçi yol haritası)1. Duygusal mesafe kurFiziksel olarak aynı evde olsan bile:Her şeyi anlatmak zorunda değilsinAçıldıkça inciniyorsan, kendini geri çekmek sağlıklıdırBu “soğukluk” değil sınır koyma2. Tetikleyicileri tanıMesela:Yüksek ses → seni geriyorKüçümseme → seni patlatıyorBunları fark ettiğin an küçük bir mola ver:Ortamdan çıkSu içSessiz bir yere geçBu, patlamayı %50 azaltır. 3. İçindeki sesi yakalaŞu düşünceler geldiğinde:“Ben değersizim”“Sevilmiyorum”Dur ve şunu sor:“Bu gerçekten benimle mi ilgili, yoksa bana böyle hissettirildi mi?”Çoğu zaman cevap şu olur: “Bana hissettirildi. ”Bu çok güçlü bir ayrımdır. 4. Kendine alternatif alan yaratÇünkü sen zaten söylemişsin:“Başkalarıyla gayet normalim”Bu çok büyük bir avantaj. ArkadaşlarınOkul/iş ortamınGüvendiğin biriBuralar senin duygusal nefes alanın olmalı. Aile her zaman güvenli yer olmak zorunda değildir. Bunu kabul etmek, iyileşmenin bir parçasıdır. 5. Ağlaman “zayıflık” değilSana ağladığında hakaret ediliyorsa,bu onların duyguyla kurduğu problemli ilişkiyi gösterir. Ağlamak = regülasyon(Duygularını fark etme, kontrol etme ve yönetebilme becerisi) Bastırmak = birikimSen sağlıklı olanı yapıyorsun. 🌙 Son olarakŞu cümleyi sana bırakmak istiyorum:“Bir ortamda kendin olamıyorsan, sorun çoğu zaman sen değilsin; o ortamdır. ”Senin içinde:farkındalık varduygunu tanıma varilişki kurabilme kapasitesi varBu çok kıymetli. Daha fazla soru sormak isterseniz ben her zaman buradayım. Sevgi ile kalın. .Psk. Aslıhan Atalan

Devamını Oku...