Aslıhan Atalan

Psk. Aslıhan Atalan

Türkiye/Ankara

Çocuk ve Ergen Yetişkin

5.0
(1 Yorum)

Uzman Hakkında

Psikoloji lisans eğitimimi Ufuk Üniversitesi’nde tamamladım. Lisans sürecimde zorunlu stajımı Hacettepe Üniversitesi Hastanesi’nde, gönüllü stajımı ise Güven Psikoloji Kliniği’nde gerçekleştirdim. Çocuk ve ergen psikolojisi alanında çeşitli mesleki eğitimler alarak bu alandaki yetkinliğimi güçlendirdim.

Mesleki ilgi alanlarım çocuk, ergen ve yetişkinlerle psikolojik süreçler üzerine çalışmak olup; psikoloji alanında bilgilendirici ve farkındalık odaklı blog yazıları üretmekteyim. Lisans eğitimim süresince Genç Psikologlar Dayanışma Platformu Ankara yerel yapılanmasında başkanlık görevini üstlendim ve bu görevime halen aktif olarak devam etmekteyim.

0

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • NÖROPSİKOLOJİK TESTLER
  • NÖROPSİKOLOJİK TESTLER
  • KISA SÜRELİ ÇÖZÜM ODAKLI TERAPİ
  • KISA SÜRELİ ÇÖZÜM ODAKLI TERAPİ
  • KLİNİK GÖRÜŞME TEKNİKLERİ
  • KLİNİK GÖRÜŞME TEKNİKLERİ
  • NÖROPSİKOLOJİK TESTLER-Moodist Akademi
  • ÇOCUK DEĞERLENDÜRME PAKETİ-TPD
  • ÇOCUK VE ERGENLERDE BDT-Poem Psikoloji
  • MMPI
  • KISA SÜRELİ ÇÖZÜM ODAKLI TERAPİ
  • OYUN TERAPİSİ - İstanbul Psikoloji
  • KLİNİK GÖRÜŞME TEKNİKLERİ - İstanbul Psikoterapi Akademisi

Uzmanlık Alanları

Travma ve TSSB
Hastalık Kaygısı
İletişim Problemleri
Mükemmelliyetçilik
Çocuk ve Ergen Psikolojisi
Duygudurum Bozuklukları
Sınav Kaygısı
Akran Zorbalığı
Varoluşsal Kaygılar

Çalışma Ekolleri

  • BDT
  • BDT
  • OYUN TERAPİSİ
  • OYUN TERAPİSİ
  • NÖROPSİKOLOJİK TESTLER
  • NÖROPSİKOLOJİK TESTLER
  • BİLİŞSEL DAVRANIŞCI TERAPİ
  • OYUN TERPİSİ
  • KISA SÜRELİ ÇÖZÜM ODAKLI

Cevaplar (5)

Anlattıkların çok zor ve yıpratıcı bir aile dinamiğine işaret ediyor. Bir yandan babanın davranışlarını anlamaya çalışıyorsun, bir yandan da annen ve kardeşlerin için kaygılanıyorsun. Bu çok anlaşılır bir durum. Şunu özellikle vurgulamak isterim:Babanın “bir iyi bir kötü” olması, unutkanlık yaşaması ve tepkilerinin sertleşmesi tek başına bir hastalık anlamına gelmez, ama mutlaka ciddiye alınması gereken işaretlerdir. Babanı psikoloğa yönlendirmeye çalışırken en sık yapılan ve süreci zorlaştıran şey,“sen hastasın, gitmen lazım” şeklinde yaklaşmaktır. Sen de fark etmişsin, bu söylendiğinde savunmaya geçiyor ve kızıyor. Daha işe yarayan bir yol genelde şu olur:👉 Onun sorunlu olduğunu değil,👉 yaşadığı yükün ağır olduğunu vurgulamak. Örneğin şöyle bir cümle çok daha koruyucudur:“Son zamanlarda çok yorulduğunu, her şeye tek başına yetişmeye çalıştığını görüyorum. Bir uzmandan destek almak sana da iyi gelebilir. ”Burada hedef, babanı değiştirmek değil;kendini daha iyi hissetmesine yardım etmek gibi sunmaktır. Babaannenle ilgili yaşananlar ise aile içinde çok sık görülen bir çatışma türüne benziyor. Baban bir yandan kendi çekirdek ailesi (annen ve siz) ile, bir yandan da annesi arasında kalmış gibi duruyor. Böyle durumlarda kişiler genellikle suçluluk, baskı ve sadakat çatışması yaşar. Bu da zamanla öfke, gerginlik ve savunmacı tutum olarak dışarı çıkar. Babanın babaannene “hiç toz kondurmaması” çoğu zaman anneni değersiz görmekten değil,annesine karşı duyduğu sorumluluk ve suçluluk duygusundan kaynaklanıyor olabilir. Anne-babanın anlaşamamasının temelinde de büyük ihtimalle:kime öncelik verileceği,para ve köyle ilgili beklentiler,annenin kendini yalnız ve korunmasız hissetmesigibi konular yer alıyor. Geçmişte psikologla konuştuğu konunun babaannenle ilgili olup olmaması ise, bugün için çok belirleyici değil. Asıl önemli olan şu an babanın:ilişkilerde zorlanıyor olması,duygularını sağlıklı ifade edememesive yükü tek başına taşımaya çalışmasıdır. Son olarak şunu da söylemek isterim:Sen babanı ikna etmek zorunda olan kişi olmak zorunda değilsin. Bu yük çoğu zaman çocukların omzuna fazladan biner. Eğer mümkün olursa, annenin kendi adına bir uzmandan destek almaya devam etmesi,ailenin tamamı için daha koruyucu bir adım olur. Çünkü değişim her zaman önce en çok zorlanan kişiden başlar. Kısaca özetlersem:Baban için yardım istemek çok kıymetli bir düşünce ama onu “sorunlu” biri gibi değil,“çok yorulmuş biri” olarak ele almak süreci çok daha sağlıklı hale getirirPsk. Aslıhan ATALAN

Devamını Oku...

Merhaba, yazdıklarınızı okurken bunun sizin için ne kadar zorlayıcı ve yıpratıcı olduğunu gerçekten hissediyorum. Öncelikle şunu bilmenizi isterim: Sunum sırasında yaşadığınız titreme, nefes alamıyormuş gibi hissetme, kalp çarpıntısı ve zihnin “kilitlenmesi” bedensel kaygı tepkileridir ve birçok kişi özellikle topluluk önünde konuşurken benzer tepkiler yaşayabilir. Yani yaşadıklarınız olağandışı ya da “zayıflık” değildir. Burada asıl zorlayan şey çoğu zaman sunumun kendisinden çok, “ya yine kontrolü kaybedersem”, “ya kelimeyi unutursam” gibi düşüncelerin bedende alarm sistemini erken devreye sokmasıdır. Beden tehdit varmış gibi çalışır ve bu da nefes, kalp atımı ve dikkati doğrudan etkiler. Nefes egzersizlerinin sizde işe yaramamış olması da çok anlaşılır. Çünkü kaygı yükselmişken tek başına nefese odaklanmak her zaman yeterli olmayabilir. Bu yüzden size küçük ama etkili birkaç noktayı önermek isterim:1. Sunum anında kendinizle mücadele etmeyi bırakmayı deneyin. “Titrememem lazım”, “heyecanım belli oluyor” gibi düşünceler kaygıyı daha da yükseltir. Bunun yerine içten içe“Şu an heyecanlıyım ve bu geçebilir” demek, bedeni sakinleştirmede çok daha etkilidir. 2. Zihniniz boşaldığında kullanabileceğiniz küçük bir ‘kurtarıcı cümle’ hazırlayın. Örneğin:“Bu bölümde anlatmak istediğim en temel nokta şuydu…”Bu tarz bir cümleyi ezberlemek, ipin ucunu kaçırdığınızı hissettiğiniz anda toparlanmanıza yardımcı olur. 3. Sunumu kusursuz anlatma hedefi yerine, anlaşılır anlatma hedefi koyun. Bir kelimeyi unutmak ya da kısa bir duraksama yapmak, karşı taraf için genellikle fark edilenden çok daha önemsizdir. Zihninize “mükemmel olmak zorundayım” baskısı geldiğinde kaygı daha hızlı yükselir. 4. Kaygıyı bastırmaya değil, ona alan açmaya odaklanın. Sunumdan önce ya da sunum sırasında gelen heyecanı “gitmesi gereken bir şey” gibi görmek yerine,“Bedenim şu an beni korumaya çalışıyor” şeklinde yeniden çerçevelemek çok rahatlatıcı olabilir. Anlattıklarınız, özellikle topluluk önünde performans gerektiren durumlara özgü bir kaygıya işaret ediyor olabilir ve bu durum psikolojik destekle oldukça iyi çalışılabilen bir alandır. Bir uzmanla bu sunum korkusunun altında yatan düşünceleri ve bedensel tepkileri birlikte ele almak, hem daha kalıcı rahatlama sağlar hem de tekrar tekrar aynı döngüyü yaşamanızın önüne geçebilir. Şunu da özellikle vurgulamak isterim:Bu yaşadıklarınız sizi yetersiz ya da başarısız biri yapmaz. Aksine, zorlandığınız bir alanı fark edip bununla baş etmeye çalışmanız çok kıymetlidir.

Devamını Oku...

Yazdıklarını okurken şunu hissettim:Bir yanın birine yaklaşmak, bağ kurmak istiyor; diğer yanın ise “dur, burada bir belirsizlik var” diye seni uyarmaya çalışıyor. Bu iki sesin aynı anda konuşması insanı gerçekten çok yorabiliyor. Şuradan başlamak isterim:Bu kadar korku hissetmen, yanlış bir şey yaptığın ya da bir problem olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, ilk kez bir ilişkiye bu kadar yaklaştığında zihninin ve bedeninin seni korumaya çalıştığını düşündürüyor. Ben senin yazdıklarında şunu duyuyorum:Aslında “hazır değilim” demekten çok, “bilmediğim bir alana giriyorum ve kontrolü kaybediyormuşum gibi hissediyorum” diyorsun. Daha önce hiç bir ilişkinin olmamış olması burada çok önemli bir detay. Çünkü insan zihni, tanımadığı deneyimleri çoğu zaman riskli olarak algılar. Bu nedenle sabaha kadar ağlaman, kendini sakinleştirmekte zorlanman; zayıflık değil, kaygının bedende kendini ifade etme biçimlerinden biri. Bir noktaya özellikle değinmek isterim. “Onu seviyorum ama çok korkuyorum” dediğinde, bu korkunun yalnızca ona dair olmadığını düşünüyorum. Daha çok ilişkinin senden neler götürebileceğine dair bir endişe gibi duruyor. Örneğin;özgürlüğünü kaybetmekten,kendin olmaktan uzaklaşmaktan,bir rutinin içine sıkışmaktan,karşı tarafın hızına yetişememekten korkuyor olabilirsin. Aynı zamanda şunu da söylemek isterim:Birinin daha ilk aşamalarda ailesinden, gelecekten ya da uzun vadeden bahsetmesi herkes için kolay sindirilebilir olmayabilir. Senin bunu ağır ve bunaltıcı hissetmen oldukça anlaşılır. Burada kendine şu ayrımı yapmanı önerebilirim:👉 Şu an hissettiğin şey sezgi mi, yoksa kaygı mı?Sezgi genellikle daha sakindir; net ama panik değildir. Kaygı ise acele eder, felaket senaryoları üretir ve bedeni sıkıştırır. Anlattıklarında kaygının sesinin şu an oldukça yüksek olduğunu hissediyorum. İlk buluşma öncesi “deli gibi korkuyorum” demen, bana şunu düşündürüyor:“Benim bu süreçte daha yavaş ilerlemeye ihtiyacım var. ”Ve bu farkındalık çok kıymetli. Eğer bir öneride bulunacak olsam, bu buluşmaya “bir ilişki başlıyor” anlamını yüklemeden gitmeni isterdim. Sadece bir insanla tanışmaya gidiyor gibi…Gelecek, rutin, aile, uzun vadeli planlar… Bunların hiçbiri bugün karar vermen gereken şeyler değil. Kendine şunu hatırlatmanı isterim:👉 Yavaşlama isteme hakkın var. 👉 Hayır deme hakkın var. 👉 Durup düşünme hakkın var. Birini sevmek, kendini zorlamak zorunda olduğun anlamına gelmez. Sevgi çoğu zaman korkuyu yok sayarak değil, korkuya rağmen kendine şefkatle yaklaşarak mümkün olur. Eğer şu an bedeninde yoğun bir gerginlik varsa, ben bunu “hazır değilsin” diye değil, “daha fazla güven ve yavaşlık ihtiyacın var” diye okurum. Son olarak şunu da eklemek isterim:Bu süreçte yardıma ihtiyaç duyduğunu fark etmen çok sağlıklı bir adım. Her şeyi tek başına çözmek zorunda değilsin. Kaygı, paylaşıldığında ve anlaşıldığında hafifleyebilir. Bu korkuyu birlikte anlamlandırmak mümkün. Bu konuyla ilgili önereceğim bir eğzersiz var onu da ekte görebilirsin 5 Duyu farkındalık taraması. TeşekkürlerPsk. Aslıhan Atalan

Devamını Oku...

Anlattıklarınız aslında bir çok ilişkide karşılaşılan bir durum. Böyle zamanlarda kişinin kendine dönüp şunu fark etmesi önemli: Bir ilişkide hissettiğiniz kaygı çoğu zaman karşı tarafın ne yaptığıyla değil, sizin içinizde tetiklenen belki de eski duygularla bağlantılı olur. İlgi verdiğinizde karşılık alamadığınızı düşündüğünüz anlarda bedeniniz aslında alarm veriyor olabilir ve bu çok insani bir durum. Burada mesele, bu alarmı susturmak değil, ne anlatmaya çalıştığını duymaktır. “Şu an görülmeye mi ihtiyacım var, onaylanmaya mı, yoksa sadece güvende hissetmeye mi?” sorusu, sizi otomatik tepkilerden biraz uzaklaştırabilir. Partnerinizin alan ihtiyacı, sizin değersiz olduğunuz ya da yetersiz kaldığınız anlamına gelmez; tıpkı sizim ilgi ihtiyacınınızın onu boğmak zorunda olmadığı gibi. İlişkilerde bu tür farklılıklar zamanla bir çatışma alanına da, bir öğrenme alanına da dönüşebilir. Burada belirleyici olan, kişinin kendini bastırmadan ama karşı tarafı da zorlamadan durabileceği bir orta noktayı aramasıdır. Duygularınızı saklamak yerine yaşamalı ,suçlayıcı olmadan ifade edebiliyor olmanız ; beklentiye dönüşen ilgiyi fark edip biraz gevşetebilmeniz ve ilişkinin tek dayanak noktası olmaktan kendinizi çekebilmek süreci mutlaka yumuşatır. Unutmamak gerekir ki sağlıklı bir ilişkide bağ, iki kişinin birbirine tutunmasıyla değil, yan yana durabilmesiyle güçlenir. Ve bazen en iyileştirici şey, sevilmeyi kontrol etmeye çalışmak yerine, ilişki içinde hem kendine hem karşı tarafa nefes alacak alan tanımayı öğrenmektir. Teşekkürler.

Devamını Oku...