Psk. Aslıhan Atalan
Türkiye/Ankara
Çocuk ve ergen terapisti
Uzman Hakkında
psikoloji lisans eğitimi Ufuk Üniversitesi’nde tamamladım. Çocuk ve ergen psikolojisi ile ilgili eğitimlerimi tamamladım.
Lisans eğitimin boyunca zorunlu stajımı Hacettepe Üniversite Hastanesi’nde yapıp aynı zamanda gönüllü stajımı Güven Psikoloji kliniğinde tamamladım. Lisans eğitimin boyunca genç psikologlar dayanışma platformunda Ankara yerel yapılanma başkanlığını yürüttüm,halen devam ediyor.Çocuk ergen ve yetişkinle ilgili psikolojiye dair blok yazıları yazıyorum.Profesyonel anlamda sunuculuk ve seslendirme yapıyorum
Eğitim
- Ufuk üniversitesi - Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- Çocuk ve ergenlerde bdt
- Çocuk değerlendirme paketi
- Deneyimsel oyun terapisi
- Mmpı uygulayıcılığı
- Nöropsikolojik testler
- Mesleğe hazırlık eğitimi
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Bdt,Dot oyun terapisi,çözüm odaklı terapi
Cevaplar (3)
Yazdıklarını okurken şunu hissettim:Bir yanın birine yaklaşmak, bağ kurmak istiyor; diğer yanın ise “dur, burada bir belirsizlik var” diye seni uyarmaya çalışıyor. Bu iki sesin aynı anda konuşması insanı gerçekten çok yorabiliyor. Şuradan başlamak isterim:Bu kadar korku hissetmen, yanlış bir şey yaptığın ya da bir problem olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, ilk kez bir ilişkiye bu kadar yaklaştığında zihninin ve bedeninin seni korumaya çalıştığını düşündürüyor. Ben senin yazdıklarında şunu duyuyorum:Aslında “hazır değilim” demekten çok, “bilmediğim bir alana giriyorum ve kontrolü kaybediyormuşum gibi hissediyorum” diyorsun. Daha önce hiç bir ilişkinin olmamış olması burada çok önemli bir detay. Çünkü insan zihni, tanımadığı deneyimleri çoğu zaman riskli olarak algılar. Bu nedenle sabaha kadar ağlaman, kendini sakinleştirmekte zorlanman; zayıflık değil, kaygının bedende kendini ifade etme biçimlerinden biri. Bir noktaya özellikle değinmek isterim. “Onu seviyorum ama çok korkuyorum” dediğinde, bu korkunun yalnızca ona dair olmadığını düşünüyorum. Daha çok ilişkinin senden neler götürebileceğine dair bir endişe gibi duruyor. Örneğin;özgürlüğünü kaybetmekten,kendin olmaktan uzaklaşmaktan,bir rutinin içine sıkışmaktan,karşı tarafın hızına yetişememekten korkuyor olabilirsin. Aynı zamanda şunu da söylemek isterim:Birinin daha ilk aşamalarda ailesinden, gelecekten ya da uzun vadeden bahsetmesi herkes için kolay sindirilebilir olmayabilir. Senin bunu ağır ve bunaltıcı hissetmen oldukça anlaşılır. Burada kendine şu ayrımı yapmanı önerebilirim:👉 Şu an hissettiğin şey sezgi mi, yoksa kaygı mı?Sezgi genellikle daha sakindir; net ama panik değildir. Kaygı ise acele eder, felaket senaryoları üretir ve bedeni sıkıştırır. Anlattıklarında kaygının sesinin şu an oldukça yüksek olduğunu hissediyorum. İlk buluşma öncesi “deli gibi korkuyorum” demen, bana şunu düşündürüyor:“Benim bu süreçte daha yavaş ilerlemeye ihtiyacım var. ”Ve bu farkındalık çok kıymetli. Eğer bir öneride bulunacak olsam, bu buluşmaya “bir ilişki başlıyor” anlamını yüklemeden gitmeni isterdim. Sadece bir insanla tanışmaya gidiyor gibi…Gelecek, rutin, aile, uzun vadeli planlar… Bunların hiçbiri bugün karar vermen gereken şeyler değil. Kendine şunu hatırlatmanı isterim:👉 Yavaşlama isteme hakkın var. 👉 Hayır deme hakkın var. 👉 Durup düşünme hakkın var. Birini sevmek, kendini zorlamak zorunda olduğun anlamına gelmez. Sevgi çoğu zaman korkuyu yok sayarak değil, korkuya rağmen kendine şefkatle yaklaşarak mümkün olur. Eğer şu an bedeninde yoğun bir gerginlik varsa, ben bunu “hazır değilsin” diye değil, “daha fazla güven ve yavaşlık ihtiyacın var” diye okurum. Son olarak şunu da eklemek isterim:Bu süreçte yardıma ihtiyaç duyduğunu fark etmen çok sağlıklı bir adım. Her şeyi tek başına çözmek zorunda değilsin. Kaygı, paylaşıldığında ve anlaşıldığında hafifleyebilir. Bu korkuyu birlikte anlamlandırmak mümkün. Bu konuyla ilgili önereceğim bir eğzersiz var onu da ekte görebilirsin 5 Duyu farkındalık taraması. TeşekkürlerPsk. Aslıhan Atalan
Anlattıklarınız aslında bir çok ilişkide karşılaşılan bir durum. Böyle zamanlarda kişinin kendine dönüp şunu fark etmesi önemli: Bir ilişkide hissettiğiniz kaygı çoğu zaman karşı tarafın ne yaptığıyla değil, sizin içinizde tetiklenen belki de eski duygularla bağlantılı olur. İlgi verdiğinizde karşılık alamadığınızı düşündüğünüz anlarda bedeniniz aslında alarm veriyor olabilir ve bu çok insani bir durum. Burada mesele, bu alarmı susturmak değil, ne anlatmaya çalıştığını duymaktır. “Şu an görülmeye mi ihtiyacım var, onaylanmaya mı, yoksa sadece güvende hissetmeye mi?” sorusu, sizi otomatik tepkilerden biraz uzaklaştırabilir. Partnerinizin alan ihtiyacı, sizin değersiz olduğunuz ya da yetersiz kaldığınız anlamına gelmez; tıpkı sizim ilgi ihtiyacınınızın onu boğmak zorunda olmadığı gibi. İlişkilerde bu tür farklılıklar zamanla bir çatışma alanına da, bir öğrenme alanına da dönüşebilir. Burada belirleyici olan, kişinin kendini bastırmadan ama karşı tarafı da zorlamadan durabileceği bir orta noktayı aramasıdır. Duygularınızı saklamak yerine yaşamalı ,suçlayıcı olmadan ifade edebiliyor olmanız ; beklentiye dönüşen ilgiyi fark edip biraz gevşetebilmeniz ve ilişkinin tek dayanak noktası olmaktan kendinizi çekebilmek süreci mutlaka yumuşatır. Unutmamak gerekir ki sağlıklı bir ilişkide bağ, iki kişinin birbirine tutunmasıyla değil, yan yana durabilmesiyle güçlenir. Ve bazen en iyileştirici şey, sevilmeyi kontrol etmeye çalışmak yerine, ilişki içinde hem kendine hem karşı tarafa nefes alacak alan tanımayı öğrenmektir. Teşekkürler.