Psk. Ecem Bakıner
Türkiye, Adana
Psikoeğitim | İlişkiler | Bağlanma
Uzman Hakkında
Ecem Bakıner, psikoloji lisans eğitimini 2025 yılında tamamlamış bir psikolog ve içerik üreticisidir. Klinik psikoloji alanında uzmanlaşmayı hedeflemekte; gelişim psikolojisi, çocukluk dönemi deneyimleri, bağlanma stilleri, duygusal ihmal, ebeveynleşme ve romantik ilişkiler üzerine çalışmalar yürütmektedir. TÜBİTAK (A-2209) destekli bir projede, çocuklukta ebeveynleşmenin yetişkin romantik ilişkiler üzerindeki etkisini inceleyen araştırma ekibinde yer almıştır. Akademik ve saha deneyimlerini, psikolojik bilgiyi daha erişilebilir kılmak amacıyla dijital platformlara taşımaktadır.
Eğitim
- Çağ Üniversitesi - Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- 22. Psikoloji Kongresi
- 1. Düzey Şema Terapi Eğitimi
- Aile Danışmanlığı Uygulayıcı Eğitimi (Devam Ediyor)
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Şema Terapi
- BDT
Cevaplar (3)
Merhaba sevgili danışan,Yaşadığınız ve paylaştığınız durumun ne kadar yorucu ve ağır olduğunu tahmin edebiliyorum. Küçük yaşlardan itibaren birçok sorumluluğu tek başınıza taşımış olmanız, çoğu zaman başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarınızın önüne koymak zorunda kalmanız ve bugün geldiğiniz noktada hâlâ “toparlayan kişi” rolünde olmanız, insanın iç dünyasında ciddi bir yük oluşturabilir. Satırlarınızdan, bunun sizi hem zihinsel hem de duygusal olarak ne kadar tükettiğini net bir şekilde hissediyorum. Anlattıklarınız, çocuklukta erken yaşta fazla sorumluluk almak zorunda kalan kişilerde sık gördüğümüz bir örüntüyle örtüşüyor. Bu durum ebeveynleşme olarak adlandırılabilir; yani çocuğun, gelişim döneminde ebeveyne ait bazı roller ve sorumlulukları üstlenmek zorunda kalması olarak da düşünülebilir. Bu bir tanı değildir, bir deneyim ve uyum biçimidir. Çocuklukta hayatta kalmak ve düzeni sürdürebilmek için gelişen bir strateji olarak düşünülebilir. O dönemde işe yaramış olabilir; çünkü birilerinin sorumluluk alması gerekiyordu ve siz bunu yapmışsınız. Ancak bu rol yetişkinlikte de devam ettiğinde, kişinin kendi sınırlarını zorlayan ve oldukça yorucu bir hale gelebilir. “Kardeşimi okula götürür, kendi harçlığımdan ona yemek alırdım; birinci sınıfta bile okula tek gidip geliyordum, sonra büyüyünce aileme yardım ettim, bir şey olduğunda koşmaya çalıştım; arkadaşlarımda sınır koyabiliyorum ama ailemde bu olmuyor. ” ifadeleriniz, bu döngünün uzun zamandır sürdüğünü ve bugün de sizi zorlamaya devam ettiğini düşündürüyor. Öte yandan, herkesin sizin için “iyisin” dediği yerde, insanın kendi iyiliğini ne kadar hissedebildiği önemli bir soru haline geliyor. Çünkü, aslında iyi olup olmama durumunuzu, bedeninizde, duygularınızda ve düşüncelerinizde en iyi siz bilebilirsiniz. Aynı zamanda, zaman zaman nedeni tam olarak açıklayamadığınız bir hüzün, durup dururken gelen ağlama isteğiniz ya da içe çöken bir ağırlık hissetmeniz, çoğu zaman uzun süredir taşınan yüklerin bir yansıması olabiliyor. Bu hisler, bedenin ve zihnin “biraz dinlenmeye ihtiyacım var” deme biçimleri gibi düşünülebilir. Belki burada, şu sorulara yavaşça bakılabilir: Sizden başka kimsenin üstlenmediği sorumluluklarda, bazen geri çekilmek gerçekten her şeyin bozulmasına yol açar mı? Kendi sınırlarınızı korumak, sizin için ne ifade ediyor, bu kendinize gösterebileceğiniz bir şefkati simgeleyebilir mi?Çoğu zaman, bazı sorumluluklar bize ait olsa da; ailemizde, arkadaşlarımızda ve çevremizde olan her şeyin sorumluluğunu üstlenmek zorunda olmadığımızı hatırlamak önemlidir. Hayatımızda almak istemediğimiz ya da almaya gücümüzün yetmediği sorumluluklara “hayır” deme hakkımız her zaman vardır. Karşımızdaki kişi ne kadar değerli olursa olsun, sınırlarımızın aşıldığını hissettiğimizde kendimizi seçebilme hakkına sahibiz. Çünkü herkes ayrı bir bireydir ve kendisine düşen sorumlulukları alma kapasitesine sahiptir. Yazdıklarınız, ne kadar uzun süredir taşıdığınız yüklerin artık sizi yorduğunu ve içinizde bir değişim isteğinin filizlendiğini gösteriyor. Bu farkındalık, çok kıymetli bir başlangıç. Siz de dinlenmeye, anlaşılmaya ve kendiniz için yer açmaya değersiniz. Bu yolculukta her şeyi bir anda değiştirmek zorunda değilsiniz; küçük farkındalıklar ve küçük adımlar bile zamanla büyük değişimlerin kapısını aralayabilir. Belki de tüm bu süreçte en önemli adım, kendinize biraz daha şefkatle yaklaşabilmek ve taşıdığınız yükleri tek başınıza taşımak zorunda olmadığınızı yavaş yavaş fark edebilmektir. Size yardımcı olabilecek, dilerseniz uygulayabileceğiniz bir egzersiz bırakmak istiyorum: Her günün sonunda kısa bir not alabilirsiniz. Bu notta temelde iki başlık olabilir:Bugün başkaları için yaptıklarımBugün kendim için yaptıklarımBu “kendim için” kısmına, beş dakika dinlenmek ,sınır koyduğunuz bir alanınızı fark etmek, sevdiğiniz bir müziği açmak, sıcak bir duş almak, ya da sadece uzanıp gözlerinizi kapatmak gibi gündelik yapmayı sevdiğiniz rutinlerinizi yazabilirsiniz. Ayrıca, uygulamadan sonraki hislerinizi de yazabilirsiniz, Bu egzersiz, kendi ihtiyaçlarınızı ve duygularınızı daha iyi fark etmenize yardımcı olabilir. Sağlıklı günler dilerim, Sevgiyle kalın Psikolog Ecem Bakıner.
Merhabalar,Yaşadığınız ve paylaştığınız durumun ne kadar zorlayıcı olduğunu tahmin edebiliyorum. Bu kaygıların hem zihninizi, hem duygularınızı hem de bedensel durumunuzu ne kadar etkilediğini, “uyandığımdan uyuyana kadar” ifadenizden daha da net görebiliyorum. Anlattıklarınız, kaygının zamanla bir döngü haline gelmiş olabileceğini düşündürüyor. Yani siz bu kaygıyı susturmak için ne kadar çabalasanız da, kaygı da sizi susturmakta zorlandığınız bir iç ses haline gelmiş gibi görünüyor. Bu tekrar eden kaygı döngüsünün içinde, zihnin ürettiği sesler zamanla dışarıdan gelen seslerden daha gür çıkabiliyor. “Ya biri duyar da şikâyet ederse, ya bu borcun altından kalkamazsam, ya bir şey ters giderse…” diye uzayıp giden bir “ya…” zinciri oluşabiliyor. Çözüm bulduğunuzda bile, sanki zihniniz yeni bir ihtimal üretip eski, tanıdık kaygıyı yeniden devreye sokuyor. Öte yandan, kaygılarınızı fark etmeniz ve bunları yönetebilmek için çözüm arayışında olmanız çok kıymetli. Bu durum, yaşadıklarınız karşısında ne kadar çaresiz olmadığınızı; aksine iç gözleme ve baş etme isteğine sahip olduğunuzu gösteriyor. Yaşadığınız durumun birçok sebebi olabileceği gibi, sebeplerden biri; Zihin, tanıdık olanı tercih eder, kaygı yorucu olsa bile, zihnin çoğu zaman bildiği bir alandır. Kaygısız bir hal ise zihin için daha bilinmez ve kontrolsüz gibi algılanabilir. Bu nedenle amaç, kaygının tamamen yok olmasını beklemekten ziyade, kaygı geldiğinde onunla nasıl ilişki kurduğumuzu yavaş yavaş değiştirebilmektir. Aynı zamanda paylaştıklarınızdan, kaygınızın yalnızca olası olumsuz sonuçlara değil, aynı zamanda başkalarının sizi nasıl değerlendireceğine dair yoğun bir hassasiyete de temas ettiğini görüyorum. “Biri benden rahatsız olur mu?”, “Yanlış anlaşılır mıyım?” gibi düşünceler, kişinin sürekli olarak kendini gözleyen bir konumda kalmasına neden olabilir. Bu da zamanla kişinin kendi ihtiyaçlarından çok, başkalarının beklentilerine odaklanmasına yol açabilir. Bununla birlikte, birilerinin söylediklerinin altında sürekli bir anlam aramak da kaygının sık görülen yansımalarından biridir. Zihin, “Eğer altındaki nedeni bulursam güvende olurum” düşüncesine alışmış olabilir. Bu yüzden biri bir şey söylediğinde, otomatik olarak o sözün arkasında gizli bir mesaj, bir eleştiri ya da bir tehdit varmış gibi neden aramaya başlar. Aslında burada zihiniz, belirsizliği ortadan kaldırmaya çalışıyor olabilir. Çünkü zihin için belirsizlik, kontrol kaybı anlamına gelir ve oldukça rahatsız edicidir. Bu nedenle kesin bir açıklama bulmak, doğru ya da yanlış olsun, belirsizlikte kalmaktan daha güvenliymiş gibi hissedilir. Ancak bu durum zamanla kişinin kendisini sürekli tetikte hissetmesine ve zihinsel olarak daha da yorulmasına neden olabilir. Belki de, bu durumda sizin ihtiyacınız olan şey, sakinlik, veya kaygının tamamen yok olmasını beklemekten ziyade, kaygı geldiğinde onunla kurulan ilişkiyi yavaş yavaş dönüştürebilmektir. Kaygı geldiğinde “Bunu yaşamamalıyım” demek yerine, “Şu an kaygı hissediyorum ve bu geçici bir durum” diyebilmek, sürecin önemli bir adımıdır. Duygular gelir ve geçerler. Bazen kaygı gibi durumlar hiç geçmiyor gibi görünse de, her sesi kısmak, her borcu unutturmak pek mümkün olmasa da, belki de, kendinize arada sırada anlayışla bakmak, içinizden geçen tüm o cümlelerin arasına bir nokta değil, bir virgül bırakmak, kimi zaman yeterli olabilir. .. Aşağıda, kaygı geldiğinde bedeninizi ve dikkatinizi ana getirmeye yardımcı olabilecek iki küçük egzersiz paylaşıyorum: