Psk. Ecem Bakıner
Türkiye, Adana
Psikoeğitim | İlişkiler | Bağlanma
Uzman Hakkında
Ecem Bakıner, psikoloji lisans eğitimini 2025 yılında tamamlamış bir psikolog ve içerik üreticisidir. Klinik psikoloji alanında uzmanlaşmayı hedeflemekte; gelişim psikolojisi, çocukluk dönemi deneyimleri, bağlanma stilleri, duygusal ihmal, ebeveynleşme ve romantik ilişkiler üzerine çalışmalar yürütmektedir. TÜBİTAK (A-2209) destekli bir projede, çocuklukta ebeveynleşmenin yetişkin romantik ilişkiler üzerindeki etkisini inceleyen araştırma ekibinde yer almıştır. Akademik ve saha deneyimlerini, psikolojik bilgiyi daha erişilebilir kılmak amacıyla dijital platformlara taşımaktadır.
Eğitim
- Çağ Üniversitesi - Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- 22. Psikoloji Kongresi
- 1. Düzey Şema Terapi Eğitimi
- Aile Danışmanlığı Uygulayıcı Eğitimi (Devam Ediyor)
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Şema Terapi
- BDT
Cevaplar (104)
Merhaba sevgili danışan,Yazdıklarınızı okurken içinizde ne kadar ağır bir yük taşıdığınızı hissedebiliyorum. Sanki uzun zamandır hem bedeninizle hem de hayatla ilişkiniz yavaş yavaş geri çekilmiş gibi. .. Bir yandan bedeninizi beğenmiyor, kilo aldığınızı söylüyorsunuz; diğer yandan insanlarla görüşmek, evden çıkmak, işe gitmek ya da spor yapmak içinizde hiçbir istek uyandırmıyor. Bunların üzerine bir de "Bu kadar mutsuz ve hissiz olmam saçma geliyor. " diye kendinizi sorguluyorsunuz. Tahmin ediyorum ki yalnızca yaşadığınız duygular değil, onları anlamlandırmaya çalışmak da sizi oldukça yoruyor. Burada çok dikkat çeken bir cümleniz de, "Bir şeylerin böyle olmaması gerektiğine inanıyorum ama o bir şeylerin ne olduğunu da bilmiyorum" oldu. . Bazen bu his, kişinin yalnızca mutsuz olmasından değil; yaşamla kurduğu bağın bir süreliğine zayıflamasından da kaynaklanabilir. Ne istediğini bilmemek, hiçbir şey istemiyormuş gibi hissettirebilir. Bu da kişide derin bir boşluk ve memnuniyetsizlik duygusu oluşturabilir. Yaşadığınız yas sürecini düşündüğümüzde ise bu tablo daha da anlam kazanıyor. Elbette herkes yasını farklı yaşar ve bunun şiddeti kaybettiğimiz kişiyle olan ilişkiye göre değişebilir. Ancak yas yalnızca üzülmekten ibaret değildir; bazen insanın hayata karşı ilgisini, enerjisini ve umut duygusunu da beraberinde götürebilir. Daha önce keyif veren şeyler anlamını yitirebilir, insan kendisini yaşamın dışında kalmış gibi hissedebilir. Üstelik kayıp anne ya da baba olduğunda, bu duyguları daha yoğun yaşamanız oldukça anlaşılır bir durumdur. "Sanki bir zarın içindeyim ve çıkamıyorum. " benzetmeniz de bunu çok güzel anlatıyor aslında. Sanki hayat dışarıda akmaya devam ediyor; insanlar işe gidiyor, spor yapıyor, sosyalleşiyor. .. Siz ise görünmez bir engelin arkasından tüm bunları izliyormuşsunuz gibi. Dışarı çıkmak istiyorsunuz belki ama içinizde sizi geri çeken ağır bir yük var. Bu çoğu zaman tembellik ya da iradesizlik değil; derin bir duygusal yorgunluğun ve tükenmişliğin dışarıdan görünen halidir. Bedeninizle ilgili memnuniyetsizliğiniz de bu sürecin bir parçası olabilir. Çünkü kişi kendini duygusal olarak kötü hissettiğinde, çoğu zaman en görünür olan yere, yani bedenine odaklanır. "Sorun kilom. " diye düşünmek daha somut gelir. Oysa bazen beden, aslında iç dünyamızdaki yükün sessizce taşıyıcısıdır. Uzun süredir ihmal edilen ihtiyaçlar, yaşanmamış duygular ve taşınan acılar beden üzerinden kendini göstermeye başlayabilir. Bu nedenle belki de şu an bedeninizle savaşmaktan çok, onun size anlatmaya çalıştığı şeyi merak etmek daha şefkatli bir başlangıç olabilir. Size küçük bir soru bırakmak isterim. Yas sürecinden önce kendinizi daha canlı, daha "siz" hissettiğiniz zamanları düşündüğünüzde; hayatınızda bugün eksikliğini hissettiğiniz en önemli şey neydi? Bazen iyileşme, önce neyi kaybettiğimizi fark etmekle başlar. Ayrıca birkaç küçük öneri de paylaşmak isterim; eğer size iyi geleceğini düşünürseniz deneyebilirsiniz. Öncelikle bedeninizin farkında olmak, neye ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışmak, hayata yeniden temas etmenin ilk adımlarından biri olabilir. Kendinize "Bugün bedenim bana ne söylemek istiyor?" diye sorabilir, ardından aklınıza gelenleri mantıklı olup olmadığını değerlendirmeden yazabilirsiniz. Belki "yoruldum", belki "görülmek istiyorum", belki "ağlamak istiyorum", belki de "hareket etmek istiyorum". .. Bu küçük egzersiz, hissizlik gibi görünen o boşluğun altında aslında hangi duyguların olduğunu fark etmenize yardımcı olabilir. Bunun yanı sıra, şu an kendinizden büyük değişimler beklemek yerine küçük adımlara izin vermek de oldukça kıymetlidir. Bir spora başlamak ya da yoğun bir programa uymaya çalışmak gözünüze zor gelebilir. Bunun yerine beş dakikalık bir yürüyüş yapmak, perdeleri açmak, pencerenin önünde birkaç dakika oturup temiz havayı hissetmek bile başlangıç sayılabilir. Bazen iyileşme, büyük sıçramalarla değil; düzenli atılan küçük adımlarla gerçekleşir. Belki de şu an ihtiyacınız olan şey, zarı bir anda kırmaya çalışmak değil; önce içine biraz ışık girecek küçük bir çatlak oluşturmaktır. Ve son olarak şunu söylemek isterim: Şu an içinde bulunduğunuz ruh hali sonsuza kadar böyle kalacakmış gibi hissettirebilir. Yasın ve yoğun duygusal yükün içerisindeyken insan çoğu zaman bunun hiç geçmeyeceğine inanabilir. Ancak bu hisler, bulunduğunuz sürecin bir parçası olabilir ve doğru destekle zaman içerisinde hafifleyebilir. Eğer bu isteksizlik, mutsuzluk ve hayattan geri çekilme hali uzun süredir devam ediyor, günlük yaşamınızı belirgin şekilde etkiliyor ve kendinizi bu döngünün içinde sıkışmış hissediyorsanız, bir psikologtan destek almak bu süreci tek başınıza taşımak zorunda olmadığınızı hatırlatacak önemli bir adım olabilir. Tekrardan danışmak, sormak istediğiniz bir konu olursa her zaman buradayım. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner
Merhaba sevgili danışan,Yazdıklarınızı okurken, aynı anda ne kadar fazla yük taşımaya çalıştığınızı hissedebiliyorum. Bir yandan dedenizin hastalığıyla ilgili aldığınız bu ağır haber, bir yandan annenizin yaşadığı acıya tanıklık etmek, diğer yandan ise yıllardır emek verdiğiniz mezuniyetiniz. .. Sanki hayat, birbirinden çok farklı duyguları aynı ana sığdırmış gibi. Böyle bir süreçte kendinizi yorgun, çaresiz ve iki arada kalmış hissetmeniz oldukça anlaşılır. Aslında yazdıklarınızda en çok dikkatimi çeken şey, sadece dedeniz için değil; anneniz, babanız, anneanneniz ve hatta gelecekte yaşanabilecekler için de büyük bir sorumluluk hissetmeniz oldu. Sanki herkesin yükünden biraz olsun pay almaya çalışıyor gibisiniz. Bu da omuzlarınızdaki yükü daha da ağırlaştırıyor olabilir. Anneniz açısından baktığımızda ise şu an yaşadığı şey, aslında henüz kayıp gerçekleşmeden başlayan bir yas süreci gibi görünüyor. Çok sevdiği babasının öleceğini bilerek yaşamak, her gün bu düşünceyle uyanmak ve buna hazırlanmak zorunda kalmak oldukça derin bir acı yaratabilir. Böyle zamanlarda insanların çoğu, acılarının çözülmesinden çok, birileri tarafından görülmeye ve anlaşılmaya ihtiyaç duyar. Belki annenize verebileceğiniz en kıymetli destek, onun acısını değiştirmeye çalışmadan yanında kalabilmek olabilir. "Üzülme. " ya da "Güçlü ol. " demek yerine, "Anne, bunun senin için ne kadar zor olduğunu görebiliyorum. " diyebilmek. .. Bazen birlikte sessizce oturmak, elini tutmak, sarılmak ya da birlikte ağlamak bile "Bu yükü tek başına taşımıyorsun. " mesajını verir. Çünkü bazı acılar konuşularak değil, birlikte taşınarak biraz daha hafifler. Bir taraftan da annenizin acısını gördükçe onu korumak, yükünü almak ve iyi hissettirmek istemeniz çok anlaşılır. Ancak burada kendinize küçük bir hatırlatma yapmanız da önemli olabilir. Sevdiğimiz insanların acısını tamamen ortadan kaldırmak bizim elimizde değildir. Siz annenizin yasını çözmek zorunda değilsiniz; ona eşlik edebilir, yanında olabilir ve onu yalnız hissettirmeyebilirsiniz. Bazen en büyük destek, çözüm üretmek değil, birlikte kalabilmektir. Kendi duygularınıza geldiğimizde ise satırlarınızda beni en çok etkileyen cümlelerden biri şu oldu: "Annem ağlarken ben gülmek istemiyorum. " Bu cümlede çok büyük bir sevgi olduğu kadar, derin bir suçluluk da hissediliyor. Oysa insan kalbi düşündüğümüzden çok daha geniştir. Aynı gün içerisinde hem çok üzülüp hem de bir anlığına gülümseyebilir. Bir yandan dedesini düşünürken, diğer yandan mezuniyet heyecanını hissedebilir. Bu iki duygu birbirinin karşıtı değil; aynı yaşamın içinde yan yana var olabilir. Yasın en büyük karmaşalarından biri de budur, bir yandan gülüp bir yandan ağlayabilmek. . Belki kendinize şu cümleyi söylemeyi deneyebilirsiniz: "Bugün sevinmem, dedemi daha az sevdiğim anlamına gelmiyor. Bugün gülümsemem, ailemin acısını önemsemediğim anlamına da gelmiyor. "Çünkü sevgi, yalnızca acıyla ölçülmez. Dedenizi çok seviyor olmanız, hayatınızdaki güzel anlara hiç yer vermemeniz gerektiği anlamına gelmez. Hatta bazen şunu düşünmek de iyi gelebilir. .. Muhtemelen dedeniz de, anneniz de sizin mezuniyetinizde gözlerinizin içinin parladığını görmek isterdi. Çünkü sevdiğimiz insanlar, çoğu zaman bizim hayatımızın durmasını değil, yaşamaya devam edebilmemizi isterler. Hayat, bazen en büyük acılarla en güzel anları aynı güne bırakabilir. Bu da hayatın adaletsizliğinden çok, gerçekliğinin bir parçasıdır. Sorunuzda geleceğe dair taşıdığınız kaygılar da dikkat çekiyor. "Anneanneme kim bakacak?", "Sonra ne olacak?" gibi sorular zihninizi şimdiden meşgul ediyor olabilir. Böyle dönemlerde zihin, belirsizlikten korunmaya çalışırken sürekli geleceğe gider. Oysa henüz yaşanmamış olayların yükünü bugünden taşımaya çalışmak, bugünkü acınızı daha da ağırlaştırabilir. Elbette zamanı geldiğinde ailece birçok çözüm konuşulacak, görev paylaşılacak ve yeni bir düzen kurulacaktır. Fakat bugün, henüz gerçekleşmemiş yarınların bütün sorumluluğunu tek başınıza omuzlamanız gerekmiyor. Son olarak şunu söylemek isterim. .. Böyle dönemlerde güçlü olmak; hiç ağlamamak, hiç dağılmamak ya da herkes için dimdik durabilmek değildir. Bazen güçlü olmak, acıya rağmen birbirine yaslanabilmek, gerektiğinde yardım isteyebilmek ve kendine de aynı şefkati gösterebilmektir. Lütfen bu süreçte kendinizi de ihmal etmeyin. Çünkü siz de bu ailenin yalnızca destek veren kişisi değil, aynı zamanda bu kaybın yasını yaşayan bir torunsunuz. Sizin de üzülmeye, yorulmaya, sevinmeye ve dinlenmeye hakkınız var. Bunların hiçbiri birbirini eksiltmez. Umarım zaman içerisinde hem siz hem de aileniz, bu zorlu süreci birbirinize tutunarak ve duygularınıza alan açarak atlatabilirsiniz. Eğer bu süreçte yaşadığınız duygular günlük yaşamınızı sürdürmenizi zorlaştırmaya başlarsa ya da yük giderek taşınamaz hissettirirse, bir psikologtan destek almak da hem sizin hem de anneniz için güvenli bir alan oluşturabilir. Tekrardan destek olabileceğim bir konu olursa sizin için her zaman burada olacağım. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner
Merhaba sevgili danışan, yazdıklarınızı okurken anlattıklarınızın sizin için ne kadar yorucu, zihni sürekli meşgul eden ve gün içinde nefes almanızı zorlaştıran bir deneyim olduğunu hissediyorum. Bir yandan hayatınıza dair hedeflerinizin olması ve ilerlemek istemeniz, diğer yandan zihninizin sık sık “ya bir şey olursa” ihtimaliyle sizi durdurması… bu iki taraf arasında kalmak gerçekten hem yıpratıcı hem de zaman zaman çaresiz hissettirebilir. Anlattıklarınız sağlık kaygısı ve aşırı düşünme döngüsüne oldukça benziyor. Bu döngüde çoğu zaman beden aslında normal ve çoğu insanda da olan sinyaller verir; saç dökülmesi, nefeste değişiklik ya da vücudun doğal sesleri gibi. Ancak kaygı devreye girdiğinde zihin bu sinyalleri hızla “tehlike” ihtimaliyle yorumlamaya başlar. Ardından doğal bir şekilde rahatlama arayışı gelir: internetten araştırma yapmak, belirtileri karşılaştırmak ya da güvence alma ihtiyacı… Bu davranışlar kısa süreli bir rahatlama sağlasa da, uzun vadede zihne “burada gerçekten kontrol etmem gereken bir şey var” mesajını yeniden gönderir ve döngü böylece devam eder. Zamanla bu da kişinin daha fazla tetikte olmasına ve bedenini daha sık kontrol etmesine neden olur. Burada önemli noktalardan biri, Sizi en çok zorlayan şey çoğu zaman bedeninizdeki değişimlerin kendisi değil, o değişimlere eşlik eden “ya ciddi bir şeyse” düşüncesinin yarattığı belirsizlik ve tedirginlik hali. Zihin belirsizliği tehdit olarak algıladığında kontrol etmeye yönelir; internet araştırmaları, beden tarama ve güvence alma gibi davranışlar da bu kontrol etme çabasının bir parçası olur. Ancak bu çaba, iyi hissetme niyetiyle yapılsa da, uzun vadede kaygıyı besleyebilen bir döngüye dönüşebilir. Bu noktada kendinize yaklaşımınızın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu süreç çoğu zaman “yanlış bir şey yapıyorum”dan ziyade, “kendimi güvende tutmaya çalışıyorum” tarafıyla ilgilidir. Yani internetten bakma ya da kontrol etme ihtiyacı aslında sizi rahatlatma çabasının bir parçası. Ancak bu çabanın uzun vadede tam tersine bir etki yaratabildiğini fark etmek, yavaş yavaş farklı bir yol açabilir. Bu döngü içinde yapılabilecek en önemli şeylerden biri, otomatikleşmiş tepkileri fark etmeye başlamaktır. Örneğin bir belirti fark ettiğinizde hemen araştırmaya gitmek yerine, “Şu an zihnim bana bir tehlike hikâyesi anlatıyor olabilir” diyebilmek, araya küçük bir mesafe koyar. Aynı şekilde güvence alma isteği geldiğinde bunu hemen yapmak yerine kısa bir süre ertelemek (örneğin 10-15 dakika) bile zamanla bu alışkanlığın gücünü azaltmaya yardımcı olabilir. Bu adımlar kaygıyı bir anda ortadan kaldırmaz ama onunla kurulan ilişkiyi daha yumuşak ve yönetilebilir hale getirebilir. Bir diğer önemli alan ise belirsizliğe tahammül edebilme kapasitesidir. Zihin çoğu zaman “emin olmalıyım, kesin bilmeliyim” noktasına sıkışır. Ancak sağlıkla ilgili birçok durumda %100 kesinlik mümkün değildir. Buradaki hedef tüm sorulara kesin cevap bulmak değil, belirsizlik varken de yaşamın içinde kalabilmeyi yavaş yavaş öğrenmektir. Bu beceri ilk başta zorlayıcı hissettirse de, zamanla kaygının temelini zayıflatır. Tüm bunların yanında hayatınıza dair hedeflerinizin olması çok kıymetli görünüyor. Kilo vermek, kendinize özen göstermek, ehliyet almak, motor sahibi olmak gibi hedefleriniz aslında yaşamla bağ kurmak isteyen tarafınızı gösteriyor. Kaygı ise bazen bu alanları daraltıp kişiyi sadece zihninin içinde sıkışmış hissettirebilir. Bu yüzden büyük adımlar yerine çok küçük, sürdürülebilir adımlarla hayatın içine yeniden temas etmek bu süreçte oldukça destekleyici olabilir. Eğer bu döngü uzun süredir devam ediyor ve gün içinde belirgin şekilde zamanınızı alıyorsa, bu alanda bir psikologtan destek almak da oldukça faydalı olabilir. Özellikle sağlık kaygısı ve aşırı düşünme döngüleriyle çalışıldığında, kişinin zihinsel yükü zamanla belirgin şekilde hafifleyebilmektedir. Tekrardan danışmak, sormak istediğiniz veya destek olabileceğim bir konu olursa her zaman buradayım. .Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner
Merhaba sevgili danışan,Yazdıklarınızdan bu durumun sizde hem merak hem de kafa karışıklığı yarattığını anlayabiliyorum. Bir yandan eşinizle cinsel hayatınızın canlanmış olması sizi mutlu ediyor, diğer yandan ise onun dile getirdiği bu isteklerin ne anlama geldiğini ve bunlara nasıl karşılık vermeniz gerektiğini sorguluyorsunuz. Bu ikilem oldukça anlaşılır bir durum. Öncelikle şunu söyleyebilirim ki; eşinizin ilişki sırasında üçüncü kişilerden bahsetmesi ya da dışarı çıkarken iç çamaşırı giymemenizi istemesi, cinsel fantezi dünyasında zaman zaman karşılaşılabilen durumlardır. Cinsel fanteziler çoğu zaman gerçek hayatta uygulanmasını istenen senaryolar olmak zorunda değildir. Bazen heyecan, yasak duygusu, risk hissi, farklılık arayışı ya da zihinsel bir oyun alanı olarak yaşanabilir. Bu nedenle, tek başına böyle fantezilere sahip olmak kişinin bunları gerçek hayatta yaşamak istediği anlamına gelmez. Siz de eşinizin gerçek hayatta böyle bir şeye izin vermeyeceğinden emin olduğunuzu söylüyorsunuz. Bu da aslında onun zihnindeki fantezi dünyası ile gerçek yaşam sınırlarını birbirinden ayırabildiğini düşündürebilir. Elbette bunu en doğru şekilde açıklayabilecek kişi yine eşinizdir. Ancak burada en önemli nokta, sizin kendinizi nasıl hissettiğinizdir. Cinsellik, iki kişinin de kendini güvende, rahat ve onaylanmış hissettiği bir alan olmalıdır. Yazdıklarınızdan bu durumun sizi çok rahatsız etmediğini ancak nasıl karşılık vermeniz gerektiği konusunda zorlandığınızı anlıyorum. Böyle hissetmeniz de oldukça doğaldır. Bir fanteziye eşlik etmek zorunda değilsiniz; yalnızca sizin de içinde rahat hissettiğiniz ölçüde sürece dahil olmanız önemlidir. Bu nedenle eşinizle bu konuyu cinsellik dışında, ikinizin de rahat olduğu bir zamanda konuşmanız faydalı olabilir. Örneğin, "İlişki sırasında bunları söylediğinde bazen nasıl karşılık vereceğimi bilemiyorum. Bunların senin için ne ifade ettiğini benimle paylaşır mısın?" gibi merak eden ve yargılamayan bir dille yaklaşabilirsiniz. Böyle bir konuşma hem eşinizin bu fantezilere yüklediği anlamı anlamanıza hem de kendi duygularınızı ifade etmenize yardımcı olabilir. Aynı şekilde sizin de hoşlandığınız, hoşlanmadığınız ya da sınır koymak istediğiniz noktaları açıkça paylaşmanız oldukça değerlidir. Sağlıklı bir cinsel yaşam, sadece arzuların değil; sınırların, karşılıklı rızanın ve güven duygusunun da konuşulabildiği bir ilişki içinde gelişir. Ayrıca, eğer bu konu sizi rahat hissettirmiyorsa veya kafa karışıklığı yaratıyorsa, eşinizle ikinizin de kendini güvende ve rahat hissedeceği, karşılıklı keyif alabileceğiniz farklı fanteziler ya da senaryolar hakkında da konuşabilir, bunları birlikte keşfedebilirsiniz. İsterseniz bu hafta kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: "Ben bu durumun hangi kısmından keyif alıyorum, hangi kısmında ise kendimi huzursuz hissediyorum?" Bunları küçük notlar halinde yazmanız bile kendi sınırlarınızı daha net fark etmenize yardımcı olabilir. Sonrasında da bunları eşinizle paylaşarak ikiniz için de daha güvenli ve rahat hissettiren bir cinsel alan oluşturabilirsiniz. Eğer zamanla bu durum sizde kaygıyı artırmaya başlar, kendinizi baskı altında hisseder ya da ilişkinizde çatışmalara neden olursa, bir cinsel terapistten veya psikologdan destek almak da bu süreci birlikte değerlendirebilmeniz açısından faydalı olabilir. Tekrardan destek olabileceğim bir konu olursa her zaman sizin için burada olacağım. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner