Psk. Ecem Bakıner
Türkiye, Adana
Psikoeğitim | İlişkiler | Bağlanma
Uzman Hakkında
Ecem Bakıner, psikoloji lisans eğitimini 2025 yılında tamamlamış bir psikolog ve içerik üreticisidir. Klinik psikoloji alanında uzmanlaşmayı hedeflemekte; gelişim psikolojisi, çocukluk dönemi deneyimleri, bağlanma stilleri, duygusal ihmal, ebeveynleşme ve romantik ilişkiler üzerine çalışmalar yürütmektedir. TÜBİTAK (A-2209) destekli bir projede, çocuklukta ebeveynleşmenin yetişkin romantik ilişkiler üzerindeki etkisini inceleyen araştırma ekibinde yer almıştır. Akademik ve saha deneyimlerini, psikolojik bilgiyi daha erişilebilir kılmak amacıyla dijital platformlara taşımaktadır.
Eğitim
- Çağ Üniversitesi - Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- 22. Psikoloji Kongresi
- 1. Düzey Şema Terapi Eğitimi
- Aile Danışmanlığı Uygulayıcı Eğitimi (Devam Ediyor)
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Şema Terapi
- BDT
Cevaplar (54)
Merhaba sevgili danışan,Yazdıklarınızdan, içinde bulunduğunuz durumun hem sizi hem de ilişkinizi ne kadar yıprattığını görebiliyorum. Birçok duygunun içinde kalmış gibi hissediyor olabilirsiniz. Gözümün önüne şöyle bir tablo geliyor: Çok seviyorsunuz, çok değer veriyorsunuz ve bu sevgi bazen içinizi sıkıştıran bir deneyime dönüşüyor. Ne zaman dışarı çıksa veya bir kafeye gitse, içinizde bir şüphe ve korku oluşuyor; bu korku kıskançlığa, ardından da tartışmalara ve kavgaya dönüşüyor. Kıskançlık genellikle birçok duygu barındırır: öfke, kaybetme korkusu, kaygı… Ve birçok yerden beslenebilir: geçmişte yaşanan güvensizlik deneyimleri, kişinin kendiyle ilgili kuşkuları, çocukluktan gelen “güvende değilim” hissi ya da çevrede duyulan ihanet hikâyeleri… Burada size tanıdık gelen bir durum var mı? Sizce kıskançlık gibi görünen duygunuzun altında neler yatıyor olabilir?Çünkü sorun aslında kızların açık giyinmesi veya dekolte giymeleri değil; içinizdeki kaygı ve “ya onlara bakarsa, ya beni aldatırsa” gibi düşünceler, kıskançlık hissini tetikliyor olabilir. Üstelik o sizi başkalarının yanında savunmadığında veya tam tersine onları tuttuğunda, “Ben onun gözünde değerli miyim?” sorusu aklınıza gelebilir. Burada da bir savunma devreye giriyor; tartışmalar ve kavgalara dönüşüyor. Aslında ikiniz de aynı sahnede, farklı şekillerde inciniyorsunuz. Böyle hissettiğiniz anda kendinize şunu sorun: “Kıskandığım anlarda neyden korkuyorum, ne hissediyorum, aklıma hangi düşünceler geliyor?” Çünkü sorun sadece “kıskançlık” değil; altında yatan duygu ve rahatsız edici düşünceler sizi yönlendiriyor olabilir. Özellikle kıskançlık anlarında tartışmalar çıktığını söylüyorsunuz. Burada bir öneri vermek isterim: Sakin bir zamanda partnerinize şunu söylemeyi deneyin: “Sen dışarı çıktığında içimde kontrol edemediğim bir kaygı ve kıskançlık yükseliyor. Sana baskı yapmak istemiyorum ama kendi duygumla da baş edemiyorum. Bunu birlikte, sakin sakin konuşmak isterim. ” gibi bir dil kullanmak, suçlamadan, utandırmadan, sadece duyguyu paylaşmak… Bazen bu, ilişkinin tonunu tamamen değiştirir. Çünkü kıskançlık aslında bir güven ihtiyacının davranış ve duygu olarak dışa yansımasıdır. Eğer güven konusunda eksik bir alan hissediyorsanız, bunu partnerinizle birlikte inşa etmek mümkündür. Son olarak, bu kıskançlık halinin kökleri biraz derinde gibi görünüyor. Kendinizle ilişkinizi güçlendirdikçe, farkındalığınızı bu konuda artırdıkça ona olan güveniniz de daha sağlam bir zemine oturacaktır. Tekrardan danışmak istediğiniz herhangi bir konu olursa buradan veya profilimden bana ulaşabilirsiniz. Sevgiyle kalınPsikolog Ecem Bakıner
Merhaba sevgili danışan,Yazdıklarınızdan ne kadar korktuğunuzu ve strese girdiğinizi tahmin edebiliyorum. . özellikle nişanlılıkta zor bir zaman geçirdikten sonra, bu fikir daha korkutucu bir hale gelmiş olabilir. . şu anda da bu sebeple toparlanmaya çalışıyorsunuz, ve zihniniz de sizi korumaya çalışıyor gibi görünütor. .Öncelikle, kısa bir bilgi olarak şunu eklemek isterim; geçmişte yaşanan zorlayıcı deneyimler, özellikle depresyon gibi süreçler, benzer durumlarla karşılaşma ihtimalinde zihnimizde bir tür “alarm sistemi” oluşturabilir. . yani şu an yaşadığınız korku aslında bir zayıflık değil, zihninizin sizi yeniden aynı zorluğu yaşamaktan koruma çabası olabilir. . ancak bu alarm bazen gerçek riskten daha yüksek çalışabilir ve henüz yaşanmamış durumları da tehlikeli gibi algılamamıza neden olabilir. .Burada kendinize soracağınız en önemli sorulardan biri, "hamilelikte beni en çok ne korkutuyor olabilir? Hamilelik söz konusu olduğunda aklıma gelen ilk şey ne oluyor?" Bu konudaki stresli ve kaygılı hissetmemin altında neler yatıyor olabilir?" Örneğin, tanıdığınız birinin stresli veya zor bir hamilelik yaşamış olması, uykusuzlukla baş edememe korkusu ya da sizin içinizde depresyonun tekrar edebileceğine dair bir endişe gibi birçok sebep olabilir. Aslında burada önce bu sebeplere bakmak, bu durumun sizde oluşturduğu bakış açısı ve duyguları anlamanıza daha çok yardımcı olacaktır. “Birkaç yıl daha beklemek bu korkuyu bitirir mi?” diye sorduğunuz soruya da şunu söyleyebilirim ki, zaman bazen yardımcı olur ama tek başına her zaman çözmez. Eğer bu korku, geçmiş depresyon deneyiminizle bağlantılıysa, üzerine konuşulmadıkça, anlaşılmadıkça sadece şekil değiştirebilir. Yani beklemek yerine, o bekleme süresini biraz da bu konuyu çalışmaya ayırmak daha işlevsel olabilir. Özellikle çevrenizde bu konuyu konuşabileceğiniz biri varsa, özellikle eşiniz ile bu kararı birlikte ele aldığınızda, bu konuyu onunla daha net konuşup, birlikte neyi isteyip, neyden korktuğunuzu, duygu ve düşüncelerinizi paylaşabilirseniz ve neler hissettiğinizi birlikte konuşabilirseniz bu oldukça yardımcı olacaktır. Bu süreci birlikte konuşmak, yükün sadece sizde olmadığını hissettirebilir. Bunun yanında, küçük bir egzersiz de önermek isterim, dilerseniz tek başınıza da, eşinizle birlikte de uygulayabilirsiniz: Bir kâğıda iki başlık açın: “Çocuk istersem aklıma gelen korkular” ve “Çocuk istersem aklıma gelen güzel ihtimaller”. Korkular kısmına en uç, en karanlık düşüncelerinizi bile yazın. Sonra her korkunun yanına, “Bu olursa ne yapabilirim, kimlerden destek alabilirim?” diye küçük notlar ekleyin. Bu, zihninizdeki “tamamen çaresizim” hissini biraz yumuşatır. Özellikle partnerinizle denerken korkuları birlikte konuşmak, bu korkulara nasıl çözüm bulabileceğinizi birlikte keşfetmek daha yararlı olacaktır. Son olarak şunları söylemek isterim ki, hem kendinizi, hem eşinizi ve ailenizi korumaya çalışıyor olabilirsiniz, bu oldukça doğaldır. Ancak, çocuk tek başınıza almanız gereken bir sorumluluk değildir. Bu eşinizle birlikte ortak karar vereceğiniz, birlikte bir süreç yürüteceğiniz bir süreçtir. Bu sebeple asla yalnız olmadığınızı tekrardan hatırlatmak isterim. Siz de zor bir dönemden geçmiş ve geçiyor olabilirsiniz, bu dönemi “kendimi hazırlama ve tanıma süreci” olarak düşünebilirsiniz. Hazır hissetmediğiniz hiçbir adımı atmak zorunda değilsiniz; ama bu korkuların farkına varmak ve gerekirse destek almak, ileride vereceğiniz kararı çok daha içi rahat bir yerden vermenize yardımcı olacaktır. Unutmayın, bu süreçte yalnız değilsiniz. Tekrardan destek almak istediğiniz herhangi bir konu olursa profilimden veya buradan yazarak bana ulaşabilirsiniz. Sevgiyle Kalın,Psikolog Ecem Bakıner
Merhaba sevgili danışan,Yazdıklarınızdan ne kadar yoğun ve karmaşık duygular içerisinde olduğunuzu ve gerçekten oldukça zor bir süreçten geçtiğinizi tahmin edebiliyorum. Özellikle de çok önemli bir kararı verme eşiğinde olmak, bu zorlukları artırıyor gibi görünüyor. Özellikle oğlunuzun sağlık sorunları, hastane süreçleri ve ameliyatlar… Sanki küçük bedeninde çok fazla yük var ve bu yükleri siz de aynı anda taşımışsınız gibi. Hâlâ bu yükleri taşıyıp toparlanma sürecine girmeye çalışırken tekrardan hamile olduğunuzu öğrenmeniz, sizde büyük bir kaygı yaratmış olabilir. Belki de içten içe “ya tekrardan aynısı olursa? ya gücüm yetmezse?” gibi kaygılar yaşıyor olabilirsiniz. İki taraflı düşünmeye çalışıyorsunuz: “kürtaj olsam da kurtulsam” ile “kürtaj olursam ya kötü bir şey olursa?” gibi. Bu karasızlık, 10 günde 5 kilo vermeniz ve hiçbir şey yapasınızın olmaması… Bedeninizin size “bu karar tek başına taşınamayacak kadar ağır” deme şekli gibi görünüyor. Burada şunu hatırlatmak isterim: Her çocuğun kendine ait ayrı sorumlulukları vardır. Birinci çocukta yaşanan durumlar, diğer çocukta da aynısının olmasını gerektirmez. Tabii risk olabilir, ama her zaman risk olacak veya aynısının tekrarlanma durumu olmak zorunda değildir. Belki şu soruyu kendinize sakin bir anda sormak yardımcı olur: “Ben gerçekten ne istiyorum?” yerine “Şu an beni en çok korkutan ne?” Oğlunuzla yaşadıklarınız mı? Tekrar hastane süreçlerine dönme ihtimali mi? Yoksa “yanlış karar verirsem başıma bir şey gelir mi?” korkusu mu?Bu kadar kısa sürede tek başınıza bu kararı taşımak gerçekten çok ağır. Mümkünse, güvendiğiniz bir kadın doğum uzmanı ve bir ruh sağlığı uzmanıyla yüz yüze konuşmanız, tıbbi ve psikolojik yükü birlikte değerlendirmenizi sağlayabilir. Karar yine sizin olacak, ama en azından daha yalnız hissetmeden verirsiniz. Ayrıca, eğer hamileliğiniz konusunda da konuşabileceğiniz sevdiğiniz biri varsa, bu konuyu onunla da paylaşmanız kararınızı daha iyi verebilmek adına size yardımcı olacaktır. Hangi kararı verirseniz verin, bu kararı veren kişi şu an çok yorucu bir süreçten geçtiğinizi unutmayın. . Kendinize biraz daha şefkatli bakmaya çalışın. Gücünüzün bitmiş hissetmesi, sevginizin bitmiş olduğu anlamına gelmez; sadece dinlenmeye ve görülmeye ihtiyaç duyduğunuzu gösterir. Tekrardan danışmak istediğiniz veya sormak istediğiniz herhangi bir şey olursa her zaman buradan veya profilimden ulaşabilirsiniz. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner
Merhaba sevgili danışan,Yazdıklarınızdan bu konunun sizin için ne kadar önemli olduğunu ve kendinizi anlamaya ne kadar çaba gösterdiğinizi görebiliyorum. Duygularınızı bu kadar açık ifade etmeniz gerçekten kıymetli, bunun için teşekkür ederim. Yazdıklarınızda birçok farklı başlık var, bu yüzden adım adım ilerlemek isterim. Öncelikle cinsellik konusunun sizi yoğun şekilde rahatsız ettiğini, hatta iğrenme düzeyine varan bir duygu yaşadığınızı söylüyorsunuz. Bu durum hem kendi deneyimlerinizle hem de anne-babanızla ilgili yaşadıklarınızla birleşince içinizde bir sıkışma yaratıyor gibi görünüyor. Özellikle 11 yaşındayken yaşadığınız deneyim ve annenizin verdiği sert tepki çok önemli bir nokta. Bu tür tepkiler, çocuk zihninde “bu kötü, pis, yapılmaması gereken bir şey” gibi güçlü inançlar oluşturabiliyor. Ve bu inançlar yıllar sonra bile utanç ve iğrenme duygusu olarak devam edebiliyor. “Kıyafetin altından yapıyordum, normal mi?” diye sormanız da aslında hâlâ içinizde “Yanlış bir şey mi yaptım?” sorgusunun olduğunu gösteriyor. Çocukluk döneminde bedenini keşfetmek oldukça doğal bir süreçtir. Bu, sizin “anormal” ya da “bozuk” olduğunuz anlamına gelmez. Anne ve babanızla ilgili tanık olduğunuz durumlar da bu süreci etkilemiş olabilir. Cinsellik doğası gereği mahrem bir konudur. Bu mahremiyet ihlal edildiğinde (duymak, fark etmek gibi), zihinde rahatsız edici bir iz bırakabilir. Bu da cinselliği daha “itici” bir şey olarak kodlamanıza neden olabilir. Aseksüel olduğunuzu düşündüğünüzü de belirtmişsiniz. Burada küçük bir ayrım yapmak önemli olabilir. Aseksüellik, cinsel çekim hissetmemekle ilgilidir. Sizin anlattıklarınızda ise daha çok bir iğrenme ve kaçınma tepkisi var gibi görünüyor. Bu noktada kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: “Bu benim yönelimim mi, yoksa yaşadığım deneyimlere karşı geliştirdiğim bir korunma biçimi mi?”Bu sorunun cevabını şu anda netleştirmek zorunda değilsiniz. 18 yaşındasınız ve bu alan zamanla şekillenebilir. Şu an hissettiğiniz şey, şu anki gerçeğinizdir ve bu haliyle geçerlidir. Evlilik konusuna geldiğimizde, annenizin tutumu sizi kaygılandırıyor gibi görünüyor. Özellikle “zorlar mıyım” sorunuza verdiği cevap sizi korkutmuş. Burada şunu net bir şekilde söylemek önemli: Kimse sizi evlenmeye zorlayamaz. Bu sizin hayatınız ve sizin kararınız. Anneniz zaman zaman baskılayıcı veya yargılayıcı gelebilir, ancak sizin seçimleriniz üzerinde nihai söz hakkı sizdedir. Şu an bunu tehdit gibi algılıyor olmanız çok anlaşılır, çünkü evlilik sizin zihninizde cinsellikle çok güçlü şekilde bağlantılı ve bu da korkuyu büyütüyor. Aslında burada iki şey iç içe geçmiş gibi:Cinselliğe karşı yoğun bir tiksintiEvliliğin bununla zorunlu olarak bağlı olduğu inancıBu ikisi birleşince evlilik sizin için “kaçınılması gereken” bir şey haline geliyor. Ama şunu da eklemek isterim: Evlenmemek bir seçenektir. Çocuk yapmamak bir seçenektir. Cinsellik yaşamamak da bir seçenektir. Bunların hiçbiri sizi “eksik” yapmaz. Önemli olan, bu kararların korkudan mı yoksa gerçekten sizin değerlerinizden mi geldiğini zamanla fark edebilmek. “Kaderimde varsa evlenmek zorunda mıyım?” sorunuza ise şöyle yaklaşabiliriz: İnanç sistemine göre kader, sizin seçimlerinizi de kapsar. Yani bir şeyin olması, sizin iradenizin devre dışı olduğu anlamına gelmez. Siz seçim yaparsınız ve bu seçimler de kaderin bir parçasıdır. Son olarak şunu söylemek isterim:Bu konuyu “hiç düşünmemek” istemeniz çok anlaşılır, çünkü sizi rahatsız ediyor. Çünkü, cinsellik konusu, çoğu zaman ya hiç konuşulmayan ya da yanlış ve eksik bilgilerle öğrenilen bir alandır. Bu durum, yanlış anlaşılmalara oldukça açık hale getirir. Eksik ya da hatalı bilgiler de bilinmezliği artırarak korku ve iğrenme gibi duyguları besleyebilir. Sizdeki iğrenme hissi de bu sebeple ortaya çıkmış olabilir. Ama tamamen kaçınmak yerine, küçük küçük anlamaya çalışmak uzun vadede sizi daha rahatlatabilir. Örneğin kendinize şu soruları sorabilirsiniz:Cinsellik denince aklıma gelen ilk üç kelime ne?Bu düşünceler bana nereden gelmiş olabilir?Hangi bilgilerim eksik ya da yanlış olabilir?Bu süreçte kendinize karşı nazik olmanız çok önemli. Eğer bu konu günlük yaşamınızı ciddi şekilde etkilemeye devam ederse, bir uzmanla birebir çalışmak da sizin için çok destekleyici olabilir. Tekrardan sormak, danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman profilimden veya buradan yazarak bana ulaşabilirsiniz. Sevgiyle Kalın,Psikolog Ecem Bakıner.