Ecem Bakıner

Psk. Ecem Bakıner

Türkiye, Adana

Psikoeğitim | İlişkiler | Bağlanma

5.0
(44 Yorum)

Uzman Hakkında

Ecem Bakıner, psikoloji lisans eğitimini 2025 yılında tamamlamış bir psikolog ve içerik üreticisidir. Klinik psikoloji alanında uzmanlaşmayı hedeflemekte; gelişim psikolojisi, çocukluk dönemi deneyimleri, bağlanma stilleri, duygusal ihmal, ebeveynleşme ve romantik ilişkiler üzerine çalışmalar yürütmektedir. TÜBİTAK (A-2209) destekli bir projede, çocuklukta ebeveynleşmenin yetişkin romantik ilişkiler üzerindeki etkisini inceleyen araştırma ekibinde yer almıştır. Akademik ve saha deneyimlerini, psikolojik bilgiyi daha erişilebilir kılmak amacıyla dijital platformlara taşımaktadır.

Eğitim

  • Çağ Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • 22. Psikoloji Kongresi
  • 1. Düzey Şema Terapi Eğitimi
  • Aile Danışmanlığı Uygulayıcı Eğitimi (Devam Ediyor)

Uzmanlık Alanları

Yas
Öfke Yönetimi
Duygular
Fobi
Aile Danışmanlığı
İlişki Sorunları
Çocuk ve Ergen Psikolojisi
Evlilik ve Evlilik Öncesi Konular
Flört Şiddeti
Aldatılma
Sınav Kaygısı
Kardeş Kıskançlığı
Kariyer Rehberliği
Çift Terapisi
Aile ve Çift Terapisi

Çalışma Ekolleri

  • Şema Terapi
  • BDT

Cevaplar (146)

Merhaba sevgili danışan, Yazdıklarınızdan ne kadar arada kalmış bir vaziyette olduğunuzu hissetmemek mümkün değil. Bir tarafta sevdiğiniz, sizi hâlâ heyecanlandıran bir eşiniz var; diğer tarafta ise günün sonunda oldukça yorulmuş, zihni dolu ve artık kendine ayıracak enerjisi kalmamış bir tarafınız… Sanki bu iki tarafınız birbiriyle sürekli mücadele ediyor gibi. Aslında temel mesele yalnızca “cinsel isteğin azalması” gibi görünmüyor. Gün içinde taşıdığınız yorgunluk, eve geldiğinizde devam eden sorumluluklar ve sonrasında zihninizde beliren temizlik düşünceleri bir araya geldiğinde, cinselliğin sizin için dinlenebildiğiniz, yakınlık kurabildiğiniz bir alan olmaktan çıkıp bir başka sorumluluk gibi hissettirmeye başlamış olabilir. Böyle bir durumda bedeninizin geri çekilmesi, aslında size bir şey anlatmaya çalışıyor olabilir. Bir de eşinizin sürekli temas istemesinden bahsetmişsiniz. Burada sanki sizin için “yakınlık” ile “alan ihtiyacı” aynı anda var olabiliyor. Eşinizi sevmeniz, onunla yakın olmak istemeniz, hatta ondan heyecan duymanız; her zaman dokunulmak, sarılmak ya da cinsel yakınlık yaşamak isteyeceğiniz anlamına gelmeyebilir. Bazen insan sevdiği kişiden bile biraz uzaklaşmaya, kendi bedeninde ve kendi alanında kalmaya ihtiyaç duyabilir. Bu ihtiyacın olması, eşinizi sevmediğiniz anlamına gelmez. Özellikle “birliktelik sırasında anı yaşayamıyorum” cümleniz de oldukça dikkat çekici. Sanki bedeniniz oradayken zihniniz başka yerlerde kalıyor. Bir taraftan yaşanan ana dahil olmaya çalışırken, diğer taraftan “sonrasında ne yapacağım, nereleri temizleyeceğim?” gibi düşünceler devreye giriyor olabilir. Böyle olduğunda kişinin hazza, bedensel duyumlarına ve yakınlık hissine kendisini bırakması oldukça zorlaşabilir. Birliktelik sonrasında odadaki pek çok şeyi temizleme ihtiyacınız da burada önemli bir yere sahip gibi görünüyor. Bunu hemen bir yere koymak yerine, sizin açınızdan biraz daha anlamaya çalışmak isterdim. Temizlemediğinizde içinizde nasıl bir duygu oluşuyor? Bir şeylerin kirli veya tamamlanmamış kalacağı hissi mi geliyor, yoksa kontrolü kaybetmiş gibi mi hissediyorsunuz? Ve bu temizlik davranışı sizi gerçekten rahatlatıyor mu, yoksa yanında başka hisler de eşlik ediyor mu? Bunların cevapları bize bu davranışın sizin için ne ifade ettiğini anlamamızda yardımcı olabilir. Bir diğer önemli nokta ise, eşinizle ilgili olarak “beni heyecanlandırıyor” demeniz. Yani sanki çekim tamamen ortadan kalkmış değil. Daha çok, o çekime ulaşmanızı zorlaştıran bir zihinsel ve bedensel yük var gibi. Bu nedenle belki de kendinize “Neden eşimi istemiyorum?” diye sormak yerine, “Yakınlaşmak istediğim halde beni geri çeken ne oluyor?” diye sormak daha şefkatli ve açıklayıcı olabilir. Burada ev içerisindeki yükün nasıl paylaşıldığına da bakmak önemli olabilir. Siz işten yorgun gelip yemek yapmak, toparlamak ve ardından birliktelik sonrasında bütün o alanı temizlemek durumunda kaldığınızda, zihninizin ve bedeninizin yakınlığa ayıracak enerjisinin azalması oldukça anlaşılır. Belki de yalnızca cinselliği değil, günlük hayatın nasıl paylaşıldığını da konuşmaya ihtiyaç var. Ev işlerini birlikte yapmak, birbirinizin yükünü hafifletmek ve sizin de günün sonunda gerçekten dinlenebileceğiniz bir alan yaratmak, cinselliği doğrudan “çözmeye” çalışmaktan çok daha temel bir değişim yaratabilir. Çünkü cinsellik yalnızca haz duymaktan ibaret değil. Elbette haz önemli; ancak kişinin o hazzı yaşayabilmesi için kendisini rahat, güvende, görülmüş, anlaşılmış ve üzerinde bir beklenti ya da zorunluluk hissetmiyor olması da oldukça önemli. Bazen gün içerisinde eşlerin birbirinin yükünü fark etmesi, destek olması, sınırlara saygı göstermesi ve alan açması; akşam olduğunda yakınlığa dair hisleri düşündüğümüzden çok daha fazla etkileyebilir. Yakınlık yalnızca yatak odasında kurulmaz. Gün içerisinde birbirinin yükünü görmek, destek olmak ve birbirine alan açmak da yakınlığın bir parçasıdır. Eşinizin “sen hiç yaklaşmıyorsun ki” demesi de sizin için ayrıca bir baskı yaratıyor olabilir. Onun da kendi ihtiyacının ve kırgınlığının olması anlaşılır; fakat sizin ihtiyacınızın da aynı anda var olabileceğini unutmamak önemli. Burada amaç kimin haklı olduğunu bulmak değil, ikinizin ihtiyaçlarının aynı ilişkide nasıl yer bulabileceğini keşfetmek olabilir. Belki birlikte “Senin yakınlık ihtiyacın ne, benim alan ihtiyacım ne ve ikisine aynı anda nasıl yer açabiliriz?” sorusunun üzerinde durabilirsiniz. Belki şu an kendinize koyabileceğiniz ilk hedef daha fazla cinsel birliktelik yaşamak değil. Öncelikle cinselliğin sizin zihninizde yeniden bir “zorunluluk” olmaktan çıkmasını sağlamak olabilir. Eşinizle bunu konuşurken , “Seni sevmediğim ya da senden etkilenmediğim için değil; zihnim ve bedenim şu sıralar yakınlığa geçmeden önce çok fazla yük taşıyor. Biraz bunu anlamaya ve üzerimdeki baskıyı azaltmaya ihtiyacım var, senin de ihtiyaçlarını duymak ve ortak bir nokta bulmak isterim. ” şeklinde kendinizi ifade etmek belki daha mümkün olabilir. Ve belki en önemlisi, kendinize “Bende bir sorun var” diye yaklaşmak yerine, bedeninizin ve zihninizin size ne anlatmaya çalıştığını merak etmeye başlayabilirsiniz. Çünkü bazen geri çekilmek, yakınlığı istememekten çok, yakınlığın şu anki koşullarında bize fazla gelmesiyle ilgili olabilir. Bunu birlikte biraz daha yakından anlamak, sizin için cinselliğin yeniden keyif, merak ve yakınlık içeren bir deneyime dönüşmesinin de önünü açabilir. Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman bana ulaşabilirsiniz. Sevgiyle Kalın,Psikolog Ecem Bakıner

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan,Yazdıklarınızdan gerçekten birçok konuda ne kadar kararsız hissettiğinizi, sanki zihninizde sürekli bir şeyleri düşünmek zorundaymışsınız gibi hissettiğinizi görebiliyorum. Bu oldukça zorlayıcı olmalı. Gelin yazdıklarınızı birlikte ele alalım. Sanki yazdıklarınızda derin bir bilinmezlik ve verdiğiniz kararın doğru olmadığını söyleyen, bunu tekrar tekrar size hatırlatan bir iç sesiniz var gibi. Sanki birisi, “Ya pişman olursan?”, “Ya yalnız kalırsan?” gibi tekrar edici cümleleri size hatırlatarak karar verme aşamasında bile harekete geçmenizi zorlaştırıyor olabilir. Bunu ikili ilişkilerinizde de sık sık yaşadığınızı belirtiyorsunuz. Sevip sevmediğinizden emin olamadığınızdan, karşınızdaki kişiyi gerçekten sevip sevmediğinizi yoksa yalnız kalmaktan mı korktuğunuzu bilemediğinizden bahsetmişsiniz. Burada, incinmek istemeyen ya da kendisini olası bir hayal kırıklığından korumaya çalışan bir yanınız olabilir mi diye merak ediyorum. Çünkü anlattıklarınız, duygularınıza güvenmekte zorlanan bir yanınız olduğunu düşündürüyor. Sanki içinizden gelen bir şeyi hissetseniz bile hemen arkasından bir “acaba” geliyor ve bu “acaba” zaman zaman hissettiğiniz şeyin önüne geçiyor olabilir. Bir yandan da söylediklerinizden pişman olan taraflarınızdan bahsetmişsiniz. Bir ortamda fikrinizi belirttikten sonra tekrar tekrar bunu düşünüyor, acaba yanlış mı söyledim, yanlış mı anlaşıldım diye sorguluyor olabilirsiniz. Belki de düşüncenizin ya da söylediğiniz bir şeyin karşı taraftan nasıl karşılanacağını önceden kestirmeye çalışmak, kendinizi daha güvende hissetmenizi sağlıyor olabilir. Çünkü bir yandan da, karar vermekte zorlanma ve kendini ifade edememe hata yapma korkusuyla ilişkili olabiliyor. Sizin anlattıklarınızı okurken de, içinizden veya dışarıdan gelen eleştirel bir sesten kaçınmak, hata yapmamak ve sonrasında pişman olmamak için kararsızlığın bir süreliğine daha güvenli bir alan sağlıyor olabileceğini düşündüm. Belki burada birlikte biraz bakabileceğimiz bir nokta var: Kararsız kaldığınız anlarda sizi en çok zorlayan şey gerçekten hangi seçeneği istediğinizi bilememek mi, yoksa vereceğiniz kararın sonucunda hata yapma ya da pişman olma ihtimali mi? Bazen bu ikisi birbirinden oldukça farklı olabiliyor. Örneğin saçınızı kestirmek gibi oldukça küçük görünen bir kararın bile aylarca zihninizde kalmasından bahsetmişsiniz. Belki burada mesele yalnızca saçınızı kestirip kestirmemek değildir. Bir seçim yaptığınızda diğer ihtimali geride bırakmak, seçiminizden pişman olmak ya da “keşke” demek sizin için oldukça rahatsız edici hale geliyor olabilir. Benzer şekilde “Gitmek mi, kalmak mı istiyorum?” dediğinizde de zihniniz gelecekte yaşanabilecek pek çok ihtimali aynı anda düşünmeye çalışıyor olabilir. “Bunu yaparsam geleceğim nasıl etkilenir?” düşüncesi de bu anlamda anlaşılabilir. Çünkü geleceği önceden kontrol etmeye çalışmak, belirsizliğin yarattığı kaygıyı azaltmanın bir yolu gibi çalışabiliyor. Fakat ne kadar düşünürsek düşünelim, bazı kararların sonucunu önceden tamamen bilmemiz mümkün olmayabiliyor. Belki de bu nedenle kendinizden her kararınızdan önce tamamen emin olmanızı beklemek, karar vermenizi kolaylaştırmak yerine daha da zorlaştırıyor olabilir. Çünkü bir ihtimali düşündüğünüzde başka bir ihtimal ortaya çıkıyor, sonra onun sonucunu hesaplamaya çalışıyorsunuz ve zihniniz yeniden “ama ya. .. olursa?” diye başlayan başka bir senaryoya geçiyor. Böylece karar vermekten çok, kararın doğru olup olmadığını sürekli kontrol etmeye başlamak mümkün. Bu noktada belki kendimize daha yumuşak bir yerden şu soruyu sorabiliriz: “Her zaman doğru kararı vermek zorunda mıyım, yoksa verdiğim kararın sonucuyla baş edebileceğime biraz daha güvenmeyi öğrenebilir miyim?”Çünkü kendine güvenmek her zaman doğru kararı vereceğinden emin olmak anlamına gelmeyebilir. Bazen “Bir karar verirsem ve sonrasında beklemediğim bir şey olursa, bununla baş edebilirim. Hata yaparsam da bunu düzeltebilirim. ” diyebilmek de kendine güvenmenin bir parçası olabilir. Duygularınız konusunda da benzer bir durum yaşanıyor olabilir. “Onu gerçekten seviyor muyum?” diye düşündüğünüzde, belki bir süre sonra hissettiğiniz duygudan çok o duygunun doğru olup olmadığını anlamaya çalışmaya başlıyorsunuz. Oysa duygular her zaman bu kadar net ve kesin olmayabilir. Birini sevip aynı zamanda ondan uzaklaşmak isteyebiliriz; bir yerde kalmak isterken bir yanımız gitmek isteyebilir. Bu tür çelişkiler yaşamak, mutlaka hislerimizin yanlış olduğu anlamına gelmez. Belki sizin için de zaman içerisinde “Ne hissediyorum?” sorusunun yanında, “Hissettiğim şeye güvenmek benim için neden bu kadar zor?” sorusuna da biraz daha yakından bakmak anlamlı olabilir. Bunu hemen cevaplamak zorunda değilsiniz. Sadece bu ihtimali fark etmek bile önemli bir başlangıç olabilir. Çünkü belki de mesele yalnızca kararsız olmak değildir. Belki karar verdiğinizde ortaya çıkabilecek pişmanlığa, eleştiriye, yalnız kalmaya ya da yanlış yapmış olma hissine karşı kendinizi korumaya çalışıyorsunuzdur. Ve belki zaman içerisinde üzerinde çalışılabilecek şey, zihninizdeki bütün “ya şöyle olursa?” düşüncelerini ortadan kaldırmak değil; bu düşünceler ortaya çıktığında kendi sesinizi de duyabilmenizi sağlamak olabilir. Bazen yüzde yüz emin olmadan da bir karar verebiliriz. Bazen, hata da yapabilir veya bir seçim yaptıktan sonra pişmanlık da yaşayabiliriz. Ve bütün bunlara rağmen kendimize, “Gerekirse yeniden değerlendirebilirim, değiştirebilirim, başa çıkabilirim. ” diyebilmeyi öğrenebiliriz. Belki de zamanla asıl güven, “Doğru kararı vereceğim. ” düşüncesinden değil, “Hangi karar olursa olsun kendimi yalnız bırakmayacağım. ” duygusundan gelebilir. Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman ulaşabilirsiniz. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan, 🌿Yaşadığınız şeyin sizin için ne kadar korkutucu ve zorlayıcı olduğunu tahmin edebiliyorum. Özellikle insanın kendi evine, ailesine, hatta kendisine bile bir anda yabancılaşmış gibi hissetmesi oldukça sarsıcı olabilir. “Bildiğim insanları nasıl tanımıyormuş gibi hissedebilirim?” düşüncesinin de beraberinde “Acaba deliriyor muyum?” korkusunu getirmesi çok anlaşılır. Öncelikle şunu bilmenizi isterim: İnternette karşılaştığınız “derealizasyon” kavramı, kişinin çevresine veya kendisine gerçek dışı, uzak ya da yabancıymış gibi hissetmesini ifade eden deneyimlerdir. Ancak yalnızca anlattıklarınıza bakarak bunun kesin olarak derealizasyon olduğunu söylemek doğru olmaz. Benzer hisler yoğun stres, kaygı, panik, zihinsel yorgunluk veya kişinin kendisini güvende hissetmediği dönemlerde de ortaya çıkabilir. Bu nedenle yaşadığınız hissin kendisinden çok, hangi koşullarda ortaya çıktığını ve neyin eşlik ettiğini anlamaya çalışmak daha önemli. Sizin anlatımınızda benim özellikle dikkatimi çeken nokta ise bunun geçen yıl da benzer bir dönemde ortaya çıkması ve üniversiteye geçtiğinizde belirgin şekilde hafiflemesi. Şimdi de özellikle yaz döneminde, evde ve ailenizle daha fazla vakit geçirdiğiniz bir dönemde yeniden ortaya çıktığını söylüyorsunuz. Bu elbette tek başına bir neden olduğunu göstermez; ancak üzerinde durmaya değer bir örüntü olabilir. Bu nedenle kendinize şu soruları yöneltmenizi isterim:• Bu his ilk kez tam olarak ne zaman ortaya çıkmıştı? O dönemde hayatınızda neler oluyordu?• Geçen yıl bu his başlamadan hemen önce yaşadığınız belirgin bir stres, korku, tartışma, değişim veya yoğun kaygı var mıydı?• Şu anda bu his başlamadan önceki günlerde sizi zorlayan herhangi bir olay, düşünce veya duygu oldu mu?• Ailenizle birlikteyken özellikle belirli kişiler, ortamlar, konuşmalar veya durumlar bu hissi artırıyor mu?• Evden uzaklaşıp dışarı çıktığınızda, arkadaşlarınızla olduğunuzda ya da günlük rutininiz değiştiğinde nasıl hissediyorsunuz?• Bu his geldiğinde zihninizden ilk geçen düşünce ne oluyor? Örneğin “Bir şey olacak”, “Kontrolümü kaybedeceğim”, “Deliriyorum” gibi bir düşünce beliriyor mu?• Ve belki de en önemlisi: Geçen yıl bu his geldiğinde ne yaptınız ve zaman içerisinde nasıl geçti?Çünkü bazen bizi en çok zorlayan şey yalnızca yaşadığımız yabancılık hissi değil, o hisse verdiğimiz anlam oluyor. Örneğin “Kendimi böyle hissediyorum, Demek ki bende ciddi bir şey oluyor, Ya deliriyorsam?” şeklindeki düşünce zinciri kaygıyı artırabiliyor. Kaygı arttıkça da kişi kendisini, çevresini ve bedensel duyumlarını daha fazla gözlemlemeye başlayabiliyor. Bu da hissin daha yoğun ve daha gerçekmiş gibi algılanmasına neden olabiliyor. Bu nedenle his geldiğinde onu hemen çözmeye veya “Neden böyle hissediyorum?” diye sürekli kontrol etmeye çalışmak yerine, mümkün olduğunca kendinize “Şu anda yabancılaşma hissi yaşıyorum. Bu his daha önce de geldi ve geçti. Şu anda bundan korkuyor olabilirim ama bu his, başıma kötü bir şey geleceği anlamına gelmek zorunda değil. ” şeklinde yaklaşmayı deneyebilirsiniz. Ayrıca bulunduğunuz ana dönmek için duyularınızı kullanmanız da yardımcı olabilir. Etrafınızda gördüğünüz birkaç şeyi isimlendirmek, ayaklarınızın yere temasını fark etmek, bulunduğunuz ortamın sıcaklığını hissetmek, yavaşça nefes almak ve günlük yaptığınız işe mümkün olduğunca devam etmek gibi küçük “şimdi ve burada” egzersizleri deneyebilirsiniz. Amaç hissi zorla ortadan kaldırmak değil; hissetseniz bile onunla birlikte kalabileceğinizi ve hayatınıza devam edebileceğinizi deneyimlemek. Bununla ilgili aşağıya egzersizler ekleyeceğim. Bu his geldiğinde dilerseniz uygulayabilirsiniz. Bir diğer önemli nokta da şu: Geçen yıl bu durumun birkaç hafta sürdüğünü ve sonrasında üniversiteye geçtiğinizde düzeldiğini söylüyorsunuz. Bu, şu an yaşadığınız deneyimin sonsuza kadar böyle devam edeceği anlamına gelmediğini hatırlamak açısından önemli. Zihniniz şu anda geçen seneki korkuyu da hatırlıyor olabilir. Dolayısıyla “Yine başladı, acaba geçen seneki gibi olacak mı?” düşüncesi de mevcut kaygıyı besliyor olabilir. Yine de bu durum sıklaşıyor, günlük yaşamınızı belirgin şekilde etkiliyor veya uzun süre devam ediyorsa bir psikologla bu durumu değerlendirilmeniz iyi olacaktır. Özellikle bunun yalnızca belirli ortamlarda mı ortaya çıktığını, kaygı ve stresle nasıl ilişkili olduğunu ve size eşlik eden başka belirtilerin olup olmadığını birlikte değerlendirmek önemli. Son olarak. . Bu hissi geldiği anda “Bunun neden olduğunu hemen bulmalıyım” diye mücadele etmek yerine, ne olduğunu fark edip, kendinize bunun daha önce de geçebildiğini hatırlatmanız ve hayatınıza mümkün olduğunca devam etmeniz oldukça değerlidir. Bazen bir hissin geçmesini sağlayan şey onunla savaşmak değil, ona rağmen güvende olduğumuzu deneyimlemektir. Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman sizin için burada olacağım. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan, yazdıklarınızdan ne kadar zor şeyler yaşadığınızı ve partnerinizi ne kadar kırmamak için çabaladığınızı görmemek elde değil. . hem evliliğinizi yürütmeye devam etmeye çalışıyorsunuz hem de hissettiğiniz yoğun öfke ve nefret duygularıyla baş etmeye çalışıyorsunuz. Hadi gelin yazdıklarınızı birlikte ele alalım. Aslında 4 yıllık bir evlilik sürecinden bahsediyorsunuz. Evlilik içerisinde bir tarafta “evliliğimi korumalıyım” diyen bir tarafınız var, diğer tarafta ise eşinizin ailesiyle yaşadığınız olayların sizde oluşturduğu yoğun öfke, kırgınlık ve hayal kırıklığı var. Çünkü bir dönem ayrılma süreci yaşadığınızı ve bunun eşinizin ailesiyle yaşadığınız problemlerle de bağlantılı olduğunu söylüyorsunuz. Dolayısıyla bugün bu konular yeniden gündeme geldiğinde yalnızca geçmişte yaşanan bir olayı hatırlıyor olmayabilirsiniz. O dönemde yaşadığınız kırgınlıkları, haksızlığa uğramışlık hissini, ailenize yönelik söylenen ağır sözleri ve belki de evliliğinizin zarar gördüğünü hissettiğiniz o dönemi de yeniden hatırlıyor olabilirsiniz. Bu nedenle aradan bir yıl geçmiş olmasına rağmen bu konular açıldığında öfkenizin yeniden yükselmesi anlaşılabilir bir durum. Burada üzerinde durmak istediğim şey, "eşiniz ve eşinizin ailesini birbirinden ayırmak gerektiği. " Çünkü gördüğüm kadarıyla bu iki konu birlikte gündeme geliyor ve evliliğiniz içerisinde bir sorun haline geliyor. Eşinizin ailesinin size yaptıkları ile eşinizin size karşı olan davranışları aynı şey değil. Ancak yaşananlar nedeniyle zaman zaman eşinizi de ailesinin temsilcisi gibi görmeye başlamanız mümkün. Böyle olduğunda eşinizle yaptığınız bir konuşma, aslında eşinizin ailesiyle yaşadığınız bütün geçmiş olayların yükünü taşıyabiliyor. Burada önemli olan şey, çiftlerin ailelerini evliliklerinin içerisine ne kadar dahil ettikleridir. Aileler elbette her iki taraf için de önemli olabilir. Ancak evliliğin içerisinde ailelerin dahil olması bambaşka bir konudur. Çünkü anladığım kadarıyla aileler evliliğinizin içerisine olması gerekenden fazla dahil olduğunda, maalesef o evlilik iki kişi arasında olmuş olmaktan çıkabiliyor. Çiftin kendi kararları, sınırları ve birbirlerine karşı sorumlulukları ikinci plana geçebiliyor. Bu nedenle belki de bundan sonraki süreçte kendinize “Eşimin ailesiyle yaşadığım problemi nasıl tamamen unutabilirim?” sorusundan ziyade, “Bu yaşananların eşimle olan ilişkimi yönetmesine nasıl izin vermem?” sorusunu sormanız daha işlevsel olabilir. Çünkü yaşananları unutmak zorunda değilsiniz. Size yapılanları haklı bulmak, yaşananları yok saymak ya da eşinizin ailesiyle yeniden yakınlaşmak zorunda da değilsiniz. Hatta sizin için sağlıklı olan şey belirli bir mesafeyi korumak olabilir. Ancak evliliğinize devam ettiğiniz durumda da eşinizle kurduğunuz ilişkiyi, eşinizin ailesine duyduğunuz öfkenin belirlemesine izin vermemek önemli. Bir diğer noktada ise “Bu konuları bir daha açmayacağız” diye birbirinize söz verdiğinizi söylüyorsunuz. Fakat burada şöyle bir durum olabilir: Bir konuyu konuşmamak, her zaman o konunun çözülmüş olduğu anlamına gelmez. Bazen konuşulmayan ve işlenmeyen duygular bir süre sonra başka bir tartışmanın içerisinde yeniden ortaya çıkabilir. Bu nedenle kendinize “Bu konuyu bir daha asla konuşmayacağız. ” demek yerine, “Bu konu açıldığında birbirimizi nasıl incitmeden konuşabiliriz?” sorusunu sormanız daha faydalı olabilir. Çünkü her duygu, özellikle de öfke, bastırıldığında, konuşulmadığında tekrardan açığa çıkabilir. Burada birkaç adım izlemek işlevsel olabilir. Örneğin konu yeniden açıldığında eşinize “Ben şu anda sana kızgın olduğum için değil, yaşadığım şeylerin bende bıraktığı öfke yeniden tetiklendiği için geriliyorum. Biraz sakinleştikten sonra konuşalım. ” diyebilirsiniz. Böylece eşinizi karşınızda duran kişi olarak görmek yerine, yaşadığınız duyguyu onunla paylaşmış olursunuz. Çünkü sizin de fark ettiğiniz gibi, konu açıldığında siz kırıcı konuşuyorsunuz, eşiniz de kırılıyor ve ardından birbirinizden uzaklaşıyorsunuz. Böylece başlangıçta eşinizin ailesiyle ilgili olan bir mesele, bir süre sonra sizin evliliğinizin kendi problemi haline geliyor. Asıl dikkat etmeniz gereken döngü belki de tam olarak bu. Bir de “Bazen eşimden soğuduğumu hissediyorum ve eşimle barıştığıma pişman oluyorum. ” diyorsunuz. Bu düşünce geldiğinde hemen “Demek ki eşimi artık sevmiyorum. ” sonucuna ulaşmamaya çalışın. Çünkü bazen bir kişiye yönelik kızgınlık, o kişiyle bağlantılı yaşanan bütün olumsuz deneyimler nedeniyle yakınlık duygusunu da gölgeleyebilir. Eşinizin ailesiyle yaşadığınız olaylar eşinizle ilişkinize de zarar verdiyse, eşinizi gördüğünüzde yalnızca eşinizi değil, o dönemde yaşadığınız kırgınlığı ve hayal kırıklığını da hatırlıyor olabilirsiniz. Bu noktada kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:“Ben gerçekten eşimden mi soğudum, yoksa eşimle ilgili duygularımın içerisine eşimin ailesiyle yaşadığım kırgınlıklar da karışıyor mu?”Bu sorunun cevabı sizin için önemli olabilir. Aynı zamanda burada bütün sorumluluğun sizin üzerinizde olmadığını da söylemek isterim. “Ben öfkelenmeyeyim, konuyu açmayayım, eşimi kırmayayım. ” diye yalnızca kendinizi kontrol etmeye çalışmanız yeterli olmayabilir. Eşinizin de sizin yaşadığınız kırgınlığı anlaması, sizinle ailesi arasındaki sınırları koruması ve evliliğinizin kendi ailesiyle olan ilişkisinden ayrı bir alan olduğunu hissettirmesi gerekiyor. Elbette kimse ailesini ve bazı tavırlarını onlar da değişmeye gönüllü olmadığı sürece değiştiremez, ancak bunu evliliğe yansıtmamak çiftlerin elinde olabilir. Belki de birlikte konuşmanız gereken şey artık “Geçmişte kim haklıydı?” sorusu değil; “Biz bundan sonra evliliğimizi nasıl koruyacağız?” sorusu. Ailelerle ilgili hangi sınırlar olacak? Eşinizin ailesinden gelen bir müdahale olduğunda eşiniz nasıl davranacak? Sizin ailenize yönelik bir saygısızlık olduğunda nasıl bir tutum sergilenecek? Bu konular yeniden gündeme geldiğinde birbirinizi nasıl koruyacaksınız? Bunlar üzerinde birlikte konuşmanız, geçmişte yaşananları tekrar tekrar tartışmaktan çok daha işlevsel olabilir. Ve belki de burada amaç eşinizin ailesine karşı hiçbir şey hissetmemek değil. Çünkü bazı yaşantıların ardından öfke duymanızın bir nedeni var. Ama zaman içerisinde hedefiniz, “Onların yaptıkları beni hâlâ üzüyor olabilir fakat artık evliliğimin nasıl olacağını onların davranışları belirlemiyor. " diyebildiğiniz bir noktaya gelmek olabilir. Çünkü geçmişi değiştiremeyiz. Size söylenen sözleri, yapılanları ya da yaşananları geri alamayız. Fakat bundan sonraki hayatınızda bunların ne kadar yer kaplayacağı konusunda bir seçim yapabilirsiniz. Eğer eşinizle her konuşmanız aynı döngüye giriyor, konu açıldığında yoğun öfke yükseliyor ve ardından birbirinizi kırıyorsanız, bunu yalnızca “artık bu konuyu konuşmayalım” diyerek çözmek yerine bir çift terapisti eşliğinde ele almak da oldukça faydalı olabilir. Çünkü bazen çiftlerin yıllardır tartıştığı görünen konu aslında yalnızca aileler değildir; altında “Eşim benim yanımda mı?”, “Beni koruyacak mı?”, “Yaşadıklarımı gerçekten anlıyor mu?”, “Birlikte bir sınır oluşturabilecek miyiz?” gibi çok daha temel ihtiyaçlar olabilir. Belki de sizin için iyileştirici olan şey, geçmişi unutmak değil; geçmişte yaşananların bugün kurduğunuz ilişki üzerindeki gücünü yavaş yavaş azaltmak olacaktır. Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman bana ulaşabilirsiniz. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner

Devamını Oku...