Ecem Bakıner

Psk. Ecem Bakıner

Türkiye, Adana

Psikoeğitim | İlişkiler | Bağlanma

4.9
(23 Yorum)

Uzman Hakkında

Ecem Bakıner, psikoloji lisans eğitimini 2025 yılında tamamlamış bir psikolog ve içerik üreticisidir. Klinik psikoloji alanında uzmanlaşmayı hedeflemekte; gelişim psikolojisi, çocukluk dönemi deneyimleri, bağlanma stilleri, duygusal ihmal, ebeveynleşme ve romantik ilişkiler üzerine çalışmalar yürütmektedir. TÜBİTAK (A-2209) destekli bir projede, çocuklukta ebeveynleşmenin yetişkin romantik ilişkiler üzerindeki etkisini inceleyen araştırma ekibinde yer almıştır. Akademik ve saha deneyimlerini, psikolojik bilgiyi daha erişilebilir kılmak amacıyla dijital platformlara taşımaktadır.

Eğitim

  • Çağ Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • 22. Psikoloji Kongresi
  • 1. Düzey Şema Terapi Eğitimi
  • Aile Danışmanlığı Uygulayıcı Eğitimi (Devam Ediyor)

Uzmanlık Alanları

Yas
Öfke Yönetimi
Duygular
Fobi
Aile Danışmanlığı
İlişki Sorunları
Çocuk ve Ergen Psikolojisi
Evlilik ve Evlilik Öncesi Konular
Flört Şiddeti
Aldatılma
Sınav Kaygısı
Kardeş Kıskançlığı
Kariyer Rehberliği
Çift Terapisi
Aile ve Çift Terapisi

Çalışma Ekolleri

  • Şema Terapi
  • BDT

Cevaplar (80)

Merhaba sevgili danışan,Yazdıklarınızdan ne kadar kaygılı olduğunuzu ve karmaşık duygular hissettiğinizi görebiliyorum. Bir yandan ilişkinizi korumaya çalışıyorsunuz, bir yandan da içinizde tarifsiz bir korku var gibi görünüyor. Yazdıklarınızı birlikte ele alalım. 23 yaşında ve 7 yıldır devam eden bir ilişkiden bahsediyorsunuz. Bahsettiğiniz kadarıyla hem sevdiğiniz hem de sevildiğiniz, güvenli hissettiğiniz bir ilişkiniz var. Ancak son zamanlarda zihninize “onu artık sevmiyor muyum?” düşüncesinin yoğun bir şekilde yerleştiğini görüyorum. Özellikle bu düşüncenin “bir anda” gelmiş gibi hissettirilmesi ve sürekli zihninizde dönmesi, bunun sizde ciddi bir kaygı yarattığını düşündürüyor. Aslında biraz geçmişe gittiğimizde, ortalama 16–17 yaşlarında başladığınız bir ilişkiden söz ediyoruz. Ergenliğin kimlik gelişiminin ve kendini keşfetmenin yoğun olduğu bir döneminde başlayan ilişkiler, yıllar içinde değişip dönüşebilir. Özellikle uzun süreli ilişkilerde, ilişkinin ilk dönemlerindeki yoğun heyecan zamanla yerini daha çok güvene, huzura, alışkanlığa ve bağlılık hissine bırakabilir. Bu durum çoğu zaman sevgisizlik anlamına gelmez. Bazen yoğun sevgi, kendini daha sakin ve güvenli bir bağ şeklinde göstermeye başlayabilir. Ancak zihin bunu zaman zaman “acaba sevgim bitti mi?” şeklinde yorumlayabilir. Özellikle de kaybetmekten çok korktuğumuz biriyse. Burada önemli olan noktalardan biri şu olabilir: Sevginin azalması dediğimiz şey genellikle kişiye karşı tamamen ilgisizleşmek, bağın zayıflaması ve o kişi hayatınızda olmasa da yoğun bir duygusal tepki hissetmemekle ilişkilidir. Ancak anlattıklarınıza baktığımda, sizde daha çok yoğun bir kaybetme korkusu, sürekli düşünme hali ve zihinsel bir sıkışmışlık görüyorum. “Onu kaybetme hissi bile aklıma gelince delirecek gibi oluyorum” demeniz de aslında bu ilişkinin sizin için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor olabilir. Sürekli düşünme, beynin susmaması, hiçbir şeyden zevk alamama, yalancı bir gülümseme, sık ağlama davranışları ise, bazen zihnin yoğun kaygı altında kaldığında verdiği tepkiler haline gelebiliyor. Özellikle ilişkiler konusunda yaşanan bazı kaygılar, zamanla sürekli kontrol etme ve düşünceleri analiz etme döngüsüne dönüşebiliyor. Kişi “Acaba seviyor muyum?”, “Ya sevgim bittiyse?” sorularına zihninde sürekli cevap aramaya başlayabiliyor. Ancak bu yoğun düşünme hali de duyguların doğal şekilde hissedilmesini zorlaştırabiliyor. Bu noktada kendinize şu soruyu sormanız önemli olabilir: “Onu kaybettiğimi düşündüğümde hissettiğim şey gerçekten sevgisizlik mi, yoksa yoğun bir kaygı ve boşluk hissi mi?” Çünkü anlattıklarınızda sevgiden çok, sevdiğiniz kişiyi kaybetme ihtimalinin sizde yarattığı yoğun korku ön planda gibi görünüyor. Son olarak şunu da söylemek isterim: Hissettiğiniz şey bazen ilişkinin rutine binmiş olmasıyla da ilişkili olabilir. Rutin, bir yandan güven verirken bir yandan heyecanın daha az hissedilmesine neden olabilir. Bu yüzden ilişkiye yeni deneyimler katmak, birlikte yeni paylaşımlar oluşturmak, farklı aktiviteler yapmak ya da birbirinizi yeniden keşfedebileceğiniz alanlar yaratmak da duygularınızı daha net anlamanıza yardımcı olabilir. Kendinize biraz zaman tanımaya, hislerinizi zorla çözmeye çalışmak yerine önce bu yoğun zihinsel yükü anlamaya odaklanmanız daha sağlıklı olabilir. Tekrardan yazmak, sormak ve danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman buradan veya profilimden bana ulaşabilirsiniz. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan,Anlattıklarınızdan ne kadar karmaşık duygular içerisinde olduğunuzu ve hala bu konunun sizin için ne kadar önemli bir yerde olduğunu görmek çok zor. .. Sanki büyük bir yorgunluk üstünüzde birikmiş gibi. .. Anlattıklarınızı teker teker ele almak isterim. Öncelikle 17 yaş gerçekten de kişinin hem kendini hem de çevresini fark ettiği, kendi kimliğini oluşturmaya çalıştığı ve kendini var etmeye çalıştığı oldukça önemli bir yaştır. Ve bu yaşta beklenmedik bir şekilde kardeşinizin olduğunu öğrenmek oldukça kafa karıştırıcı bir deneyim olmuş gibi. .. Sanki o dönemde sizin ihtiyaçlarınızı ve duygularınızı merkeze alan bir alan çok oluşmamış gibi. .. Özellikle anne babanın anlaşamadığı bir ortamda büyümek ve buna şahit olmak, beraberinde ciddi bir sorumluluk hissi de getirmiş gibi. .. Kardeşiniz doğduğunda ev içinde daha fazla sorumluluk almış ve bakım verme rolüne daha çok girmişsiniz. Bu süreçte kendinizi, kendi gelişiminizi sürdürmeniz gereken bir dönemde daha çok başkalarının ihtiyaçlarına odaklanırken bulmuşsunuz ve bu durumun size ağır gelmiş olması oldukça anlaşılır. Ve tüm bunları yaparken belki de en çok ihtiyaç duyduğunuz şeylerden biri takdir ve görülmekti; ancak size sıklıkla “sen onun ablasısın, zaten yapman gerekir” yanıtının verilmesi, kendi ihtiyaçlarınızın geri planda kalmasına neden olmuş gibi görünüyor. .. Şimdi burada birkaç noktayı birlikte ayırt etmek isterim. Yaşadığınız durumda annenizin çalışma koşulları ve yaşanan aile içi zorluklar sizi bu role daha fazla itmiş olabilir; ancak bu, sizin çocukluk ve ergenlik ihtiyaçlarınızın geri plana atılmasını açıklamaz ya da doğrulamaz. Siz o evin içinde hem çocuk, hem abla, hem de zaman zaman bakım veren bir rol üstlenmişsiniz. Bu durumun sizde ihmal edilmişlik ve yalnızlık hissi bırakması oldukça anlaşılır. Çünkü bu süreç, sosyal ilişkilerinizden kendinizi keşfetme alanınıza kadar birçok şeyi etkilemiş gibi görünüyor. .. Tüm bunlar, anlattıklarınızda öfkenin neden tek başına kalıcı bir duygu olmadığını da açıklıyor. Öfkenin altında çoğu zaman engellenmişlik, hayal kırıklığı, acı ve üzüntü gibi duygular bulunabilir. Ve bu duyguların bir arada yaşanması da oldukça anlaşılırdır. .. Ayrıca, burada kendi ihtiyaçlarınızı fark etme ve dile getirme alanının yeterince oluşmadığı da dikkat çekiyor. Sanki uzun süre “Ben ne istiyorum? Benim hayattan beklentim ne?” gibi sorulara alan açmak zorunda kalamamışsınız gibi. .. Şunu da özellikle eklemek isterim; kendinizi şu an affetmeye hazır hissetmiyorsanız, bu bir sorun değildir. Bu durum, zamana ihtiyacınız olduğunu gösterir. Belki de önce kendinizi anlamaya, yaşadıklarınızı analiz etmeye ve ancak sonrasında bu konuda adım atmaya ihtiyacınız vardır. Bu nedenle, şu aşamada kendinizi anlamaya odaklanmanız size daha iyi gelebilir. Bunun için de kendinize, geçmişe ve bugüne yönelik iki ayrı mektup yazabilirsiniz. Geçmişte neye ihtiyaç duyduğunuzu ve bugün kendiniz için neleri farklılaştırmak istediğinizi yazmak bu açıdan anlamlı olabilir. Buna ek olarak, gün içinde yaşadığınız duyguları ve özellikle öfke anlarında bu öfkenin altında hangi duyguların olabileceğini (üzüntü, kırgınlık, yalnızlık gibi) fark etmeye çalışmanız, kendinize “şu an neye ihtiyacım var?” sorusunu sormanız ve çocukluk döneminizde üstlendiğiniz roller ile bugün size ait olan rolleri ayırt etmeniz de süreci anlamlandırmanıza yardımcı olabilir. Ayrıca kendinize zaman zaman “şu an hissettiklerim anlaşılır”, “kendime alan açabilirim” gibi küçük izin cümleleri kurmanız da bu süreçte destekleyici olabilir. Unutmayın ki, geçmiş ve aile değiştirilemese de, geçmişe yüklediğimiz anlam ve gelecekteki davranışlarımız şimdiye göre şekillenebilir. Bu da elbette bizlerin elindedir. Tekrardan sormak, danışmak istediğiniz bir konu olursa buradan veya profilimden ulaşabilirsiniz. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan, Anlattığınız durumun sizi ne kadar zorladığını ve arada kaldığınızı hissedebiliyorum. . bir yandan bunu aşmaya çalışırken geçmişin izlerinin sizi bırakmaması da oldukça anlaşılır bir durumdur. . yazdıklarınızı tek tek ele almak isterim. .Geçmişte bir ilişki deneyimi sonucunda çok zor bir deneyim yaşamışsınız. . bu durumun izlerini hala aşmaya çalıştığınızı görüyorum. . bir yanınız ilişkinizde çok mutluyken bir yanınız tekrardan bu konuda güvende hissetmek istiyor. . bu oldukça anlaşılabilir bir durumdur. Çünkü, yaşadığınız hiç de kolay bir durum değil. Bu durumda da flashback ler yaşamak, tekrardan tetiklenmek de durumun bir parçasıdır. Çünkü psikolojik olarak her ne kadar "tamam bir ilişkim var, ihityaçlarım var" deseniz de, geçmişten gelen o an sizde farklı duygular ve düşünceler uyandırıyor ve bedeninizi alarmda "tehlikedeyim" gibi düşünmeye zorluyor olabilir. .Bu konuda da sevgiliniz bunda bazen ısrarcı oluyor gibi görünüyor. . aslında bu deneyiminizi onunla paylaşmaktan da çekinmemeniz oldukça güçlü bir nokta. . ancak cinsellik söz konusu olduğunda hala eski duygular peşinizi bırakmıyor gibi görünüyor. . bu konuda da sevgilinizden anlayış beklemeniz oldukça normal bir yerde. . çünkü bu durum size "kullanılmışlık, iğrenmişlik" hissettiriyor. .bu noktada benim söylemek istediğim birkaç şey var. . cinsellik elbette çok temel bir ihtiyaçtır. . her yetişkinin ihtiyacı olan bir durumdur. Ancak, cinsellik iki kişinin de kendini güvende hissetmesiyle oluşabilecek bir çekimdir. Yani, bir tarafın çok ihtiyacı var diye o durumda kişinin kendisini zorlaması güvenli bir alan içermemektedir. Her yetişkin, bu ihtiyacı kontrol etmekle de yükümlüdür. Yani, erkek de olsa kız da olsa, kontrol edilemeyen cinsel dürtüler, üzerinde çalışılması gereken bir durumdur. Partnerinizin yüksek cinsel isteği olabilir, bunu dürüstçe dile getirmesi de anlaşılır. Ama burada asıl kritik nokta şu: Siz “burada durmak istiyorum” dediğinizde, onun da durabilmesi gerekir. Bu eylemdeyken de, bu konunun açılması durumunda da geçerlidir. Çünkü sizin o an yalnızca cinsellikten ibaret değil; aynı zamanda geçmişinizle de temas ediyorsunuz. Sizin yaşadığınız “kullanılmışlık” ve zaman zaman “iğrenme” hissi de geçmiş deneyimlerinizle bağlantılı olarak tetikleniyor olabilir. Bu noktada kendinizi suçlamanız gerekmez. Bunlar sizin bedeninizin ve zihninizin verdiği tepkiler olabilir. Siz bunu ona da söylemişsiniz ama kendini kontrol edemiyor ve her gün konuşmanızda “aşkım çok özledim, aşkım dayanamıyorum” gibi cümleler kuruyor. . bu da sizde zaman zaman kendinizi kötü hissetmenize, hatta bazen kendinizi kullanılmış hissetmenize neden oluyor. . ciddi düşünüyor olmanız, uzun süreli bir ilişkinizin olması ve bunun karşılıklı olması da önemli. . ama buna rağmen her konuşmanın bir şekilde bel altına veya cinselliğe bağlanması sizi yoruyor. .ve siz aslında “evlenmeden olmaz” gibi katı bir yerden de bakmıyorsunuz. . daha rahat bir aile yapınız var ve bunu tamamen yanlış bir şey gibi de görmüyorsunuz. . sevgilinizin ailesi de benzer şekilde daha rahat. . ama yine de siz ne yapmanız gerektiğini bilemiyorsunuz çünkü bir yanınız onu istiyor, onu seviyor ve onunla bir gelecek düşünüyorsunuz; diğer yanınız ise bu yoğunlukta zorlanıyor. .Ayrıca bazen kendinizden iğrendiğinizi söylüyorsunuz çünkü geçmişte tacize uğradığınızda hissettiğiniz duygulara benzer şeyler tetikleniyor ve bu sizi çok yoruyor. . bunu ona da yansıtmak istemiyorsunuz ama artık bu yoğunluk sizi zorluyor. .bu nedenle ilk adım, kendi duygusal güvenliğinizi korumaktır. . sınır koymak bu süreçte çok önemli bir yer tutar. . bunu da daha açık ve net bir şekilde ifade edebilirsiniz:“seni çok seviyorum ve çekici buluyorum ama cinsellik konuşmaları çok sık ve yoğun olduğunda tetikleniyorum ve bu bana kendimi güvende hissettirmiyor. ikimizin de daha hazır ve dengeli olduğu bir şekilde ilerlemesine ihtiyacım var ve desteğini hissetmek istiyorum” Bunun yanında birkaç şey yapmayı da deneyebilirsiniz: Öncelikle tetiklendiğiniz anlarda bunu fark etmeye çalışmak ve o anda bedeninizin nasıl tepki verdiğini gözlemlemek (örneğin sıkışma, huzursuzluk, kaçınma isteği gibi). İkinci olarak, bu anlardan sonra kendinize “şu an geçmişte değilim, şu an güvendeyim” gibi kısa hatırlatmalar yapmak. . Üçüncü olarak, hislerinizi yazmak; özellikle “neyde tetiklendim, ne hissettim, neye ihtiyacım vardı” gibi küçük notlar almak. . ve son olarak, ilişkinizde sınır koyduğunuzda bunun suçluluk yaratıp yaratmadığını fark etmek; çünkü sınır koymak sevgisizlik değil, kendini koruma biçimidir. .Eğer buna rağmen kendinizi sürekli zorlanmış, anlaşılmamış ya da duygusal olarak yorulmuş hissediyorsanız, bu konuyu bir psikologla birlikte ele almak da size destek sağlayabilir. .Tekrardan danışmak, sormak istediğiniz bir konu olursa her zaman buradan veya profilimden ulaşabilirsiniz. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan, Yazdıklarınızdan bu durumun sizde ne kadar kafa karışıklığı yarattığını ve kendinizi zaman zaman ne kadar yoğun bir şekilde sorguladığınızı anlayabiliyorum. Özellikle çevrenizden gelen yorumların bu sorgulamayı daha da artırmış olabileceğini ve sizi “bende büyük bir sorun mu var?” noktasına kadar getirmiş olabileceğini hissediyorum. Bu da aslında, içinde bulunduğunuz durumu anlamlandırmaya çalışan bir yerde olduğunuzu gösteriyor. Öncelikle bu durumu birlikte biraz daha anlamaya çalışmak isterim. 23 yaşındasınız ve bu zamana kadar hayatınızda bir ilişki olmamış olması, tek başına bir sorun olduğu anlamına gelmez. Aşık olmak çoğu zaman yaşa bağlı bir süreç değildir; kimi insan çok erken yaşlarda bu duyguyu yaşarken, kimi insan için bu süreç daha geç gelişebilir. Yani burada odaklanılması gereken şey, bu yaşa kadar aşık olmamış olmanızdan çok, bunun altında sizin için neyin etkili olabileceğini anlamak olabilir. Özellikle iki nokta dikkat çekiyor: “erkeklerden bazen uzak duruyorum ama nedenini bilmiyorum” demeniz ve “hissedemiyorum” ifadeniz. Bu iki durum çoğu zaman birbiriyle bağlantılı olabilir. Bazen insanın zihni, ilişkileri farkında olmadan “riskli” olarak kodlayabilir. İncinmek, reddedilmek, eleştirilmek ya da kontrol kaybı yaşamak gibi ihtimaller, kişi farkında olmadan bir mesafe koymasına neden olabilir. Yani siz bilinçli olarak böyle bir karar vermeseniz bile, içinizde bir taraf sizi korumaya çalışıyor olabilir. Bu da çoğu zaman bir eksiklikten çok, bir korunma biçimi olarak karşımıza çıkar. Bazen de yakınlık kurma konusunda yaşanan tereddütler ya da çevrede gözlemlenen olumsuz ilişki örnekleri, bu geri çekilme hissini güçlendirebilir. Bu noktada, ilişkiler konusundaki bakış açınızı biraz daha anlamak önemli olabilir. Çocukluktan itibaren evde ilişkiler, aşk ya da erkekler hakkında nasıl konuşulurdu? Daha çok uyarı ve eleştiri içeren bir dil mi hakimdi, yoksa daha güven verici bir yaklaşım mı vardı? Çevrenizde gördüğünüz ilişkiler size güven mi veriyor, yoksa “ben böyle bir şeyin içinde olmak istemem” duygusunu mu daha çok uyandırıyor? Biri size ilgi gösterdiğinde içinizden ilk geçen duygu ne oluyor; merak mı, tedirginlik mi, sıkılma mı yoksa geri çekilme isteği mi? Bu sorulara vereceğiniz cevaplar, aslında hissettiğiniz bu uzaklık ve hissedememe halini anlamlandırmada önemli ipuçları verebilir. Bununla birlikte şunu da söylemek isterim: Bazen mesele “hissedememek” değil, henüz sizi gerçekten duygusal olarak harekete geçirecek bir bağın oluşmamış olması da olabilir. Yani bu durum, sizin duygusal olarak yetersiz olduğunuz anlamına gelmez; belki de henüz sizinle uyumlu, sizi açabilecek bir deneyim yaşanmamıştır. Bu yüzden kendinize “bende bir sorun mu var?” diye sormak yerine, “ben nasıl bir ilişkiye hazırım, nasıl bir ilişki istiyorum, ne beni yakınlaştırıyor ne uzaklaştırıyor?” diye bakmak, kendinize daha şefkatli bir yerden yaklaşmanızı sağlayabilir. Ailenizin söylediklerinin sizi üzdüğünü de hissediyorum. Sürekli bu konunun gündeme gelmesi, ister istemez üzerinizde bir baskı yaratıyor olabilir. Bu noktada, kendinizi koruyacak küçük bir sınır koymak iyi gelebilir. Onlara yavaşça şunu söylemeyi deneyebilirsiniz: “Ben de kendimi tanımaya çalışıyorum. Zorla birini hayatıma almak istemiyorum. Hazır hissettiğimde bir ilişki kurmak istiyorum. Baskı hissettiğimde daha da geri çekiliyorum. ” Bu tür bir ifade, hem sizi koruyabilir hem de onların sizi biraz daha anlamasına yardımcı olabilir. Son olarak şunu da eklemek isterim: Yaşadığınız bu durum anlaşılabilir, tek başına bir problem olarak görülmesi gereken bir durum değil ve üzerinde çalışılabilir bir süreçtir. Bu hisler çoğu zaman çok anlamlı bir geçmişe dayanır ve fark edildikçe, anlaşılmaya başladıkça dönüşmeye de başlar. Tekrardan danışmak, sormak istediğiniz bir konu olursa, profilimden veya buradan ulaşabilirsiniz. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner

Devamını Oku...