Ecem Bakıner

Psk. Ecem Bakıner

Türkiye, Adana

Psikoeğitim | İlişkiler | Bağlanma

5.0
(49 Yorum)

Uzman Hakkında

Ecem Bakıner, psikoloji lisans eğitimini 2025 yılında tamamlamış bir psikolog ve içerik üreticisidir. Klinik psikoloji alanında uzmanlaşmayı hedeflemekte; gelişim psikolojisi, çocukluk dönemi deneyimleri, bağlanma stilleri, duygusal ihmal, ebeveynleşme ve romantik ilişkiler üzerine çalışmalar yürütmektedir. TÜBİTAK (A-2209) destekli bir projede, çocuklukta ebeveynleşmenin yetişkin romantik ilişkiler üzerindeki etkisini inceleyen araştırma ekibinde yer almıştır. Akademik ve saha deneyimlerini, psikolojik bilgiyi daha erişilebilir kılmak amacıyla dijital platformlara taşımaktadır.

Eğitim

  • Çağ Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • 22. Psikoloji Kongresi
  • 1. Düzey Şema Terapi Eğitimi
  • Aile Danışmanlığı Uygulayıcı Eğitimi (Devam Ediyor)

Uzmanlık Alanları

Yas
Öfke Yönetimi
Duygular
Fobi
Aile Danışmanlığı
İlişki Sorunları
Çocuk ve Ergen Psikolojisi
Evlilik ve Evlilik Öncesi Konular
Flört Şiddeti
Aldatılma
Sınav Kaygısı
Kardeş Kıskançlığı
Kariyer Rehberliği
Çift Terapisi
Aile ve Çift Terapisi

Çalışma Ekolleri

  • Şema Terapi
  • BDT

Cevaplar (155)

Merhaba sevgili danışan, yazdıklarınızdan ne kadar çaresiz hissettiğinizi ve ilişkinizin eskisi gibi olmasını ne kadar istediğinizi fark etmemek mümkün değil. 9 aylık bir ilişkinin içinde biriken sevgi, emek, alışkanlıklar ve paylaşımlar düşünüldüğünde, karşınızdaki kişinin sizden uzaklaştığını hissetmek elbette oldukça incitici olabilir. Yazdıklarınızı birlikte ele aldığımızda, şu anda ilişkinizde bir dengesizlik hissettiğiniz anlaşılıyor. Siz ilişkiyi sürdürmek, yakınlığı yeniden kurmak ve aranızdaki soğukluğu gidermek için çaba gösterirken; onun tartışmalar sonrasında uzaklaştığını, daha az iletişim kurduğunu ve zaman zaman ayrılığı gündeme getirdiğini söylüyorsunuz. Bunun sonucunda da sizde “Acaba onu bunaltıyor muyum?”, “Daha az arasam mı?”, “Nasıl davranırsam yeniden eskisi gibi oluruz?” gibi düşünceler yoğunlaşmış olabilir. Burada size şu soruyu yöneltmek isterim: “Ne yaparsam onu kaybetmem?” diye düşünürken, “Ben bu ilişkide ne hissediyorum, hangi davranışlar beni yaralıyor ve benim ilişkiden beklentilerim neler?” sorularını ne kadar düşünebiliyorsunuz?Çünkü bir ilişkiyi sürdürebilmek için sürekli olarak diğer kişinin nasıl davranacağını hesaplamak, ne zaman aramanız veya susmanız gerektiğini düşünmek zamanla oldukça yorucu olabilir. Özellikle de karşınızdaki kişinin sevgisinden ya da ilişkinin devamından emin olamadığınız dönemlerde, onun her davranışını daha yoğun anlamlandırmaya başlayabilirsiniz. Sosyal medyada geçirdiği zaman, mesajlarının tonu, sizi arayıp aramaması ya da konuşurkenki isteksizliği zihninizde sürekli tekrar tekrar değerlendiriliyor olabilir. Ancak burada önemli bir ayrım var: Bir ilişkiyi düzeltmeye çalışmak ile ilişkinin bütün sorumluluğunu üstlenmek aynı şey değildir. Bir ilişkinin yeniden iyi bir noktaya gelebilmesi için iki tarafın da iletişim kurmaya, sorunları konuşmaya ve ilişki üzerinde çalışmaya istekli olması gerekir. Sizin tek başınıza daha fazla aramanız, daha anlayışlı olmanız ya da kendi ihtiyaçlarınızı geri plana atmanız, onun yakınlaşmasını garanti etmez. Bu nedenle şu aşamada “Onu nasıl eskisi gibi yapabilirim?” sorusundan biraz uzaklaşıp, “Bizim 1 haftadır aramızda şu anda ne oluyor?” sorusuna bakmanızı öneririm. Sakin bir zamanda, tartışmanın ortasında olmadan, onu suçlamadan kendi duygunuzu ve ihtiyacınızı ifade edebilirsiniz. Örneğin, “Son zamanlarda aramızdaki mesafeyi hissediyorum ve bu beni üzüyor. Seni kaybetme korkusuyla sürekli nasıl davranmam gerektiğini düşünmek istemiyorum. Bu ilişkiyi sürdürmek konusunda sen ne hissediyorsun ve bizim için ne yapmaya hazırsın?” gibi bir konuşma, sizin sürekli tahmin etmeye çalışmanızdan daha açıklayıcı olabilir. Bir diğer önemli nokta da “hasta olmaktan korkuyorum” dediğiniz kısım. İlişkinizde yaşanan belirsizliğin zihninizi ve bedeninizi bu kadar yoğun meşgul etmesi, şu anda ne kadar zorlandığınızı gösteriyor olabilir. Kendinizi sürekli onun davranışlarını takip ederken bulduğunuzda, bir süre telefonu kontrol etmekten, sosyal medya hareketlerini izlemekten veya mesajlarının anlamını çözmeye çalışmaktan uzaklaşmayı deneyebilirsiniz. Bu, ondan uzaklaşmak için değil; kendi zihninize biraz alan açmak için önemli. Ve belki de şu soruyu kendinize sormanız faydalı olabilir: “Ben yalnızca onu kaybetmekten mi korkuyorum, yoksa şu an yaşadığım ilişki biçimini de gerçekten istiyor muyum?”Çünkü sevdiğiniz bir insanı kaybetmek istememeniz çok anlaşılır. Fakat sevdiğiniz kişiyi kaybetmemek adına sürekli kendinizden vazgeçmeniz, ihtiyaçlarınızı bastırmanız veya ilişkinin devamını tek başınıza taşımaya çalışmanız uzun vadede sizi daha fazla yorabilir. Şimdilik amacınız ilişkiyi ne pahasına olursa olsun eski haline getirmekten ziyade, hem kendi duygularınızı anlamak hem de onun bu ilişkiye dair isteğini ve çabasını daha net görebilmek olsun. Bir ilişkinin geleceğini yalnızca sizin çabanızın belirlememesi gerektiğini lütfen unutmayın. Bununla birlikte, yaşadığınız kaygı ve zihinsel yoğunluk günlük yaşamınızı etkilemeye, uyku ve iştahınızı bozmaya, sürekli tetikte veya çaresiz hissetmenize neden olmaya başladıysa, bu süreci tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz. Bir psikologtan profesyonel destek almanız, hem ilişkinizde yaşadığınız duyguları daha sağlıklı biçimde anlamlandırmanıza hem de bu süreçte kendi sınırlarınızı ve ihtiyaçlarınızı fark etmenize yardımcı olabilir. Buradaki amaç ilişkinin devam edip etmemesine karar vermenizden ziyade, hangi sonuç olursa olsun bu süreci kendinizi kaybetmeden ve daha sağlıklı bir şekilde yönetebilmenizdir. Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman bana ulaşabilirsiniz. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner.

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan, yazdıklarınızı okurken ne kadar uzun zamandır çok ağır bir yük taşıdığınızı ve artık ne kadar yorulduğunuzu hissedebiliyorum. Yıllarca bir şeyleri düzeltmeye, toparlamaya, konuşmaya ve yeniden yoluna koymaya çalışmışsınız. Bütün bunların sonunda kendinizi hâlâ anlaşılmamış, yalnız ve sevgisiz hissetmeniz gerçekten çok incitici. Yazdıklarınızda özellikle “ben toparladım, ben konuştum, ben çözmeye çalıştım” ifadeleriniz dikkatimi çekti. Sanki uzun zamandır yalnızca eşinizle bir ilişki yaşamamış, aynı zamanda o ilişkinin devam edebilmesi için sürekli çaba gösteren taraf olmuşsunuz. Eşiniz küstüğünde siz yaklaşmışsınız, uzaklaştığında siz yeniden bağ kurmaya çalışmışsınız. Sorun olduğunda konuşmuş, çözmeye çalışmış, sabahlara kadar anlatmışsınız. Bir yandan da evinizin, çocuklarınızın ve günlük hayatın sorumluluklarını taşımışsınız. Belki de zamanla, ilişkinizde bir şeyler yolunda gitmediğinde ilk baktığınız yer kendiniz olmaya başlamış olabilir: “Acaba ben neyi eksik yaptım?”, “Neyi farklı yapsaydım böyle olmazdı?”, “Nasıl toparlayabilirim?” gibi… Oysa bir ilişkinin bütün sorumluluğunun tek bir kişide olması mümkün değil. Özellikle yıllarca şiddet gördüğünüzü söylemeniz üzerinde ayrıca durmamız gereken bir konu. Şiddetin hiçbir biçimi kabul edilebilir değildir ve yaşanan şiddetin sorumluluğu sizin davranışlarınıza ait değildir. Eğer fiziksel şiddet bugün de devam ediyorsa, tehdit, korkutma ya da kendinizi güvende hissetmediğiniz herhangi bir durum varsa bunu lütfen benimle paylaşın. Çünkü böyle bir durumda önceliğimiz sizin güvenliğiniz olmalı. Şimdi eşiniz konuşmaya ve toparlamaya çalışırken sizin ağlamaktan başka bir şey yapamamanız da anlaşılır geliyor. Belki içinizde uzun zamandır söylenmeyi bekleyen çok fazla şey var. Belki de o kadar çok kez anlatmaya ve çözmeye çalıştınız ki, artık yeniden konuşmaya gücünüz kalmadı. Bazen insanın söyleyecek çok şeyi olur ama yaşadığı kırgınlık ve yorgunluk kelimelerin önüne geçer. Geriye yalnızca ağlamak kalabilir. Bu yaz yaşadığınız hayal kırıklığının da bu nedenle yalnızca bu yazla sınırlı olmadığını düşünüyorum. O bir haftalık izin sizin için belki küçük ama çok kıymetli bir umut olmuş. “Galiba beni anlamaya başladı, belki artık bir şeyler değişecek” diye düşünmüşsünüz. Hatta yeniden dua etmeye başlamışsınız. Sonrasında yine uzaklık, küslük ve kırgınlık yaşayınca, belki yalnızca bugünkü olayları değil, yıllardır taşıdığınız bütün hayal kırıklıklarını da yeniden hissettiniz. Bir insanın yeniden umutlandıktan sonra aynı yerden incinmesi gerçekten çok yorucu olabilir. Bir de “KPSS'ye çalışıyorum, belki mesleğim olur, para kazanırsam daha değerli olurum” cümleniz aklımda kaldı. Burada sanki KPSS sizin için yalnızca bir sınav değilmiş gibi geliyor bana. Belki kendi emeğinizle bir meslek edinmek, kendi paranızı kazanmak, bir şeyleri kendi başınıza başarabildiğinizi görmek ve hayatınızda size ait bir alan oluşturmak istiyorsunuz. Yıllarca eşiniz, çocuklarınız ve eviniz için çaba göstermişken, şimdi ilk kez biraz da kendiniz için bir şey kurmaya çalışıyor olabilirsiniz. Ve belki de bu nedenle KPSS'ye dair umudunuzu korumanızı çok isterim. Çünkü bu sınav yalnızca “para kazanacağım” demek değil. Belki aynı zamanda “Benim de hayallerim var. Benim de istediğim bir hayat olabilir. Ben sadece eş, anne ve evin sorumluluğunu taşıyan kişi değilim; benim de kendime ait bir hayatım var. ” diyebilmenin küçük bir adımı. Bazen insan uzun süre kendisine “sen yetmiyorsun” hissettiren bir ilişkinin içinde kaldığında, değerini yeniden kanıtlamaya ihtiyaç duyabiliyor. Belki siz de “mesleğim olursa, para kazanırsam, bir şeyleri başarırsam ben de değerli olurum” diye düşünmeye başladınız. Ama burada sizinle birlikte ayırmak istediğim bir şey var: Meslek sahibi olmak ve ekonomik olarak güçlenmek sizin için çok kıymetli olabilir; fakat siz zaten olduğunuz halinizle bile çok değerlisiniz. O yüzden KPSS'ye çalışırken kendinize “Bunu kazanmak zorundayım, ancak o zaman değerli olacağım” diye yüklenmek yerine, belki “Kendim için bir ihtimal yaratıyorum. Kendime ait bir gelecek için küçük bir adım atıyorum. ” diyebilirsiniz. Üstelik şu an yaşadığınız bütün bu duyguların içinde ders çalışmaya devam etmeye çalışmanız bile kolay değil. Bazı günler zihniniz yaşadıklarınıza takılabilir, bazı günler çalışmak çok zor gelebilir. Böyle zamanlarda kendinize kızmak yerine biraz anlayış göstermeniz önemli. Her gün aynı güçte olmak zorunda değilsiniz. Bazen yalnızca masanın başına oturup birkaç soru çözmek bile “Ben hâlâ kendim için bir şey yapıyorum” demenin bir yolu olabilir. Belki şimdiye kadar çok uzun süre “Eşimi nasıl mutlu ederim?”, “Evliliğimi nasıl düzeltirim?”, “Neyi eksik yaptım?” diye düşündünüz. Şimdi yavaş yavaş başka sorulara da yer açabiliriz: “Ben ne istiyorum?”, “Ben nasıl bir hayatın içinde kendimi iyi hissederdim?”, “Bunca yıl kendimden neleri erteledim?”Şu anda eşinizle hemen konuşmak, her şeyi açıklamak ya da evliliğinizle ilgili bir karar vermek zorunda değilsiniz. Önce sizin yaşadıklarınıza biraz alan açalım. Uzun zamandır herkesi ve her şeyi toparlayan taraf olmuşsunuz. Belki bu kez biraz da sizin nasıl olduğunuzun, ne hissettiğinizin ve neye ihtiyacınız olduğunun konuşulmasına izin verebiliriz. Tekrar konuşmak veya içinizden geçenleri paylaşmak istediğinizde buradayım. Sevgiyle kalın,Psikolog Ecem Bakıner

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan,Anlattıklarınızdan ne kadar yorulduğunuzu, zorlandığınızı ve zaman zaman çaresiz hissettiğinizi görebiliyorum. Özellikle çocukluktan itibaren ilk bakım verenlerimiz tarafından maruz kaldığımız baskı, eleştiri ve şiddetin yetişkinlikteki ilişkilerimiz ve kendimize bakışımız üzerinde iz bırakması oldukça anlaşılır bir durum. Yazdıklarınızı birlikte ele alalım isterim. Çocuklukta ilk bakım verenlerden beklediğimiz en temel şeylerden biri, koşulsuz sevgi ve güven duygusudur. Ancak sizin anlattıklarınızda sevginin zaman zaman başarıya, davranışlarınıza ya da annenizin beklentilerine uyum sağlamanıza bağlıymış gibi deneyimlendiğini görüyorum. Fiziksel ve duygusal şiddet de bunun üzerine eklendiğinde, çocuğun kendisini “Yeterince iyi olursam sevileceğim. ” gibi bir düşünce içerisinde bulması mümkün olabilir. Yetişkinlikte ilişkilerde yaşanan kaygıların ve onay ihtiyacının bununla ilişkili olması da mümkündür; ancak bunu tek bir nedene bağlamak doğru olmayacaktır. Burada özellikle dikkat çekici olan noktalardan biri, annenizin bugün de hayatınız üzerinde oldukça belirleyici olması. Çocukken onun söyledikleri sizin için yalnızca bir ebeveynin düşüncesi değil, dünyayı ve kendinizi anlamlandırdığınız önemli bir kaynaktı. Bu nedenle bugün söylediği “Yaşın geçti. ”, “Kimse seni beğenmez. ” veya “Sorun sende. ” gibi cümlelerin sizi diğer insanların söyleyebileceğinden çok daha fazla etkilemesi anlaşılabilir. Fakat annenizin sizin hakkınızdaki değerlendirmeleri, sizin gerçeğiniz değildir. Ablalarınızın evlenmiş olması da sizin hayatınızda bir eksiklik olduğu anlamına gelmez. Her insanın ilişkileri, hazır oluşu, karşılaştığı insanlar ve hayatının zamanı farklıdır. Evlilik bir yarış olmadığı gibi, belli bir yaşa kadar tamamlanması gereken bir görev de değildir. Sizin için önemli olan annenizin neyi uygun gördüğünden çok, sizin nasıl bir ilişki ve nasıl bir hayat istediğinizdir. Annenizin narsistik bir kişilik bozukluğu olup olmadığını buradan söylemek mümkün değil; zaten böyle bir değerlendirme ancak bir uzman tarafından, kapsamlı bir değerlendirme sonucunda yapılabilir. Fakat annenize herhangi bir tanı koymadan da bazı davranışların sizin üzerinizde incitici ve sınır ihlal edici olduğunu kabul edebiliriz. Burada asıl önemli olan “Annem neden böyle davranıyor?” sorusundan biraz uzaklaşıp “Ben bu davranış karşısında kendimi nasıl koruyabilirim?” sorusuna yönelmek olabilir. Bunun için ilk adımlardan biri sınır koymayı öğrenmek. Sınır koymak, karşımızdaki kişiyi ikna etmek veya onun davranışını değiştirmek anlamına gelmez. Asıl amaç, kendi sınırınızı belirlemek ve o sınır ihlal edildiğinde nasıl davranacağınızı bilmektir. Örneğin anneniz “Hâlâ evlenemedin. ” dediğinde uzun uzun kendinizi açıklamak yerine: “Evlilik konusunda böyle konuşulmasını istemiyorum. ”“Kimse seni beğenmez, artık yaşın geçiyor. ” dediğinde: “Benim değerimi yaşım ya da bir erkeğin beni beğenip beğenmemesi belirlemiyor. ”Size istemediğiniz kişileri önermeye devam ettiğinde: “Bu konuda kararımı kendim vermek istiyorum. Bana bu şekilde eş adayı önermeni istemiyorum. ”Ve tartışma devam ederse: “Bu konu hakkında konuşmayacağım. ” diyerek konuşmayı sonlandırabilirsiniz. Burada önemli olan cümlenin ne kadar etkileyici olduğu değil, sizin onu ne kadar tutarlı biçimde sürdürebildiğinizdir. Anneniz ilk seferde durmayabilir, sizi suçlayabilir, “Ben senin iyiliğini düşünüyorum. ” diyebilir veya konuyu tekrar açabilir. Böyle durumlarda yeni açıklamalar yaparak kendinizi savunmaya çalışmak yerine aynı sınırı sakin biçimde tekrar etmek daha işlevsel olabilir. Bir diğer önemli nokta ise annenizin söylediklerini zihninizde onun sesi olarak ayırt edebilmeye çalışmak. Örneğin “Kimse beni beğenmez. ” düşüncesi geldiğinde kendinize, “Bu benim düşüncem mi, yoksa yıllardır duyduğum bir cümlenin bende bıraktığı ses mi?” diye sorabilirsiniz. Çünkü annenizden psikolojik olarak ayrışmak, onu hayatınızdan çıkarmak değil; onun düşüncelerinin sizin düşüncelerinizle aynı şey olmadığını fark etmeye başlamaktır. Maddi nedenlerle şu anda ayrı bir eve çıkamıyor olmanız da bu sürecin mümkün olmadığı anlamına gelmez. Fiziksel olarak aynı evde yaşarken de psikolojik sınırlar oluşturabilirsiniz. Kendi kararlarınızı daha fazla kendiniz vermek, her kararınızı annenizle paylaşmamak, özel hayatınızla ilgili bazı bilgileri kendinize saklamak, kendi sosyal çevrenizi ve günlük rutininizi oluşturmak küçük ama önemli adımlar olabilir. Örneğin kendi odanızda geçirdiğiniz zamanı artırmak, haftada bir gün mutlaka kendi istediğiniz bir planı yapmak, kendi paranızla kendiniz için bir şeyler almak, arkadaşlarınızla annenizin onayına ihtiyaç duymadan vakit geçirmek gibi küçük seçimler zaman içerisinde “Bu hayat bana da ait. ” duygusunu güçlendirebilir. Ve belki de bu süreçte kendinize hatırlatmanız gereken en önemli şeylerden biri şu: Annenizin sizi nasıl değerlendirdiği ile sizin kim olduğunuz aynı şey değildir. Onun sizi yetersiz bulması, sizin yetersiz olduğunuzu; onun evlilik konusunda acele etmenizi istemesi, sizin geç kaldığınızı göstermez. Siz şu anda yalnızca annenizle sınır koymayı değil, çocukluğunuzdan beri annenizin sesiyle şekillenmiş olan kendi sesinizi yeniden bulmayı öğreniyor olabilirsiniz. Bu da bir anda gerçekleşmek zorunda değil. Küçük sınırlar, küçük kararlar ve kendi duygularınıza daha fazla güvenebilmek zaman içerisinde önemli bir ayrışma sağlayabilir. Eğer imkanınız varsa, özellikle çocukluk yaşantılarınız, ebeveynleşme/simbiyotik ilişki, bağlanma örüntüleriniz ve sınır koyma güçlüğünüz üzerine çalışabileceğiniz bir psikologla psikoterapi süreci de bu ayrışmayı daha güvenli bir şekilde destekleyebilir. Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman burada olacağım. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan,Yazdıklarınızdan bu durumun sizi ne kadar bunalttığını görmemek elde değil. Özellikle her sene “bu sefer olmaz belki” demekten yorulmuş olmanız, bunun sizin için ne kadar tüketici bir döngü haline geldiğini düşündürüyor. Gerçekten, her yıl aynı şeyin yeniden yaşanıp yaşanmayacağını beklemek bile başlı başına yorucu olabilir. Her sene belli bir dönemde adeta kafanızda bir şalterin atması, hafıza ile ilgili zorlanmalar yaşamanız ve ardından bir yıl boyunca yaşadıklarınızı film şeridi gibi geriye doğru sararak tekrar yaşamanız kulağa hem çok yorucu hem de zaman zaman ürkütücü geliyor. “Zihnimin içinde sıkışıp kaldım” demeniz de aslında bu deneyimin sizin için ne kadar yoğun olduğunu çok güzel ifade ediyor. Burada size şu soruları yöneltmek isterim: Özellikle belirli zamanlarda olduğunu ifade ettiğinizde, bu dönemlerin sizin için özel bir anlamı var mı? Bu zamanlarda sizi zorlayan, üzen, öfkelendiren veya yoğun duygular hissetmenize neden olan olaylar yaşanıyor mu? Ya da bu döneme yaklaşırken kendinizde, düşüncelerinizde, duygularınızda veya bedeninizde fark ettiğiniz bir değişiklik oluyor mu? Sizin görüşünüze göre özellikle hangi zamanlarda bu durum ortaya çıkıyor? Yaşadıklarınıza başka bedensel veya zihinsel durumlar eşlik ediyor mu?Çünkü bazen zihin, bir noktada “artık fazla geldi” deyip kendini korumaya almaya çalışabilir. Yani sizin ifade ettiğiniz o “şalter atma” hâli, mutlaka bozulmuş bir mekanizma olduğu anlamına gelmeyebilir; belki de uzun zamandır taşınan bir yük karşısında sistemin kendisini korumaya çalışma biçimlerinden biri olabilir. Ancak elbette bunu yalnızca buradaki bilgiler üzerinden kesin olarak söylemek mümkün değil. Bunun sizin için ne anlama geldiğini, nelerle bağlantılı olabileceğini ve bu döngünün nasıl oluştuğunu birlikte anlamak önemli. Bazen uzun süredir taşınan stresler, zorlayıcı yaşantılar, yoğun duygular veya kişinin henüz anlamlandırmakta zorlandığı deneyimler zihinsel olarak kendisini gösterebilir. Bu nedenle yaşadığınız şeyi yalnızca “hafıza sorunu” olarak görmek yerine, zihninizin ve bedeninizin size ne anlatmaya çalıştığına da bakmak değerli olabilir. Verdiğiniz bilgiler oldukça önemli ipuçları içeriyor. Ancak detaylı bir değerlendirme için bir psikologtan psikolojik destek almanızı öneririm. Özellikle bu durumun ne zaman başladığını, her yıl tam olarak hangi dönemde ortaya çıktığını, o sırada neler yaşadığınızı, hafızanızda nasıl bir değişiklik olduğunu ve geçmişi geriye doğru sararak yeniden yaşama deneyiminizin sizin için tam olarak nasıl gerçekleştiğini detaylı biçimde ele almak, yaşadığınız şeyi anlamlandırmanıza yardımcı olabilir. “Psikoloğa gidemiyorum, anlatamam” demeniz de çok anlaşılır. Fakat terapiye başlayabilmek için her şeyi en başından, eksiksiz ve düzgün bir şekilde anlatabilmeniz gerekmiyor. Belki de şu anda sizden beklenen her şeyi tek başınıza çözmeniz değil; zihninizin içinde sıkışıp kaldığınızı hissettiğiniz bu yerde, bunu biriyle birlikte anlamlandırmaya başlayabilmenizdir. Bazen zihnimizin verdiği tepkiler anlamsız ya da korkutucu görünse de, onları yargılamak yerine merakla anlamaya başladığımızda bize dair önemli şeyler söylemeye başlayabilir. Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman yazabilirsiniz. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner

Devamını Oku...

Değerlendirmeler (49)

UserGizli Kullanıcı2 Eylül 2026 12:38

Teşekkür ederim

Cevabı görüntüle →
UserGizli Kullanıcı31 Ağustos 2026 16:52

Nereden başlayacağımı bilemedim. İnanın, çok yoruldum. Cevap yazarken bile bin bir çeşit duyguya girip çıkıyorum; ne oluyor, ne yaşıyorum anlamlandıramıyorum. Bazen her şey normal gibi görünüyor, sonra hop, hayır bu normal değil diyorum. Aynı döngüyü zihnimde tekrar tekrar yaşıyorum. Kendimi sürekli sorgularken buluyorum. Sık sık saçımla oynuyorum, bu beni rahatlatıyor. Dışarıda bunu yapamadığım için rahatlayamıyor, kitleniyorum. Bazen kendimi robot gibi hissediyorum. Psikoloğa gittikten sonra pişman olmaktan ya da bir şeyleri eksik anlatmaktan korktuğum için cesaret edemiyorum. Umarım bir gün gidip anlatacak cesareti kendimde bulurum. Cevabınız için çok teşekkür ederim.

Cevabı görüntüle →
UserGizli Kullanıcı24 Ağustos 2026 22:58

Çok teşekkürler. Özellikle son zamanlarda kendime bu konuyla ilgili net bir etiket takmam gerektiğini sanıyordum ancak çok fazla gereksiz şeyi hesaba katarak tek yaptığım şey zaten karışık olan kafamı daha da karıştırmak ve henüz şuanda etiket takmak zorunda olmadığımı anlamamı zorlaştırmakmış. Bir süredir bir psikoloğa gitmeyi de düşünüyordum ama ailemin nasıl tepki verceğini bilmiyordum. Onlarla son zamanlarda bir güven problemi yaşıyorum ve gitme sebebimi sorgularsalar diye korkuyorum. Ayrıca sanırım, yanlış hatırlıyor mıyorsam (o zamanki anılarımın çoğunluğu oldukça bulanık veya farkında olmadan silinmiş) kendim araştırmaya çalışırken LGBTQ+ ın ne olduğunu filan öğrendim ve kendileri bu yüzden bu kadar kızdıklarını sanıyorum. Biliyorum kulağa yeterli bir sebep değilmiş gibi geliyor ancak aklıma başka birşey gelmiyor. Yardımınız için ne kadar teşekkür etsem az kalır. Çok teşekkürler.

Cevabı görüntüle →
UserGizli Kullanıcı19 Ağustos 2026 11:20

çok teşekkür ederim. neyi neden yaptığımı ve ne hissettiğim konusunda boşluklar yaşıyor gidip geliyodum biraz olsun kendimi anlamama yardımcı olduğunuz için gerçekten çok teşekkür ederim ♥️

Cevabı görüntüle →