Psikoloji

kaybolmuşluk mu yabancılaşma mı?

Gizli Kullanıcı7 Mayıs 2026 11:43

merhaba iki farklı hayat yaşıyorum şu an, ailemden bir tek babamın bilmediği açık olduğum ve iş hayatımdaki herkesin beni öyle bildiği bir ben var bir de babamın bildiği kapalı bir ben. İşim yoğun olduğu için çok düşünmeye fırsatım olmuyor ama işim henüz yokken babam böyle bir şey yaparsın beni silersin dediği için kendimi geri çektim ve bir anda tüm hislerimi kaybettim o an normalde de hissetmesi zor biriyim o an o kadar güçlü yaşadım ki bu durumu bir an kendimden korktum. Şimdi yoğunum dedim ya çok vaktim yok aramaya sormaya geçen aradı beni, arada ara sor falan diye sitem etti. tamam dedim ama bir yanım hala bir gün onunla konuşacağım ve beni silecek diye kendini geri çekiyor. Bu durumu da ben kaldırabiliyor muyum bilmiyorum. Şu an yaşadığım hayat değil kendim kendime yorgunluk veriyorum gibi. Yoruldum biraz. Soğuk duruyorum eskiden olan tüm neşem gitti. Gülmek külfet gibi çok nadir eğlenip zevk alıyorum, espri kabiliyetim de eskisi kadar iyi değil artık. Ne yapmam gerekiyor bilmiyorum. Bir de çok uzun bir yalnızlık içindeyim. Kalbime kimse dokunmuyor. Ben insanlıktan adım adım uzaklaşıyorum gibi hissediyorum. Birini hayatıma almak istiyorum ama o doğru insan yok, çıkmıyor karşıma. Ama artık sevilmemek de kalbime bir gölge gibi siniyor...

Bu soru 22 Mayıs 2026 19:59 tarihinde Klinik Psikolog Şevval Kurnaz Ünyılmaz tarafından cevaplandı.

  • Cevaplandı

  • Paylaş:

Merhaba,

İki farklı kimlik, iki farklı dünya ve bu iki dünyanın tam ortasında sıkışıp kalmış yorgun bir ruh… Yaşadığın bu durum, omuzlarında iki katı ağırlık taşımak gibi. Bir yanda iş hayatındaki özgür ve kendin gibi olan kadın, diğer yanda babanın kaybetme korkusu ve silinme tehdidiyle örtülmüş o diğer kadın. İki hayatı aynı anda idare etmeye çalışmak, sinir sistemini sürekli bir "tetikte olma" ve rol yapma modunda tutar. Bu da insanı bir süre sonra tamamen tüketir.

Babanın sitemlerine karşı kendini geri çekmen ve onu aramaktan kaçınman, zihnindeki bir otomatik düşünceden kaynaklanıyor muhtemelen: "Eğer yakınlaşırsam bir gün gerçeği öğrenecek ve beni silecek. En iyisi mesafeli olayım ki o gün geldiğinde daha az canım yansın." Bu düşünce, seni babandan adım adım uzaklaştırırken bir yandan da içinde yoğun bir suçluluk ve hüzün yaratıyor. Babanı her gördüğünde ya da sesini duyduğunda, böyle kabul edilmiyorum gerçeğiyle yüzleşmek canını yaktığı için soğuklaşmayı seçiyorsun.

Eskiden neşeliydim, artık gülmek bile külfet demen çok normal. Çünkü espriler, yaratıcılık ve neşe, zihnin güvende ve rahat hissettiği anlarda ortaya çıkar. Zihninin arka planında sürekli "Yakalanacak mıyım?", "Beni silecek mi?", "Ben kimim?" soruları bir bilgisayar virüsü gibi çalışırken, neşeli olmaya enerjin kalmaz. Enerjin, bu iki hayatı dengede tutma savaşında tükeniyor.

"Kalbime kimse dokunmuyor, insanlıktan uzaklaşıyorum" hissi, yaşadığın bu çift kimlikli hayatın doğal bir uzantısıdır. Kendini en yakınından bile saklamak zorundaysan, zihnin şu hatalı inancı geliştirebilir: "Ben gerçek halimle sevilmeye değer biri değilim. Eğer gerçek beni görürlerse giderler." Bu inanç, hayatına yeni birini almanın önüne de gizli bir duvar örer. Gerçek seni tanımak isteyen insanlara karşı farkında olmadan bir korunma kalkanı oluşturuyor olabilirsin. Karşına doğru insanın çıkmamasının bir sebebi de, senin kalbinin kapısını o kırılma korkusu yüzünden tam olarak aralayamıyor oluşun olabilir.

Kendini "Neden artık neşeli değilim, neden espri yapamıyorum?" diye zorlama. Şu an bir kriz dönemindesin ve bedenin seni korumak için duygularını sessize aldı. Bu kalıcı bir durum değil, sadece bir enerji tasarrufu modu. Kendine şefkat göster.

Babanın seni silme ihtimali çok büyük bir korku, evet. Ancak bu belirsizliği zihninde sürekli büyütmek yerine, kendine şu rasyonel soruyu sor: "Bu gizli hayatı ömür boyu sürdürebilir miyim? Yoksa bir gün bu konuşmayı yapmaya hazırlandığımda, kendi ayakları üzerinde duran güçlü bir kadın olarak mı o masaya oturmalıyım?" Şu an iş hayatındasın, kendi paranı kazanıyorsun; yani çocukluktaki gibi babana tamamen bağımlı değilsin. Bu gücünü fark et.

Babanı arayıp sorma konusundaki o kendini geri çekme davranışını biraz esnet. Onu aradığında konuyu açık/kapalı olmak zeminine getirmek zorunda değilsin. Sadece sıradan, günlük şeylerden konuşarak (nasılsın, hava nasıl, sağlık durumun nasıl) mesafeli ama kopuk olmayan bir bağ kur. Bu, zihnindeki o büyük hesaplaşma kaygısını anlık olarak yatıştırır.

Sevilmeme hissi kalbine bir gölge gibi sinmiş olabilir ama iş hayatındaki insanların seni olduğun gibi kabul ettiğini ve sevdiğini hatırla. Demek ki sen, kendi seçtiğin halinle de gayet sevilebilir ve kabul edilebilir birisin. İlişki arayışında doğru insanı bulma baskısını üzerinden at. Önce senin kendi içinde iki kimliğini barıştırman, ardından bir başkasının senin kalbine dokunmasına izin vermen gerekiyor.

Yoruldun, bu çok normal. İki farklı kıyafetle, iki farklı sahnede oynamak her aktörü tüketir. Ancak şu anki yoğunluğun ve bu yorgunluğun geçici. Kendi hayatını kurdukça, ekonomik ve sosyal bağımsızlığını pekiştirdikçe, babanın o silme tehdidinin senin üzerindeki hayati gücü azalacak. Pusulanı dışarıdaki insanların (baban dahil) onayına değil, kendi içindeki gerçek sen'e çevirdiğinde, o eski neşen de, kalbine dokunacak o doğru insan da yavaş yavaş hayatına sızacaktır. Kendine zaman tanı, çok büyük bir yük taşıyorsun ve bu yükü hafifletmek yine senin elinde.


Daha fazla soru sormak istersen buradayız


Sevgilerle

Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.

Cevaplanmış benzer sorular