Esra Nur Erbir

Kl. Psk. Esra Nur Erbir

Ankara

BDT, ACT, Sanat terapisi, TSSB, Yas, Kaygı, Panik Bozukluk, Fobi.

5.0
(1 Yorum)

Uzman Hakkında

2022 yılında Çankaya Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun oldum. Mezuniyetim sonrası 2023 yılında Türkiye Kızılay Derneği'nde psikolog olarak göreve başladım. 6 Şubat depremleri iyileştirme çalışmaları kapsamında 1.5 sene Hatay deprem sahasında, 1 sene de İslahiye/Nurdağı deprem sahalarında faaliyetler gerçekleştirdim. Burada her yaş grubu ve cinsiyet için psikoeğitimler, workshoplar, grup terapileri, anne-bebek grup oturumları, sosyo-kültürel faaliyetler yürüttük. Aynı zamanda BDT, ACT ve sanat terapisi ekolleri kullanarak bireysel görüşmelerimizi gerçekleştirdik. Sosyal hizmet uzmanları ve toplum sağlığı uzmanları ile iş birliği içinde çalışarak depremzede vatandaşlarımıza kapsayıcı bir hizmet sağladık. Sahadan ayrılmadan önce edindiğim bilgilerle bilime katkı sunabilmek adına Hasan Kalyoncu Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans Programında eğitimime başladım. Hala eğitimime devam etmekteyim.

Eğitim

  • Çankaya Üniversitesi - Lisans
  • Hasan Kalyoncu Üniversitesi - Yüksek Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Travma Odaklı PSS eğitimi
  • Kabul ve Kararlılık Terapisi
  • Kabul ve Kararlılık Süpervizyon Eğitimi
  • Sanat Terapisi Eğitimi
  • Bağımlılık, İntiharı Önleme ve Beceri Arttırma Eğitimi
  • Anne-bebek Grup Oturumları Eğitmenliği Eğitimi
  • Sanat Terapisi Süpervizyon Eğitimi
  • Anne-bebek Grup Oturumları Süpervizyon Eğitimi
  • Vaka Süpervizyonları

Uzmanlık Alanları

Depresyon
Panik Bozukluk
Yas
Duygudurum Bozuklukları
Değersizlik / Yetersizlik Hisleri
Mükemmelliyetçilik
Fobi
Sosyal Kaygı
Travma ve TSSB
Uyku Bozuklukları
Sınav Kaygısı

Çalışma Ekolleri

  • BDT
  • ACT
  • Sanat Terapisi

Cevaplar (4)

Merhabalar,Yaşadıklarınız çoğu zaman psikolojik süreçlerin doğal sonucu olan bir geri çekilme tepkisidir. İnsan zihni özellikle sosyal ortamlarda tehdit algısı yükseldiğinde kendini korumaya alır. Sinir sistemi hata yaparsam reddedilirim, reddedilirsem zarar görürüm varsayımları ile hareket eder. Bu nedenle susmak, geri çekilmek ya da konuşmakta zorlanmak aslında zayıflık değil, beynimizin bizi koruma çabasıdır denebilir. Önceden özgüvenli olup sonradan çekingen bir hale gelmek değinilmesi gereken önemli bir nokta. Özgüven genelde kaybolmaz; üstü örtülür. Eleştirilme, küçümsenme, utandırılma, yoğun stres, tükenmişlik ya da zorlayıcı sosyal deneyimler kişinin kendini ifade etme biçimini değiştirebilir. Bu durumu ampule benzetebiliriz. Yanan bir ampulü düşünelim. Sonrasında üzerine siyah bir örtü örttüğümüzü varsayalım. Ampul bozulmadı sadece üzerine bir örtü serildi ve ışığı görünmez hale geldi. Yani aslında var olan bir özelliğimiz ortadan kaybolmaz, yalnızca şu anda aktif olmayabilir. Konuşurken duraklamak, yanlış konuştuğunu düşünmek ya da kelimeleri toparlayamamak çoğu zaman aşırı kendini izleme dediğimiz durumdan kaynaklanır. Kişi konuşurken aynı anda kendini denetlemeye başlar: Doğru mu söyledim, saçma mı oldu, nasıl göründüm gibi düşünceler zihnimizden geçer. Beyin aynı anda hem konuşmaya hem kendini kontrol etmeye çalıştığından akıcılık doğal olarak yavaşlar. Bu bir beceri eksikliği değil, zihnimizdeki fazla yüklerden kaynaklanır. “Tipinden nasıl biri olduğunu anlıyorum” düşüncesi de zihnin koruyucu mekanizmalarından biridir. Beyin hızlı değerlendirme yaparak risk almamaya çalışır. Bu mekanizma kısa vadede kişiyi korur, ancak uzun vadede yeni insanlarla temas kurma fırsatını azaltır. Sosyal ortamlardan uzaklaştıkça özgüven daha da düşer ve kişi bunu karakteri olarak görmeye başlayabilir. Oysa bu bir özellik değil, öğrenilmiş bir savunma döngüsüdür. Birisi bağırdığında ya da sert konuştuğunda cevap verememek de benzer sistemlerden kaynaklanır. Sinir sistemi stres anında savaş, kaç, don ya da uyum sağla tepkilerinden birine geçer. Sizin bahsettiğiniz durumlar daha çok donup kalma tepkisiyle ilişkili duruyor. Donma hali beynin aşırı uyarılması sonucu ortaya çıkar. Yani bedeniniz o anda kendini korumak için böyle bir önlem alır. Bu durum değişebilir, çünkü bu bir kişilik özelliği değil, öğrenilmiş bir tepkidir. Günlük hayatta küçük adımlar atmak bu sürecin etkili başlangıç noktalarından olabilir. Özgüven büyük sıçramalarla değil, küçük tekrarlarla gelişir. Birine günaydın demek, kasiyere teşekkür etmek, kısa bir soru sormak ya da birkaç saniyelik sohbet etmek bile beynin “konuşmak tehlike değil” şeklinde yeni bir öğrenme oluşturmasına yardımcı olur. Bu küçük deneyimler sinir sistemine güven sinyali gönderir. Şu an yaşadığınız durumun sonradan ortaya çıkıyor olması sorgulanması gereken noktalardandır. Hangi yaşam olayı sizin bu davranışlarınız üzerinde etkili olmuş olabilir? Biraz bunlar üzerine düşünebilirsiniz. Günlük yaşamınızı etkileyen ve ilişkilerinizi sınırlandıran bu süreç için bir psikoterapi desteği almak da oldukça faydalı olacaktır. Sürecin devamı için ve desteğe ihtiyaç duyduğunuz anlarda burada olduğumu hatırlatmak isterim. Sevgilerle,Kl. Psk. Esra Nur ERBİR

Devamını Oku...

Merhabalar,Paylaştıklarınızda yoğun bir yorgunluk, çaresizlik ve suçluluk duygularının ön planda olduğunu söyleyebiliriz. Bir yandan annenizi kaybetme korkusu yaşarken diğer yandan artık dayanmakta zorlandığınızı ifade ediyor olmanız, iki güçlü ve sizi etkileyen durum arasında sıkışmış hissetmenize neden oluyor gibi görünmektedir. Öncelikle şunu vurgulamak isterim: Bu denli yorulmuş ve tükenmiş hissetmeniz, kötü bir evlat olduğunuz anlamına gelmemektedir. Uzun süre boyunca hasta bir yakına bakım verme sorumluluğunu üstlenmek, özellikle bu süreçte tek başına kalındığında, kişinin duygusal ve fiziksel dayanıklılığını ciddi biçimde zorlayabilmektedir. Telefonda öfkeyle konuştuğunuz ya da konuşmayı sert bir şekilde sonlandırdığınız anlar, aslında içinizde biriken hayal kırıklığı, öfke ve çaresizliğin dışavurumu olarak değerlendirilebilir. Aynı anda hem korku hem de bıkkınlık yaşamak, oldukça ağır ve zorlayıcı bir duygusal kombinasyondur. Annenizin mevcut durumu, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan profesyonel destek gerektiren bir tabloya işaret etmektedir. Diş sağlığı sorunları, katarakt, kişisel bakımda belirgin bozulma ve evden çıkmaktan kaçınma gibi belirtiler ihmal edilmemesi gereken durumlardır. Ancak siz gerekli girişimleri yapmak isteseniz dahi annenizin sağlık kuruluşlarına gitmeyi reddetmesi kendinizi çaresiz hissetmenize yol açıyor. “Sorumluluk bende ama elimden bir şey gelmiyor” düşüncesi, bu sürecin en zorlayıcı yanlarından biri gibi. Bu noktada sizin sorumluluk alanınız ile kontrolünüz dışında kalan durumları ayırt etmek önemlidir. Kendinize şu soruyu sormanızı önerebilirim: “Ben nelerden sorumluyum, nelerden sorumlu değilim?” Annenizi aramak, durumunu takip etmek, randevu almak ya da gerekirse acil destek çağırmak sizin yapabilecekleriniz arasında yer alır. Ancak iyileşmek istemeyen birini zorla tedaviye ikna etmek ya da onun tüm yaşamını tek başınıza düzene sokmak sizin sorumluluğunuz ve gücünüz dahilinde değildir. Anneniz hastaneye gitmeyi reddettiğinde, bulunduğunuz il ya da ilçedeki evde sağlık hizmetleri, aile hekimliği veya belediyenin sosyal hizmet birimleri ile iletişime geçerek durumu bildirmeniz mümkün olabilir. Bazı durumlarda ev ziyareti planlanabilmekte ve hem hasta bireye hem de bakım veren yakına rehberlik sunulabilmektedir. Bununla birlikte, bu süreçte sizin için de bir destek planı oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Güvendiğiniz bir yakınınızla konuşmak, psikolojik destek almak ya da yargılanmadığınızı hissettiğiniz bir alan yaratmak duygusal yükünüzü hafifletebilir. Şu anda hissettiğiniz öfke, uzun süredir görülmeyen ve karşılanmayan ihtiyaçlardan kaynaklanıyor olabilir. Son olarak kendinize şu soruyu yöneltebilirsiniz: “Bugün hem annemin hem de benim iyiliğim için küçük bir adım ne olabilir?” Bu adım bazen ilgili bir sağlık kurumunu aramak, bazen de o gün annenizi aramayı erteleyip kendinize kısa bir nefes alanı açmak olabilir. Her iki seçenek de bu süreçte size eşlik eden tükenmişlik duygusunu önleyebilir. Bu süreçte size destek olacak birinin olmadığını belirtmişsiniz. Burada olmanız, çözüm arıyor olmanız ve yardım istemeniz, duygusal duyarlılığınızın ve sorumluluk bilincinizin önemli bir göstergesidir. Sürecin devamı için ve desteğe ihtiyaç duyduğunuz anlarda burada olduğumu hatırlatmak isterim. Sevgilerle,Kl. Psk. Esra Nur ERBİR

Devamını Oku...

Merhabalar, Sizin için zor bir süreç olmalı gerçekten. Bazı noktalara değinmek istiyorum sorununuza dair. Bazılarımız mizaçlarımız gereği ya da yetiştirilme biçimimizden kaynaklı kendimizi ifade etme, fikirleri paylaşma ve hata yapma noktalarında farklı yaklaşımlar sergileyebiliriz. Fakat bu durum bizim rutin işleyişimizi bozup bizi rahatsız etmeye başladığında bazı müdahaleler gerekebilir. Öncelikle sosyal bir ortamda hata yapacağınızdan korktuğunuz için cevap veremediğinizden bahsetmişsiniz. Hata yapmak hem çok insana özgü hem de herkesin yaptığı bir davranış. Bir şekilde hatalar yaparak aslında hayatta kalıyoruz. Örneğin ateşin canımızı yakacağını bazen bi yerimizi yakarak bazen de başkasının bu durumu yaşadığını ve canının acıdığını görerek öğreniriz. Yani bizler hayatta kalabilmek ve yaşamımızı sürdürebilmek için hatalar yaparız. Sizin hata yapmaktan korktuğunuz için susma ya da sessiz kalma davranışını sürdürüyor olmanız da sorunun devam etmesine neden olan bir kaçınma davranışı. Hata yapmanın çok olağan bir durum olduğunu kabul ederek ve hatalar yaparak başlayabiliriz belki değişime. Hata yapsanız en kötü ne olabilir? sorusunun cevabı da önemli. Arkadaş ortamında sohbeti sürdürmek ve sohbet edecek konu bulmak noktasında da sorun yaşadığınızdan bahsetmişsiniz. Bazen biz kendimizde eksikliğini fark ettiğimiz ya da problem olarak nitelendirdiğimiz davranışlarımıza çok odaklanarak sorunun devam etmesine yol açabiliriz. Yani sosyal bi ortamdayken 'Şu an ne desem?' 'Konuyu devam ettirmeliyim' 'Ne sorsam' gibi zihnimizden geçen sorulara/düşüncelere odaklanarak o anın akışını bozuyoruz ve sürekli zihnimizde bir mücadeleye giriyoruz kendimizle. Bu da bir şekilde sorunun devam etmesine sebep oluyor. Bu yüzden o anda bulunurken sizin iyi olduğunuz yönlerinizi görmeye çalışsanız nasıl olur sizce? Mesela bir yakın arkadaşınızın varlığı ve onla sohbet edebiliyor olmanız sizin için pozitif şeyler söylemez mi? Burada bakış açımızı değiştirmenin rolü gerçekten çok büyük. Sorunu daha detaylı ele alabilmek adına psikolojik destek almanız daha verimli olacaktır. Tabi ki sormak ve eklemek istediğiniz şeyler olursa bizler burdayız.

Devamını Oku...