Aleyna Sarısaman

Psk. Aleyna Sarısaman

Türkiye

Online terapi, Cinsel terapi, BDT, Depresyon

0.0
(0 Yorum)

Uzman Hakkında

Ben Aleyna Sarısaman. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Psikoloji bölümünden 2024 yılında mezun oldum. Şu anda Yakın Doğu Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans eğitimime devam ediyorum.

Eğitim sürecimde bilişsel davranışçı terapi (BDT) ve cinsel terapi alanlarında çeşitli eğitimler aldım. Bu yaklaşımları, danışanlarımın yaşamında fark yaratacak şekilde bütüncül bir anlayışla uyguluyorum.

Farklı kurumlarda yaptığım stajlar sayesinde geniş bir deneyim alanına sahip oldum.

Eğitim

  • Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Cinsel Terapi
  • Bilişsel Davranışcı Terapi

Uzmanlık Alanları

Depresyon
Obsesif Kompulsif Bozukluk
Anksiyete
Uyum Sorunları
Yalnızlık
Travma ve TSSB
Duygudurum Bozuklukları
LGBT+
Çift Terapisi
Borderline Kişilik Bozukluğu
Narsistik Kişilik
Bağımlılıklar
Cinsel Terapi

Çalışma Ekolleri

  • Bdt,cinsel terapi

Cevaplar (4)

Ramazan Bey,Öncelikle şunu açıkça söylemek isterim: Yaşadıklarınız hafife alınacak şeyler değil. Yemek yerken zehirlenme korkusu, diş çektirirken iğneyle ilgili yoğun kaygı, stres ve heyecan hali; bunların hepsi kaygı temelli belirtilerdir ve birçok insan benzer süreçlerden geçmektedir. Yani bu yaşadıklarınız ne zayıflık ne de “abartı”dır. Özellikle sorumluluğu yüksek olan kişilerde (evli olmak, çocuk sahibi olmak gibi) bu tür korkular daha da artabilir. Çünkü zihniniz sürekli “Bir şey olursa çocuklarıma kim bakar?” gibi tehdit senaryoları üretmeye çalışır. Bu, beynin sizi koruma çabasıdır ama şu an aşırı alarm halinde çalışıyor olabilir. Toplumda ciddiye alınmadığınızı hissetmeniz çok anlaşılır. Ne yazık ki görünmeyen psikolojik zorlanmalar, insanlar tarafından kolayca küçümsenebiliyor. Ancak bir şeyin başkaları tarafından anlaşılmaması, onun gerçek olmadığı anlamına gelmez. Burada önemli bir noktayı özellikle vurgulamak isterim: Kişiliğinizi ya da konuşma tarzınızı değiştirmeniz gerekmiyor. Sorun “siz nasıl bir insansınız” değil, kaygının hayatınıza nasıl yön verdiği ile ilgilidir. Kaygıyla savaşmak yerine onu tanımakKaygı geldiğinde “Ya yine olacak” diye bastırmaya çalışmak, genellikle kaygıyı artırırÇarpıntı, mide bulantısı, baş dönmesi gibi belirtiler çoğu zaman kaygının fizyolojik yansımalarıdır. Bunlar tehlikeli değildir ama tehlikeliymiş gibi algılandığında korku büyür. Diş çektirmeyi ertelemek, yemek yerken aşırı kontrol etmek gibi davranışlar kısa vadede rahatlatır ama uzun vadede kaygıyı besler. Süreçte amacımız sizi değiştirmek değil; kaygının hayatınızı yönetmesini engellemektir. Eğer isterseniz, bu korkuların ne zaman ve nasıl başladığını, hangi durumlarda arttığını birlikte daha ayrıntılı ele alabiliriz. Yalnız değilsiniz ve bu durum çaresiz değildir.

Devamını Oku...

Yazdıklarını okurken bu ilişkinin seni ne kadar yorduğunu, duygusal olarak ne kadar sıkışmış hissettiğini fark ediyorum. Bir yandan sevgi, bağlanma ve kaybetme korkusu; diğer yandan değersizlik, suçluluk ve sürekli kendini kanıtlama çabası arasında kaldığını anlıyorum. Bu çelişkili duyguların bir arada yaşanması insanı gerçekten tüketebilirAnlattıklarından, ilişkide zamanla denge ve karşılıklılığın bozulduğunu görüyorum. Sevgi hissettiğin birine değer vermek çok doğal; ancak bir ilişkide sürekli kendini ispat etmek zorunda kalmak, başkalarıyla kıyaslanmak ya da değerinin maddi göstergeler üzerinden ölçülmesi sağlıklı bir bağlanma biçimi değildir. Bu durum zamanla kişinin benlik saygısını zedeleyebilir. Öfke patlaması yaşadığını ve bunun için pişmanlık duyduğunu belirtmen önemli bir farkındalık. Öfke genellikle altında yatan incinmişlik, haksızlık ya da görülmeme duygularının bir sonucu olarak ortaya çıkar. Burada yalnızca “ne yaptın?” değil, “seni bu noktaya getiren neydi?” sorusu da önemlidir. Şu an yaşadığın hayattan soğuma hissi, duygusal yükünün ağırlaştığını ve sınırlarının zorlandığını düşündürüyor. Bu noktada şunu birlikte sorgulamamız faydalı olabilir:Bu ilişki sana yalnızca sevgi mi veriyor, yoksa aynı zamanda sürekli kaygı, suçluluk ve yetersizlik duygusu mu yaşatıyor?Birini kaybetmek istememek çok insani bir duygu. Ancak bir ilişkide kalma motivasyonu yalnızca “onu kaybetmeyeyim” üzerine kurulduğunda, kişi zamanla kendisinden uzaklaşabilir. Sağlıklı ilişkilerde sevgi; korkuyla değil, güven ve karşılıklılıkla beslenir. Bu süreçte senin için önemli olan şey, neyi hak ettiğini yeniden hatırlamak olabilir. Duyguların, sınırların ve ihtiyaçların da en az karşındaki kişinin beklentileri kadar değerlidir. Bunları yok sayarak sürdürülen ilişkiler genellikle uzun vadede daha fazla zarar verir.

Devamını Oku...

Paylaştıkların, geçmişte yaşadığın kaybın ve sonrasında aile içinde yaşanan belirsizliklerin sende derin bir iz bıraktığını düşündürüyor. Annenin vefatından sonra babanın yeniden evlenmesi ve bu süreçte yaşanan değişimler başlı başına uyum gerektiren deneyimlerken, hamileliğin senden ve kardeşlerinden saklanmış olması güven duygunu zedeleyen, kontrol kaybı ve dışlanmışlık hislerini tetikleyen bir durum olmuş olabilir. Özellikle bunu sezmiş olman ve tek başına taşıman, o dönemdeki kaygını daha da ağırlaştırmış gibi görünüyor. Şu anda çocuğu seviyor olman, yaşananların sende bıraktığı duygusal etkinin ortadan kalktığı anlamına gelmeyebilir. Bazı deneyimler zihinde “tekrar yaşanabilir bir tehdit” gibi kodlanabilir. Bu nedenle bugün benzer bir ihtimalle karşılaştığında —örneğin regl gecikmesi gibi belirsiz bir bedensel işaret olduğunda— zihnin çok hızlı bir şekilde geçmişteki yaşantıya geri dönebilir. Bu noktada yaşadığın şey, mantıksız bir düşünceden ziyade, daha önce gerçekten yaşanmış bir durumun zihinsel ve bedensel hafızada yeniden canlanması olarak anlaşılabilir. Anlattıklarından, bu düşüncelerin zaman zaman nefesini kesecek kadar yoğunlaştığı ve seni oldukça zorladığı anlaşılıyor. Kaygı bu şekilde tetiklendiğinde, beden çoğu zaman sanki şu anda da aynı şey oluyormuş gibi tepki verir. Çevreden gelen tepkiler ve yorumlar da bu kaygıyı beslemiş olabilir; çünkü bu tür durumlarda kişi yalnızca kendi korkularıyla değil, başkalarının yargılarıyla da baş etmeye çalışır. Bu da yükü daha da ağırlaştırır. Ön görüşmede, bu kaygının hangi durumlarda arttığını, zihninden geçen düşüncelerin nasıl bir döngü izlediğini ve bu düşüncelerin sende hangi duyguları ve bedensel tepkileri tetiklediğini birlikte daha ayrıntılı ele alabiliriz. Aynı zamanda, geçmişte yaşanan bu deneyimin bugün senin güven algını ve kontrol ihtiyacını nasıl etkilediğini anlamaya çalışmak önemli olabilir. Amaç, bu düşünceleri bastırmak ya da yok saymak değil; onların nereden geldiğini fark edebilmek ve bugünle geçmişi birbirinden ayırabilme becerisini yavaş yavaş güçlendirmektir. Bu süreçte, kaygının seni ele geçirdiği anlarda kendinle nasıl temas kurduğunu, nelerin seni yatıştırabildiğini ve hangi desteklere ihtiyaç duyduğunu da birlikte keşfedebiliriz. Tüm bunlar, senin hızına ve ihtiyaçlarına saygı duyan bir çerçevede ele alınabilir

Devamını Oku...

Yazdıklarından, bu ilişkinin senin için çok anlamlı olduğu ve özellikle uzun bir mesafeden sonra yüz yüze görüşmeye başlamışken ayrılık ihtimalinin seni zorladığı anlaşılıyor. İki yıl boyunca uzaktan ilişkiyi sürdürmüş olmanız, aranızda güçlü bir bağ ve ortak bir emek duygusu oluşturmuş gibi görünüyor. Bu nedenle tam da “gerçek hayatta” ilişkiyi yaşamaya başlamışken böyle bir belirsizlikle karşılaşmak hayal kırıklığı, üzüntü ve kaygıyı aynı anda tetiklemiş olabilir. Aynı zamanda partnerinin “ilişki sorumluluklarını yerine getiremiyorum” demesi ama seni de tamamen bırakmak istememesi, seni iki arada bir yerde bırakıyor gibi hissettirmiş olabilir. Bir yandan onu ve zorlandığı tarafları anlamaya çalışırken, diğer yandan kendi ihtiyaçlarının ve ilişkiye dair beklentilerinin karşılıksız kalması seni içsel olarak yıpratıyor olabilir. Bu tür durumlarda kişiler çoğu zaman kendi duygularını geri plana atıp ilişkiyi korumaya odaklanabilirler; ancak bu da zamanla daha fazla tükenmişlik ya da değersizlik hislerini beraberinde getirebilir. Burada önemli olan noktalardan biri, bu ilişkide senin neye ihtiyaç duyduğun ve senin için “ilişki içinde olmak” ne anlama geliyor sorularına alan açabilmek. Belirsizlikle yaşamak senin için ne kadar tolere edilebilir, hangi noktada bu durum sana zarar vermeye başlıyor, sınırlarının nerede başladığını birlikte anlamaya çalışabiliriz. Aynı zamanda partnerinin söylediği “sorumluluk” kavramının senin zihninde neye karşılık geldiğini ve bunun sende nasıl bir anlam yarattığını da ele almak faydalı olabilir. Ön görüşmede; bu ilişkiye yüklediğin anlamı, ayrılmak istememeni güçlendiren duygusal bağları, yaşadığın kaygı ve belirsizlikle nasıl baş etmeye çalıştığını ve bu süreçte kendinle ilişkinin nasıl etkilendiğini birlikte daha ayrıntılı şekilde konuşabiliriz. Amaç bir karar dayatmak değil; senin duygularını daha net fark edebileceğin, ihtiyaçlarını ve sınırlarını daha sağlıklı şekilde tanımlayabileceğin bir alan oluşturmak olacaktır.

Devamını Oku...

Değerlendirmeler (0)

No results
Henüz görüş bulunmuyor.