Psk. Hatice Can
Türkiye,Ankara
Online yurt içi / yurt dışı terapi, depresyon , kaygı , uyum bozukluğu, cinsel işlev bozuklukları , cinsel kimlik, ergen terapisi, yetişkin terapisi
Uzman Hakkında
Lefke Avrupa Üniversitesi Psikoloji (İngilizce / Tam Burslu) mezuniyetimin ardından, edindiğim teorik bilgileri kamu ve özel sektördeki klinik stajlarımla pekiştirdim. Klinik Psikoloji yüksek lisans sürecim devam ederken ,Sırbistan’da Uluslararası Klinik Psikoloji Süpervizyon sürecimi tamamlayarak yetkinliğimi uluslararası düzeye taşıdım.
Kariyerim boyunca klinik çalışmalarımın yanı sıra çeşitli kurumsal akademilerde mülakat koordinatörlüğü görevini üstlenerek insan davranışlarını kurumsal ve bireysel perspektiflerden değerlendirme fırsatı buldum.
Uzmanlık ve Terapi Ekolleri
• Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)
• Şema Terapi
• Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi
• Madde Bağımlılığı Eğitimi (NAADAC)
• Oyun Terapisi & Stres Yönetimi
• MMPI, Projektif ve Objektif Testler Uygulayıcısı
Eğitim
- Lefke Avrupa Üniversitesi - Lisans
- Yakın Doğu Üniversitesi - Yüksek Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- Oyun Terapisi
- Stres Yönetimi
- Projektif ve Objektif Testler
- BDT
- Şema Terapi
- Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi
- MMPI
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Bilişsel Davranışçı Terapi
- Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi
- Şema Terapi
- Oyun Terapisi
Cevaplar (41)
Sevgili Danışan; Yaşadığın bu iç fırtınayı, sıkışmışlığı ve hissettiğin o derin yorgunluğu çok iyi anlıyorum. 19 yaş, insanın kendi kimliğini inşa ettiği, kanatlarını açmak ve hayatı kendi kurallarıyla deneyimlemek istediği en dinamik yaştır. Özgürlüğüne bu kadar düşkün bir genç kadın olarak, en basit kişisel alanlarına tırnağının boyuna, kıyafetine bile müdahale edilmesi, sendeki o bağımsızlık ateşini söndürmek yerine bir öfkeye dönüştürüyor gibi görünüyor. Zaten kendin de fark etmişsin; ailenin köklü inançlarını, dünya görüşlerini veya seni koruma biçimlerini tamamen değiştiremezsin. Onları değiştirmeye harcadığın her enerji, sende hayal kırıklığı ve öfke olarak kalır. Enerjini "Onları nasıl ikna ederim?" sorusuna değil, "Bu sınırlar içinde kendi ruh sağlığımı nasıl korurum ve geleceğimi nasıl inşa ederim?" sorusuna harcamak seni ileri taşıyacaktır. Aslında üstüme titrerler, bu kadar üzgün olduğumu bilseler. .. " demiştin. Bu çok önemli bir anahtar. Ailen seni "isyankar" veya "uçarı" olarak gördüğünde savunmaya geçiyor ve baskıyı artırıyor olabilir. Babana veya annene öfkeyle karşı çıkmak yerine, sakin bir anlarında açık iletişim kurmayı deneyebilirsin Örneğin, "Bana karıştığınızda bana güvenmediğinizi hissediyorum ve bu beni çok incitiyor. Sizin evladınız olarak odamda ağlamak değil, sizinle gülmek istiyorum. " gibi duygularını net ifade eden cümleler seni hafifletmede rol oynayabilir. Onların bildiği dilden yaklaştığında, o sert duvarların biraz olsun esnediğini görebilirsin. Duygularını göstermek zayıflık değil, bir dürüstlüktür. Desteğe ihtiyacın olduğunda senin için buradayım…
Sevgili Danışan; Yaşadığınız bu süreci okurken, maruz kaldığınız haksızlığın, hayal kırıklığının ve yalnızlaştırılma çabasının ağırlığını derinden hissettim. Güvendiğiniz, en özelinizi açtığınız ve her anında yanında olduğunuz bir insanın; sırlarınızı size karşı birer silaha dönüştürmesi son derece yıpratıcı bir psikolojik şiddet örneğidir diyebiliriz. Siz ona içinizi açarken güvenli bir alan arıyordunuz; ancak o, anlattıklarınızdan yola çıkarak bu bilgileri bir güç unsuru olarak kullandığını anlıyorum. Sizi yalnızlığınızla vurmaya çalışması, sizin çaresiz hissetmenizi sağlayarak kendi üzerlerindeki kontrolü ellerinde tutma çabası gibi görünüyor. Gruptaki insanların sizi "paragöz", "uyumsuz" veya daha ağır ithamlarla yaftalaması, aslında kendi suçluluk duygularını ve ahlaki eksikliklerini size yansıtma yöntemi olabilir. Kontrol edemedikleri, boyun eğdiremedikleri insanları değersizleştirmek, bu tarz toksik grupların en sık başvurduğu savunma mekanizmasıdır. Sizi "kötü" ilan ederek kendi vicdanlarını rahatlatıyor olabilirler. Üç yıl boyunca sessiz kalıp, kendinizi savunmaya ve onların diliyle cevap vermeye başladığınızda sizi suçlu ilan etmeleri bir nevi psikolojik manipülasyondur denilebilir. Kişi ya da gruplar size her türlü haksızlığı yapar, siz en sonunda insani bir reaksiyon gösterip sesinizi çıkardığınızda ise sizin sadece verdiğiniz tepkiyi alıp "Bakın ne kadar saldırgan, bakın ne kadar kötü" diyerek kendilerini mağdur gösterirler. Sizin sesinizin çıkması, onların kurduğu manipülatif oyunun bozulması demektir. Eski erkek arkadaşınızın başkasını unutamamış olması, ardından gelen yalanlar ve grubun sizi bir "izleme nesnesi" haline getirmesi sizin değerinizle ilgili değil, o insanların olgunlaşmamış karakterleriyle ilgilidir. Sırf bir ilişki yaşadınız ya da yalnızsınız diye kimsenin size her türlü muameleyi yapmaya hakkı yoktur. Sizin "kimse beni kabul etmeyecek" düşünceniz, onların size sistematik olarak dayattığı ve sizin de zamanla inanmaya başladığınız bir öğrenilmiş çaresizlik duygusudur denilebilir. Bu insanlara kendinizi açıklama, kanıtlama ya da haklılığınızı anlatma çabasından tamamen vazgeçebilirsiniz. Çünkü onlar sizi anlamak için değil, açığınızı yakalamak için dinliyorlar gibi görünüyor. Sessizliğiniz ve hayatınızdan çıkmaları onlara vereceğiniz en büyük yanıt olacaktır. Kendinizi savunduğunuz için kötü değilsiniz. Sınır çizmek, "Hayır, bana bunu yapamazsınız" demek bir haktır. Onların size yapıştırdığı sıfatlar sizin kimliğiniz değil, onların çirkinliğinin aynasıdır. Desteğe ihtiyacın olduğunda senin için buradayım…
Sevgili Danışan; Yaşadığın bu durumun sende ne kadar büyük bir kırgınlık, çaresizlik ve öfke yarattığını çok net görebiliyorum. Kendini en güvende, en anlaşılmış hissetmen gereken yer olan ailende böylesine haksızlığa uğramak ve "duvara konuşuyormuş gibi" hissetmek duygusal olarak gerçekten yorucu olabilir. Anlatmaya çalıştıkça sözlerinin yok sayılması, üstüne bir de ağladığın için "kinci ve vicdansız" gibi ağır etiketlerle suçlanman, hissettiğin acıyı katlamış görünüyor. Ağlamak, zayıflık ya da kincilik değildir; anlaşılamamanın, çaresizliğin ve biriken hayal kırıklığının vücuttan taşma şeklidir. Çok doğal bir insani tepkidir. Ailenin seni "kinci" veya "vicdansız" olarak etiketlemesi, senin gerçekten öyle olduğun anlamına gelmez. Neyin ne olduğunu sen biliyorsun. Kendi adaletinden ve doğruluğundan şüphe etmemen seni daha özgüvenli hissettirebilir. Şu an hissettiğin bu yoğun çaresizlik duygusu hayatının sonuna kadar sürmeyecek. Şu an bir kriz anındasın ve duygular en tepe noktada. Zamanla sular durulacak, bu olay sıcaklığını kaybedecektir. Hayatına bu şekilde devam etmek istemediğini söylemişsin. Bu döngüyü kırmanın yolu kendini yıpratmak değil, onların yargılarını hayatının merkezinden çıkarmak olabilir. Eğer bu durum ev içinde sürekli tekrarlanıyorsa ve kendini çok sıkışmış hissediyorsan, okulundaki rehber öğretmenden ya da bir psikologdan profesyonel destek almayı düşünebilirsin. Profesyonel kişiler ailen ve senin aranda daha sağlıklı bir köprü kurmada önemli bir rol oynayabilir. Desteğe ihtiyacın olduğunda senin için buradayım…
Sevgili Danışan; Öncelikle yaşadığınız bu süreci tüm samimiyetinizle paylaştığınız için teşekkür ederim. Şu an omuzlarınızda taşıdığınız yükün, hissettiğiniz o sıkışmışlık ve çaresizlik hissinin ne kadar yorucu olduğunun farkındayım. Dışarıdan bakıldığında sadece "işsizlik ve ertelenen bir düğün" gibi görünen bu durum, aslında sizin için rolünüzü ve kimliğinizi ilgilendiren bir durum gibi görünüyor. Erkek olarak toplumsal rollerin getirdiği "yuvayı kuran, evi geçindiren" olma beklentisi, subaylık eğitimini bırakmanın getirdiği hayal kırıklığı ve nişanlınızın kariyerindeki istikrarı karşısında hissettiğiniz o "geride kalmışlık" duygusu. .. Bunların her biri tek başına bile çok ağırken, hepsini aynı anda göğüslemeye çalışıyorsunuz. Şu an hissettiğiniz yetersizlik, başarısızlık ve değersizlik hisleri sizin kim olduğunuzla ilgili değil, içinde bulunduğunuz mevcut durumun yarattığı zihinsel illüzyonlardır. Nişanlınızın "Benim bir uğraşım var, olan sana oluyor" minvalindeki yaklaşımı, her ne kadar rasyonel bir tespit gibi görünse de ilişkideki empati bağını zedeleyen ve sizi daha da yalnızlaştıran bir ifadedir. Nişanlınızın aşırı mantıksal yapısı, sizin şu anki yoğun duygusal türbülansınızı anlamakta yetersiz kalıyor olabilir. O, sorunları "çözülmesi gereken birer denklem" olarak görürken, sizin şu an sadece "anlaşılmaya, şefkate ve desteklenmeye" ihtiyacınız olabilir. İkinizin de yaşadığı bu patlamalar, aslında birbirinize duyduğunuz öfkeden değil; çaresizliğe, belirsizliğe ve planların altüst olmasına duyulan öfkenin birbirinize yansımasıdır denilebilir. Birbirinizden başkasıyla olamayacağınızı bilmeniz ve sevginiz çok kıymetli; ancak sevgi, bir ilişkinin sağlıklı yürümesi için tek başına yeterli bir yakıt değildir. Saygı, güven ve en önemlisi "birlikte göğüs gerebilme" becerisi gerekir. Bu durumda açık iletişim kurmak oldukça önemlidir. Desteğe ihtiyacın olduğunda senin için buradayım…