Psk. Yasemin Gedik
Ankara
Araştırma | Analitik yaklaşım | Bilişsel ve Davranışçı Terapi
Uzman Hakkında
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nden Yüksek Onur derecesi ile mezun, akademik birikimini klinik uygulama ve araştırma disipliniyle birleştiren bir psikolog. Şu an Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) uygulayıcı eğitimi sürecinde olup, danışmanlık süreçlerini bilimsel temelli bu ekol üzerine kurgulamaya devam etmektedir.
Eğitim
- Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi - Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- Datem Bilişsel ve Davranışçı Terapi Eğitimi
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)
Cevaplar (17)
Merhaba,Bir ebeveynin evladına yönelik kullandığı bu denli incitici ifadelerin üzerinizde yarattığı ağır duygusal yükü yazdıklarınızdan net bir biçimde anlayabiliyorum. Mevcut şartlar altında kendinizi aileniz içerisinde bir "fazlalık" veya "yük" olarak hissetmeniz oldukça anlaşılır bir tepkidir; ancak bu durumun sizin bireysel değerinizle ya da seçimlerinizle değil, tamamen ebeveynlerinizin kendi içsel kaygıları ve sınır ihlali barındıran iletişim biçimleriyle ilgili olduğunu en baştan vurgulamak isterim. Bireylerin yaşam takvimleri birbirinden tamamen bağımsız ilerler. Otuz yaşında olmak ve evli olmamak, hiçbir koşulda psikolojik veya toplumsal bir eksiklik olarak değerlendirilemez. Bireysel standartlarınıza uygun bir partnerin henüz karşınıza çıkmamış olması ya da evliliği tercih etmemek en doğal hakkınızdır. Kendi ekonomik bağımsızlığını kazanmış bir kadın olarak, yalnızca medeni durumunuz üzerinden kendinize bir başarısızlık atfetmeniz ve ailenize yük olduğunuzu düşünmeniz, büyük bir haksızlık olacaktır. Yaşanan bu sınır ihlalini içinize atıp sessizce uzaklaşmak yerine, babanızla açık bir iletişim kurmanız üzerinizdeki duygusal baskıyı yönetmenize yardımcı olabilir. Sadece bu konu özelinde değil, kişilerarası ilişkilerinizde durumu değerlendirirken suçlayıcı olmayan "Ben" dilini kullanmanız, aranızdaki sınırları her zaman daha sağlıklı bir zemine oturtacaktır. Örneğin; "Evlilik konusu benim kişisel kararım ve benimle bu şekilde konuşulduğunda inciniyorum. Bu tarz konuşmalara devam edilirse konuyu kapatacağım" diyerek sınırınızı oldukça net ve kararlı bir biçimde çizebilirsiniz. Unutmayın, herhangi birine neden evlenmediğinizi açıklamak veya onları kendi tercihlerinize ikna etmek zorunda değilsiniz; yalnızca sınırlarınızın ihlal edilmesinden duyduğunuz rahatsızlığı belirtmeniz ve bu ihlali durdurmanız yeterlidir. Eğer babanızla aranızdaki mevcut iletişim dinamikleri buna müsait değilse,sözünü dinleyeceği güvenilir birinin aracı olması da işlevsel bir orta yol olarak değerlendirilebilir. Bu süreçte çevrenizin beklentilerinden ziyade kendi bireysel ihtiyaçlarınıza odaklanmak ve o üzerinize yüklenen yersiz suçluluk duygusundan arınmak belirli bir zaman gerektirebilir. Bu noktada bir uzmandan profesyonel destek almayı da düşünebilirsiniz. Konu ile ilgili duygu ve düşüncelerinizi platform üzerinden paylaşmaya devam edebilirsiniz.
Merhaba, Çevrenizdeki insanların sorunlarını dinlerken bir süre sonra kendinizi onların hayatını kurtarmaya çalışırken bulmanızın ve verdiğiniz çabaya rağmen onların aynı döngüde kalmasının zihnen ne kadar da tüketici olduğunu yazdıklarınızdan anlayabiliyorum. Öncelikle empati kurmak ile başkasının duygusal yükünü taşımak arasındaki o önemli farkı netleştirmek, bu süreçteki en büyük yardımcınız olacaktır. Yani birini gerçekten anlamak, onun sorununu sizin çözmek zorunda olduğunuz anlamına gelmez. Dinleyici konumunda iken kendinize "Onun hislerini anlıyorum ama bu problemin veya çözümün sahibi ben değilim" hatırlatmasını yapmak mesafenizi korumanıza ve aynı zamanda suçluluk hissetmeden geri çekilmenize yardımcı olabilir. Ayrıca sınır koyarken uzun açıklamalar yaparak kendinizi savunmanıza veya sertleşmenize hiç gerek yoktur. Net ama şefkatli bir dil kullanmak; örneğin, "Şu an seni detaylıca dinleyebilecek veya buna çözüm üretebilecek enerjim yok, istersen bugün biraz başka şeylerden bahsedelim" demek de sizin sınırınızı çizer. Ek olarak o otomatikleşmiş yük alma eğiliminizi şu üç kısa soruyla kontrol altına almayı deneyebilirsiniz: Şu an gerçekten anlatılanları dinleyecek gücüm var mı? Bu sorumluluk aslında bana mı ait, yoksa ona mı? Ve bu konuşma bittiğinde kendimi nasıl hissedeceğim? Bu sorular sizi otomatikleşmiş yardım etme modundan çıkarıp, duygusal yük alma eğiliminizi daha bilinçli bir noktaya çekecektir. Bu yeni sınırları denemeye başladığınızda hissettiklerinizi, yeni deneyimleriniz ve sorularınızı platformumuz üzerinden her zaman paylaşabilirsiniz.
Merhaba,Yaşadığınız mide bulantısı ve baş dönmesi gibi durumların, beraberinde getirdiği bayılma korkusuyla birlikte okul ve sosyal yaşamınızı nasıl etkilediğini, günlük hayattaki işlevselliğinizi ne kadar kısıtladığını yazdıklarınızdan anlayabiliyorum. İnsanın sağlığıyla ilgili bu tür belirsizlikler yaşaması ya da her an kötü bir şey olacakmış gibi hissetmesi ve düşünmesi, psikolojik iyilik hali açısından oldukça yorucu ve olumsuz etkileri olan bir süreçtir. Anlattıklarınızdan hareketle, sizin durumunuzda farklı ihtimaller söz konusu olabilir. İlk olarak, yaşadığınız yoğun kaygı, stres veya diğer psikolojik süreçler bedensel semptomlar olarak dışa vurulabilir ki psikolojide buna bedenselleştirme (somatizasyon) denir. Diğer bir ihtimal ise vücudumuzdaki belirli bir duyuma aşırı odaklandığımızda beynin o bölgeyi sürekli taramaya başlaması ve bunun da sistemimizi alarm moduna geçirmesidir. Bu durum, hissettiğiniz belirtilerin şiddetini daha da artırabilir. Ya da semptomların altta yatan fiziksel kaynakları olabilir. Ve en önemlisi, psikolojik bir değerlendirme yapmadan önce, yaşadığınız belirtilere sebep olabilecek fiziksel ihtimalleri tamamen elemektir. KBB muayenesi bazı ihtimalleri elemiş olsa da, bir nöroloğu görmeniz diğer şüpheleri ortadan kaldırmak ve tedavinizin yol haritasını netleştirmek adına gerekli bir adımdır. Çünkü fiziksel bir durum söz konusuysa onun iyileşme süreci farklıdır; eğer durum psikolojikse, buna sebep olan kökenlerin değerlendirme ve terapötik süreçleri farklı ilerleyecektir. Kötü bir haber alma korkusuyla doktora gitmeyi ertelemeniz de gayet anlaşılır; bu aslında oldukça insani bir kaçınma davranışıdır. Ancak burada çelişkili bir durumun mevcut olduğunu belirtmek isterim. Sürekli araştırma yapmak, size tam da kaçındığınız o korku ve kaygı duygularını yaşatacaktır. Bu araştırma süreci zihninizdeki felaket senaryolarını besler ve kaygınızı daha da tırmandırır. Zihninizin bu senaryolar için alan açmasını durdurup fiziksel kontrollerinizi yaptırmanız, aslında sizi bu belirsizliğin yarattığı yükten kurtaracaktır. Belirsizlik insan psikolojisi için gerçekten yıpratıcıdır; bazen olumsuz bir sonucu kesin olarak bilmek bile, belirsizliğin yarattığı o sürekli huzursuzluk halinden daha az yorucu olabilir. Psikolojik açıdan bu süreçte kendinizi sürekli takip etmeyi bırakmak ve bir semptom hissettiğinizde durumu o an için kabullenmek, belirtilerin üzerinizdeki baskıcı etkisini hafifletebilir. Yaşadığınız bu kaygıları tek başına göğüslemek yerine bir uzman desteği almanız elbette önemlidir; fakat o aşamaya gelene kadar fiziksel ihtimalleri elemek gerekeceğinden, bu süre zarfında sizi anlayan ve değer verdiğiniz insanlarla durumunuzu paylaşarak duygusal yükünüzü hafifletebilirsiniz. Yaşadığınız süreçle ilgili farklı detayları veya fiziksel muayene sonrası hissettiklerinizi, bulguları ve bunların size neler düşündürdüğünü yeni bir soru sorarak paylaşırsanız durumunuzu daha doğru bir zeminde birlikte anlamlandırabiliriz. Sağlıklı günler diliyorum.
Merhaba, İlk olarak, 11 yaşında yani oldukça genç olmana rağmen yaşadığın bu zorlu durumu bizlere veya ailene bu kadar açık ve cesurca anlattığın için seni tebrik ederim. Sadece bu da değil, derslerinde sınıfın 6. çalışkanı olacak kadar başarılı olman, sadece zeki olduğunu değil; aynı zamanda ne kadar azimli, çabalayan ve güçlü bir çocuk olduğunu da gösteriyor ki bu noktalar da tebriğe değer. Ancak tüm bunlara rağmen, arkadaşlarından olumsuz muameleler gördüğün için psikolojik problemler yaşaman oldukça normal bir durum. Çünkü anlattıklarınla yetişkinlerin dünyasında dahi baş etmesi zordur. Öncelikle şu konuda bir anlaşalım isterim; atipik otizm veya diğer otizm türleri bir kusur ya da eksiklik değil; beynin dünyayı daha özel bir şekilde algılamasını sağlayan gelişimsel bir farklılıktır. Sınıf arkadaşlarının isminle veya konuşma şeklinle dalga geçmesi, kesinlikle seninle ilgili bir sorun olduğunu göstermez. Bu durum onların yeterince olgun davranamadığından, farklılıklar konusunda yeterli bilgiye sahip olmamalarından ve bu noktada biraz da ailelerinin bilinçsizliğinden kaynaklanır. Öğretmenlerine ve psikologlara durumu anlattığın halde bir şeylerin değişmediğini görmek seni haklı olarak umutsuzluğa sürüklemiş olabilir. Ama akran zorbalığı dediğimiz bu durum, çözülmesi için senin ailen, arkadaşlarının ailesi, öğretmenlerinizin ve okul idaresinin hep birlikte tıpkı bir takım gibi çalışmasını gerektiren bir konudur. Bu aşamada süreci daha kolay yönetebilmek ve yetişkinlerin daha doğru bir şekilde yardım etmesini sağlamak için sana bazı ipuçlarım olacak. 1)Okulda yaşadığın hiçbir üzücü durumu ailenden gizlememen ve duygularını güvendiğin yetişkinlerle paylaşmaya devam etmen çok önemli. Eğer sınıfta sevdiğin, iyi anlaştığın bir arkadaşın varsa onunla da konuşabilirsin. Unutma yalnız değilsin, ve bunu görmek sana daha iyi hissettirecek. 2)Biri seninle dalga geçtiğinde uzun uzun tartışmak veya açıklama yapmak yerine ona sadece "Bana bu şekilde davranmanı istemiyorum" diyerek oradan uzaklaşabilirsin. Tabii bunu yaparken okul içinde kalman ve güvende olduğundan emin olman gerekir. 3) Seni üzen durumları; mesela kimin, ne zaman ve ne söylediğini özel yani herkesin göremeyeceği bir şekilde not alarak ailene veya güvendiğin bir öğretmenine gösterebilirsin. Bu durum rehberlik servisinin dikkatini çekme konusunda işe yarayabilir. 4) Ayrıca ailenin okuldaki öğretmenlerinle görüşürken, durumu sadece sözlü olarak değil, "dilekçe" ile idareye bildirmesi, okulun harekete geçmesini hızlandırabilir. Kurallar yazılı başvurularda biraz daha katıdır çünkü. 5)Gün içinde hissettiklerini, düşündüklerini veya yaşadıklarını, eve geldiğinde bir günlüğe yazmak da denemeye değerdir. Hem belki de bu, en yakın arkadaşınla konuşmuşsun gibi de hissettirir. Son olarak, tıpkı diğer arkadaşların gibi, senin de seni her anlamda destekleyen ve kötü hissetmediğin bir ortamda eğitim görme hakkın var, ve bu artık hepimizin sorumluluğu sayılır. Bununla ilgili senin veya ailenin sormak istediği farklı konular olursa her zaman ulaşabilirsiniz.