Yasemin Gedik

Psk. Yasemin Gedik

Ankara

Araştırma | Analitik yaklaşım | Bilişsel ve Davranışçı Terapi

5.0
(2 Yorum)

Uzman Hakkında

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nden Yüksek Onur derecesi ile mezun, akademik birikimini klinik uygulama ve araştırma disipliniyle birleştiren bir psikolog. Şu an Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) uygulayıcı eğitimi sürecinde olup, danışmanlık süreçlerini bilimsel temelli bu ekol üzerine kurgulamaya devam etmektedir.

Eğitim

  • Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Datem Bilişsel ve Davranışçı Terapi Eğitimi

Uzmanlık Alanları

Depresyon
Panik Bozukluk
Anksiyete
Yetişkin Psikolojisi
Motivasyon Sorunları
İletişim Problemleri
Erteleme Davranışı
Sosyal Kaygı
Uyku Bozuklukları
Çocuk ve Ergen Psikolojisi
Duygudurum Bozuklukları
Sınav Kaygısı
Zaman Yönetimi
Kariyer Rehberliği

Çalışma Ekolleri

  • Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)

Cevaplar (16)

Merhaba, Çevrenizdeki insanların sorunlarını dinlerken bir süre sonra kendinizi onların hayatını kurtarmaya çalışırken bulmanızın ve verdiğiniz çabaya rağmen onların aynı döngüde kalmasının zihnen ne kadar da tüketici olduğunu yazdıklarınızdan anlayabiliyorum. Öncelikle empati kurmak ile başkasının duygusal yükünü taşımak arasındaki o önemli farkı netleştirmek, bu süreçteki en büyük yardımcınız olacaktır. Yani birini gerçekten anlamak, onun sorununu sizin çözmek zorunda olduğunuz anlamına gelmez. Dinleyici konumunda iken kendinize "Onun hislerini anlıyorum ama bu problemin veya çözümün sahibi ben değilim" hatırlatmasını yapmak mesafenizi korumanıza ve aynı zamanda suçluluk hissetmeden geri çekilmenize yardımcı olabilir. Ayrıca sınır koyarken uzun açıklamalar yaparak kendinizi savunmanıza veya sertleşmenize hiç gerek yoktur. Net ama şefkatli bir dil kullanmak; örneğin, "Şu an seni detaylıca dinleyebilecek veya buna çözüm üretebilecek enerjim yok, istersen bugün biraz başka şeylerden bahsedelim" demek de sizin sınırınızı çizer. Ek olarak o otomatikleşmiş yük alma eğiliminizi şu üç kısa soruyla kontrol altına almayı deneyebilirsiniz: Şu an gerçekten anlatılanları dinleyecek gücüm var mı? Bu sorumluluk aslında bana mı ait, yoksa ona mı? Ve bu konuşma bittiğinde kendimi nasıl hissedeceğim? Bu sorular sizi otomatikleşmiş yardım etme modundan çıkarıp, duygusal yük alma eğiliminizi daha bilinçli bir noktaya çekecektir. ​Bu yeni sınırları denemeye başladığınızda hissettiklerinizi, yeni deneyimleriniz ve sorularınızı platformumuz üzerinden her zaman paylaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Merhaba,Yaşadığınız mide bulantısı ve baş dönmesi gibi durumların, beraberinde getirdiği bayılma korkusuyla birlikte okul ve sosyal yaşamınızı nasıl etkilediğini, günlük hayattaki işlevselliğinizi ne kadar kısıtladığını yazdıklarınızdan anlayabiliyorum. İnsanın sağlığıyla ilgili bu tür belirsizlikler yaşaması ya da her an kötü bir şey olacakmış gibi hissetmesi ve düşünmesi, psikolojik iyilik hali açısından oldukça yorucu ve olumsuz etkileri olan bir süreçtir. Anlattıklarınızdan hareketle, sizin durumunuzda farklı ihtimaller söz konusu olabilir. İlk olarak, yaşadığınız yoğun kaygı, stres veya diğer psikolojik süreçler bedensel semptomlar olarak dışa vurulabilir ki psikolojide buna bedenselleştirme (somatizasyon) denir. Diğer bir ihtimal ise vücudumuzdaki belirli bir duyuma aşırı odaklandığımızda beynin o bölgeyi sürekli taramaya başlaması ve bunun da sistemimizi alarm moduna geçirmesidir. Bu durum, hissettiğiniz belirtilerin şiddetini daha da artırabilir. Ya da semptomların altta yatan fiziksel kaynakları olabilir. Ve en önemlisi, psikolojik bir değerlendirme yapmadan önce, yaşadığınız belirtilere sebep olabilecek fiziksel ihtimalleri tamamen elemektir. KBB muayenesi bazı ihtimalleri elemiş olsa da, bir nöroloğu görmeniz diğer şüpheleri ortadan kaldırmak ve tedavinizin yol haritasını netleştirmek adına gerekli bir adımdır. Çünkü fiziksel bir durum söz konusuysa onun iyileşme süreci farklıdır; eğer durum psikolojikse, buna sebep olan kökenlerin değerlendirme ve terapötik süreçleri farklı ilerleyecektir. Kötü bir haber alma korkusuyla doktora gitmeyi ertelemeniz de gayet anlaşılır; bu aslında oldukça insani bir kaçınma davranışıdır. Ancak burada çelişkili bir durumun mevcut olduğunu belirtmek isterim. Sürekli araştırma yapmak, size tam da kaçındığınız o korku ve kaygı duygularını yaşatacaktır. Bu araştırma süreci zihninizdeki felaket senaryolarını besler ve kaygınızı daha da tırmandırır. Zihninizin bu senaryolar için alan açmasını durdurup fiziksel kontrollerinizi yaptırmanız, aslında sizi bu belirsizliğin yarattığı yükten kurtaracaktır. Belirsizlik insan psikolojisi için gerçekten yıpratıcıdır; bazen olumsuz bir sonucu kesin olarak bilmek bile, belirsizliğin yarattığı o sürekli huzursuzluk halinden daha az yorucu olabilir. Psikolojik açıdan bu süreçte kendinizi sürekli takip etmeyi bırakmak ve bir semptom hissettiğinizde durumu o an için kabullenmek, belirtilerin üzerinizdeki baskıcı etkisini hafifletebilir. Yaşadığınız bu kaygıları tek başına göğüslemek yerine bir uzman desteği almanız elbette önemlidir; fakat o aşamaya gelene kadar fiziksel ihtimalleri elemek gerekeceğinden, bu süre zarfında sizi anlayan ve değer verdiğiniz insanlarla durumunuzu paylaşarak duygusal yükünüzü hafifletebilirsiniz. Yaşadığınız süreçle ilgili farklı detayları veya fiziksel muayene sonrası hissettiklerinizi, bulguları ve bunların size neler düşündürdüğünü yeni bir soru sorarak paylaşırsanız durumunuzu daha doğru bir zeminde birlikte anlamlandırabiliriz. Sağlıklı günler diliyorum.

Devamını Oku...

Merhaba, ​İlk olarak, 11 yaşında yani oldukça genç olmana rağmen yaşadığın bu zorlu durumu bizlere veya ailene bu kadar açık ve cesurca anlattığın için seni tebrik ederim. Sadece bu da değil, derslerinde sınıfın 6. çalışkanı olacak kadar başarılı olman, sadece zeki olduğunu değil; aynı zamanda ne kadar azimli, çabalayan ve güçlü bir çocuk olduğunu da gösteriyor ki bu noktalar da tebriğe değer. Ancak tüm bunlara rağmen, arkadaşlarından olumsuz muameleler gördüğün için psikolojik problemler yaşaman oldukça normal bir durum. Çünkü anlattıklarınla yetişkinlerin dünyasında dahi baş etmesi zordur. Öncelikle şu konuda bir anlaşalım isterim; atipik otizm veya diğer otizm türleri bir kusur ya da eksiklik değil; beynin dünyayı daha özel bir şekilde algılamasını sağlayan gelişimsel bir farklılıktır. Sınıf arkadaşlarının isminle veya konuşma şeklinle dalga geçmesi, kesinlikle seninle ilgili bir sorun olduğunu göstermez. Bu durum onların yeterince olgun davranamadığından, farklılıklar konusunda yeterli bilgiye sahip olmamalarından ve bu noktada biraz da ailelerinin bilinçsizliğinden kaynaklanır. ​Öğretmenlerine ve psikologlara durumu anlattığın halde bir şeylerin değişmediğini görmek seni haklı olarak umutsuzluğa sürüklemiş olabilir. Ama akran zorbalığı dediğimiz bu durum, çözülmesi için senin ailen, arkadaşlarının ailesi, öğretmenlerinizin ve okul idaresinin hep birlikte tıpkı bir takım gibi çalışmasını gerektiren bir konudur. Bu aşamada süreci daha kolay yönetebilmek ve yetişkinlerin daha doğru bir şekilde yardım etmesini sağlamak için sana bazı ipuçlarım olacak. 1)​Okulda yaşadığın hiçbir üzücü durumu ailenden gizlememen ve duygularını güvendiğin yetişkinlerle paylaşmaya devam etmen çok önemli. Eğer sınıfta sevdiğin, iyi anlaştığın bir arkadaşın varsa onunla da konuşabilirsin. Unutma yalnız değilsin, ve bunu görmek sana daha iyi hissettirecek. 2)​Biri seninle dalga geçtiğinde uzun uzun tartışmak veya açıklama yapmak yerine ona sadece "Bana bu şekilde davranmanı istemiyorum" diyerek oradan uzaklaşabilirsin. Tabii bunu yaparken okul içinde kalman ve güvende olduğundan emin olman gerekir. ​3) Seni üzen durumları; mesela kimin, ne zaman ve ne söylediğini özel yani herkesin göremeyeceği bir şekilde not alarak ailene veya güvendiğin bir öğretmenine gösterebilirsin. Bu durum rehberlik servisinin dikkatini çekme konusunda işe yarayabilir. 4) Ayrıca ailenin okuldaki öğretmenlerinle görüşürken, durumu sadece sözlü olarak değil, "dilekçe" ile idareye bildirmesi, okulun harekete geçmesini hızlandırabilir. Kurallar yazılı başvurularda biraz daha katıdır çünkü. 5)​Gün içinde hissettiklerini, düşündüklerini veya yaşadıklarını, eve geldiğinde bir günlüğe yazmak da denemeye değerdir. Hem belki de bu, en yakın arkadaşınla konuşmuşsun gibi de hissettirir. ​Son olarak, tıpkı diğer arkadaşların gibi, senin de seni her anlamda destekleyen ve kötü hissetmediğin bir ortamda eğitim görme hakkın var, ve bu artık hepimizin sorumluluğu sayılır. Bununla ilgili senin veya ailenin sormak istediği farklı konular olursa her zaman ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Merhaba,​4 yıl süren uzun ve bir ilişkide partnerinizle görüşememe kaygısının üzerinizde yarattığı o yoğun baskıyı yazdıklarınızdan hissedebiliyorum. Öncelikle şunu açıklamak isterim ki; sürekli düşünmenin mide sorunları gibi veya başka fiziksel belirtilerle dışa vurması, bedeninizin bu yoğun stres ve kaygı ortamına karşı verdiği oldukça doğal bir tepkidir. ​Sektörel dinamiklere baktığımızda; hizmet sektöründe çalışan bir satış danışmanının hafta içi izinli çalışma düzeni ile bir iç mimarın genellikle hafta sonu izinli olan çalışma düzeninin örtüşmesi günümüz şartlarında oldukça düşük bir ihtimaldir. Ayrıca mezun sayısının fazla olduğu ve özellikle yeni mezunsanız iş bulmanın daha da zorlaştığı bu dönemde, sırf izin günleri uyuşsun beklentisi ile çalışma alanınızı kısıtlamanız, kariyer adımlarınızı atmanızı daha da zorlaştırıyor olabilir. Bahsettiğiniz şartlara bakıldığında bu bekleyiş süresinin uzaması da muhtemel bir durumdur. Bu noktada; iş hayatına geç atılmanın veya hiç atılmamanın ekonomik, fiziki ve psikolojik olarak üzerinizde bırakacağı uzun vadeli yıpratıcı etkiler ile partnerinizle daha az görüşmenin getireceği sonuçları bir teraziye koyarak artı-eksi değerlendirmesi yapabilirsiniz. Bu size nasıl ilerleyeceğinize dair yeni bir perspektif sunabilir. Hangi yolu seçeceğiniz, kişisel değerlendirmelere bağlı olarak şekillenecektir. ​İlişki dinamikleriniz üzerine konuşacak olursak, partnerinizin kaygılarınızı "abartı" olarak değerlendirmesi, doğal olarak anlaşılamadığınızı hissettirebilir. Bu durumu yönetirken; izin günlerinizin uyuşmaması ihtimalinin ilişkinizi nasıl etkileyeceğine dair hissettiğiniz üzüntüyü ve onun bu konuyu abarttığınızı düşünmesinin sizde ne gibi anlamlar yarattığını suçlayıcı olmayan, empatik bir dille, örneğin "İzin günlerimizin uyuşmaması düşüncesi beni üzüyor, çünkü kaliteli zaman geçiremeyeceğiz" şeklinde kendi hisleriniz üzerinden ifade etmeniz daha şeffaf bir iletişim zemini oluşturabilir. Ayrıca, ailenizin akşam dışarı çıkma konusundaki kısıtlamalarını ve bunun da sizde nasıl bir stres yarattığını da ona açıkça aktarmanız, karşılıklı beklentileri gerçekçi bir zemine oturtmanıza yardımcı olacaktır. Bu yaklaşımı sadece yaşadığınız bu son durumla sınırlı tutmayıp, ilişkinizin genelindeki herhangi bir konuyu değerlendirirken de kendi hislerinizi merkeze alan 'ben' dilini kullanmanızın aranızdaki iletişimi her zaman çok daha sağlıklı bir noktada tutacağını da belirtmek isterim. ​Ek olarak işe girdiğiniz takdirde görüşme kısıtlılıklarını aşmak adına bazı pratik çözümler düşünebilirsiniz. Örneğin, çakışan mesai günlerinde öğle aralarında kısa buluşmalar planlamak, teknolojik imkanlardan (görüntülü konuşmalar vb. ) işinizde olumsuzluk doğurmayacak şekilde faydalanarak aranızdaki bağı canlı tutmak veya birinizin izinli olduğu günlerde partneri iş yerinde/ uygun bir alanda ziyaret etmesi gibi orta yollar bulmak, aranızdaki iletişiminizi iyileştirip kaygınızı hafifletebilir. İçinde bulunduğunuz bu ikilemde bireysel ihtiyaçlarınızı ve isteklerinizi objektif olarak değerlendirmeniz atacağınız adımlara yön gösterecektir. Kariyerinizle ilişkiniz arasında denge kurmaya çalıştığınız bu hassas dönemde zihninizde yeni sorular oluşursa veya başka bir konuda bilgi almaya ihtiyaç duyarsanız, platformumuz üzerinden yeni bir başlık açarak detaylandırabilirsiniz.

Devamını Oku...