18 yıldır süren depresyon ve anksiyete
Zamanında yanlış lise tercihi yaptığımdan dolayı o dönem çok sıkıntılı geçti, doğru düzgün bir üniversiteye de gidemedim, iş hayatım da kötü geçti, sonraki dönemlerde de hep üst üste yanlış kararlar verdim ve durumum daha da kötüleşti. Bu sebeple hayattan kopuk yaşadım ve tecrübe kazanamadığım için olgunlaşamadım. Yaşadıklarıma bir anlam vermeye çalışıyorum ama olmuyor. Kafam sürekli karışık ve sürekli pişmanlık hissediyorum. Yıllardır hiç sosyal bir çevrem ya da arkadaşım yok. Hiç sevgilim de olmadı. Yaptığım tercihler hayatımın her alanını etkiledi. Şu an düzenli bir işim ve gelirim var ama o dönemin telafisini yapamıyorum, kafam çok karışık, ne istediğimi bile bilmiyorum. Hayatımın en güzel yıllarının bu şekilde harcanıp gitmesini bir türlü kabullenemiyorum. Hiçbir şeyden keyif alamıyorum. Ailem evlenmemi istiyor ama ben bunun sorumluluğunu alacak kadar güçlü ve olgun hissetmiyorum hala kafam 18 yaşında bir çocuğun kafası gibi.
Bu soru 23 Haziran 2026 10:12 tarihinde Psikolog Ecem Bakıner tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Merhaba sevgili danışan,
Yazdıklarınızı okurken uzun süredir zihninizde taşıdığınız pişmanlıkların, “keşke”lerin ve kaçırılmış zaman hissinin ne kadar yoğun ve yorucu bir hal aldığını hissetmemek mümkün değil. Anlattıklarınızda yalnızca geçmişte verilmiş bir kararın değil, o karardan sonra üst üste biriken deneyimlerin, yalnızlığın ve kendinize dair oluşmuş algının da ağır bir yük haline geldiği görülüyor.
Sanki hayatınızda belirli bir dönüm noktasından sonra, "bir şeyler yanlış gitmeye başladı" düşüncesi zihninizde giderek güçlenmiş ve zamanla bu düşünce sadece bir değerlendirme olmaktan çıkıp, hayatınızın tamamını açıklayan bir çerçeveye dönüşmüş gibi. Bu çerçeve güçlendikçe de, bugünkü duygularınız, kararlarınız ve kendinize dair algınız bu geçmiş hikâyenin içinde sıkışmış hissediyor olabilir.
Lise tercihiyle başlayan süreç, üniversite, sosyal çevre, ilişkiler ve iş hayatına kadar uzanan geniş bir alanda “kaçırılmışlık” duygusunu beraberinde getirmiş gibi görünüyor. Ancak burada önemli bir noktayı ayırt etmek isterim: Zihin çoğu zaman geriye dönüp baktığında, karmaşık bir yaşam sürecini tek bir başlangıç noktasına indirgeme eğiliminde olur. Bu, yaşananları anlamlandırmayı kolaylaştırsa da, aynı zamanda yükü de ağırlaştırabilir. Çünkü o zaman tüm sorumluluk tek bir ana bağlanır ve kişi sürekli “orayı düzeltseydim her şey farklı olurdu” düşüncesine sıkışabilir.
Bu sıkışmışlık hali içinde “kafam 18 yaşında kaldı” ifadeniz oldukça anlamlı. Bu tür bir his, çoğu zaman gerçek bir olgunlaşamama durumundan ziyade, uzun süreli duygusal yalnızlık, deneyim eksikliği ve kendini geliştirme alanlarının sınırlı kalmasıyla ilişkili olabilir. Yani burada bir “geri kalmışlık”tan çok, bazı alanların yeterince beslenememesi ve bunun da içsel bir donma hissi yaratması söz konusu olabilir. İnsan bazı alanlarda deneyim biriktiremediğinde, iç dünyasında zaman durmuş gibi hissedebilir.
Öte yandan, tüm bunların yanında şu gerçeği de görmek önemli: Şu an düzenli bir işinizin ve gelirinizin olması, hayatınızın bazı alanlarını kurabilmiş olduğunuzu gösteriyor. Buna rağmen keyif alamama, zihinsel karmaşa ve yönsüzlük hissi yaşamanız, büyük ölçüde zihninizin geçmişe odaklanmış olmasıyla ilişkili olabilir. Çünkü zihin sürekli geçmişteki “düğüm noktalarına” döndüğünde, bugünü hissetmek ve geleceğe dair bir yön oluşturmak giderek zorlaşır. Bu da kişinin hem kendini tanımasını hem de ne istediğini netleştirmesini engelleyebilir.
“Hiçbir şeyden keyif alamıyorum” ifadeniz de önemli bir yere işaret ediyor. Bu, yalnızca düşünsel bir pişmanlık değil; uzun süredir biriken duygusal yük, yalnızlık ve tatminsizlikle birlikte görülen bir tükenmişlik haline de işaret ediyor olabilir. Böyle durumlarda kişi çoğu zaman bir şeyler yapmak ister ama içsel olarak bir “hareket edememe”, “başlayamama” hali yaşar. Bu da kendilik algısını daha da olumsuz etkileyebilir.
Evlenme konusuna dair hissettiğiniz hazır olmama hali de bu bağlamda oldukça anlaşılır. Çünkü bir sorumluluğa hazır hissetmek yalnızca yaşla ilgili değil; kişinin kendini, ihtiyaçlarını, sınırlarını ve ilişkisel beklentilerini ne kadar tanıdığıyla da ilgilidir. Siz şu an, kendinizi tanıma ve içsel olarak yeniden bir denge kurma ihtiyacının daha baskın olduğu bir dönemden geçiyor olabilirsiniz. Bu nedenle dışarıdan gelen “evlenmelisin” baskısı, iç dünyanızdaki karışıklığı daha da artırıyor olabilir.
Burada önemli olan şey, bu hazır olmama halini bir “eksiklik” olarak görmek yerine, bir “ihtiyaç sinyali” olarak değerlendirebilmektir. Belki de zihninizin ve duygularınızın söylediği şey şu olabilir: “Ben önce kendimi anlamaya, nerede olduğumu görmeye ve içsel olarak biraz daha güçlenmeye ihtiyaç duyuyorum.”
Tüm bu süreçte, geçmişi tamamen silmek ya da telafi etmek mümkün olmasa da, bugünü yeniden yapılandırmak mümkündür. Bu da çoğu zaman büyük ve hızlı değişimlerden ziyade, daha küçük ama düzenli adımlarla gerçekleşir. Örneğin kendinize şu soruları sormak bile bir başlangıç olabilir:
Ben şu an ne hissediyorum? Nelere ihtiyacım var?
Hayatımda eksikliğini en çok hissettiğim şey ne?
Sosyal bir ilişki benim için ne anlama geliyor?
Bir ilişkide veya arkadaşlıkta neye ihtiyaç duyuyorum?
Bu soruların amacı “doğru cevabı bulmak” değil, zihnin geçmişe sıkışmış döngüsünü biraz olsun bugüne çekebilmek ve kendinizle yeniden temas kurabilmektir, bu doğrultuda kendinizi daha iyi tanıyıp nelere ihtiyaç duyduğunuzu anlamaktır.
Şunu da özellikle vurgulamak isterim: Yazdıklarınızda uzun süredir yalnız taşınan bir yük ve bunun yarattığı yorgunluk hissi oldukça belirgin. Bu tür bir yük, tek başına taşındığında zamanla daha da ağırlaşabilir. Bu nedenle bir psikolojik destek süreci, hem geçmişe dair pişmanlıkların anlamlandırılmasına hem de bugünkü sıkışmışlık hissinin çözülmesine yardımcı olabilir. Özellikle “donma”, “keyif alamama” ve “yönsüzlük” hisleri, çalışıldığında değişebilir alanlardır.
Son olarak, şu an yaşadığınız karışıklık, yanlış bir hayat yaşadığınızın değil, uzun süredir çok yalnız ve yük altında kaldığınızın bir göstergesi gibi duruyor. Bu karışıklığın içinde kalmak zorunda değilsiniz. Adım adım, kendi hızınızda yeniden bir yön oluşturmak mümkün olabilir.
Tekrardan destek olabileceğim bir şey olursa da sizin için burada olacağımı söylemek isterim. Bana her zaman ulaşabilirsiniz.
Sevgiyle Kalın
Psikolog Ecem Bakıner
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.
Yorumlar
Gizli Kullanıcı
Yaşadığım olayın bir de şu tarafı var. Böyle bir olayın çok karşılaşılan bir olay olmadığını düşünüyorum ve olayın zorluğundan ziyade anormal ve absürt olması beni ayrıca yoruyor. Bu yaşadıklarım için ne kendimi ne de başkalarını tam olarak suçlayamıyorum. Son on senedir de öğrenme güçlüğü başladı, ayrıca iş yerinde yaşadığım maddi ve manevi olarak çok yıprandığım bir olaydan sonra işe her gittiğimde yapmam gereken şeyleri unutup sürekli başkalarından yardım alarak iş yapıyorum. Sosyalleşmeye çalışıyorum ama yaşıtlarım artık evli ve çocuklu olduğu için kimseyle görüşemiyorum. Çok nadir olarak birileriyle buluşuyorum. Bu da ister istemez geçmişte arkadaş edinmemiş olmamı yüzüme vuruyor.
23 Haziran 2026 11:01Psk. Ecem Bakıner
Tekrardan merhaba, İnsan zihni çoğu zaman yaşadığı olayları anlamlandırmaya çalışırken ya “benim hatam” ya da “anormal, absürt” gibi iki uçlu bir değerlendirmeye kayabilir. Sizin anlatımınızda da ikinci tarafın daha baskın olduğu, yani yaşananları hem anlamlandırmakta zorlandığınız hem de “bu kadar şey nasıl üst üste geldi?” sorusunun yoğunlaştığı görülüyor. Ancak burada önemli bir ayrım var: Bir olayın nadir veya karmaşık olması, onun “absürt” ya da “sadece sizin başınıza gelmiş” bir durum olduğu anlamına gelmez. Çoğu zaman bu tür yaşam örüntüleri; alınan kararlar, yalnızlık, yeterli destek alamama, zorlayıcı iş deneyimleri ve zaman içinde gelişen baş etme biçimlerinin bir araya gelmesiyle oluşur. Yani tek bir nedenden ziyade, birbiriyle etkileşen birçok faktörün oluşturduğu bir süreçten bahsedebiliriz. Zihin ise bu karmaşıklığı sadeleştirmek için çoğu zaman tek bir açıklama arar ve süreci “bir yanlış karar her şeyi belirledi” şeklinde anlamlandırma eğilimine girebilir. Ancak yaşam deneyimleri genellikle tek bir olaydan değil, zaman içinde biriken çok sayıda etkenin etkileşiminden oluşur. Bu nedenle sorumluluk ya da suçluluk arayışından ziyade, o dönemlerde hangi koşulların ve ihtiyaçların etkili olduğunu anlamak daha işlevsel bir çerçeve sunabilir. Bunun yanında, yaşadığınızı belirttiğiniz öğrenme ve odaklanma güçlükleri de uzun süreli stres, duygusal yük ve zorlayıcı yaşam deneyimleriyle birlikte değerlendirildiğinde, zihinsel performansta düşüşe bağlı bir zorlanma olarak ortaya çıkmış olabilir. Bu tür durumlarda kişi kendisini “eskisi gibi değilim” şeklinde deneyimleyebilir. Sosyalleşme konusunda ise uzun süreli kopukluklar, yeniden bağ kurmayı daha zor ve yabancı hissettirebilir. Bu durum da zamanla kişinin kendisini yaşıtlarıyla karşılaştırmasına ve geride kalmışlık hissinin artmasına neden olabilir. Ancak her bireyin sosyal ve yaşam akışı farklıdır; bu akış sabit değildir ve yeniden yapılandırılabilir. Geçmişte böyle bir sürecin yaşanmış olması, bunun değişmeyeceği anlamına gelmez. Farkındalık geliştirmek, uygun destekle ilerlemek ve kendinizi daha yakından tanımak bu sürecin yeniden şekillenmesine yardımcı olabilir.
23 Haziran 2026 11:21