Aile

Ailem ve Evliliğim Arasında Sıkışmışlık

Gizli Kullanıcı18 Ağustos 2026 16:54
Üç kardeşiz: ben, erkek kardeşim B. (23) ve M. (20). 2023’te atandım; aynı yıl annemle babam anlaşmalı boşandı, babam altı ay sonra yurtdışına gitti. Atandığımda annemle hayaller kurdum; “Seni buradan götüreceğim, Karadeniz’e gideceğiz, gezeceğiz” diyordum. Maaşım 22 bin lirayken kiradan sonra kalan paramın 5-6 binini anneme gönderiyor, kardeşlerime de harçlık veriyordum. 2025 Ekim’de evlendim. Babam düğünüme, istememe ve nişanıma gelemedi. Evlendikten sonra da aileme desteğimi sürdürdüm; eşim ise kardeşlerimin çalışmamasına ve benden para istemelerine kızıyordu.2026 Mayıs’ta M.’yi kaybettik. O zamandan beri “keşke”lerle yaşıyorum: Keşke daha çok arasaydım, daha fazla destek olsaydım, evimize gelseydi, kafası dağılsaydı, düğünümün sabahı “Bowling’e gidelim mi?” dediğinde kabul etseydim. Şimdi B.’de aynı pişmanlıkları yaşamamak için elimden geleni yapmak, annemi ve kardeşimi gezdirmek, eğlendirmek, ihtiyaçlarını karşılamak istiyorum.Eşim kötü niyetli olmadığını biliyorum ama “Evin erkeği sen değilsin; erkek kardeşin sorumluluk almalı” diyor. B.’nin çalışmamasına da kızıyor. Ayrıca gelecekte çocuğumuz olursa “baba rolüne girmeni istemem; tek rolün çocuğunun annesi, istersen bu evin hanımı olmak” dedi. Bu sözler beni baskılanmış ve kimliğim daraltılmış hissettiriyor; hatta çocuk sahibi olma düşüncesinden uzaklaştırıyor. Doğduğum ailemle kurduğum ailem arasında sıkışmış hissediyorum; ikisinden de vazgeçemiyorum. Aileme sahip çıkmak istememin sebebi babalık yapmak değil; sevdiğim insanları kaybetmeden önce yanlarında olmak istemem, hepsinden önce.

Bu soru 19 Ağustos 2026 09:15 tarihinde Psikolog Ecem Bakıner tarafından cevaplandı.

  • Cevaplandı

  • Paylaş:

Merhaba sevgili danışan,


Yazdıklarınızdan, bir yandan doğduğunuz aileye duyduğunuz sevgi ve bağlılığı sürdürmeye çalışırken, diğer yandan evlendikten sonra kurduğunuz ailenizle ilgili sorumluluklarınız arasında ne kadar sıkışmış hissettiğinizi görebiliyorum.. Bu arada kalmışlık hissi oldukça yorucu olmalı.. Gelin yazdıklarınızı birlikte ele alalım.


Anlattıklarınızdan bir boşanma süreci ve sonrasında ailenize mutlaka katkı sağlama isteği içerisinde olduğunuzu görebiliyorum. Sanki babanızın gidişinden sonra, kök ailenizdeki bazı sorumlulukları siz üstlenmeye başlamışsınız gibi görünüyor. Annenizi gezdirmek, onunla hayaller kurmak, kardeşlerinize destek olmak ve onların ihtiyaçlarını karşılamak sizin için zaman içerisinde oldukça önemli bir yere gelmiş olabilir. Atandığınızda annenizle birlikte kurduğunuz hayaller, maaşınızdan ona düzenli olarak destek olmanız ve kardeşlerinize harçlık vermeniz de bunu gösteriyor gibi.


Üstelik evlendikten sonra da ailenize desteğinizi sürdürmüşsünüz. Burada sizin için bunun yalnızca maddi bir destek olmadığını düşünüyorum. Annenizi gezdirmek, kardeşlerinizle ilgilenmek, onların yanında olmak sizin sevginizi gösterme biçimlerinizden biri de olabilir. Dolayısıyla eşinizin bu duruma yalnızca “kardeşlerin çalışmalı” ya da “evin erkeği sen değilsin” üzerinden yaklaşması, sizin yaptığınız şeyin arkasındaki anlamın görülmediğini hissetmenize neden oluyor olabilir.


Bir de tüm bunların üzerine M.'yi kaybetmişsiniz. Anlattıklarınızda kaybınızın ardından yoğun bir şekilde “keşke”lerin geldiğini görüyorum. Daha fazla arasaydım, daha çok destek olsaydım, eve daha çok gelseydi, kafası dağılsaydı, düğününüzün sabahında bowling teklifini kabul etseydim... Zihniniz sürekli olarak geçmişte başka ne yapabileceğinizi sorguluyor gibi. Böyle büyük bir kaybın ardından insanın geçmişe dönüp “Bir şeyleri farklı yapabilir miydim?” diye düşünmesi oldukça anlaşılır. Fakat bugün M. ile ilgili yapamadığınızı düşündüğünüz şeylerin sorumluluğunu tamamen üzerinize almanız, yaşadığınız yasın yanında bir de suçluluk taşımanıza neden oluyor olabilir.


Belki de M.'yi kaybettikten sonra B.'ye ve annenize karşı olan tutumunuzun daha da güçlenmesinin bir nedeni de bu olabilir. Sanki bu kez “keşke” dememek, sevdiklerinizi kaybetmeden önce onların yanında olmak ve onlara elinizden gelen her şeyi yapmak istiyorsunuz. Onları gezdirmek, eğlendirmek, ihtiyaçlarını karşılamak ve birlikte vakit geçirmek istemenizin altında yalnızca bir sorumluluk duygusu değil, çok güçlü bir sevgi ve kaybetme korkusu da olabilir.


Burada belki kendinize şu soruyu sormak önemli olabilir: “Aileme bunları gerçekten yapmak istediğim için mi yapıyorum, yoksa bir gün onları kaybedersem ‘keşke daha fazlasını yapsaydım’ demekten korktuğum için mi?” Belki cevabınız ikisi birden olacaktır. Çünkü bir insan hem ailesine gerçekten destek olmak isteyebilir hem de yaşadığı kaybın ardından onları kaybetme korkusuyla daha fazla sorumluluk almaya başlayabilir.


Ailenize sahip çıkmak, annenizin yanında olmak ve kardeşinize destek olmak elbette çok değerli. Ancak burada sizin için önemli olabilecek nokta, destek olmak ile onların birçok sorumluluğunu üstlenmek arasındaki sınırı fark edebilmek. Çünkü zaman içerisinde “Ben yapmazsam kim yapacak?” düşüncesi oluştuysa, onların ihtiyaçlarını kendi sorumluluğunuz gibi taşımaya başlamış olabilirsiniz. Bu da ister istemez kendi hayatınızdaki ihtiyaçların geri planda kalmasına neden olabilir.


Eşinizle yaşadığınız çatışmanın da yalnızca para ya da B.'nin çalışıp çalışmamasıyla ilgili olmadığını düşünüyorum. Sizin tarafınızdan baktığımızda, “Ben sevdiğim insanlara destek olmak istiyorum” dediğiniz bir yerde, bunun eşiniz tarafından “sen kardeşinin sorumluluğunu üstleniyorsun” şeklinde değerlendirilmesi sizi anlaşılmamış hissettirebilir. Eşinizin kendi açısından evlilik içerisinde sorumlulukların ve önceliklerin yeniden düzenlenmesini istemesi anlaşılabilir bir durum. Ancak sizin de doğduğunuz aileyle olan bağınızın bir anda ortadan kalkmasını istememeniz oldukça anlaşılır.


Belki burada birbirinizin neyi savunduğundan çok, neyden korktuğunuza bakmak daha anlamlı olabilir. Siz ailenize yeterince sahip çıkmazsanız onları kaybetmekten veya bir gün yeniden “keşke” demekten korkuyor olabilir misiniz? Eşiniz ise sizin ailenizin sorumluluklarını üstlenmenizin kendi kurduğunuz ailenin önüne geçmesinden korkuyor olabilir mi? Bunları birbirinizin niyetini kötüleştirmeden konuşabilmek, aranızdaki çatışmayı anlamlandırmanıza yardımcı olabilir.


Özellikle eşinizin “evin erkeği sen değilsin” ve gelecekte çocuğunuz olduğunda “baba rolüne girmeni istemiyorum” şeklindeki ifadelerinin sizde yarattığı duygu da ayrıca önemli görünüyor. Çünkü siz bu ifadeleri yalnızca aile içindeki rollerle ilgili bir görüş olarak değil, sanki nasıl bir eş, anne veya evlat olacağınıza ilişkin alanınızın daraltılması gibi deneyimliyor olabilirsiniz. “Ben aileme sahip çıkmak istiyorum” dediğinizde bunun hemen bir rolün içine yerleştirilmesi, sizin kendi kimliğinizi tanımlama biçiminizle çatışıyor olabilir. 


Bu nedenle çocuk sahibi olma düşüncesinden uzaklaşmanızın altında yalnızca “çocuk istiyor muyum, istemiyor muyum?” sorusu olmayabilir. Belki bir yanınız, çocuk sahibi olduğunuzda kendinizden ve hayatınızdaki diğer ilişkilerden vazgeçmek zorunda kalacağınızı ya da yalnızca belirli bir role sıkıştırılacağınızı düşünüyor olabilir. Dolayısıyla bunu da hemen bir karar vermeniz gereken bir konu olarak değil, “Ben nasıl bir anne olmak isterdim ve nasıl bir anne olmaktan korkuyorum?” üzerinden düşünmek daha anlamlı olabilir.  


Şu anda kendinizi doğduğunuz aileniz ile evlendikten sonra kurduğunuz aileniz arasında sıkışmış hissetmeniz de bu nedenle çok anlaşılır. Fakat belki burada çözmeniz gereken şey “hangisinden vazgeçmeliyim?” değil. Çünkü aslında siz ikisinden de vazgeçmek istemiyorsunuz. Belki ihtiyaç duyduğunuz şey, iki taraf arasında seçim yapmak yerine kendi sınırlarınızı ve kendi rolünüzü kendiniz belirleyebilmek. Sınır koymak demek vazgeçmek demek değildir. Ailenize destek olmanız, eşinizden vazgeçtiğiniz anlamına gelmediği gibi; eşinizle bir hayat kurmanız da annenizden ve kardeşinizden vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelmiyor. Önemli olan, bunları yaparken kendinizin nerede kaldığını fark edebilmek, kendi sesinizi ve neye ihtiyacınız olduğunu duyabilmek.


Belki bundan sonraki süreçte kendinize şu soruları sorabilirsiniz:


Hayatımda anne, kardeş, eş ve gelecekte anne olma gibi farklı roller arasında nasıl bir insan olmak istiyorum; sevdiğim insanlara bağlı kalırken nerede kendi sınırlarımı korumam, nerede sorumluluk almam, nerede sadece onların yanında olmam gerekiyor?


Ve belki en önemlisi, M.'yle ilgili “keşke”lerinize biraz daha şefkatle yaklaşmak. Çünkü bugün geriye dönüp daha farklı davranabileceğinizi görmek, o zamanki sizin onu sevmediğiniz ya da yeterince yanında olmadığınız anlamına gelmez. O gün elinizde olan bilgiler, koşullar ve hayatınız içerisinde elinizden geleni yaptınız. Bugün bildiklerinizle geçmişteki kendinizi yargılamak çok kolay; fakat o zamanki siz, bugün bildiklerinizi bilmiyordu.


M.'yi kaybetmiş olmanız, bundan sonra sevdiklerinizle geçireceğiniz her anı bir telafi çabasına dönüştürmek zorunda olduğunuz anlamına gelmiyor. B.'yle, annenizle güzel vakit geçirmek, onları gezdirmek ve yanlarında olmak elbette çok kıymetli. Fakat belki bunları “bir daha geç kalmamalıyım” korkusuyla değil, “onlarla birlikte olmak istiyorum” diyebildiğiniz bir yerden yapabilmeniz sizin için daha iyi olabilir.


Eğer bütün bunları düşünürken özellikle yasınız, “keşke”leriniz, suçluluk duygunuz, sevdiklerinizi kaybetme korkunuz ya da iki aileniz arasında kalmışlık hissinizin sizi oldukça zorladığını düşünüyorsanız, bir psikologla bu süreci birlikte ele almak da size iyi gelebilir. Böyle bir destek, hem M.'nin kaybının ardından yaşadığınız duyguları ele almanıza hem de aileniz ve eşiniz arasındaki sınırları, kendinizden vazgeçmeden yeniden değerlendirebilmenize yardımcı olabilir.


Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa, her zaman bana ulaşabilirsiniz.

Sevgiyle Kalın

Psikolog Ecem Bakıner


Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.

Cevaplanmış benzer sorular