Romantik İlişkiler

Anlaşılmadan yaşayıp gitme korkusu

Gizli Kullanıcı6 Şubat 2026 16:09

Merhaba betül hocam.......Son zamanlarda beni zorlayan bir durum var ve bunu daha iyi anlamak istiyorum. Çevremdeki insanlar – özellikle iş ortamında – bana sık sık “çok çalışkansın, çok iyi niyetlisin, melek gibi bir kızsın, iyi huylusun” gibi şeyler söylüyor. Dışarıdan bakıldığında bunlar olumlu ve sevinmem gereken yorumlar gibi görünüyor. Ama ben bu sözleri duyduğumda beklediğim mutluluğu hissetmiyorum; aksine içimde bir hüzün ve eksiklik hissi oluşuyor.

Aslında sorun insanların beni takdir etmesi değil. Sorun şu ki, romantik anlamda bir erkek tarafından fark edilmediğimi, seçilmediğimi ve istenmediğimi hissediyorum. Yani insanlar beni “iyi bir insan” olarak görüyor ama “hayatında olmak isteyeceğim bir kadın” olarak görmüyor gibi geliyor. Bu da bende “görülmeden yaşayıp gitme” korkusu yaratıyor.

Ben herkes tarafından fark edilmek istemiyorum. Özellikle şunu vurgulamak isterim:

Tek bir erkeğin, romantik anlamda beni fark etmesini, seçmesini ve sevmesini istiyorum. Sadece iyi, düzgün, güvenilir tarafımı değil; aynı zamanda içimdeki hassasiyeti, bağlanma isteğini, sevme biçimimi, kırılgan yanlarımı da görsün istiyorum. Ama şu an sanki bu yönlerim kimseye değmeden, kimse tarafından fark edilmeden kalacakmış gibi hissediyorum ve sanki hayatım boyunca tüm bu özellikleri barındırıp biri tarafından sevilmeme korkusu yalnız kalma korkusu yaşıyorum madem ben böyle biriyim ozmn haaytımdada değerimi bilecek biri olmalı diyorumm:/

Bu soru 6 Şubat 2026 19:17 tarihinde Psikolog Betül Canbel tarafından cevaplandı.

  • Cevaplandı

  • Paylaş:

Merhaba sevgili danışan,


Bu anlattığın duygu, “beğenilmemek” ya da “yalnız kalırım” korkusundan biraz daha derin bir yerde duruyor. Senin yaşadığın şey aslında “anlaşılmadan, seçilmeden, temas edilmeden yaşayıp gitme” korkusu. Bu korku, sanıldığı gibi zayıflıktan değil; duygusal kapasitesi yüksek, bağ kurabilen, iç dünyası zengin insanlarda daha sık ortaya çıkar.


Bir metaforla başlayayım. Sen, çok güzel bir kitabın cildi gibisin. Herkes kapağına bakıp “ne kadar düzgün, ne kadar temiz, ne kadar iyi” diyor. Ama kimse kitabı açıp içindeki hikâyeyi okumuyor gibi hissediyorsun. Oysa senin derdin övülmek değil; okunmak. Sayfalarının birinin hayatına değmesi. Birinin “ben bu hikâyeyi istiyorum” demesi.


İnsanların sana söyledikleri sözler: çalışkan, iyi niyetli, melek gibi, aslında senin güvenli, zarar vermeyen, düzenli bir yerde durduğunu gösteriyor. Bu özellikler toplumda çok takdir edilir. Ama romantik bağlanma dediğimiz şey sadece “iyi” olanla kurulmaz. Romantik bağ, duygusal temas, arzulanabilirlik, canlılık, karşılıklılık ister. Senin içindeki hüzün tam da buradan geliyor: “Ben iyi bir insan olarak görülüyorum ama bir erkeğin hayatında olmak isteyeceği bir kadın olarak seçilmiyorum” hissi.


Toplumsal takdir ile romantik seçilme aynı şey değildir. Toplum “uyumlu, sorunsuz, güvenilir” olanı över. Romantik bağ ise bazen daha karmaşık sinyallerle kurulur. Bu, senin eksik olduğun anlamına gelmez; seni gören gözle henüz karşılaşmadığın anlamına gelir.


Senin korkun “kimse beni istemez” değil aslında. Sen şunu söylüyorsun: “Ben böyleysem, sevme kapasitem, hassasiyetim, bağlanma isteğim varsa, bunun hayatta bir karşılığı olmalı. Yoksa neden var?”


Bu çok insani bir soru. Cevabı da şu:

Her duygu kapasitesi, mutlaka bir karşılık bulur. Ama zamanı ve zemini kontrol edemeyiz.


Şunu da fark edelim: Senin “iyi kız” olarak görülmen, bazen seni duygusal olarak ulaşılması zor gösterebilir. Çok güçlü duran, her şeyi toparlayan, kimseye yük olmayan, hep anlayan kadın figürü; romantik ilişkilerde bazen “ihtiyacı yokmuş” gibi algılanır. Halbuki senin de sevilmeye, seçilmeye, tutulmaya ihtiyacın var. Ama bu ihtiyaç, sen onu görünür kılmadığında başkalarına geçmeyebilir.


Bir başka metaforla anlatayım: Sen içi sıcacık bir ev gibisin ama ışıklar hep kısık. Dışarıdan bakanlar “ne düzenli, ne sakin” diyor ama içerideki sıcaklığı, kırılganlığı, bağlanma isteğini göremiyorlar. Çünkü sen belki de uzun zamandır güçlü olmayı, sorun çıkarmamayı, “yük olmamayı” öğrendin.


Bu noktada şunu ayırt etmek çok önemli:

Seçilmemek = değersizlik değildir.

Seçilmemek çoğu zaman uyumlanamamak, zamanlama, karşı tarafın kapasitesi ile ilgilidir.


Romantik ilişkilerde seçilmek, sadece senin özelliklerine değil; karşı tarafın bağlanma stiline, korkularına, hazır oluşuna da bağlıdır. Bağlanma kapasitesi düşük biri, senin hassasiyetini “derinlik” olarak değil, “fazlalık” gibi algılayabilir. Bu senin fazlalığın değil, onun kapasite sınırıdır.


Senin “görülmeden yaşayıp gitme” korkun aslında bir varoluş korkusu. “Benim içimdeki bu dünya birine değmeden mi kalacak?” sorusu. Bu soru genelde, duygularını uzun süre bastırmış, hep işlevsel olmuş, kendini geri plana atmış insanlarda yükselir.


Burada küçük ama güçlü bir farkındalık bırakmak istiyorum: Romantik olarak seçilmek, çoğu zaman “daha fazla vermekle” değil, daha görünür olmakla olur. Görünür olmak ise sadece iyi yanlarını değil;

İhtiyacını

Kırılganlığını

Beklentini

“Ben de seçilmek istiyorum” demeyi

içerir.


Eğer içten içe “beni seçsin ama ben bunu belli etmeyeyim” gibi bir yerde duruyorsan, bu da seni görünmez kılabilir. Çünkü bağ, iki tarafın da risk almasıyla kurulur.


Şunu da söyleyeyim: Tek bir erkeğin seni fark etmesini istemen çok anlaşılır. Bu bir eksiklik değil, seçici bir bağlanma isteği. Herkes tarafından arzulanmak değil, biri tarafından gerçekten görülmek istiyorsun. Bu çok kıymetli bir yer.


Ama bu korku şiddetlendiğinde, “ya kimse olmazsa”, “ya ben böyle kalırsam” gibi düşünceler hayatını daraltıyorsa, burada bu duygunun köklerine bakmak gerekir. Genelde bu kökler:

Çocuklukta yeterince görülmemiş olmak

Duygularını bastırarak sevilmiş olmak

“İyi olursam değerliyim” inancı

ile bağlantılıdır.


Bu yüzden, bu konuyu bir psikologla çalışmak; bağlanma örüntülerini, romantik seçimlerini, kendini ilişkilerde nasıl konumlandırdığını fark etmeni çok güçlendirir. Özellikle şema terapi ve bağlanma temelli çalışmalar burada çok etkilidir.


Eğer bu hüzün zaman zaman çökkünlük, umutsuzluk, “hayat böyle mi geçecek” düşüncelerine kayıyorsa, bir psikiyatri değerlendirmesi de destekleyici olabilir. Bu, “bir sorun var” demek değil; yükü tek başına taşımamak demektir.


Kimsenin görmediği bir duygu, boşa var olmaz. Bir kalp, dokunulmadan yaratılmaz.

Senin içindeki bu sevme kapasitesi, bir gün mutlaka karşılık bulabileceği bir yere denk gelir.


Umarım cevabım faydalı olmuştur. Değerlendirilmesini istediğin farklı bir soru veya aklına takılanları sorabilirsin. Kendine iyi bakman dileğiyle.


Sevgiler,

Psikolog Betül Canbel

💪 Psikoloğun Önerdiği Egzersizler

1
Bulut Meditasyonu
Bulut meditasyonu, zihinden geçen düşünceleri yargılamadan fark edip nazikçe bırakmayı öğretir. Düşü...
Meditasyon⏱️ 4 dakika
Psikoloğun Notu: Bu egzersizin size iyi geleceğini düşünüyoruz.
Egzersizi açmak için tıklayın →
2
Küçük Şükür Molası
Küçük şükür molası, gün içinde minnettar olduğunuz anlara bilinçli şekilde odaklanarak pozitif duygu...
Pozitif Psikoloji⏱️ 3 dakika
Psikoloğun Notu: Bu egzersizin size iyi geleceğini düşünüyoruz.
Egzersizi açmak için tıklayın →

Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.

Cevaplanmış benzer sorular