Aşk nasıl bir şey dehbli beynim çok zorlanıyor
Dokuz aylık ilişkim, üç dört sene çok ağır bir depresyonla seyreden karşılıksız aşkımdan sonra çok büyük heyecanlar ve kalp çarpıntılarıyla başlamıştı. Aynı işi yapan iki gazeteciyiz, ama zaman geçtikçe benim işimize olan ilgim azaldı ve bu yüzden ilişkimizin tamamını kaplayan bu konu bende tahammülsüzlük uyandırıyor. Onun birçok davranışı da eskiden hoşuma giden artık gitmiyor ve sürekli sorun yaratıyorum huysuzlanarak. O çok heyecanlı yüksek perdeden duygular da bittiği için dehb tanısı da olan biri olarak ona olan aşkımı sorguluyorum. Cinsel hayatımız da benim isteksizliğim var yüzünden azaldı. Ona bakarken eskisi kadar heyecanlamamak, onsuz yapabileceğimi bilmek aşık değilmişim gibi hissettiriyor. Sanki aşk onsuz hiç olamamak ve sürekli tutkuyla ya da acıyla bir ateşin içinde harlanmakmış gibi geliyor çünkü böyle öğrendim. Beynim kaossuz olmayı kabul edemiyor, huzur ona göre değil. O hayatımda olmasaydı onun gibi birini isterdim (kimseyi ezmeden sahip olsa da bana rahatsız hissettiren egoistliği hariç) , ama hayatımdayken ve biz ilişkideki birçok heyecanı birbirimizi bulmanın sevinciyle kısa sürede tükettiğimizden şimdi çok zorlanıyorum. Hayat partnerim olması gereken birisi olduğunu düşünüyorum ama duyguların eskisi gibi kalamaması ve bir alışkanlık hissettirmesi durumu beni çok rahatsız ediyor. dehb yüzünden çok sorun yaşıyorum ilişkimde de hayatımda da. terapiye ayıracak bütçem de yok. en efektif şekilde yardımcı olursanız çok sevinirim.
Bu soru 24 Şubat 2026 11:31 tarihinde Psikolog Lara Yelda Aktaş tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Merhaba,
Yaşadığın şey çok yorucu görünüyor. Bir yandan “bu kişi hayat partnerim olabilir” diyorsun, diğer yandan içindeki heyecanın azalması seni huzursuz ediyor. Özellikle geçmişte ağır bir depresyon yaşamış ve ardından yoğun, çarpıntılı bir aşk deneyimi gelmişse, beyin o yüksek aktivasyonu “canlılık” ile eşleştirmiş olabilir. Şimdi sakinleşen duygu tonunu ise “bir şey eksik” diye yorumluyor olman çok anlaşılır.
İlişkilerde ilk dönem genellikle dopamin ağırlıklı, yüksek uyarılmışlık içeren bir fazdır. Bu faz doğal olarak sürdürülebilir değildir. Zamanla ilişki daha güven temelli, daha düzenli bir bağa evrilir. Fakat eğer zihinde “gerçek aşk hep yüksek heyecan olmalı” gibi katı bir inanç varsa, sakinleşme otomatik olarak “artık aşık değilim” sonucuna bağlanabilir. Oysa bu, duygunun kaybı değil; biçim değişimi olabilir.
Burada dikkat çeken nokta, yaşadığın duygudan çok, o duyguya verdiğin anlam. “Onsuz da yapabilirim” düşüncesi zihninde “demek ki sevmiyorum” sonucuna gidiyor. Halbuki sağlıklı bağ, onsuz yapamamaktan değil; onsuz da yapabilecekken birlikte olmayı seçmekten doğar. Bağımlılık ile sevgi arasındaki fark tam da burada.
DEHB olduğunda zihin çoğu zaman yoğunluk, yenilik ve yüksek uyarımı arar. Kaos tanıdık gelir, huzur ise “sıkıcı” ya da “yetersiz” gibi algılanabilir. Bu durumda ilişkideki sakinlik, gerçekte sorun olmasa bile içsel bir eksiklik hissi yaratabilir. Ardından tahammülsüzlük artar, kusurlar daha görünür olur, cinsel istek düşebilir. Bu da “bak, zaten bitmiş” düşüncesini güçlendirir. Böylece düşünce–duygu–davranış arasında kendi kendini besleyen bir döngü oluşur.
Şu noktada kendine şefkatle yaklaşman çok önemli. Çünkü şu an verdiğin kararlar, büyük ihtimalle duygunun doğasından değil; duygu hakkındaki yorumlarından etkileniyor.
Aaron Beck’in bir sözü vardır: “İnsanları en çok rahatsız eden şey olayların kendisi değil, o olaylara yükledikleri anlamlardır.”
Sen belki de heyecanın azalmasına “aşkın ölümü” anlamını yüklüyorsun.
Sana tek ve klinik olarak güçlü bir çalışma önereceğim: “Anlam Sorgulama Kaydı.” Önümüzdeki hafta boyunca onu sorguladığın her an, sadece şu beş cümleyi yaz:
- O anki net düşüncem ne?
- Bu düşünceye yüzde kaç inanıyorum?
- Bu düşüncenin kesin kanıtı ne?
- Alternatif, daha dengeli bir açıklama ne olabilir?
- Bu alternatif düşünceye şimdi yüzde kaç inanıyorum?
Buradaki amaç kendini ikna etmek değil; zihninin otomatik ve katı yorumlarını esnetmek. Çünkü ilişkiler çoğu zaman his azalması yüzünden değil, hisle ilgili felaketleştirici yorumlar yüzünden yıpranır.
Son olarak şunu bırakmak isterim: Tutku her zaman yüksek sesle konuşur; sevgi çoğu zaman fısıldar. Sen şu an ateşi arıyor olabilirsin, oysa karşında belki de bir ocak var — sürekli yanmayan ama üşüdüğünde ısıtan.
Karar vermeden önce kendine şu soruyu sor: Bu ilişkide gerçekten eksik olan şey ne — kişi mi, yoksa zihnimin aradığı yoğunluk mu?
Umarım yardımcı olabilmişimdir, ihtiyaç halinde benimle iletişime geçebilirsiniz 🤍
Psikolog Lara Yelda Aktaş
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.