Psk. Lara Yelda Aktaş
Eskişehir, Türkiye
Psikolog & Aile Danışmanı, Ergen/Yetişkin, Online Psikolojik Danışmanlık BDT, Aile Danışmanlığı, Çözüm Odaklı Terapi İnsancıl ve Varoluşsal Yaklaşım, Anlam Arayışı, Kendilik Algısı
Uzman Hakkında
Psikoloji lisans eğitimimi İngilizce olarak İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde tamamladım. Eğitim sürecimde psikolojik değerlendirme ve test uygulamalarına odaklandım; Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hastanesi ve Beşiktaş Rehberlik ve Danışmanlık Merkezi’nde stajlarımı gerçekleştirdim. Terapi anlayışımda insancıl yaklaşımı merkeze alır, Bilişsel Davranışçı Terapi eğitimi doğrultusunda danışan merkezli bir çerçevede çalışırım.
Eğitim
- İzmir Ekonomi Üniversitesi - Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- Bilişsel Davranışçı Terapi Uygulayıcı Eğitimi, YPA
- Aile Danışmanlığı, Marmara Üniversitesi
- Çözüm Odaklı Terapi, YPA
- MMPI Uygulayıcı Terapi Eğitimi, YPA
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- BDT
- Humanistic Perspective
- Aile Danışmanlığı
- Çözüm Odaklı Terapi
Cevaplar (153)
Merhaba sevgili danışan, yazdıkların bana yalnızca “mutsuzum” demiyor, daha çok uzun zamandır içsel olarak yorulmuş, anlam duygusunu kaybetmiş ve ne yapsa aynı yere dönüyormuş gibi hisseden birinin sesini taşıyor. Bu noktada kendine “neden değişemiyorum” diye yüklenmen çok anlaşılır ama bazen insan değişmek istemediği için değil, uzun süre aynı acının içinde kaldığı için hareket edecek gücü bulamaz. Zevk alamamak, hiçbir şeyin iyi gelmemesi, yaşam hevesinin azalması ve günlerin birbirine benzemesi bir karakter zayıflığı değil, dikkate alınması gereken duygusal bir işarettir. Burada önemli olan kendini bir anda toparlamaya zorlamak değil, önce içinde bulunduğun halin ciddiyetini ve gerçekliğini kabul etmek. Çünkü bazen kişi hayatını değiştirmeden önce, yaşadığı tükenmişliği anlamaya ihtiyaç duyar. Belki de senin için mesele sadece “bir şeyler yapmak” değil, uzun zamandır taşıdığın yorgunluğun, kırgınlığın, umutsuzluğun ve tekrar eden döngülerin görülmesi. İnsan bazen hayattan değil, aynı yerde sıkışmış hissetmekten yorulur. Sana küçük ama derin bir egzersiz önermek isterim. Bugün kendine şu üç soruyu yazılı olarak sorabilirsin: “Ben en çok neyin değişmesini istiyorum?”, “Değişmezse beni en çok ne tüketmeye devam eder?”, “Bugün bu yükü yüzde bir hafifletecek en küçük şey ne olabilir?” Cevapların büyük olmak zorunda değil. Hatta ne kadar küçük olursa o kadar gerçekçi olur. Bir bardak su içmek, kısa bir yürüyüş yapmak, duş almak, birine mesaj atmak ya da sadece yatağı toplamak bile başlangıç olabilir. Çünkü amaç bir anda mutlu olmak değil, donmuş gibi duran iç dünyaya çok küçük bir hareket alanı açmak. Eğer bu durum aylardır sürüyorsa ve yaşam isteğinde belirgin azalma varsa bir ruh sağlığı uzmanından destek alman çok kıymetli olur. Bu süreci tek başına taşımak zorunda değilsin. Bazen insanın yeniden hayata yaklaşması, önce birinin onun yükünü ciddiye almasıyla başlar. Buraya yazman bile içinde hala yardım isteyen, değişmek isteyen ve iyileşmeye açık bir taraf olduğunu gösteriyor. O tarafı küçümseme. Belki şu an çok kısık sesle konuşuyor ama hala orada. Umarım yardımcı olabilmişimdir, kafana takılan herhangi bir sorun olursa istediğin zaman sorabilirsin, buradayım, sevgiler🤍Psikolog Lara Yelda Aktaş
Merhaba, anlattıklarınızı okurken yorgunluğunuz ve içinize çektiğiniz yük çok net hissediliyor. İki boşanma süreci, tek başına ebeveynlik ve hayatın sorumlulukları insanın iç dünyasında ciddi bir tükenmişlik bırakabilir. Bu noktada “insan sevmiyorum”, “tepkisizim”, “içime atıyorum” gibi hisler çoğu zaman bir zayıflık değil, aslında kendinizi koruma biçiminiz haline gelir. Beden ve zihin bazen daha fazla incinmemek için kendini kapatır. Sürekli “bir şey yok” diyerek geçiştirmek, kısa vadede ayakta kalmayı sağlasa da uzun vadede duyguların içeride birikmesine neden olur. Bu birikim de zamanla boşluk, gerginlik ve kopukluk hissi yaratır. Yani yaşadığınız bu boşluk aslında hiçbir şey hissetmemek değil, çok şey hissedip bunları tutmak zorunda kalmanın sonucudur. Kendinize çok yüklendiğinizi söylemeniz de önemli bir farkındalık. Çoğu zaman güçlü olmak zorunda kalan insanlar, kendilerine karşı en sert olan kişiler haline gelir. Oysa şu an ihtiyacınız olan şey kendinizi düzeltmek değil, kendinizi biraz daha duymak ve yumuşatmaktır. Küçük bir yerden başlayabilirsiniz. Gün içinde sadece birkaç dakika kendinize şu soruyu sormayı deneyin: “Şu an aslında ne hissediyorum?” Cevap gelmese bile sorun değil. Ama bu soruyu sormak bile içe atılan duyguların kapısını yavaşça aralar. Bir diğer adım da duygularınızı yazmak olabilir. Kimseye anlatmak zorunda değilsiniz ama kağıt, tutulmuş duygular için güvenli bir alan olur. İnsanlardan uzaklaşma isteğiniz de anlaşılır. Bu noktada kendinizi zorla sosyalleştirmek yerine, güvenli hissettiren tek bir ilişkiyi bile yeniden kurmak yeterli olabilir. Az ama gerçek temas, çok ama yüzeysel ilişkilerden daha onarıcıdır. Ve en önemlisi, bu süreçte profesyonel bir destek almak sizin için gerçekten iyileştirici olabilir. Çünkü yıllardır biriken yükleri tek başına taşımaya çalışıyorsunuz ve bu çok ağır. Bazen biriyle birlikte bakmak, hem yükü hafifletir hem de duyguların yeniden akmasına izin verir. Şu an hissettiğiniz boşluk, aslında bitiş değil. Bu, içinizde uzun süredir bastırılmış duyguların kendine alan aradığı bir dönem. Ve bu alanı yavaş yavaş açtıkça, hissetme kapasitenizin de geri geldiğini fark edeceksiniz. Yalnız değilsiniz. Ve bu haliniz değişebilir. Umarım yardımcı olabilmişimdir, yine bir sorunuz olduğunuzda istediğiniz zaman sorabilirsiniz, buradayım, sevgiler🤍Psikolog Lara Yelda Aktaş
Merhaba, yazdıklarını okurken içinde bir karmaşa ve aynı zamanda kendine dönük bir sorgulama hali olduğunu hissediyorum. Öncelikle şunu söylemek isterim ki hissetmiyor olman bir sorun ya da eksiklik olmak zorunda değil. Herkesin duygusal gelişimi, ilişkilerle kurduğu bağ ve çekim hissetme zamanı birbirinden farklı ilerler. Bu konuda tek bir doğru zaman ya da “olması gereken” yok. Hiç kimseye karşı çekim hissetmemiş olman birkaç farklı şeyle ilişkili olabilir. Bazen kişi gerçekten henüz karşılaşmamıştır kendisini duygusal olarak harekete geçiren biriyle. Bazen de kişi yakınlık kurmaya, duygusal olarak açılmaya bilinçli ya da bilinçdışı bir mesafe koyar. Bu mesafe genelde fark edilmez, sadece “bir şey hissetmiyorum” şeklinde deneyimlenir. Ayrıca bazı insanlar romantik çekimi daha az ya da farklı biçimde yaşayabilir, bu da tamamen insani bir çeşitliliktir. Ailenden gelen “nasıl evleneceksin” gibi soruların seni daha da sıkıştırıyor olması çok anlaşılır. Çünkü bu tür beklentiler, henüz senin içinde netleşmemiş bir alanı daha da görünür ve baskılı hale getirir. Ama bu senin hayatın ve duyguların. Henüz hissetmemek, ileride de hissetmeyeceğin anlamına gelmez. Aynı şekilde, hissetmek zorunda olduğun anlamına da gelmez. Burada kendine şu sorularla yaklaşmak faydalı olabilir:Yakınlık fikri sana ne hissettiriyor?Birinin sana yaklaşması seni rahatlatır mı yoksa biraz gerer mi?Hayatında biri olsa nasıl bir şey olmasını isterdin?Bu soruların doğru ya da yanlış cevabı yok. Ama sana kendi iç dinamiğini anlaman için bir kapı açabilir. Eğer bu durum sende bir eksiklik duygusu yaratmaya başladıysa ya da “benim sorunum ne” diye kendini sıkıştırıyorsan, bunu bir uzmanla daha derin konuşmak da iyi gelebilir. Çünkü bazen mesele hissetmemek değil, hissetmeye giden yolların farkında olmamaktır. Şu an olduğun halinle yeterli olduğunu bilmeni isterim. Duyguların da zamanı geldiğinde ve kendi hızında ortaya çıkar. Senin hikayen başkalarınınkine benzemek zorunda değil. Umarım yardımcı olabilmişimdir, istediğin zaman soru sorabilirsin, buradayım,sevgiler. .. 🤍Psikolog Lara Yelda Aktaş
Merhaba sevgili danışan, Yaşadığın şey gerçekten çok sarsıcı ve zihninin bu kadar meşgul olması aslında çok anlaşılır. Bir anda yakınlık, umut ve buluşma planları varken ardından gelen bu ani geri çekilme ve engellenme durumu insanda sadece üzüntü değil aynı zamanda yoğun bir belirsizlik ve değersizlik hissi de yaratabilir. Özellikle hiçbir açıklama olmadan kesilmesi, zihninin sürekli “neden” sorusuna takılı kalmasına ve onu her an kontrol etme ihtiyacı hissetmene yol açıyor olabilir. Bu bir zayıflık değil, bağ kurduğun birinin ansızın yok olmasıyla oluşan duygusal bir kopuş tepkisi. Şu an yaşadığın kaygının önemli bir kısmı aslında cevap alamamaktan besleniyor. Zihin boşlukları kendi senaryolarıyla doldurur ve çoğu zaman bu senaryolar en olumsuz olanlar olur. Ama burada önemli olan şu: onun davranışı senin değerinle ilgili bir şey söylemez. Bir insanın bu şekilde aniden uzaklaşması çoğu zaman karşı tarafın içsel süreçleriyle ilgilidir, senin yeterliliğinle ya da sevilirliğinle değil. Kendini sürekli kontrol ederken yakaladığında küçük bir duraklama yapmanı öneririm. O an kendine şu soruyu sorabilirsin: “Şu an bunu kontrol etmek bana gerçekten iyi geliyor mu yoksa kaygımı artırıyor mu?” Eğer artırıyorsa, dikkatini yavaşça başka bir şeye yönlendirmek önemli olur. Mesela bulunduğun ortamda gördüğün üç şeyi saymak, nefesine odaklanmak ya da kısa bir yürüyüş yapmak zihni biraz sakinleştirir. Bu süreçte en zor olan şey kabul etmektir ama iyileşme de tam olarak burada başlar. Her şeyin güzel olduğu bir yerden böyle bitmesi insanın içinde yarım kalmışlık hissi bırakır. Ama bu yarım kalan şey senin eksikliğin değil, onun tamamlayamadığı bir süreçtir. Şu an kendine biraz daha şefkatli yaklaşman, hissettiklerini bastırmadan ama onların seni tamamen ele geçirmesine de izin vermeden ilerlemen çok kıymetli. Zamanla bu yoğunluk azalır ama şu an hissettiğin şeyler çok gerçek ve geçerli. Kendini suçlamak yerine bu deneyimin sende bıraktığı duyguyu anlamaya çalışman seni çok daha sağlam bir yere taşıyacaktır. Umarım yardımcı olabilmişimdir, ihtiyaç halinde istediğin zaman soru sorabilirsin, buradayım, sevgiler. .. 🙏🏻Psikolog Lara Yelda Aktaş