Lara Yelda  Aktaş

Psk. Lara Yelda Aktaş

Eskişehir, Türkiye

Lara Yelda Aktaş, Psikolog & Aile Danışmanı, Ergen/Yetişkin, Online Psikolojik Danışmanlık BDT, Aile Danışmanlığı, Çözüm Odaklı Terapi İnsancıl ve Varoluşsal Yaklaşım, Anlam Arayışı, Kendilik Algısı

4.8
(16 Yorum)

Uzman Hakkında

Psikoloji lisans eğitimimi İngilizce olarak İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde tamamladım. Eğitim sürecim boyunca klinik psikoloji, nöropsikoloji ve psikolojik değerlendirme alanlarında hem akademik hem de uygulamaya yönelik deneyimler edindim.

Terapi anlayışımda insancıl (humanistic) yaklaşımı merkeze alırım. Terapi sürecini; danışanın kendini güvende, anlaşılmış ve kabul edilmiş hissettiği, yargıdan uzak bir ilişki alanı olarak görürüm. Danışanla kurulan terapötik ilişkinin iyileştirici gücüne inanır; kişinin kendi duygularını, ihtiyaçlarını ve içsel kaynaklarını fark etmesine eşlik etmeyi amaçlarım.

Klinik uygulama deneyimlerimi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi, ve Beşiktaş Rehberlik ve Danışmanlık Merkezi bünyesinde gerçekleştirdiğim stajlar aracılığıyla edindim. Bu süreçte; klinik görüşme, psikolojik değerlendirme ve test uygulamalarına (MMPI, Beck Ölçekleri, Wechsler testleri vb.) gözlem ve uygulama düzeyinde dahil oldum.

Ayrıca Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) üzerine eğitim aldım. Çalışmalarımda, danışanın ihtiyaçlarına göre yapılandırılmış tekniklerden yararlanırken; terapötik süreci her zaman danışan merkezli, esnek ve bütüncül bir çerçevede ele alırım.

Kaygı, stres, duygusal zorlanmalar ve yaşam geçişleri gibi alanlarda; etik ilkelere bağlı, empatik ve kapsayıcı bir anlayışla bireysel terapi sürecinde danışanlarıma eşlik ederim. Her bireyin yaşam öyküsünün ve iyileşme sürecinin kendine özgü olduğuna inanır, terapiyi birlikte şekillenen bir yolculuk olarak görürüm.

Eğitim

  • İzmir Ekonomi Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Bilişsel Davranışçı Terapi Uygulayıcı Eğitimi, YPA
  • Aile Danışmanlığı, Marmara Üniversitesi
  • Çözüm Odaklı Terapi, YPA
  • MMPI Uygulayıcı Terapi Eğitimi, YPA

Uzmanlık Alanları

Anksiyete
Yetişkin Psikolojisi
Özgüven Problemleri
Değersizlik / Yetersizlik Hisleri
Stres
Aile Danışmanlığı
İlişki Sorunları
Duygudurum Bozuklukları
Evlilik ve Evlilik Öncesi Konular
Flört Şiddeti
Aldatılma
Duygusal Yeme
LGBT+
Varoluşsal Kaygılar
Bağımlılıklar

Çalışma Ekolleri

  • BDT
  • Humanistic Perspective
  • Aile Danışmanlığı
  • Çözüm Odaklı Terapi

Cevaplar (60)

Merhaba, Yaşadıkların insanın kendilik değerini derinden sarsabilen, özgüveni ve umut duygusunu zorlayan deneyimler. Uzun süre ilişki yaşamamış olmak, utangaçlık ya da dış görünüşe dair olumsuz düşünceler zamanla kişinin kendisini tek bir pencereden görmesine neden olabilir. Sen de şu anda kendini daha çok “eksik” ve “yetersiz” hissettiğin alanlar üzerinden tanımlamaya başlamış görünüyorsun. Ancak bu, gerçeğin tamamı değil; kendin hakkında uzun süredir tekrar edilen ve artık çok tanıdık gelen bir iç anlatı. Birinin seni küçümseyen bir bakışı ya da verdiği bir tepki, senin değerinin nesnel bir ölçüsü değildir. Bu, o anın, karşılaşmanın ve karşı tarafın dünyasının bir yansımasıdır. Fakat sen bu deneyimi kendi varlığına dair bir kanıt gibi içselleştirmişsin. Zor olan tam da burasıdır. İnsan, kendini değersiz hissetmeye başladığında; duruşu, ses tonu ve ilişkilerdeki varlığı da bu inancı taşır. Bu durum karşılaşmaları daha da zorlaştırabilir ve bir kısır döngü yaratır. Şu anda zihninde “dezavantajlıyım” düşüncesi çok güçlü olduğu için güçlü yanlarını görmekte zorlanman çok anlaşılır. Oysa üniversite okumuş olman, kendini sorguluyor olman, yardım arayışına girebilmen; bunların her biri gelişme kapasitesinin ve içsel gücünün göstergesidir. İnsan ilişkileri yalnızca görünümle değil; güven hissi, temas edebilme ve karşısındakine kendin olarak var olabilme hâliyle kurulur. Kendinle ilişkin çok sert olduğunda, başkalarının sana yaklaşması da zorlaşır. Bu noktada küçük ama dönüştürücü bir egzersiz önermek isterim. Bir defter al ve üç başlık aç. İlk başlık: Bugüne kadar başa çıktığım zor durumlar. İkinci başlık: İnsanlara iyi gelen, küçük de olsa özelliklerim. Üçüncü başlık: Hayatta benim için anlamlı olan şeyler. Her başlığın altına en az üç madde yaz. Başta zorlanman çok normal; zihnin uzun süredir eksikleri görmeye alışmış olabilir. Bu çalışma, kendini tek bir özellik üzerinden değil, bir bütün olarak yeniden görmene yardımcı olur. Günlük hayatta ise aynaya baktığında kendine şu cümleyi söylemeni öneririm: “Değerim bir gün kanıtlanacak bir şey değil; ben var olduğum için değerliyim. ” Bu bir telkin değil, kendinle kurmaya başladığın daha adil bir ilişkinin ilk adımıdır. Unutma, sevilmeye ve ilişki kurmaya layık olmak için kusursuz olman gerekmez. Değişim, kendini aşağılamakla değil; kendini görmeye başladığında ortaya çıkar. Şu an yaşadığın şey bir çıkmazdan çok, kendinle daha insani ve destekleyici bir bağ kurman gereken bir eşiktir. İstediğin zaman bana ulaşabilirsin, umarım yardımcı olabilmişimdir, sevgiler. .. Psikolog Lara Yelda Aktaş

Devamını Oku...

Merhaba, Anlattıkların birçok kişinin sessizce yaşadığı ama adını koymakta zorlandığı bir ilişki örüntüsüne işaret ediyor. Birine çok hızlı bağlanmak, kısa sürede yoğun duygular hissetmek ve ardından ya kendini tüketmiş hissetmek ya da aniden soğumak; çoğu zaman “fazla sevmek”ten değil, ilişkide güveni içeriden kuramamakla ilgilidir. Burada mesele bağlanman değil, bağlanırken kendini kaybetmen. İlişki daha yeni başlarken zihnin hızla geleceğe gider, hayaller kurar, fedakârlık rolü devreye girer. Bu noktada karşı taraf henüz orada değilken sen çoktan “veren”, “taşıyan”, “düzenleyen” pozisyona geçmiş olursun. Bir süre sonra bu yük seni yorar ve duygusal geri çekilme başlar; bu da dışarıdan bakıldığında soğukluk gibi algılanabilir. Bu örüntü çoğu zaman şefkatli, duyarlı ve ilişkide sorumluluk alan kişilerde görülür. Ancak şefkat başkasına aktıkça, kişinin kendisiyle teması zayıflar. İlişkide anne rolüne kaydığını fark etmen çok kıymetli; çünkü bu farkındalık, değişimin başladığı yerdir. Kendine engel olmaya çalışmak yerine, bu hızın neyi telafi ettiğini anlamak daha sürdürücüdür. Çoğu zaman bu hız, “bağ kurmazsam kaybolurum” ya da “yakınlık olmazsa değerim azalır” gibi sessiz inançlardan beslenir. *Bu noktada uygulanabilecek bir egzersiz şudur:* “Tempo ve sınır farkındalığı. ”* Yeni biri hayatına girdiğinde kendine bilinçli bir tempo koy. İlk iki hafta boyunca şu kuralı dene: Hayatının merkezini, programını ve duygusal yatırımını değiştirmeden ilişkiyi gözlemle. Gün sonunda kendine şu üç soruyu yazılı olarak sor: Bugün bu ilişki için ne verdim? Kendim için ne yaptım? Bu kişiye dair hissettiğim şey ihtiyaç mı, merak mı, yoksa yalnızlıkla temas mı? Bu egzersizin amacı duyguları bastırmak değil; bağlanma hızını bilinçle yavaşlatıp kendini ilişkide kaybetmeden kalabilmeyi öğrenmektir. Şunu da hatırlamak önemli: Sağlıklı bağlanma, yoğunlukla değil; süreklilikle ölçülür. Bir ilişkinin başında her şeyi vermek yakınlık yaratmaz, çoğu zaman sınırları silikleştirir. Kendinle temasın korunduğu yerde sevgi daha dengeli akar. Bu durumu şu alıntı iyi özetler: “Yakınlık, iki kişinin birbirine karışması değil; birbirine temas ederken kendisi olarak kalabilmesidir. ” Bu beceri doğuştan gelmez, öğrenilir. Sen de şu an tam olarak bunu öğrenme eşiğindesin. Umarım yardımım dokunmuştur, herhangi bir sorunda istediğin yerden bana ulaşabilirsin, sevgiler. .. Psikolog Lara Yelda Aktaş

Devamını Oku...

Merhaba, Yaşadığın durum anlaşılır ve yalnızca “alışman gereken” bir şey değil. Sevdiğin birinin başkalarıyla bağ kurması, bazı kişilerde yoğun bir dışlanma ve terk edilme hissini tetikleyebilir. Burada zorlayan şey, ablanın başkalarıyla arkadaşlık kurması değil; o anlarda senin kendini güvende hissedememen. “Dışlanıyorum” duygusu çoğu zaman bugünden çok, daha önce yaşanmış ve iz bırakmış bir yalnızlık deneyiminin yankısıdır. Kişi sevdiğini paylaşmakta değil, yerinin doldurulabileceği ihtimaliyle yüzleşmekte zorlanır. Ablanın “alışmalısın” demesi niyet olarak destekleyici olabilir; ancak bazı duygular alışarak değil, anlaşılarak yumuşar. Bu nedenle kendine şu soruyu sorman önemli olabilir: Onun başka insanlarla yakın olması bende hangi korkuyu uyandırıyor? Sevilmeme, unutulma ya da önemini kaybetme ihtimali mi? Bu soruya verilen dürüst cevap, meselenin kalbine temas eder. Bu süreçte uygulanabilecek küçük bir egzersiz şudur: Bir kâğıdı ikiye ayır. Bir tarafa yalnızca olanı yaz; “Ablam başkalarıyla arkadaşlık kuruyor. ” Diğer tarafa zihninin eklediğini yaz; “Bu yüzden beni dışlayacak, beni daha az sevecek. ” Ardından kendine şunu sor: Bu düşüncenin somut kanıtı ne? Daha önce sevildiğim hâlde benzer korkular yaşadığım oldu mu? Amaç bu düşünceleri bastırmak değil, onların tek gerçek olmadığını fark edebilmek. Bu duygular yükseldiğinde içinden şu cümleyi geçirmek yardımcı olabilir: “Şu an korkuyorum ama bu, terk edildiğim anlamına gelmiyor. ” Duygunun varlığı, gerçeğin kanıtı değildir. Irvin D. Yalom’un şu ifadesi durumu iyi özetler: “Bir başkasını kaybetme korkusu, çoğu zaman kişinin kendisiyle kurduğu bağın kırılganlığını işaret eder. ” Sevgi paylaşıldığında azalan bir şey değildir; ancak kendini güvende hissetmeyen bir zihin, sevgiyi bile tehdit gibi algılayabilir. Bu da üzerinde çalışılabilir, anlaşılabilir ve zamanla dönüşebilecek bir süreçtir. Yine bir sorun olduğunda burada olacağım, bana istediğin yerden ulaşabilirsin. .. Umarım iyi gelebilmişimdir. .. Psikolog Lara Yelda Aktaş

Devamını Oku...

Merhaba, Yaşadığın şey sevgiyle çelişen bir durum değil; güveni sarsılmış bir zihnin kendini koruma çabası. Birini affetmiş olman, olan bitenin etkisinin bir anda silineceği anlamına gelmez. Zihin, “yeniden aynı şey olursa” ihtimaline karşı tetikte kalır ve bunu sana sürekli hatırlatarak kontrol sağlamaya çalışır. Bu yüzden geçmişte yaşananlar durup dururken aklına geliyor ve içini sıkıştırıyor. Burada önemli bir ayrım var: Affetmek, unutmak demek değildir. Unutamadığın için yanlış yapmıyorsun. Sorun, hatırlamanın ilişkinin bugünkü hâlini gölgelemeye başlaması. Zihnin geçmişle bugünü aynı anda yaşıyor gibi davranıyor. Bu da güven duygusunu sürekli zedeliyor. Şu soruyu kendine dürüstçe sorman önemli olabilir:Ben bu ilişkide güveni yeniden inşa etmek istiyor muyum, yoksa sadece çatışma çıkmasın diye bastırıyor muyum?Çünkü bastırılan düşünceler gerçekten yok olmaz; birikir ve söylediğin gibi bir yerden patlak verir. Burada hedef, geçmişi zihinden silmek değil; onun bugünü yönetmesine izin vermemek. Küçük bir çalışma önereceğim:Aklına geçmişte yapılan yanlış geldiğinde, zihninde şu iki soruyu sırayla sor:“Şu an olan bir şey mi var, yoksa geçmişte olan bir şey mi hatırladım?”“Şu anki davranışlar güveni destekliyor mu, yoksa sadece korkum mu konuşuyor?”Bu sorular, zihnini geçmişten bugüne geri getirmeye yardımcı olur. Amaç düşünceyi kovmak değil, onu doğru yere koymak. Bir başka adım olarak, partnerinle yapılacak iletişimin içeriği de çok önemli. “Hâlâ unutamıyorum” demek yerine şunu ifade etmeyi deneyebilirsin:“Geçmişte yaşananlar bazen aklıma geliyor ve o anlarda güvenim zayıflıyor. Bu, seni suçlamak için değil; bu süreci birlikte daha sağlıklı taşımak için söylüyorum. ”Bu tür bir ifade hem seni rahatlatır hem de karşı tarafın savunmaya geçmeden sorumluluk alabilmesine alan açar. Şunu da göz önünde bulundurmak önemli: Güven, verilen sözlerle değil; zaman içinde tutarlı davranışlarla güçlenir. Eğer şu anki davranışlar daha şeffaf, daha açık ve tutarlıysa, zihnin zamanla bunu kaydedecektir. Ama bu süreç sabır ister. Son olarak şunu bilmeni isterim: Birini seviyor olman, her şeyi hemen sindirebilmen anlamına gelmez. Sevgiyle birlikte güvenin de yeniden öğrenilmesi gerekir. Kendine “neden hâlâ böyle hissediyorum” diye kızmak yerine, “zihnim beni korumaya çalışıyor” diye bakmak bu süreci yumuşatır. Zamanla güvenin gerçekten artıp artmadığını belirleyecek olan şey, unutup unutmadığın değil; bugünde kendini ne kadar güvende hissettiğin olacaktır. Herhangi bir problemde benimle iletişime geçebilirsin. .. -Psikolog Lara Yelda Aktaş

Devamını Oku...

Değerlendirmeler (16)

UserGizli Kullanıcı5 Şubat 2026 18:09

Çok teşekkür ederim. Cevabınız bir nebze olsun içimi rahatlattı.

Cevabı görüntüle →
UserGizli Kullanıcı24 Ocak 2026 23:23

Öncelikle detaylı açıklama cevap için içtenlikle teşekkür ederim.Evet hayat bir kazanma olmayabilir hayata öyle bakayım hayat oyunun içnide kalmaktır diyeyim.Ama bu süre zarfında geçen büyük olumsuzluklar ne olacak peki? Ayrıca kimsenin hayatının tamamen problemsiz dertsiz olduğunu söylemedim,istisnasız herkesin problemleri dertleri var.Ama hangisi ağır basıyor?Hayatın +'ları mı?Yoksa -'leri mi?Yoksa başa baş mı?Ve belirttiğim üzere bu -'lerin +'ya dönme ihtimali var mı?Varsa %kaç? Zihin mutluluğu, kontrolün tamamen sağlandığı bir senaryo gibi hayal ediyor. Oysa böyle bir hayat neredeyse kimse için yok. Sizin “böyle insanları ben görmüyorum” demeniz çok gerçekçi; çünkü çoğu insan ya mutlu görünmeyi öğrenmiştir ya da mutsuzluğunu sessizce taşır. Bu sözleriniz doğru.Herhalde kendimi ifade edemedim.Böyle insanları göremedim derken 3 aşağı 5 yukarı benim ayarımda olan insanlar için göremedim.Diğer türden bu saydığım sorunların en azından çoğunu yaşamayan insanlar için değil.Onlar mutlu huzurlu,düşük stresse sahip insanlar.(Tabii ki dertleri problemleri var ama genel tabloya bakıyorum) Mutluluk-stres ilişkisi çoğu zaman yanlış kuruluyor.Sanki mutlu olmak için stresin sıfırlanması gerekiyormuş gibi. Bu sözleriniz tabii ki doğru.Stress azalırsa otomatik mutluluk oluşur.Ama ya stress unsurları,stres'in kaynağı?Belirttim. San Marino örneği de gayrete değindim ama kendisini İspanya ile eşitlemeye çalışması için değil.Çünkü '' emek olmadan yemek olmaz '' diyebileceğinizi düşündüm ondan. Belki de asıl mesele şudur: Mutlu, huzurlu, stresi düşük insanlar yok değil; sadece onların hayatı da sandığımız kadar problemsiz değil. Farkları, kontrol edemedikleri şeylerin hayatlarının tamamını tanımlamasına izin vermemeleri. Bu bir yetenek değil, zamanla öğrenilen bir beceri. Bende katılıyorum ama herhalde yine kendimi ifade edemedim.Onların da kontrol edemedikleri şeyler var ama hayatlarının tamamını tanımlamasına izin vermiyorlar. Neden? Kontrol edemedikleri şeyler o kadar az ki.Kontrol edebildikleri ondan kat be kat fazla. Ayrıca şöyle de bir durum var.Söz meclisten dışarı,size bu teknikleri veren uzman psikologlara(ki halkı sade vatandaşı söylemeye gerek yok)Madem öyle,hayatın boyunca değil,sadece 1 seneliğine benim yerimde olmayı kabul eder misin?Sorusuna asla!kesinlikle olmaz!tüylerim diken diken oldu!gibi cevaplar veriyorlar.Neden?Hani bu şekilde bir hayat yaşayarak da gayet mutlu olunabilirdi?Madem öyle 1 seneliğine de olsa,siz o hayata sahip olun o zaman?Diyorum.Söz meclisten dışarı. Son olarak da ben kendimi asla başkalarıyla kıyaslamıyorum,konunun daha iyi ve tam olarak anlaşılması için bu şekilde gittim. YENİ MEZUNSUNUZ AMA BAZI TECRÜBELİ PSİKOLOGLARA TAŞ ÇIKARIRSINIZ.DERİN VE DETAYLI AÇIKLAMALAR İÇİN,TEKRARDAN İÇTENLİKLE TEŞEKKÜR ÜSTÜNE TEŞEKKÜR EDERİM.

Cevabı görüntüle →
UserGizli Kullanıcı24 Ocak 2026 22:00

Çok teşekkür ederim 🙂

Cevabı görüntüle →
UserGizli Kullanıcı21 Ocak 2026 15:56

İçimi rahatlattı gayet memnun kaldim.

Cevabı görüntüle →