Psk. Lara Yelda Aktaş
Eskişehir, Türkiye
Lara Yelda Aktaş, Online Psikolojik Danışmanlık, BDT, İnsancıl ve Varoluşsal Yaklaşım, Anlam Arayışı, Kendilik Algısı, Yaşam Deneyimleri, Duygusal Farkındalık, Kişisel Büyüme, İçgörü Geliştirme, Güven Temelli Terapi, Danışanla Birlikte Yol Alma, Kapsayıcı ve Saygılı Terapi Süreci
Uzman Hakkında
Psikoloji lisans eğitimimi İngilizce olarak İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde tamamladım. Eğitim sürecim boyunca klinik psikoloji, nöropsikoloji ve psikolojik değerlendirme alanlarında hem akademik hem de uygulamaya yönelik deneyimler edindim. Klinik psikoloji alanında uzmanlaşma hedefiyle çalışmalarımı sürdürmekteyim.
Terapi anlayışımda insancıl (humanistic) yaklaşımı merkeze alırım. Terapi sürecini; danışanın kendini güvende, anlaşılmış ve kabul edilmiş hissettiği, yargıdan uzak bir ilişki alanı olarak görürüm. Danışanla kurulan terapötik ilişkinin iyileştirici gücüne inanır; kişinin kendi duygularını, ihtiyaçlarını ve içsel kaynaklarını fark etmesine eşlik etmeyi amaçlarım.
Klinik uygulama deneyimlerimi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi, ve Beşiktaş Rehberlik ve Danışmanlık Merkezi bünyesinde gerçekleştirdiğim stajlar aracılığıyla edindim. Bu süreçte; klinik görüşme, psikolojik değerlendirme ve test uygulamalarına (MMPI, Beck Ölçekleri, Wechsler testleri vb.) gözlem ve uygulama düzeyinde dahil oldum.
Ayrıca Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) üzerine eğitim aldım. Çalışmalarımda, danışanın ihtiyaçlarına göre yapılandırılmış tekniklerden yararlanırken; terapötik süreci her zaman danışan merkezli, esnek ve bütüncül bir çerçevede ele alırım.
Kaygı, stres, duygusal zorlanmalar ve yaşam geçişleri gibi alanlarda; etik ilkelere bağlı, empatik ve kapsayıcı bir anlayışla bireysel terapi sürecinde danışanlarıma eşlik ederim. Her bireyin yaşam öyküsünün ve iyileşme sürecinin kendine özgü olduğuna inanır, terapiyi birlikte şekillenen bir yolculuk olarak görürüm.
Eğitim
- İzmir Ekonomi Üniversitesi - Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- BDT Uygulayıcı Terapi Eğitimi, YPA
- MMPI Uygulayıcı Terapi Eğitimi, YPA
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- BDT
- Humanistic Perspective
Cevaplar (10)
Merhaba, anlattığınız durum başta çelişkili gibi görünse de aslında çok anlamlı bir iç mekanizmaya işaret ediyor. Kendi başınıza kendiniz savunduğunuzda ağlamazken, biri sizi savunduğunda duygularınızın taşması; güçsüz olduğunuz için değil, tam tersi uzun süredir güçlü durmaya alışmış olduğunuz için yaşanıyor olabilir. Tartışma anında kendiniz konuştuğunuzda zihninizde şu otomatik düşünce devreye giriyor olabilir; ''kontrol bende, ayaktayım, kendimi savunabilirim. '' Bu düşünce zihninizi regül ediyor, duygularınızı belli bir düzeyde tutuyor. Ancak biri sizin adınıza devreye girdiğinde, özellikle karşı tarafa bir tutum sergileyerek sizi koruduğunda, zihinsel çerçeve değişiyor. Bu noktada farkında olmadan şu tür düşünceler tetiklenebilir; ''demek ki korunmaya muhtaç biriyim, demek ki tek başına kendimi savunamadım. '' Bu düşünceler bilinçli olmak zorunda değildir, çok hızlı bir şekilde duygusal tepkiyi başlatabilir ve yoğun duygulara neden olabilir. Ağlamak aslında kendini güçsüz hissettiğinde değil, uzun süredir bastırarak taşıdığın duyguların ilk kez güvenli bir alanda serbest kalabildiğini gösterir. Biri sizi savunduğunda, sistemin ''artık yalnız değilim'' mesajını alır bu da duygusal boşalmaya neden olabilir. Yani gözyaşları zayıflık değil, rahatlama refleksidir. Şuraya da değinmek isterim, yardım almayı istememek ama yardım geldiğinde yoğun duygulanmak; genellikle geçmişte ''kendi kendine yetmek zorunda kalmış'' kişilerde sıkça görülür. Bu durumda destek,beynin arka taraflarında bir tehdit gibi algılayabilir çünkü destek almak zihinde ''kontrolü bırakmak'' ile eş değer olabilir. Burada amaçladığımız şey ağlamayı durdurmak ya da başkalarının sizi savunmalarını engellemek değil; o anda zihninizden geçen anlamı fark edebilmek olmalı. Nihayetinde duyguyu yükselten şey yaşanan olaydan çok ona yüklenen anlamdır. Size ufak ama etkili bir egzersiz önermek isterim. Bunun adı ''Anlamı Yakala'' egzersizi ve bir tartışma sonrasında yapmanız daha önemli. 1) Ağladığınız ya da duygularınızın yükseldiği bir anı düşünelim. 2) Şu soruyu soralım ve yazalım. '' O anda aklımdan geçen ilk cümle ne?'' Örn: ''Çok güçsüzüm'', ''kontrolü kaybettim'', ''beni savunmak zorunda kaldı. ''3) Ardından şu soruyu ekleyelim: ''Bu düşünce %100 doğru mu, yoksa o anın duygusal bir yorumu mu?''4) Son olarak daha dengeli alternatif ve nötr bir cümle yazalım. ''Şu an zorlanıyorum ama bu beni güçsüz biri yapmaz. '', ''yardım almak yetersizlik değil insani bir şey. ''Bu egzersizi birkaç kez yapsanız bile ağlama ya da negatif bir duygulanım geldiğinde zihninizin neyi tetiklediğini daha erken fark edebilirsiniz. Umarım yardımcı olabilmişimdir, ihtiyacınız olduğunda burada olacağım, sevgiler. ..
Merhaba, yaşadıklarınız uzun süredir devam eden bir kumar döngüsünün yalnızca maddi değil, duygusal, ilişkisel ve benlik algısı üzerinde de yıpratıcı etkiler yarattığını gösteriyor. Öncelikle belirtmek isterim; kumar davranışlarınız ''irade zayıflığı'' ya da ''ahlaki eksiklik'' değil, öğrenilmiş bir baş etme biçimidir. Ancak maalesef bu davranışın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu noktada hem sorumluluk almak hem de kendinizi yıpratmadan durumu ele almak önemlidir. Kumar sürecinizde belirgin düşünce kalıpları öne çıkıyor. ''Bu sefer toparlayacağım'', ''kaybı geri kazanmalıyım'', ''borcu kaparsam her şey düzelir'' gibi. Kısa vadede rahatlatsa da uzun vadede kaybı, suçu, utancı arttıran bir döngü maalesef. Bu döngü içinde her yeni kayıp, sadece maddi olmuyor; ilişkisel güveni de yıpratıyor. Eşinizin tepkileri yalnızca öfke değil, tekrar incinmeme ve kendini koruma çabası olarak da okunabilir. Anlattıklarınızdan sorumluluğu üstlendiğiniz, borçları kapatmak için yoğun uğraşlar verdiğiniz ve maddi yükü tek başınıza üstlendiğiniz anlaşılıyor; ancak buradaki önemli ayrım; maddi sorumluluğu üstlenmek, davranışsal güvenin tekrar inşaası anlamına gelmez. Güven istikrarlı ve şeffaf davranışlarla yeniden inşaa edilir. Kumarın gizlenmesi, kriz anlarındaki pişmanlık; eşiniz açısından belirsizliğin ve güvensizliğin devam ettiği bir tablo oluşturmuş olabilir. Lütfen kendinizi ''tamamen hatalı'' ya da ''affedilmeyi hak etmeyen'' biri olarak görmeyin. Değişimi kolaylaştırmaz ve aksine umutsuzluğu ve kaçışı arttırabilir. Şu anda ihtiyaç duyulan şey, kendinizi kurtarma çabası ile kumara sarılmak yerine, bu davranışın hangi duygusal tetikleyiciler ile ortaya çıktığını dürüstçe ele almaktır. Değersizlik, suçluluk, kontrol kaybı ve '' her şey bitti'' düşünceleri; kumar davranışını tetikleyen güçlü içsel faktörlerdir. Bu noktada en sağlıklı adım, kumarı bırakma sürecinde yalnızca ''söz verme'' düzeyinde değil, somut, sürdürülebilir bir davranış kalıbı içine girebilmektir. Profesyonel destek, şeffaf bir finansal kontrol, tetikleyicilerin belirlenmesi ve eşinizden bağımsız olarak bu sürecin sorumluluğunu üstlenmeniz anlamına gelebilir. Eşinizin affetmesi veya etmemesi sizin kontrolünüzde değildir; ancak sizin kontrolünüzde olan şey; aynı döngüyü yeniden üretmeyen tutarlı adımlardır. Bu süreç zor gelebilir, sancılı ve sabır gerektirebilir fakat mümkündür ve destekle daha sürdürülebilir hale gelir. Umarım yardımcı olabilmişimdir, sevgiler.
Merhaba, içini döktüğün için öncelikle teşekkür ediyorum. Yazdıkların yalnızca eşine karşı yaşadığın öfkeyi değil, uzun süredir kendi içinde taşıdığın yalnızlık, yük altında kalma, anlaşılamama ve tükenmişlik hissini de çok açık anlatıyor. Öncelikle belirtmek isterim: Böyle hissetmen seni kötü bir eş ya da anne yapmıyor; aksine ne kadar zorlandığının bir göstergesi. Yaşamış olduğunuz taşınma, sosyal destekten kopma, yeni bir şehir ve küçük bir çocukla günlerin evde geçmesi gibi faktörler ruhsal dayanıklılığını zorlamış olabilir. Bu tür dönemlerde sabır eşiğinin düşmesi, ufak tetikleyicilerle bazen en yakınımıza öfke duyulması oldukça yaygın ve normaldir. Burada dikkat etmemiz gereken nokta, öfkemizin asıl hedefinin çoğu zaman eş değil; biriken yorgunluk ve karşılanmayan ihtiyaçlar olabileceğidir. Örneğin ''kimsem yok, hep ben yalnızım'', ''o dışarı çıkabiliyor ama ben çıkamıyorum'', ''kimse beni fark etmiyor'' gibi düşünceler fark edilmeden yoğunlaştığında duygusal patlamalar olabilir. Bu düşünceler anlaşılabilir fakat sürekli tekrarlandığında seni sıkışmış ve yalnız hissettirebilir. Eşinin sakin, anlayışlı ve alttan alan tutumu senin için bir tehdit algısı değil, aksine şu anda taşıdığın yükü tek başına taşımak zorunda olmadığını gösteren bir davet olabilir. Ancak sen bunu fark edememiş olabilirsin. ''İdare eden'', ''dayanan'', ''yalnız kalan'' tarafta duruyor olabilirsin. Bu da zamanla kişide duygusal bir duvar örmüş hissi yaratabilir. Eşin gelmeden önce kendine verdiğin sözleri yerine getirememeni bir başarısızlık gibi görmek yerine, bunu ''bedensel ve duygusal tükenmişliğin bir işareti'' olarak değerlendirmek daha doğru ve şefkatli olacaktır. Öfkeyle başa çıkmak için ilk adım, onu bastırmaya çalışmak değil, ne zaman, hangi düşüncelerle ve hangi koşullarda ortaya çıktığını fark etmektir. Lütfen önce kendine şu soruları nazikçe sorabilirsin: ''Öfkelendiğim anlarda aslında neye ihtiyacım var?'', ''bu öfke bana hangi yükü anlatıyor?'' Küçük destek alanları yaratmak, gün içinde kendine ait molalar eklemek, mümkünse sosyal temas kurabileceğin alanlar bulmak; öfkenin yoğunluğunu azaltabilir. Son olarak şunu söylemek isterim; taşınma, yalnızlık ve annelik yüküyle birlikte yaşadıkların seni ''değişmiş'' değil, yorulmuş biri yapmış olabilir. Bu yorgunluk görüldüğünde, desteklendiğinde, ilişkideki sıcaklığın yeniden kurulması mümkündür. Umarım yardımcı olabilmiş, içinizi biraz da olsa rahatlatmışımdır, istediğiniz zaman buradayım, sevgilerle. ..
Merhaba, öncelikle yazdığın, içini döktüğün ve kendini açıkça ortaya koyduğun için teşekkürler. Yazdıkların karmaşık evet ama bir o kadar da dürüst bir iç deneyimi yansıtıyor ve bilmeni isterim ki: anlatmakta zorlanman, cümlelerinin ''pürüzlü'' gelmesi, ya da kendinden şüphe etmen bir sorun değil; tam tersine zihninin ve bedeninin yorulduğuna bir işaret eden anlaşılır tepkiler. Özür dilemen gereken hiçbir şey yok. Kendine yalan söylüyormuş gibi hissetmen, duygularının sana ait olup olmadığından emin olamaman ve zaman zaman kendine yabancılaşman; genellikle yoğun stresi kaygı ve içsel baskı altında ortaya çıkan durumlardır. Bu ''yalan söylediğin'', ''gerçek olmayan'' biri olduğunu göstermez. Aksine zihnin seni yoran, bunaltan duygulardan koruyabilmek için mesafe koymaya çalışıyor olabilir. Stres altında donup kalman, dış seslerin silikleşmesi, bedeni kontrole zorlaman gibi yaşantılar; beden-zihin sisteminin aşırı yük altında verdiği tepkilerdir. ''Ben kendimi kandırıyorum'', ''hissettiklerim gerçek değil'', ''ortaya bir benlik koyamıyorum'' gibi düşünceler tekrarlandıkça duygusal yükünü arttırır ve seni kendi içine çeker. Oysa her düşünce doğru değildir. Bu tarz düşünceler otomatik olarak aklına geldiğinde şunu fark etmek önemlidir: ''Benimle ilgili kesşn gerçekler değiller, zihnimden geçen yorumlar sadece. '' Aynı şekilde karamsar hissettiğinde olumlu anıları hatırlayamaman, ya da ''gerçek değilmiş'' gibi gelmesi yaygın bir durumdur. Yoğun duygular, zihnin hatırlama biçimini daraltır; bu güzel anıların hiç var olmadığı anlamına gelmez, sadece o anda onlara ulaşmanı zorlaştığını gösterir. Bu yüzden kendinle ilgili net hissetmiyor olma ''kimlik kaybı'' değil, geçici duygusal bulanıklık olabilir. Yaşadıkların ''tuhaf'', ''anormal'', ya da korkulması gereken şeyler değil. Bunlar anlaşılma ihtiyacı olabilir. Kendinle temasının zayıfladığını hissettiğinde bunu hemen düzeltmeye çalışmak yerine nazikçe ''şu an karışığım'', ''şu an gerçek hissetmiyorum'' demek bir duygudur ve geçicidir. Bu süreçte sana iyi gelebilecek küçük bir adım olabilir: Düşüncelerini olduğu gibi yazmak- düşünce defteri oluşturmak(doğru ya da yanlış olduğunu sorgulamadan), bedensel küçük hareketler (ayağının yere bastığını hissetmek, bulunduğun ortamda gördüğün 3 şeyi saymak) ve kendine ''şu an zorlanıyorum ama bu his geçici'' demek. Bunlar zihninin ve bedeninin yeniden bağlantısına yardımcı olabilir. Şunu lütfen unutma; kendine karışık, yabancı, ya da ''gerçek değilmiş'' gibi hissetmen, senin sahte, değersiz olduğun anlamına gelmez. Sen varsın, hislerin var ve bir anlam taşıyor. Umarım yardımcı olabilmişimdir, istediğin zaman yazabilirsin, Sevgiler. ..