Lara Yelda  Aktaş

Psk. Lara Yelda Aktaş

Eskişehir, Türkiye

Psikolog & Aile Danışmanı, Ergen/Yetişkin, Online Psikolojik Danışmanlık BDT, Aile Danışmanlığı, Çözüm Odaklı Terapi İnsancıl ve Varoluşsal Yaklaşım, Anlam Arayışı, Kendilik Algısı

4.9
(37 Yorum)

Uzman Hakkında

Psikoloji lisans eğitimimi İngilizce olarak İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde tamamladım. Eğitim sürecimde psikolojik değerlendirme ve test uygulamalarına odaklandım; Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hastanesi ve Beşiktaş Rehberlik ve Danışmanlık Merkezi’nde stajlarımı gerçekleştirdim. Terapi anlayışımda insancıl yaklaşımı merkeze alır, Bilişsel Davranışçı Terapi eğitimi doğrultusunda danışan merkezli bir çerçevede çalışırım.

Eğitim

  • İzmir Ekonomi Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Bilişsel Davranışçı Terapi Uygulayıcı Eğitimi, YPA
  • Aile Danışmanlığı, Marmara Üniversitesi
  • Çözüm Odaklı Terapi, YPA
  • MMPI Uygulayıcı Terapi Eğitimi, YPA

Uzmanlık Alanları

Anksiyete
Yetişkin Psikolojisi
Özgüven Problemleri
Değersizlik / Yetersizlik Hisleri
Stres
Aile Danışmanlığı
İlişki Sorunları
Duygudurum Bozuklukları
Evlilik ve Evlilik Öncesi Konular
Flört Şiddeti
Aldatılma
Duygusal Yeme
LGBT+
Varoluşsal Kaygılar
Bağımlılıklar

Çalışma Ekolleri

  • BDT
  • Humanistic Perspective
  • Aile Danışmanlığı
  • Çözüm Odaklı Terapi

Cevaplar (111)

Merhaba, Yaşadığınız durumun sizi yorması ve duygusal olarak ikilemde bırakması çok anlaşılır. Anlattıklarınızdan, bu ilişkinin uzun süredir belirsizlik, karşılaştırma ve değerlendirilme hissi yarattığı anlaşılıyor. Bir ilişkide kişinin sürekli “uygun mu değil mi” diye ölçülmesi ya da bir seçenek gibi hissetmesi, zamanla değersizlik ve güvensizlik duygularını tetikleyebilir. Sizin tarafınızda ise iki farklı duygu aynı anda var gibi görünüyor: Bir yanda geçmişteki bağ ve emek, diğer yanda gördüğünüz davranışların yarattığı soğuma ve mesafe. Bu tür durumlarda insanın zihni genellikle şu sorular arasında gidip gelir: “Gerçekten beni seçiyor mu?” ya da “Benim değerim neye göre ölçülüyor?”İlişkilerde önemli olan yalnızca iki kişinin birbirini sevmesi değil; karşılıklı olarak seçildiğini, görülüp değer verildiğini hissetmesidir. Eğer bir kişi sizi sürekli başka insanlarla karşılaştırıyor, hayatında bir “deneme alanı” gibi konumlandırıyorsa, bu durum zamanla ilişkiyi eşitlikten uzaklaştırabilir. Sağlıklı bir ilişkide taraflardan biri alternatif olarak değil, tercih edilen kişi olarak hisseder. Psikanalist Erich Fromm bu durumu şöyle ifade eder:“Sevgi bir seçimdir; sevilen kişi bir seçenek değildir. ”Bu noktada sizin için önemli olan soru şu olabilir:Bu ilişki size değer, güven ve saygı hissi veriyor mu, yoksa daha çok kendinizi kanıtlama ihtiyacı mı yaratıyor? Bazen insan karşı tarafın davranışlarını anlamaya çalışırken kendi ihtiyaçlarını geri plana atabilir. Oysa bir ilişkide sizin duygusal ihtiyaçlarınız da en az karşı tarafınkiler kadar önemlidir. Küçük bir farkındalık egzersiziKarar vermekte zorlandığınız zamanlarda şu basit yazma egzersizi yardımcı olabilir:“İlişki Dengesi Defteri” egzersiziBir kağıdı ikiye bölün. Sol tarafa şu soruyu yazın:“Bu ilişki bana ne veriyor?”(sağlık, huzur, destek, güven, saygı gibi duygular)Sağ tarafa ise:“Bu ilişki benden ne götürüyor?”(enerji, özsaygı, huzur, güven, zaman gibi)Ardından kendinize şu soruyu sorun:“Bu ilişki şu anki haliyle benim iyilik halime katkı mı sağlıyor, yoksa beni sürekli sorgulayan bir yerde mi bırakıyor?”Bu egzersiz çoğu zaman duyguların karmaşasını biraz daha net görmeye yardımcı olur. Unutmayın, bir ilişkide kendinizi değerli hissetmek bir lüks değil, temel bir ihtiyaçtır. Bazen en sağlıklı adım karşı tarafı değiştirmeye çalışmak değil, kendi sınırlarımızı ve neyi hak ettiğimizi daha net görmek olabilir. Kendinize şu soruyu sormak belki de iyi bir başlangıç olabilir:“Ben birinin hayatında seçenek mi olmak istiyorum, yoksa gerçekten seçilen kişi mi?” Umarım yardımcı olabilmişimdir, ihtiyaç halinde benimle iletişime geçebilirsiniz 🤍Psikolog Lara Yelda Aktaş

Devamını Oku...

Merhaba, Yazdıklarınızdan oldukça yorucu ve yalnız hissettiren bir süreçten geçtiğiniz anlaşılıyor. İki küçük çocuğa bakmak, bir yandan hamilelik sürecini yaşamak ve tüm bunların ortasında evlilik içinde anlaşılmadığınızı hissetmek gerçekten ağır bir yük olabilir. Özellikle hamilelik döneminde kadınların hem fiziksel hem de duygusal olarak daha fazla desteğe ihtiyaç duyduğu bilinir. Bu dönemde kendinizi yalnız hissetmeniz, eşiniz tarafından anlaşılmadığınızı düşünmeniz ve sürekli bir gerilim içinde olmak sizi daha da yıpratmış olabilir. Anlattıklarınızda dikkat çeken birkaç önemli nokta var. Birincisi, eşinizle yaşadığınız sorunların yalnızca tek bir olaydan kaynaklanmadığı, zaman içinde biriken iletişim problemleri ve kırgınlıkların giderek büyüdüğü görülüyor. İkincisi, ailelerin de sürece dahil olmasıyla birlikte eşler arasındaki meselelerin daha karmaşık hale gelmesi. Evlilikte zaman zaman aileler arası etkiler görülebilir; ancak sağlıklı bir evlilikte çiftin kendi sınırlarını koruyabilmesi ve sorunları mümkün olduğunca kendi aralarında çözebilmesi önemlidir. Bir diğer önemli konu ise sizin üzerinizdeki yük. Çocukların bakımının büyük ölçüde size kalması, eşinizin sınırlı zaman ayırabilmesi ve kendinizi destek görmeden mücadele eder gibi hissetmeniz, ilişkide tükenmişlik duygusunu artırabilir. Bu tür durumlarda kişiler çoğu zaman “evlilik bitmeli mi?” sorusunu sormaya başlar. Ancak bu sorunun cevabı çoğu zaman tek bir olaydan ziyade ilişkinin genel dinamiğine bakılarak değerlendirilir. Bir aile danışmanı perspektifinden bakıldığında ilk değerlendirilmesi gereken konu, ilişkinizde iletişimin yeniden kurulup kurulamayacağıdır. Eşler arasında konuşmalar genellikle suçlama ve savunma biçiminde ilerlediğinde sorunlar çözülemeyebilir. Bu nedenle bazen konuşmanın içeriğinden çok nasıl konuşulduğu önemlidir. Örneğin “Sen beni anlamıyorsun” gibi ifadeler yerine “Bu durumda kendimi yalnız hissediyorum ve desteğine ihtiyacım var” gibi duyguyu ifade eden cümleler iletişimi daha yapıcı hale getirebilir. Eğer mümkünse bir çift terapisi veya aile danışmanlığı desteği almak bu süreçte oldukça faydalı olabilir. Bazen çiftler kendi başlarına konuşmaya çalıştıklarında tartışma tekrar aynı döngüye girer. Tarafsız bir uzman eşliğinde yapılan görüşmeler ise hem duyguların daha güvenli şekilde ifade edilmesine hem de somut çözüm yollarının konuşulmasına yardımcı olabilir. Bu süreçte kendiniz için küçük bir egzersiz de deneyebilirsiniz. Gün içinde sizi en çok zorlayan durumları fark ettiğinizde kısa bir durup düşünme çalışması yapın. Bir kağıda üç başlık yazabilirsiniz: “Olay”, “Ne hissettim?”, “Aslında neye ihtiyacım vardı?”. Örneğin bir tartışma yaşadığınızda ilk başlığa durumu yazın, ikinciye o anda hissettiğiniz duyguyu (kırgınlık, yalnızlık, öfke gibi), üçüncüye ise aslında o anda eşinizden beklediğiniz şeyi (anlaşılmak, destek görmek, yardım almak gibi). Bu çalışma hem duygularınızı daha net fark etmenize hem de ihtiyaçlarınızı ifade ederken daha açık olmanıza yardımcı olabilir. Unutulmaması gereken bir diğer nokta da şudur: evlilikte kalmak ya da ayrılmak gibi büyük kararlar genellikle yoğun stresin olduğu anlarda verilmemesi önerilen kararlardır. Şu anda hem hamilelik hem de çocukların sorumluluğu nedeniyle oldukça hassas bir dönemden geçiyorsunuz. Bu nedenle mümkün olduğunca kendinizi biraz daha güvende ve sakin hissedebileceğiniz bir ortamda, destek alarak değerlendirme yapmak daha sağlıklı olabilir. Birçok aile terapisti ilişkiler için şu gerçeği vurgular: “Çatışma evliliğin bitmesi anlamına gelmez; ancak çözülmeyen ve tekrar eden çatışmalar zamanla ilişkiyi yıpratabilir. ” Bu nedenle önemli olan, bu sorunların konuşulabileceği bir alan yaratabilmektir. Şu anda yaşadığınız duyguların anlaşılabilir olduğunu bilmeniz önemli. Kendinizi tamamen yalnız ve çıkmazda hissediyor olabilirsiniz; ancak bu durum çoğu zaman ya iletişimin yeniden yapılandırılmasıyla ya da profesyonel destekle daha net bir şekilde değerlendirilebilir. Öncelikle kendi sağlığınızı ve hamilelik sürecinizi korumanız, ardından ilişkinizde hangi koşulların değişmesi gerektiğini sakin bir şekilde ele almanız bu süreçte size yardımcı olabilir. Umarım yardımcı olabilmişimdir, ihtiyaç halinde iletişime geçebilirsiniz 🤍Psikolog/ Aile Danışmanı Lara Yelda Aktaş

Devamını Oku...

Merhaba, Yazdıklarınızdan, terapi sürecinin sizin için yalnızca bir destek değil aynı zamanda güvenli bir alan olduğunu anlıyorum. Uzun süre düzenli terapi aldıktan sonra, özellikle de tam kendinizi açabildiğinizi hissettiğiniz bir dönemde bu sürecin ani şekilde kesilmesi birçok kişide benzer duygular yaratabilir. Bu durum bazen “terk edilme” gibi hissedilebilir; çünkü terapi ilişkisi insanın duygularını en kırılgan haliyle paylaşabildiği nadir alanlardan biridir. Bu nedenle yaşadığınız yarım kalmışlık hissi ve yalnızlık duygusu oldukça anlaşılabilir bir deneyimdir. Aynı zamanda dikkat çekici olan şey, sizin bu duyguların farkında olmanız. Yazınızda yalnızlığın ve görülmeme hissinin sizi nasıl etkilediğini, hatta bunun bugünkü ilişkilerinize nasıl yansıdığını oldukça açık bir şekilde ifade etmişsiniz. Terapi literatüründe bu durum bazen “terk edilme şeması” ya da “duygusal güvensizlik beklentisi” olarak ele alınır. Kişi geçmişte gerçekten terk edilmiş veya yalnız bırakılmış bir deneyim yaşadığında, zihni ileride benzer bir durumun tekrar olabileceğini varsayarak sürekli tetikte kalabilir. Bu nedenle partnerin birkaç saat mesaj atmaması ya da bir arkadaşın kısa ve nötr bir mesaj yazması bile zihinde “benden uzaklaşıyor olabilir” düşüncesini tetikleyebilir. Burada önemli olan nokta, bu düşüncelerin çoğu zaman duygunun etkisiyle hızla oluşan yorumlar olmasıdır. Yani zihnimiz, geçmişte yaşanan yalnızlık deneyimlerini bugünkü ilişkilere otomatik olarak genelleyebilir. Bu durum kişinin sevdiği insanlarla olan ilişkisini zorlaştırabilir; çünkü kişi bir yandan yakınlık isterken bir yandan da sürekli kaybetme ihtimaline karşı tetikte kalır. Bu oldukça yorucu bir döngü olabilir. Bu döngüyü fark etmeye başladığınızda küçük bir egzersiz yardımcı olabilir. Özellikle partnerinizin veya bir arkadaşınızın davranışı sizi “terk ediliyorum” duygusuna götürdüğünde, düşünceyi doğrudan doğru kabul etmek yerine kısa bir durup yazma egzersizi deneyebilirsiniz. -Bir kağıdı üçe bölerek ilk kısma aklınıza gelen otomatik düşünceyi yazın (örneğin: “Bana mesaj atmıyor, artık benimle ilgilenmiyor olabilir”). -İkinci kısma bu düşünceyi destekleyen kanıtları yazın, üçüncü kısma ise bu düşünceyi desteklemeyen kanıtları. -Çoğu zaman üçüncü sütunda, o kişinin aslında sizinle vakit geçirmek istediğini gösteren birçok veri olduğunu fark edebilirsiniz. -Bu egzersiz zihnin otomatik olarak felaket senaryosu üretmesini yavaşlatmaya yardımcı olabilir. Aynı zamanda terapi sürecinin kesilmesi, o süreçte edindiğiniz farkındalıkların kaybolduğu anlamına gelmez. Tam tersine, şu anda bu duyguları fark edip sorgulayabiliyor olmanız o çalışmanın hâlâ sizinle birlikte olduğunu gösterir. İmkanınız olduğunda yeniden terapiye başlamak elbette faydalı olabilir; ancak o zamana kadar duygularınızı gözlemlemek, onları bastırmak yerine anlamaya çalışmak ve güvenli ilişkiler içinde küçük küçük yakınlık deneyimleri biriktirmek de iyileştirici bir süreç yaratabilir. Psikanalist Donald Winnicott’un şu sözü bu süreci güzel ifade eder: “İyileşme çoğu zaman yeni bir ilişki içinde değil, güvenli bir ilişki deneyimini içselleştirmekte başlar. ” Bazen terapi sona erse bile, o ilişkide yaşanan görülme ve anlaşılma deneyimi kişinin içinde yaşamaya devam eder. Kendinize karşı sabırlı olmanız önemli. Çünkü terk edilme korkusu genellikle bir anda ortadan kalkmaz; fakat kişi bu korkunun geldiğini fark edip ona otomatik olarak inanmak zorunda olmadığını öğrendiğinde, ilişkiler giderek daha güvenli ve rahat bir hale gelebilir. Bu farkındalığı geliştirme çabanız ise zaten iyileşme sürecinin önemli bir adımıdır. Umarım yardımcı olabilmişimdir, ihtiyaç halinde benimle iletişime geçebilirsiniz 🤍Psikolog Lara Yelda Aktaş

Devamını Oku...

Merhaba, Yaşadıklarınızı okurken bunun sizin için ne kadar yorucu ve ürkütücü bir süreç olmuş olabileceğini hissetmek zor değil. Çok küçük bir yaşta birinin sizi sürekli takip etmesi, farklı hesaplardan ulaşmaya çalışması, bulunduğunuz yerleri bulması ve hayatınıza bu kadar müdahale etmesi insanda ciddi bir güvensizlik ve kaygı duygusu yaratabilir. Böyle bir deneyim yaşayan birçok kişi uzun süre “tetikte olma”, kabus görme, geçmişi tekrar tekrar düşünme veya yeni ilişkilere karşı temkinli olma gibi tepkiler yaşayabilir. Bu, yaşadığınız şeyin sizin zihniniz ve sinir sisteminiz üzerinde bıraktığı doğal bir izdir; zayıflık değil, yaşanan stresin anlaşılabilir bir sonucudur. Bu tür deneyimlerde önemli olan noktalardan biri, zihnin geçmişte yaşanan tehdidi hâlâ aktifmiş gibi algılayabilmesidir. Özellikle uzun süreli takip ve baskı yaşandığında beyin kendini korumak için sürekli olası bir tehlikeyi taramaya devam edebilir. Bu yüzden kişi fiziksel olarak o durumdan uzaklaşmış olsa bile zihinsel olarak etkisi devam edebilir. İyileşme sürecinde amaç, hem yaşananların sizde yarattığı duyguları anlamak hem de hayatınızın kontrolünün tekrar sizde olduğunu hissetmeye başlamaktır. Bazen böyle deneyimlerden sonra kişiler “Neden izin verdim?”, “Neden görüşmeyi kabul ettim?” gibi kendini suçlayan düşünceler yaşayabilir. Oysa insanların zorlayıcı veya manipülatif davranışlarla karşılaştığında net sınırlar koyabilmesi her zaman kolay değildir; özellikle genç yaşta ve psikolojik olarak zor bir dönemden geçerken. Bu nedenle geçmişte verdiğiniz kararları bugünün bilgisiyle yargılamak yerine, o dönemde elinizden geleni yaptığınızı kabul etmek iyileşme sürecinin önemli bir parçasıdır. Şu anda istediğiniz şeyin “onu unutmak ve sağlıklı ilişkiler kurabilmek” olduğunu söylemeniz çok kıymetli bir farkındalık. Bu noktada küçük bir egzersiz yardımcı olabilir. -Zaman zaman aklınıza o kişi ya da geçmişte yaşananlar geldiğinde zihniniz otomatik olarak o anılara takılabilir. -Böyle durumlarda kısa bir “zihin yönlendirme egzersizi” deneyebilirsiniz:- Düşünce geldiğinde onu bastırmaya çalışmak yerine “Bu bir hatıra, şu an güvendeyim” şeklinde zihinsel olarak adlandırın ve ardından bulunduğunuz ortamda gördüğünüz beş şeyi, duyduğunuz üç sesi ve bedeninizde hissettiğiniz iki fiziksel duyumu fark etmeye çalışın. -Bu yöntem, zihninizi geçmişteki tehdit algısından şu ana geri getirmeye yardımcı olabilir. -Bunun yanında, mümkün olduğunca dijital sınırlar oluşturmak (engelleme, gizlilik ayarlarını güçlendirme, ortak çevreleri sınırlandırma) ve gerekirse hukuki ya da kurumsal destek yollarını araştırmak da kişinin kendini daha güvende hissetmesine yardımcı olabilir. Eğer geçmişte yaşadığınız bu deneyim hâlâ yoğun kaygı, kabuslar veya güvensizlik duyguları yaratıyorsa bir ruh sağlığı uzmanıyla bu süreci konuşmak da oldukça faydalı olabilir; çünkü bu tür deneyimler travmatik etki bırakabilir ve profesyonel destek bu yükü hafifletmede önemli bir rol oynar. Unutmayın, birinin takıntılı davranışları sizin değerinizi ya da kim olduğunuzu tanımlamaz. Yaşadığınız şey sizin suçunuz değil ve zamanla güven duygusunun yeniden kurulması mümkündür. Kendinize karşı sabırlı olmak ve şu anda kurmaya çalıştığınız daha sağlıklı yaşamın adımlarını fark etmek, iyileşme sürecinin en önemli parçalarından biridir. Umarım yardımcı olabilmişimdir, ihtiyaç halinde iletişime geçebilirsiniz 🤍Psikolog Lara Yelda Aktaş

Devamını Oku...