bu sorunlarımı nasıl çözebilirim
Ben 9-10 yaşlarındayken yatılı okula verildim şuan 20 yaşındayım ünide yurttayım, bu yaşıma kadar aldatıldım terkedildim dost kazığı aileden fizilsel psikolojik şiddet gördüm aç, parasız, dışlanmış, zorbalanmış her türlü şeyi yaşadım dışarıdan kimse beni yıkamadı ben savaştım ama kendi içimde yenildim baskıcı takıntılı stresli anksiyeteli OKBli kaygılı bağlanan biri oldum yazık ettim kendime bir çocukluk genclik borçluyum. Çok güzel giden bir ilişkim var bu huylarım yüzünden onu kaybetmek istemiyorum kendi hayatımı mahvettim ışığımı söndürdüm içsel ve geçmişten gelen savaşlarım ve çatışmalarım yüzünden onu vuramam bana yardım edin ben kendi hayatımı mahvettim yakın tarihte sınavım var ama çalışmaya mecalim hevesim bile kalmadı ama mecburum bu histen nefret ediyorum eğer düzelemezsem bir çoçuklugum yandı gencligim de yanıcak cebimde 3 kurusum bile olmayacak okb ve kaygılı bağlanmayı yenemiyorum sürekli ne yaptığını nerde olduğunu bilmek istiyorum ayrılır diye korkuyorum hep telefona bakmayınca kendimi kaybediyorum ben bakabiliyorsam herkes oda bakabilir diyorum o bakmıyor her zaman çok kaygılı endişeli panik atak biriyim
Bu soru 15 Temmuz 2026 07:34 tarihinde Psikolog Ecem Bakıner tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Merhaba sevgili danışan,
Yazdıklarınızı okurken yıllardır tek başınıza taşımaya çalıştığınız koskoca bir yaşam yükünü de hissettim. Açıkçası, bütün bunları bu kadar küçük yaşlardan itibaren yaşamak zorunda kalmış olmanızın bugün sizi ne kadar yorduğunu tahmin edebiliyorum. Bu nedenle önce şunu söylemek isterim; yaşadığınız duyguların yoğunluğu, yaşadığınız hayatın ağırlığından bağımsız değil.
İsterseniz yazdıklarınıza birlikte biraz daha yakından bakalım.
Henüz 9-10 yaşlarındayken yatılı okula gitmek zorunda kalmanız, tam da bir çocuğun en çok güvene, korunmaya ve ait hissetmeye ihtiyaç duyduğu dönemlerde evinden ve alışık olduğu yaşamdan ayrılması demekti. Bunun üzerine bir de aile içinde fiziksel ve psikolojik şiddet yaşamanız, dışlanmanız, zorbalığa maruz kalmanız, maddi yoksunluklar yaşamanız, aldatılmanız ve terk edilmeniz... Aslında bunların her biri tek başına bile insanın ruhunda derin izler bırakabilecek yaşantılar. Siz ise bunların pek çoğunu arka arkaya yaşamışsınız.
Yazınızda "Dışarıdan kimse beni yıkamadı, ben kendi içimde yenildim." diyorsunuz. Bazen insanı en çok yoran şey, yaşadığı olaylardan çok, o olayların ardından zihninde verdiği bitmeyen mücadeledir. Dışarıdaki zorluklarla savaşmayı öğrenmiş olabilirsiniz; ancak içinizde yıllardır korkan, incinen ve yeniden terk edilmekten çekinen o tarafınız hâlâ kendini güvende hissedemiyor gibi görünüyor.
Tam da bu nedenle yaşadığınız kaygıyı, OKB belirtilerinizi ya da sürekli kontrol etme ihtiyacınızı yalnızca "takıntı" olarak değerlendirmek eksik kalabilir. Çünkü bunlar çoğu zaman geçmişte defalarca incinmiş bir zihnin kendini koruma çabasıdır. Sanki zihniniz size sürekli, "Hazırlıklı olursam daha az incinirim.", "Kontrol edersem terk edilmem." demeye çalışıyor. Kısa süreliğine sizi rahatlatıyor gibi görünse de, zamanla bu döngü kaygınızı daha da besleyebiliyor.
Öte yandan ilişkinizden bahsederken kullandığınız bir cümle dikkatimi çekti: "Çok güzel giden bir ilişkim var ama onu kaybetmek istemiyorum."
Aslında bu cümlenin içinde çok tanıdık bir korku var. Geçmişte güven duyduğunuz insanlardan incinmiş olmak ya da sevginin sürekliliğini deneyimleyememek, bugün sevildiğinizde bile zihninizin sürekli en kötü ihtimali düşünmesine neden olabilir. Bu yüzden partneriniz telefonuna geç baktığında zihniniz bunu yalnızca "Telefonuna bakmadı." şeklinde değerlendirmiyor; çoğu zaman "Benden uzaklaşıyor mu?", "Artık eskisi kadar sevmiyor mu?", "Ya beni terk ederse?" gibi çok daha derin anlamlarla yorumluyor olabilir. İşte kaygılı bağlanma da çoğu zaman tam olarak böyle çalışır.
Burada şunu söylemek isterim; partnerinizi sürekli merak etmeniz ya da kontrol etme ihtiyacı hissetmeniz, aslında partnerinizden çok geçmişte yaşadığınız kayıplarla ilişkilidir. Çünkü bazen bugünkü ilişkilerimizde verdiğimiz tepkiler, bugünün değil, yıllar önce karşılanmamış ihtiyaçlarımızın ve yarım kalmış duygularımızın sesidir.
Bir başka dikkatimi çeken nokta ise kendiniz için kullandığınız şu cümleler oldu: "Kendi hayatımı mahvettim.", "Işığımı söndürdüm.", "Çocukluğum yandı, gençliğim de yanacak."
Bu cümleleri okurken kendinize karşı ne kadar sert davrandığınızı hissettim. Oysa ben satırlarınızın arasında hayatını mahvetmiş birini değil; yıllardır çok zor koşulların içinde ayakta kalmaya çalışan, yorulan, bazen umutsuzluğa kapılan ama buna rağmen hâlâ yardım isteyen, hâlâ ilişkisini korumaya çalışan, hâlâ sınavına hazırlanmaya çalışan ve en önemlisi "Ben böyle yaşamak istemiyorum." diyebilen birini görüyorum.
Ayrıca, "Kendime bir çocukluk borçluyum." diyorsunuz. Bu cümlenizi okurken, sanki yaşadıklarınızın sorumluluğunu da bir yönüyle kendi omuzlarınıza yüklediğinizi hissettim. Oysa aslında kendinize bir çocukluk borçlu olduğunuzu söyleseniz de, size çocukluk borçlu olan kişi siz değilsiniz. Güvende hissedebileceğiniz, sevildiğinizi koşulsuzca hissedebileceğiniz, ihtiyaçlarınızın fark edildiği ve duygularınızın görülüp anlaşılabildiği bir çocukluk size sunulamadı. Bugün bunun eksikliğini hissetmeniz ya da yasını tutmanız sizin zayıflığınız değil; zamanında karşılanamamış duygusal ihtiyaçlarınızın bugüne uzanan izleridir.
Şu an yaşadığınız yoğun kaygının sınav sürecinizi de etkilediğini söylüyorsunuz. Böyle zamanlarda zihin sürekli alarm hâlinde çalıştığı için ders çalışmaya odaklanmak, eskisi kadar istekli hissetmek ya da enerji bulabilmek gerçekten zorlaşabilir. Bu durum sizin yetersiz ya da başarısız olduğunuzu göstermez; yalnızca zihninizin uzun zamandır çok fazla yük taşıdığını gösterir.
Yine de bütün bunları tek başınıza taşımamanızı isterim. Özellikle çocukluk yaşantılarınız, kaygılı bağlanma örüntünüz, OKB belirtileriniz ve panik ataklarınız birlikte değerlendirildiğinde bir psikolog eşliğinde psikoterapi sürecine başlamanız oldukça kıymetli olacaktır. Çünkü bazen yalnızca bugünkü belirtileri hafifletmek değil, o belirtileri besleyen geçmiş yaraları da birlikte onarmak gerekir. Gerektiğinde bir psikiyatri değerlendirmesi de tedavi sürecine destek sağlayabilir.
Son olarak size şunu söylemek isterim... Belki de bugün kendinize "Hayatımı mahvettim." demek yerine, yıllardır bütün bu yükleri tek başına taşımak zorunda kalan o küçük çocuğa ilk kez şefkatle bakabilmek iyileşmenin en kıymetli adımlarından biri olacaktır.
Çocukluğunuzda yaşadıklarınızı değiştiremeyiz. Ancak o çocukluğun bugünkü hayatınızı yönetme biçimi değişebilir. Yazınızın sonunda "Eğer düzelemezsem gençliğim de yanacak." diyorsunuz. Ben ise tam bu cümlenin içinde küçük ama çok değerli bir umut görüyorum. Çünkü bu cümleyi kuran tarafınız aynı zamanda yardım isteyen, değişmek isteyen ve iyileşmek isteyen tarafınız. Bazen iyileşmek; geçmişi silmek değil, geçmişin bugününüz üzerindeki yükünü yavaş yavaş hafifletebilmektir. Ve bu yolculukta bunu tek başınıza yapmak zorunda değilsiniz.
Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman sizin için burada olacağım.
Sevgiyle Kalın
Psikolog Ecem Bakıner
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.