Düğünüme 2 ay kaldı korkuyorum
Betül canbelle öncelikle konuşmak istiyorum betül hanım sürecimi öncelikle az çok bildiğinizi düşünüyorum son geldiğim durumdan sizlere birez bahsetmek ve şeffaf olmak istiyorum nişanlımın genel özelliklerinden bahsetmek istiyorum öncelikle onu ben sisli havaya benzetiyorum ne zaman ne hissedeceği ve nasıl olduğu belli olmayan biri,bunca yıl sevdim ama pekte görmek istemiyor sevince insan kötü yanını konduramıyor hiç ama onun en tipik özelliklerinden biri belirsiz oluyor olması ne zaman neye sinirlendiğiyle ne zaman neye mutlu olduğu belli değil basen bipolar mı scaba diye içimden fazlaca geçirdiğim an oluyor. herkes için dünya üzerinde kabul edilen bir doğrı varsa ona yanlış geliyorsa yanlıştır ve herkes ona uymak zorunda şeklinde düşünüyor.İstekleri karşılanmadığı noktada sinirlenen bir yapısı var çocukken çok bastırılmış bi çocuk genel ruh hali sessiz,konuşkan değil ve depresif bir moda sahip ağırlıklı olumlu yönleri ilişkimiz için kavuşabilmemiz adına çok çabaladı çok uğrsştı imkansızlık içinde hep imkna yaratmaya çalıştı bir yere gidelim dediğimde hayır demedi hiç ama bunun yanında da çiçek beklediğim zaman talep ettiğim zamanda almayan biri çok değişik bir karakteri var ama ben hep o iyi halini bizim için çabalayan didinen sevdiği zaman bebek gibi seven haline tutundum sevdiği zamanda gerçekten bebek giib seven biri ama kıskançlık boyutu çok ileri düzey bu da ilişkiyi çok yıpratan bie durum bununla alakalı bir şey söylediğimde ise seni dediklerini yapabilmem için kıskanmamam için ya seni umursamamam lazım ya sevmemem buna bağlıyor sevgiye bağlıyor kaygılarını benim üstümde baskı kurarak ksrşılamaya çalışmasını.bu âna kadsr bir problem yoktu dediğim gibi 2-3 ay kala düğüne yaşadığımız kavgalar onun benimle konuşmak yerine kestirip atması,istediği herhangi bir şeye “hayır” diyebildiğim için yüzük çıkarması herşey beni bu süreçte inanılmaz yordu ve tutunacak çok şeyim olsada gözüm ve gönlüm sanki görmemeye çalışıyor gibi hşssediyorum sanki sorun aramaya daha meyilli gibiyim şuan sankş içim onu terk etmek istiyor tutan şeyler anılar,verdiği çaba,yıllarımız,yaptıklarımız,bana güzel davrandığı anlar ama ya kötüleri diyorum kendime sonra dmnüp bakıp fiziksel temaslı ve ya küfürlü kavgaları.. “bunların hiç birini doğru bulmuyorum ama özür dilemiyorum” diyor bana fiziksel boyutta yaptığı hareketler için bu süreçte daha fazla ilerlemeden kendime bir yol çizmem gerektiğini düşünüyorum konuşmaya çalışıyorum hala ama bıktım diyor bana her seferinde bu konuşmaları yapmaktan bıktım benim düşünecek bir şeyşm yok otur düşün taşın sen karar ver diyor sinirlendiğim ve sinirleneceğim şehleri değiştiremem diyor ama baskılıyorum şuan diyor benimde içimden bir gün baskılar 2 gün baskılar ya 3 diyorum ? Yarın bir gün kocam olmasının verdiği psikolojiyle ya daha ileriye giderse diyorum sanırım ben herşeyden kaçıyorum şuan zaman dursun istiyorum hatta günler ilerlemesin evet biliyorum kusursuz çift diye bir şey yok ama birbirini anlamaya gönlü olan iki insan vardır diye düşünüyorum ona göre benim,bana göre onun gönlü yok bir de zamanla kavgalardan sonra gelmeyen özür konuşulmadan devam edilen her an daha da özensizleşti sankş durum ilişkşde iltifatla güzel sözle besleniyormuşım ben bunu yapmıyor olması belki de kopardı bende çoğu şeyi şimdi dışardan 3.kişiden ilgi görünce ve ya güzel söz gelince hoşuma gidiyor kendime yalan söyleyemiyorum eskisi kadar buluşmak gelmiyor içimden anlaşıldığımı hşssettim beni gören beni duyan insanların yanına kaçıyorum bana güzel olmuşsun demekten çekinmeyen sanki karnımı dışarda doyuruyorum öyle hşssediyorum asla yanlış bir durum yapmıyorum ama ilgi açlığım öyle büyük ki en son dün bana çiçekle geldi onca seneden sonra ilk defa içinden gelerek mutlu oldum ama sanki eskisi gbii bir kıymeti de yoktu daha az hissediyordum bazen ona baktığımda suratı yabancılaşıyor bazen de benim sevgilim senden vazgeçmemeliyim diyorum içimden bu iki döngü arasında sıkıştım lütfen dönüş yapın lütfen
Bu soru 10 Haziran 2025 19:14 tarihinde Psikolog Betül Canbel tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Merhaba Sevgili Danışan,
Yazdıklarını büyük bir dikkatle okudum. Kelimelerinin arasında, kalbinde taşıdığın hem sevgiyi hem kırgınlığı hem de kararsızlığı hissetmek çok mümkün. Bir yandan yıllardır süren bir ilişkiye emek vermiş olmanın getirdiği bağ var, diğer yandan ise artık seni zorlayan, seni sen olmaktan uzaklaştıran bazı davranışlar ve dinmeyen bir huzursuzluk hissi. “Düğünüme iki ay kaldı, ama içimden bir ses gitme diyor” demek, bir kadının hayatındaki en kırılgan ama aynı zamanda en cesaret isteyen fark edişlerinden biridir.
İlişki anlatımında partnerini "sisli bir hava"ya benzetmen, belirsizlik ve öngörülemezlik duygularının senin için ne kadar yorucu olduğunu çok iyi anlatıyor. Sevgide istikrar, ruh halinde tutarlılık, bir ilişkinin güvenli bağ kurması için gereklidir. Fakat senin tarif ettiğin yapıda partnerin ne zaman ne yapacağı belli olmayan, bazen çok seven, bazen de uzaklaşan biri gibi duruyor. Bu belirsizlik, seni sevildiğine inandığın ama aynı zamanda içten içe sürekli tetikte olduğun bir ilişki biçimine sürüklemiş olabilir. Özellikle “ne zaman neye sinirlendiği belli değil” cümlesi, duygusal güvensizliğin temelini açıklıyor. Böyle bir ortamda kişi sevse bile, zamanla yorgun hisseder çünkü sürekli ruh hâlini ve sözlerini tartmak zorunda kalır. Sevgiyle birlikte yük de taşınır.
İlişkinizde partnerinin bastırılmış bir çocukluk geçirdiğini, çevresine karşı depresif, sana karşı ise zaman zaman çok çabalayan bir tutumu olduğunu ifade etmişsin. Bu aslında sana çelişkili bir sevgi sunuyor: Bir yandan sana emek veriyor, zaman ayırıyor, planlar yapıyor, ama öte yandan kıskançlık düzeyiyle, kontrol etme isteğiyle, özürsüz şiddet içeren davranışlarıyla seni ilişki içinde yalnız bırakıyor. İlişkilerde sadece dışarıdan görünen fedakârlık değil, içeride yaşanan duygusal iklim çok daha belirleyicidir. Partnerinin senin için “çabalayan” hâlini önemsiyorsun ama unutmamak gerekir ki, bu çabanın yanında duygusal olarak seni aşağı çeken, seni baskılayan bir yön de var ve bu yön seni sen olmaktan uzaklaştırıyor olabilir.
Özellikle tartışmalarda yaşanan fiziksel temaslar ve küfür gibi davranışların senin belleğinde güçlü izler bıraktığını söyleyebilirim. Bu tür davranışların ardından gelen özürler bile çoğu zaman iyileştirici olmazken, senin partnerin bu eylemleri kabul etmediği gibi, özür dilememeyi de savunuyor. Bu ciddi bir kırılmadır. Çünkü bir ilişki içinde özür, kişinin yaptığı davranışın sorumluluğunu üstlenmesi, sizi incittiğini fark etmesi ve gelecekte bunu tekrar etmemek için adım atmaya niyetli olduğunu göstermesi anlamına gelir. Özür yoksa, değişim umudu da yoktur. Fiziksel ya da sözel şiddeti normalleştirmeye başladığınızda, bir kadının kendi iç sesi de zamanla bastırılır ve sonunda şu cümleler kurulur: “Ama çok seviyor… Ama çiçek getirdi… Ama uğraşıyor…” Oysa bu “ama”lardan önce gelen her kırgınlık duygusu, sizin için çok gerçek ve içsel olarak çözülmemiş bir alandır.
Bir ilişkide sevgi yeterli değildir. Özellikle evlilik gibi bir yaşam ortaklığı kurmayı planladığınız bir yapıda, sadece sevgi değil, saygı, duyarlılık, sorumluluk ve ruhsal güven de eşit derecede önemli faktörlerdir. Eşiniz olacak kişinin yalnızca size zaman ayırması, plan yapması değil, sizin duygularınızı duyabilmesi, sizi anlamaya gönüllü olması, size duygusal olarak güven verebilmesi gerekir. Partnerin bu noktada “benim düşünecek bir şeyim yok, sen düşün taşın” diyorsa, aslında ilişki sorumluluğunu tek taraflı sana yüklüyor demektir. Bu da bir ilişki değil, yük paylaşımı olmayan bir bağ anlamına gelir.
Gözlemlediğim başka önemli bir konu da, ilgi görmediğin bu ilişkide dışarıdan gelen küçük ilgilere bile kendini açtığını ifade etmen. Bu da bize şunu gösteriyor: İlişkideki duygusal açlık, seni yalnızca yoran değil aynı zamanda içsel olarak da eksilten bir yere sürüklüyor. Biri güzel bir söz söylediğinde, sana değer verdiğini gösterdiğinde bundan etkilenmen çok anlaşılır çünkü insan ancak beslenmediği yerde açlık hisseder. Bunu suçlamak yerine, bu hissi anlamaya çalışmak gerekir. Partnerinden iltifat, onay, duygusal yakınlık göremediğinde başka yerde duyulmak istemen, ilişki içindeki doyumsuzluğun net bir göstergesidir. Elbette ki başka biriyle bir ilişkiye başlamadan önce mevcut ilişkideki dinamikleri değerlendirmek gerekir. Ama bu değerlendirmeyi yaparken kendini yargılamak ya da bastırmak değil, duygularını anlamlandırmak daha sağlıklı olur.
“Artık onunla buluşmak bile istemiyorum, eve dönmek istiyorum, bir an önce yalnız kalmak istiyorum” gibi cümleler de, içsel olarak ne kadar uzaklaştığını gösteriyor. Sevginin olduğu yerde, bir arada olma arzusu da vardır. Ama senin şu anda yalnız kalmak istemen, muhtemelen zihninin ve kalbinin dinlenmeye olan ihtiyacından kaynaklanıyor. Çünkü uzun süredir sadece duygusal değil, zihinsel olarak da fazlasıyla yıpranmışsın. Bu yalnızlık arzusu kaçmak değil, belki de kendini tekrar duyabilmek için bir sığınma çabası. İlişkiler bazen insanın benliğini örter. Özellikle sınırları zorlayan, kişinin ihtiyaçlarını bastırmaya zorlayan ilişkilerde bu daha da belirgin olur. Sen şu anda belki de kendi iç sesine tekrar ulaşmak istiyorsun.
Tüm bunlar ışığında sana önerim şu olur: Düğün tarihi yaklaşmış olabilir ama hayatının kalan 30–40 yılı için şu an karar verdiğini unutma. Bugünkü yorgunlukların, görmezden geldiğin her kırgınlık, evlilik sonrası büyüyerek karşına çıkabilir. Birbirini anlayan, duyarlı iki insan, evlilikte sorunlarla baş edebilir. Ama sadece biri çaba gösterdiğinde bu artık ilişki değil, bir tarafın tükenişi olur. Şu an partnerin değişmek yerine seni düşünmeye ve karar almaya zorluyorsa, bu kararı sadece sevgi değil, gözlem ve farkındalıkla vermelisin.
Kendine şu soruyu dürüstçe sormanı isterim: “Partnerim şu an olduğu gibi kalırsa, onunla ömür boyu yaşamak ister miyim?” Eğer bu soruya kalbin net bir şekilde “evet” diyemiyorsa, bu duyguya güven. Korkuların, pişmanlık endişelerin olabilir ama asıl pişmanlık, duyduğun ama bastırdığın iç sesine sırt çevirmek olur.
Sen güçlü bir kadınsın. Bu sürecin neresinde olursan ol, kendi hayatına dair karar alacak cesaretin, farkındalığın ve içgörün var. Lütfen kendini bastırma, kulaklarını kapatma. Düğün hazırlıkları devam ederken, sen kendi iç hazırlığını tamamlamadan ilerleme. Çünkü hayat, törensel bir günle değil, birlikte geçecek yüzlerce sıradan günle şekillenir. O günlerin huzurlu olup olmayacağına bugün sen karar veriyorsun.
Umarım cevabım faydalı olmuştur. Değerlendirilmesini istediğin farklı bir soru veya aklına takılanları yeni bir soru oluşturarak sorabilirsin.
Sevgiler,
Psikolog Betül Canbel
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.