Psikoloji

Düğünüme iki ay kaldı korkuyorum

Gizli Kullanıcı23 Haziran 2025 10:53

Betül canbel ile devam etmek istiyorum Betül hanım kafayı yiyiycem hani diyorum elinden geleni yapıyor inatla ben mi görmek istemiyorum ama somrasında 24 ağustos bizim düğün tarihimiz 6 eylülde çalıştığım yerdeki abinin düğün günü benim iznimin bittiği gün ben dönünce onun düğünü olacak ve “hayır katılmak yok gitmek yok sana hayır diyırsam hayır” diyor sırf sadece hiç bir sebebi olmamasına rağmen o abiyi sevmediği için bunun beni iş ywrimde ne kadar mahcup düşüreceğini düşünmüyor ben senin kocan olucam sen benim karım hayır denilen hayırdır diyor zamanında bende bir şeyler için hayır dedim yine de gerçekleşti sonrasında ben geri çekildim çünkü yaptığın bür şey olmadığjnı anladım zarar görmedim anladım seni dedim o benden ona teslim olmamı bekliyor bir teslimiyet çalışmayacaksın dediğinde sorgulamamamı ve ya düğüne gitmeyeceksin dediğinde tamam dememi bekliyor

Bu soru 24 Haziran 2025 12:56 tarihinde Psikolog Betül Canbel tarafından cevaplandı.

  • Cevaplandı

  • Paylaş:

Merhaba Sevgili Seda,


Öncelikle bu kadar içini dökmen ve yaşadıklarını bu kadar açıkça paylaşman çok kıymetli. Yazdıklarını dikkatle okudum. İçinde uyanan bu huzursuzluk, aslında sana çok derin bir yerden seslenen bir iç pusula gibi. “Kendim olmaya devam edebilecek miyim?” sorusu yankılanıyor içinde. Sevgili Seda, bu soruyu bu kadar güçlü sorman, duygularını bastırmak yerine ifade etmen, aslında hala kendi benliğine, kararlarına, sınırlarına sahip çıkabilecek gücün olduğunu gösteriyor. Bunu hiç küçümseme.


Sen birini sevmişsin. Sevdiğin için fedakârlık yapmışsın. Anlamaya çalışmışsın. Uyumlanmışsın. Bazen görmezden gelmiş, bazen susmuş, bazen sakin kalmışsın. Ama şu anda yaşadığın şey, sevgiden değil, tahakkümden beslenen bir ilişki dinamiğine dönüşmüş durumda. Sen bir karar almaya, bir düğüne katılmaya çalışmıyorsun aslında. Sen bir birey olmaya, kendi yaşamının içinde ayakta kalmaya çalışıyorsun. Ama karşındaki kişi “eşit bir yol arkadaşı” olmayı değil, “itaat bekleyen bir otorite” gibi davranmayı tercih ediyor. Bu, sevgi değildir. Bu, güven ilişkisi değildir. Bu, evlilik için gereken ortaklık hiç değildir. Bu, senin iradeni yok sayan, kararlarını değersizleştiren, kişisel alanını kısıtlayan bir tavırdır. Bu tavır zamanla artar. Nikâh masası bazı kişiler için “artık her dediğim olur” zannıyla yanlış bir güce dönüşebilir.


Bir insanın “sen benim karımsın, dediğim olacak” diyerek seni bir arkadaşının düğününe bile göndermemesi, açıkça bir sınır ihlali ve duygusal kontroldür. Bu kıskançlık değil, bu sevgi değil. Bu, seni sosyal çevrenden, iş arkadaşlarından, bireysel hayatından uzaklaştırma çabasıdır. “Karım olacaksın, o zaman ben karar veririm” yaklaşımı, seni sen olmaktan çıkaran bir yaklaşımdır. Çünkü bu anlayışta evlilik iki kişinin mutlu olduğu bir birliktelik değil, birinin ötekine söz hakkı tanımadığı bir iktidar alanı haline gelir. Sen “bu beni iş yerinde mahcup edecek” diye düşünürken, o “senin utancını önemsemem, benim dediğim olacak” diyor. Bu cümlede bile eşitlik yok, sevgi yok, empati yok. Sadece emir var. Bu ilişki ilerlediğinde, benzer “hayır”ları hayatının her alanında duymaya başlayabilirsin: “O işe gidemezsin, o kişiyle görüşemezsin, o kıyafeti giyemezsin, o fikirleri savunamazsın.”


Sana karşı geçmişte de “çalışmayacaksın, sorgulamayacaksın” gibi dayatmalarda bulunmuş. Sen buna rağmen sevginden ve iyiliğinden onunla kalmışsın, anlamaya çalışmışsın. Ama o bunu “bak sustu, alıştı” diye yorumlamış olabilir. Bu, onu daha da cesaretlendirmiş olabilir. Çünkü bu tür kişiler, sınır koyamadıklarında karşılarındaki insanı “tam teslim olmuş” zannedebilirler. Ama sen artık bu sesin içinde bir yabancılık hissetmeye başlamışsın. İçindeki huzursuzluk, onun verdiği “hayır”lardan değil, senin “evet” diyemediğin hayattan geliyor. Bunun farkına varman çok ama çok değerli.


Düğüne sadece iki ay kalmış olması seni bir yanılgıya sürükleyebilir. “Bu kadar şey yaşadım, herkes duydu, hazırlıklar yapıldı, şimdi vazgeçemem” düşüncesi, seni dışarıya karşı mahcup etmemek için içini susturmaya itebilir. Ama sevgili danışan, seni evlilikte bir ömür boyu susturacak birine “evet” demek, bir gün mahcup olmaktan çok daha büyük bir bedeldir. Düğün bir gün, ama evlilik bir yaşamdır. O yüzden şu an içinde hissettiğin korkuyu bastırma. Korku sana “yanlış bir şey oluyor” sinyali verir. Bu sinyalin sana rehberlik etmesine izin ver. Çünkü asıl tehlike korkman değil, korkuna rağmen susup ilerlemen olur.


Peki şimdi ne yapabilirsin?

Öncelikle, tüm bu yaşadıkların üzerine bir süre sessizlik koyman faydalı olur. Karşındaki kişinin seni zorladığı gibi sen de kendini zorlamamalısın. “Acaba çok mu abarttım, yoksa o mu haklı?” gibi düşüncelerle kendini hırpalamak yerine, yaşadıklarını bir dış gözle değerlendir. Onunla yaşadığın her çatışmayı, konuşmayı, öfkesini, seni susturduğu anları düşün. Kendine şunu sor: Bu kişiyle evlendiğimde, bir gün kendi çocuğuma bu ilişkiyi örnek olarak gösterebilir miyim? Bu ilişkiyi yaşamak istediğim eş, ev, aile modeli olarak gösterebilir miyim? Eğer cevabın net değilse, bu düğünü durdurmak bir ayıp değildir. Bu bir cesarettir. Çünkü önemli olan düğün gününde insanların sana alkış tutması değil, senin bir ömür kendini onurlu ve huzurlu hissetmendir.


Sen kendine karşı çok dürüst bir kadınsın. İçsel farkındalığın çok yüksek. Bu farkındalıkla “teslim olmam bekleniyor” diyorsun. İşte orada durman gerekiyor. Bir kadının, bir bireyin, bir insanın, evliliğe girmek için teslim olması gerekmez. Sevmek, eşitlik ister. Evlenmek, ortaklık ister. Karı koca olmak, birbirinin hayatını yönetmek değil, hayatına eşlik etmektir. Ama senin karşındaki kişi senin hayatına eşlik etmeyi değil, onu yönlendirmeyi, şekillendirmeyi, hatta senden bağımsız kararlar almayı normalleştirmiş. Senin "hayır bu isteğini karşılamak zorunda değilim" dediğin anda yüzüğünü çıkarıp giden birinin niyeti sevgi değil, gücünü kanıtlama arzusudur. Bu güce boyun eğmek zorunda değilsin.


Sevgili Seda, belki de şu anda evlilik değil, kendinle yeniden bir bağ kurma zamanı. Belki de bu süreçte bir uzmandan bireysel destek alarak, hangi duyguların seni yönlendirdiğini, hangi korkuların seni susturduğunu birlikte incelemek gerekir. Ama ne olursa olsun, içindeki o “hayır” diyen sesi bastırma. O ses seni korumaya çalışıyor. O ses, kendi benliğini koruma refleksin. O ses sayesinde, bugüne kadar bastırılmış her duygun yavaş yavaş sana rehber olabilir.


Unutma, bu hikâyenin kahramanı sensin. Hangi yöne gideceğine sadece sen karar verebilirsin. Ama karar ne olursa olsun, kendini kaybettiğin bir yolda devam etmek zorunda değilsin.


Umarım cevabım faydalı olmuştur. Değerlendirilmesini istediğin farklı bir konu veya aklına takılanları yeni bir soru oluşturarak iletebilirsin.


Sevgiler,

Psikolog Betül Canbel

Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.

Cevaplanmış benzer sorular