Duygusal boşluk
Merhabalar 41 yaşındayım 7 yıl önce bir evlilik yaptım ve eski eşim uzun süredir hayatımda olan biriydi evliliğimizin 3. ayı hamile olduğumu öğrendim ama anneliğe hazır değildim ve buna sevinemedim bile 7 aylık hamile iken eski eşimin uykusunda sevgilisinin adını sayıkladığını duydum ve o gün aldatıldığımı öğrendim benim için ilk yıkım o gün başladı sonra çocuğumuz doğdu ve 3 ay sonra eski eşim istediğim hayat bu değil dedi ve gitti
Bana sormamıştı benim istediğim hayat bu mu diye tek başıma küçücük bir çocukla hayatta kalma moduna geçtim içimde büyük bir öfke ve hayal kırıklığıyla annelik yapmaya çalıştım ve elimden gelinin en iyisini yaptım Oğlum biraz büyüdükten sonra terapi ve ilaç desteğine başladım şimdi daha iyi gibiyim ama artık duygularım yok gibi yani duygularımı hissedemiyorum içimde bir boşluk var
En kırıldığım ise oğlum babasıyla bağ kurdu ama benimle kaygılı bir bağı var onu çok seviyorum ama duygularımı hissedemediğim için ona duygusal aktarım yapamıyorum ve kendimi bu konuda suçlu hissediyorum
Bu soru 12 Temmuz 2026 19:08 tarihinde Klinik Psikolog Şevval Kurnaz Ünyılmaz tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Merhabalar,
Yaşadıklarınız gerçekten çok ağır ve bir insanın tek başına göğüslemesi oldukça güç deneyimler. Hamilelik gibi hassas bir dönemde aldatıldığınızı öğrenmeniz, ardından bebeğiniz henüz üç aylıkken eşinizin sizi terk etmesi, gizli kırılganlıkların büyük stres faktörleriyle tetiklendiği bir süreci başlatmış olabilir. İçinizde hissettiğiniz o büyük boşluk ve duygusuzluk hissi, aslında o dönemde geçmek zorunda kaldığınız hayatta kalma modunun bir yan etkisidir; zihniniz çok büyük bir acıyla (aldatılma ve terk edilme) başa çıkabilmek için duygularınızı bir savunma mekanizması olarak bastırmış olabilir.
Yaşadığınız yıkım sonrası geçtiğiniz hayatta kalma modu, zihninizin enerjisini sadece temel işlevlere (çocuğun bakımı, fiziksel güvenlik) odaklamasına neden olur. Bilişsel kırılganlık teorisine göre, çocukluktan gelen veya sonradan edinilen olumsuz deneyimler, stresli olaylarla karşılaşıldığında uyumsuz tepkiler doğurabilir. Sizin durumunuzda duygularınızı hissedememeniz, kendinizi daha fazla hayal kırıklığı ve öfkeden korumak için geliştirdiğiniz bilişsel bir koruma kalkanı olabilir. Ancak bu durum, başkaları modelinizi (insanlara duyulan güven) zedelediği için oğlunuza duygusal aktarım yapmanızı zorlaştırıyor olabilir.
Kaygılı bağlanma genellikle çocuğun ihtiyaç duyduğu sevgi ve şefkat anlarında bakım verenin (bu durumda sizin) sabit ve sürekli bir güven alanı kuramadığı durumlarda gelişir.
Neden Sizle Kaygılı? - Bebeğinizin ilk aylarında ve büyüme sürecinde sizin içinizde yaşadığınız büyük öfke, hayal kırıklığı ve duygusal yokluk, istemeden de olsa ona yansımış olabilir. Annenin stres düzeyinin ve çocukla yaşadığı etkileşimin niteliğinin, çocuğun ilerideki ilişkilerinde model oluşturacağı bilinmektedir.
Babasıyla Neden Daha Farklı? -Çocuklar bazen kendilerini terk eden veya daha az gördükleri ebeveynle, o ebeveynin sunduğu kısıtlı olumlu anlara tutunarak farklı bir bağ kurabilirler. Ancak kaygılı bağlanan çocuklar bakım veren yanındayken bile huzursuz olabilir ve bakım veren geri döndüğünde hem yakınlık isteyip hem de öfke (vurma, tekmeleme) gösterebilirler.
Kendinizi suçlu hissetmeniz, aslında oğlunuza duyduğunuz derin sevginin bir yansımasıdır. Ancak bağlanma iki taraflı bir ilişkidir ve sizin o dönemdeki kapasiteniz, yaşadığınız travma nedeniyle sınırlıydı.
Tedaviye başlamış olmanız en doğru adımdır. Psikanalitik yaklaşımlı bir terapi, bu duygusuzluk halinin kökenindeki bastırılmış çatışmaları (eski eşe öfke, anneliğe hazır hissetmeme) bilince çıkararak duygusal blokajı açmanıza yardımcı olabilir.
Bağlanma stilleri kader değildir. Güvenli bağlanma, birincil bakıcının çocuğun işaretlerini doğru okuması ve gecikmeden yanıt vermesiyle gelişir. Şu an duygularınızı tam hissedemeseniz bile, onunla kurduğunuz fiziksel temas, bakış ve birlikte vakit geçirme gibi bağlanma davranışları aranızdaki bağı zamanla iyileştirebilir.
Nasıl iyileştirilir?
Bebeklikten itibaren gelişen bağlanma davranışları, çocuk büyüse bile bağın temelini oluşturur. Bu davranışları günlük etkileşimlerinize dahil edin:
Çocuklar bakım verenleriyle göz kontağı ararlar; bu arayışa yanıt vermek güven hissi oluşturur. Ona bakarken yumuşak bir ifade takınmaya çalışın.
Sarılmak, elini tutmak veya yakınında oturmak gibi temas içeren davranışlar, memelilerde en temel güven kaynağıdır.
Aranızda özel bir bağ kurmak için gülümsemenin önemi büyüktür; bu davranış çocuk için bir ödül niteliğindedir ve onunla daha fazla zaman geçirme arzusu yaratır.
Oğlunuz bir şeylerle uğraşırken onun için güvenli bir üs olun; ihtiyaç duyduğunda veya korktuğunda ona destek sağlayacağınızı bilmesi bağı güçlendirir.
Kaygılı bağlanan çocuklar, bakım veren odadan ayrıldığında aşırı huzursuz olabilir ve döndüğünde öfke gösterebilir. Bu anlarda sabırlı kalarak onu rahatlatmaya çalışmak (tutarlı bir yanıt vermek), kaygısının zamanla azalmasına yardımcı olabilir.
Güvenli bağlanma, çocuğun ihtiyaçlarının (korku, stres, açlık) doğru okunması ve bunlara gecikmeden yanıt verilmesiyle oluşur.
Oğlunuz size bir sinyal gönderdiğinde (ağlama, ses çıkarma, yaklaşma), ona yumuşak ve yüksek perdeden bir sesle karşılık vermek etkileşimi artırır.
Oğlunuzun duygularını ifade etmesine izin verin; sosyal duygusal gelişim için duyguları anlamak ve yönetmek kritik bir beceridir.
Yaşadığınız travma sonrası oluşan duygusal boşluk, sizin benlik modelinizi ve başkalarına duyduğunuz güveni etkilemiş olabilir.
Terapiye devam etmeniz, bu bastırılmış çatışmaların (aldatılma ve terk edilme öfkesi) farkına varmanızı sağlayarak, oğlunuza daha sağlıklı bir duygusal aktarım yapmanızın önündeki engelleri kaldırabilir.
Duygularınızı tam olarak hissedemeseniz de, fiziksel temas, göz teması ve oğlunuzun ihtiyaçlarına tutarlı yanıtlar vermenizin güvenli bir bağ kurmak için yeterli gelecektir. Bu davranışsal adımlar zamanla sizin de duygusal olarak daha bağlı hissetmenize zemin hazırlayabilir.
Sevgilerle
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.