Şevval  Kurnaz Ünyılmaz

Uzm. Kl. Psk. Şevval Kurnaz Ünyılmaz

Türkiye, İstanbul

Bilişsel Davranışçı Terapi - Aile Danışmanlığı

4.5
(15 Yorum)

Uzman Hakkında

2022 yılnda İstanbul Işık Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldum. İstanbul Üsküdar Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansımı onur öğrencisi olarak tamamladım.

Eğitim

  • Işık Üniversitesi - Lisans
  • Üsküdar Üniversitesi - Yüksek Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Çocuk ve Ergenlerde BDT
  • Aile Danışmanlığı
  • Yeme Bozukluğunda Diyalektik Yaklaşımlar

Uzmanlık Alanları

Obsesif Kompulsif Bozukluk
Travma ve TSSB
Yeme Bozuklukları
Aile Danışmanlığı
İlişki Sorunları
Mindfulness/ Farkındalık
Çocuk ve Ergen Psikolojisi
Evlilik ve Evlilik Öncesi Konular
Aldatılma
Duygusal Yeme
Sınav Kaygısı
Kardeş Kıskançlığı
Zaman Yönetimi
Aile İçi Şiddet
Akran Zorbalığı
Dikkat Eksikliği
Çift Terapisi
Varoluşsal Kaygılar
Narsistik Kişilik
Bağımlılıklar
Aile ve Çift Terapisi

Çalışma Ekolleri

  • Bilişsel Davranışçı Terapi

Cevaplar (56)

Merhabalar,30 yılın içine sığdırdığın bu derin yalnızlık ve yarım kalmışlık hissini o kadar içten anlatmışsın ki, kelimelerinin ağırlığını burada hissetmemek elde değil. 4 yaşında annesiz kalmış, çocukluğu hastalıklarla ve yalnızlıkla geçmiş o küçük kız çocuğunun, bugün 4 çocuk annesi bir kadın olarak hala görülmeyi ve dayanacak bir omuz aramayı beklemesi çok insani. 4 yaşında anneyi kaybetmek, bir çocuk için dünyanın güvenli olmayan bir yer olduğu mesajıdır. O yaştaki bir çocuk için gitmek/kaybetmek, en büyük korkudur. Şimdi 30 yaşında bir yetişkin olsan da, içindeki o küçük çocuk hala şunu söylüyor olabilir, "Eğer bu menfaatçi insanlara sınır çizersem, tamamen kimsesiz kalırım. " İşte bu yüzden seni kullanan insanlara hayır diyemiyorsun muhtemelen; çünkü senin için kötü bir ilişki, hiç ilişki olmamasından daha güvenli geliyor. Yalnız kalmaktansa, kullanılmayı –farkında olmadan– kabul ediyor olabilir misin ?18 yaşında evlenmek, aslında senin kendi çocukluğunu ve gençliğini yaşamadan anne rolüne bürünmen demek. Kendi hayallerini (öğretmenlik, hemşirelik) gerçekleştirememiş olmanın verdiği o derin sızıyı, aslında tıpkı bir yas süreci olarak adlandırabiliiriz. Sen sadece geçmişine değil, olamadığın o kadına da ağlıyorsun. Eşinin iyi biri olduğunu ama seni hep eksik gördüğünü söylüyorsun. Bu çok yorucu bir dinamiktir. Zaten çocukluğundan beri kendini eksik ve yalnız hisseden birine, en yakınındaki kişinin de yetersizsin mesajı vermesi, senin özgüvenini iyice diplere çekiyor. Kültür şoku, aile baskısı ve yoğun bakım süreçlerinde yalnız kalman, senin duygusal dayanıklılığını çok zorlamış. Öncelikle o 4 yaşındaki küçük kıza şefkat göstermelisin. O kızın kimsesiz kalma korkusunu anla ama bugünkü 30 yaşındaki kadının aslında 4 çocuk annesi, güçlü ve hayatta kalmayı başarmış bir yetişkin olduğunu ona hatırlat. Sen artık o çaresiz çocuk değilsin, o çocuk bugünlere geldiyse eğer devamı da mutlaka gelecektir. 30 yaş, eğitim için hiçbir şeyin sonu değil. Belki hemen bugün üniversiteye gidemezsin ama dışarıdan okumak, sertifika programlarına katılmak veya çocukların biraz büyüdüğünde hayaline yaklaşacak adımlar atmak için hala vaktin var. Öğretmen olamadın belki ama 4 çocuğun en büyük öğretmeni sensin; önce onlara sınır koyabilen, güçlü bir kadın olmayı öğretmelisin. Herkese birden mesafe koyamazsın. Bugün, seni kullanan birine çok küçük bir konuda "hayır" diyerek başla. O kişinin gitmesinden korkma; seni sadece işi düştüğünde arayan biri gitse de hayatında büyük bir boşluk oluşmaz, sadece sırtındaki bir yük kalkar. Birisi senden bir şey istediğinde (borç para, bir iş, çocuk bakımı vs. ), hemen cevap verme. "Şu an işim var, bir programıma bakıp sana döneyim" de. O 10-15 dakikalık boşlukta, o şeyi gerçekten yapmak isteyip istemediğini kendine sorma şansın olur. Açıklama yapmak, karşı tarafa ikna edilebilirsin mesajı verir. Mesela, birisi seni sömürüyorsa; "Çok isterdim ama çocukların okulu var, ev işleri çok birikti, eşim de kızıyor zaten biliyorsun. .. " gibi cümleler kurmamaya çalış. Bahane ürettikçe karşı taraf o bahaneyi çürütmek için daha çok üstüne gelir. Bunun yerine: "Bu kez sana yardımcı olamayacağım" demeye çalış. Kendi kırmızı çizgilerini belirlemeyi denemelisin. Bir kağıt al ve üzerine şunları yaz:Asla taviz vermeyeceğim 3 şey nedir?Beni en çok ne yoruyor?Kimleri hayatımda tutmak bana ağır geliyor? Bu listeyi gördüğünde, sınır koyman gereken alanları daha net fark edeceksin.

Devamını Oku...

Merhaba,Öncelikle yaşadığın tüm bu süreci bizimle paylaştığın için teşekkür ederim. Yazdıklarını okurken, daha 4 yaşından itibaren omuzlarına ne kadar büyük duygusal yükler bindiğini, kalbinin defalarca kırılmasına rağmen hala sevgiye ve tutunacak bir dala ne kadar ihtiyaç duyduğunu hissettim. 9 yıldır ağladığını söylemen, içindeki o küçük kız çocuğunun hala bir yerlerde iyileşmeyi beklediğinin en büyük işareti. 4 yaşında babanın evi terk etmesi ve ardından annenin yaşadığı zorluklar, senin güven duygunu daha çocukken sarsmış. Babasından görmediği o şefkati, korumayı ve biricik olma hissini çok erken yaşlarda (anaokulundan itibaren) dışarıda araman aslında çok insani bir durum. Zihnin, babanın bıraktığı o boşluğu bir sevgili ile doldurmaya çalışmış olabilir. Ancak o yaşlardaki çocuklar henüz bu duygusal yükü taşıyacak olgunlukta olmadıkları için, her ayrılık sende yeni bir terk edilme travması yaratmış muhtemelen. 6 yaşından beri yaşadığın aldatılma ve terk edilme hikayeleri sende şu yanlış inancı geliştirmiş olabilir: "Ben sevilmeye layık değilim ya da seven her erkek gider. " Bu yüzden, bilinçaltın seni farkında olmadan sana acı verecek ya da seni yarı yolda bırakacak kişilere (Doğu gibi, Güney gibi) yönlendiriyor olabilir. Çünkü zihnin "terk edilmeye" alışmış ve bu acı tanıdık olduğu için oraya çekiliyorsun. Ayrılalı 29 gün olmuş ve o seni istemediğini net bir şekilde belirtmiş. Senin ona duyduğun o yoğun aşk, aslında sadece o kişiye olan aşk değil; onun sana hissettirdiği (veya hissettirmesini umduğun) o ilgi ve değer görme ihtiyacına olan aşktır. Onu bırakırsan tamamen boşlukta kalacağını hissettiğin için hala aşığım diyorsun. Ama unutma ki, aklı başkasında olan veya seni yarı yolda bırakan biri, senin o güzel kalbinin karşılığı olamaz. Evde kısıtlanman ve ailenle kavga etmen, aslında senin dışarıdaki mutsuzluğunun eve yansıması. Arkadaşlarının seni umursamadığını düşünmen ise şu anki yalnızlık hissini daha da derinleştiriyor. Sen duygularını çok yoğun yaşarken, çevrendekilerin bunu sıradan görmesi seni daha çok öfkelendiriyor. 9 yıldır ağlaman, aslında babanın gidişinden beri tutamadığın o yasın birikmiş halidir. Kendine kızma, "neden ağlıyorum" deme. Ama bu gözyaşlarını seni yarı yolda bırakan erkekler için değil, o 4 yaşındaki yaralı küçük kız çocuğu için dök. Sevgililerin seni tamamlamasını bekledikçe hep eksik kalacaksın. Şu an en genç yaşlarındasın ve önünde kendini keşfedeceğin çok uzun bir yol var. Bir erkeğin seni sevmesi seni değerli yapmaz; sen zaten değerlisin. Yaşadığın panik ataklar ve dinmeyen ağlama krizleri, profesyonel bir desteğe (bir okul rehber öğretmeni veya bir psikolog) ihtiyacın olduğunu gösteriyor. Bunu annene uygun bir dille anlatmaya çalış: "Anne, kendimi duygusal olarak çok yorgun hissediyorum ve bir uzmandan destek almak istiyorum" dersen belki sana olan yaklaşımları da değişebilir. Şu an çok canın yanıyor biliyorum ama inan bana, bu fırtına sonsuza kadar sürmeyecek. Kendini sevmeyi ve kendine şefkat göstermeyi öğrendiğinde, başkalarının sevgisine bu kadar muhtaç hissetmediğini göreceksin.

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan,7 aylık bir ilişkinin ardından bu denli keskin bir kopuş yaşamak, insanın zihninde "Daha geçen hafta 'yazık etmeyelim' diyordu, ne değişti?" sorusunun yankılanmasına neden olur. Sen son 3 aydır sorun yaşamadığınızı düşünsen de, karşı taraf bu süreçte sessizce duygusal kopuş yaşıyor olabilir. Bazen insanlar tartışmayı bıraktığında her şey düzeldi sanırız, oysa karşı taraf sadece mücadele etmekten vazgeçmiş (yani pes etmiş) olabilir. Karşındaki kişinin "Aylardır sevmiyorum, bitirmeye çalışıyorum" demesi ve ardından seni her yerden engellemesi, maalesef anlık bir sinir patlamasından ziyade, kararlılık içeren bir mesafe koyma çabasıdır. "Bize yazık etmeyelim" dediği o an, muhtemelen içindeki son sevgi kırıntısına tutunmaya çalıştığı son andı. Çabalamaya devam etmek, senin içindeki "elimden geleni yaptım" hissini tatmin edebilir. Ancak şu anki tepkisi (engelleme ve sert sözler), bu çabanın onda anlaşılmama ve baskı hissi yarattığını gösteriyor. Karşındaki kişinin "uzatma, sevgim bitti" diyerek her yerden engellemesi, şu an için seninle olan tüm iletişim kanallarını kapattığının somut bir göstergesidir. Bu durumda iletişimi zorlamak; onun bu kararlılığını daha da sertleştirebilir. Onun alanına saygı duyup geri çekilmek ise; hem senin duruşunu korumanı sağlar hem de ona, verdiği kararın sonuçlarını (senin tamamen hayatından çıkmanı) görme fırsatı verir. Bir aydır yoğun bir şekilde peşinden gidiyorsun ve sonuç olarak engelleme ile karşılaştın. Bu yöntem seni istediğin sonuca yaklaştırıyor mu, yoksa seni daha çok mu yaralıyor? Karşı tarafın engelleme yoluyla koyduğu bu katı sınıra rağmen iletişime devam etmek, uzun vadede senin özsaygın üzerinde nasıl bir etki bırakır? Peşinden gitmeye devam etmek ya da ona kendi zamanını tanıyıp tamamen sessizliğe bürünmek senin tercihin. Ancak şu anki manzara, zorlamanın sadece mesafeyi açtığını gösteriyor olabilir. Bazen durmak, en büyük harekettir.

Devamını Oku...