Şevval  Kurnaz Ünyılmaz

Uzm. Kl. Psk. Şevval Kurnaz Ünyılmaz

Türkiye, İstanbul

Bilişsel Davranışçı Terapi - Aile Danışmanlığı- Çocuk/Ergen/Yetişkin Danışmanlığı

4.7
(35 Yorum)

Uzman Hakkında

2022 yılnda İstanbul Işık Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldum. İstanbul Üsküdar Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansımı onur öğrencisi olarak tamamladım.

Eğitim

  • Işık Üniversitesi - Lisans
  • Üsküdar Üniversitesi - Yüksek Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Çocuk ve Ergenlerde BDT
  • Aile Danışmanlığı
  • Yeme Bozukluğunda Diyalektik Yaklaşımlar

Uzmanlık Alanları

Obsesif Kompulsif Bozukluk
Travma ve TSSB
Yeme Bozuklukları
Aile Danışmanlığı
İlişki Sorunları
Mindfulness/ Farkındalık
Çocuk ve Ergen Psikolojisi
Evlilik ve Evlilik Öncesi Konular
Aldatılma
Duygusal Yeme
Sınav Kaygısı
Kardeş Kıskançlığı
Zaman Yönetimi
Aile İçi Şiddet
Akran Zorbalığı
Dikkat Eksikliği
Çift Terapisi
Varoluşsal Kaygılar
Narsistik Kişilik
Bağımlılıklar
Aile ve Çift Terapisi

Çalışma Ekolleri

  • Bilişsel Davranışçı Terapi

Cevaplar (118)

Merhabalar,Okul ortamındaki o zorba ve kaotik atmosferin seni ne kadar tükettiğini, "yeter artık" noktasına geldiğini çok iyi anlıyorum. Sürekli tetikte olmak, kim ne dedi, kim ne düşündü diye zihninde senaryolar kurmak ruhunu yormuş. Aslında burada bakmamız gereken şey insanları umursamamak değil, onların senin üzerindeki duygusal kontrolünü geri almak. Şu an senin öz değerin, bu zorba olarak tanımladığın insanların ağzından çıkacak iki kelimeye bağlı gibi hissediyorsun. Onlar kötü bir şey deyince değerin düşüyor, umursamayınca saygı kazanacağını düşünüyorsun. Kendine şunu söyle: "Bu insanların fikirleri benim gerçekliğimi yansıtmıyor. Bir zorbaya benim üzerimde güç sahibi olması için yetkiyi ben veriyorum. " Onların saygısını kazanmaya çalışmak yerine, onlara karşı duygusal olarak nötr kalmayı hedefle. Birisi sana bir şey dediğinde o 5 saniye içinde zihninde fırtınalar kopuyor ya; işte o an araya bir set çekmemiz lazım. Biri sana laf attığında veya seni gerecek bir şey yaptığında içinden hemen şunu de: "Bu bir zorba davranışı ve bu onun sorunu. " Durumu kişiselleştirmek yerine, karşı tarafın karakter bozukluğunu etiketle. ''Bana saldırdı demek'' yerine "O şu an kendi yetersizliğini dışarı vuruyor" dersen, mesele seninle ilgili olmaktan çıkar. Zorba insanlar tepkiden beslenirler. Sen takınca, üzülünce veya öfkelenince onlara istedikleri yakıtı vermiş oluyorsun. Onlara karşı bir kaya gibi ol. Tepkisiz, sıkıcı ve nötr. Bir şey söylediklerinde sadece "Anladım", "Olabilir", "Sen öyle düşünüyorsan tamam" gibi kısa ve duygusuz cevaplar ver. Sen duygusal tepki vermeyi kestiğinde, seninle uğraşmak onlar için sıkıcı bir hale gelecek. "Umursamayacağım" demek yerine "Neye odaklanacağım?" demelisin. Çünkü zihin şunu düşünme dediğinde daha çok düşünür. Okulda kendine somut odak noktaları belirle. O an birisi bir şey mi dedi? Hemen o anki dersine, kitabına, kulaklığındaki müziğe veya kendi geleceğinle ilgili bir plana odaklan. Zihnini o insanların olduğu alandan çekip, kendi güvenli odana taşı. Şu an canını sıkan bu kişi veya kişiler 5-10 yıl sonra hayatında olacak mı? Muhtemelen hayır. 5-10 yıl sonra hatırlamayacağın bir şey için bugün neden 5 saatini harcıyorsun? Bu soruyu kendine her olayda hatırlat. Daha fazla soru sormak istersen buradayız. Sevgilerle

Devamını Oku...

Merhabalar sevgili danışan,19 yaşında, hayatının en büyük değişim sancılarını yaşadığın bir dönemdesin. Bu hissettiklerin hem biyolojik olarak büyümenin bir parçası hem de duygusal dünyanda güvenli liman olarak gördüğün geçmişe duyduğun derin bir tutunma ihtiyacı. Zihnin şu an geçmişi filtreleyerek hatırlıyor. Eski arkadaşlıklarını veya ortamlarını düşünürken sadece güzel anları, o anki heyecanını ve hissettiğin aidiyeti hatırlıyorsun. Bu, zihninin sana oynadığı bir oyun; geçmişi olduğundan daha mükemmel, bugünü ve geleceği ise daha gri görmene sebep oluyor. Özlem duyduğun o eski insanları veya ortamları düşündüğünde, tablonun tamamına bakmaya çalış. O ilişkiler neden bitti? Seni kıran, eksik hissettiren veya o ortamdan uzaklaşmana neden olan şeyler nelerdi? Geçmişi bir müze gibi değil, tüm gerçekliğiyle hatırla. "Yeni insanlar eskilerin yerini doldurmuyor" demen çok doğal, çünkü kimse kimsenin yerini doldurmak için gelmez. Her ilişki nevi şahsına münhasırdır. Eskilerin yerini doldurmaya çalışmak, aslında yeni gelenlere bir rol biçmektir ve bu da hayal kırıklığı yaratır. Yeni insanları bir yedek parça gibi değil, yeni bir hikayenin başlangıcı olarak görmeyi dene. Onlar eskilerin boşluğunu kapatmayacak, senin hayatında yeni ve farklı boşluklar açıp onları dolduracaklar. Rüyalarına girmeleri, senin bilinçaltında bu meseleyi hala çözülmemiş bir dosya olarak tutmandan kaynaklanıyor. Unutulmuş olmak veya küçük duruma düşmek gibi düşünceler senin öz değer algını zedeliyor. Ancak unutma; rüyalar senin isteğinle gelmez, sadece zihninin temizlik yapma çabasıdır. Onlara direnme, geliyorlar ve geçiyorlar diye bak. Geçmişi silip atamazsın, çünkü o senin bir parçan. Ama geçmişin bugünkü enerjini emmesini engelleyebilirsin:Yazmak, yüzleşmenin en iyi yoludur. O insanlara söylemek isteyip de söyleyemediğin, seni geçmişe bağlayan her şeyi bir kağıda dök. Sonra o kağıdı yırt veya yak. Bu, zihnine bu dosya kapandı sinyali vermenin sembolik bir yoludur. Eğer hala o insanların hayatlarını takip ediyorsan, bu yarayı sürekli kaşımak demektir. Onları görmek, zihnindeki yas sürecini her seferinde başa sarar. Dijital bağları koparmak, duygusal bağları koparmanın ilk adımıdır. Geçmişe her gittiğinde kendine şunu sor: "Şu an, bu odada, bu dakikada ne yapıyorum?" Beş duyuna odaklan. Gördüğün 5 şey, duyduğun 4 ses, dokunduğun 3 doku. .. Bu seni geçmişin hayali dünyasından bugünün gerçekliğine çeker. (aşağıda bunun için bir egzersiz bırakacağım. )19 yaş, çocukluğun bitişi ve yetişkinliğin o belirsiz kapısından giriş dönemidir. Belki de özlediğin o insanlar değil, o insanların yanındaki kaygısız ve korunmuş halindir. Geleceğin belirsizliği seni korkuttuğu için geçmişe sığınıyor olabilirsin. Kendine karşı şefkatli ol. Takıntılıyım veya küçük düşüyorum gibi sert etiketler yapıştırma. Sadece sevgi dolu ve vefalı bir kalbin var, bu bir kusur değil. Ama bu kalbi artık orada olmayanlar için değil, burada olanlar ve henüz tanışmadıkların için kullanma vakti geldi. Hayat, dikiz aynasına bakarak sürülemeyecek kadar değerlidir; eğer sadece aynaya bakarsan önündeki yolu kaçırırsın. Küçük adımlarla, bugünde kalmaya odaklan. Daha fazla soru sormak istersen buradayız. Sevgilerle

Devamını Oku...

Merhaba,Yaşadığın bu süreç, tipik bir yanlış anlaşılmalar zinciri gibi görünse de aslında senin hassas ve iyi niyetli yapının, sosyal manipülasyonlara açık bir grup dinamiği içinde nasıl hırpalandığını gösteriyor. Kendini ifade etmekte zorlanan ve kaygı bozukluğu yaşayan biri olarak, bu kadar ağır suçlamalarla (tasarlamak, birilerini öne sürmek vb. ) karşılaşman zihninde büyük bir karmaşa yaratmış gibi görünüyor. Senin o anki amacın arabuluculuk yapmaktı. Birinin hesabın ödendiğini bilmesini istemek, bir nezaket hatırlatmasıdır. Ancak karşı taraf bunu kendi güvensizlikleri veya art niyetleri nedeniyle para istemek gibi bambaşka bir kalıba sokmuş. Senin niyetin (arabuluculuk) ile ortaya çıkan sonuç (yanlış anlaşılma) arasındaki fark, senin kötü biri olduğun anlamına gelmez. Sadece iletişim tarzının o grubun dinamikleriyle uyuşmadığını gösterir. Bahsettiğin o herkesin yüklenmesi durumu, sosyal psikolojide bir grupta günah keçisi ilan etme eğilimidir. Sen sessiz kaldıkça ve kendini savunmadıkça, karşı taraf bunu bir suçluluk ikrarı gibi algılamış olabilir. İçine kapanman aslında ruhunu korumak için verdiğin bir tepki. Ancak bu durum, dışarıdakilerin senin hakkında asılsız hikayeler kurgulamasına alan açmış. Hakkında konuşulanlar senin gerçeğin değil, onların kurgusudur. Arkadaşının aldığın hediyenin kalitesine bakıp laf sokması, aslında onun seninle olan ilişkisinin ne kadar koşullu bir zeminde olduğunu gösteriyor. Birinin senin iyi niyetini bir hesaplaşma aracına dönüştürmesi, o kişinin karakter yansımasıdır, senin eksiğin değil. Sosyalleşmekten korkman çok normal; çünkü büyük bir sosyal travma yaşadın. Kendine "şu an güvende hissetmiyorum ve bu çok insani" deme hakkını ver. Sosyalleşmek demek hemen kalabalık bir gruba girmek değildir. Önce sadece seni yargılamayacağından emin olduğun bir kişiyle veya daha nötr ortamlarda (kurs, kütüphane vb. ) bulunarak başla. Hakkını savunmak bağırmak değildir. Bir dahaki sefere bir şey yanlış anlaşıldığında, sadece bir kez ve net bir şekilde: "Niyetim sadece teşekkür edilmesini sağlamaktı, konunun parayla bir ilgisi yok. Eğer böyle anlaşıldıysa bu benim niyetim dışındadır" deyip geri çekilmeyi dene. Açıklama yapmak zorunda hissetmek kaygıyı artırır, sadece beyan et ve bırak. Hepsini hayatından çıkarman, aslında yaptığın en sağlıklı davranış olmuş. Seni tasarlamakla veya art niyetle suçlayan bir ortam, senin iyileşebileceğin bir yer değildir. Şu an yönünü kaybetmiş hissetmen çok doğal, çünkü pusulanı (özgüvenini) o insanların eline vermişsin. Onları hayatından çıkararak aslında pusulayı geri aldın, sadece şu an ibrenin durulmasını beklemen gerekiyor. Sen eksik veya yanlış değilsin; sadece senin hassasiyetini anlayamayacak kadar kaba bir dinamik içinde kalmışsın. Şimdi odaklanman gereken şey başkalarının ne düşündüğü değil, senin kendine ne kadar inandığındır. Kendine biraz zaman tanı; sessizliğin senin zayıflığın değil, senin sığınağın olsun. Daha fazla soru sormak istersen buradayız. Sevgilerle

Devamını Oku...

Merhabalar sevgili danışan,Yaşadığın bu süreç, hem geçmişteki aldatılma travman hem de şu anki ilişkinde karşılaştığın geçmişin gizlenmesi durumu nedeniyle seni çok katmanlı bir duygusal çıkmaza sokmuş. Özellikle 2017’deki ayrılığın yarattığı güven kırılması, senin için sadakati ve dürüstlüğü bir hayatta kalma mekanizması haline getirmiş. Şu an hissettiğin o sabahları gelen huzursuzluk ve haftada iki kez kendini tutamayarak yaptığın sorgulamalar, aslında zihninin "Yine mi aynı şeyi yaşıyorum, yine mi kandırılıyorum?" diyerek seni korumaya çalışmasından kaynaklanıyor. Senin için mesele muhtemelen sadece o 3 rakamı değil; o rakamın senden saklanmış olması. Zihnin, saklanan bilgiyi bir tehdit olarak kodladı. Bu yüzden, eşin şu an ne kadar dürüst olursa olsun, zihnin "Ya hala bilmediğim bir şey varsa?" diyerek seni sürekli tetikte tutuyor. Haftada iki gün yapılan o konuşmalar aslında birer onay arama davranışıdır. O an rahatlarsın ama kaygı (tehdit algısı) kısa süre sonra geri döner çünkü neden olan belirsizliğe tahammülsüzlük çözülmemiştir. 3 benim için büyük bir rakam demen, senin kişisel değerler sisteminle ilgili bir durum. Burada kendini baskılayıp baskılamadığını anlamak için şu ayrımı yapmalısın: Sen bu durumu kabul mü ediyorsun, yoksa sadece katlanıyor musun?Çocuğumuz var, evlendik, artık mecburum diyerek duygularını halının altına süpürmektir. Bu, sabahları hissettiğin o kötü duygunun ana kaynağıdır. Bu durumu kabul etmek olan biteni onaylamak demek değildir. Eşinin seninle tanışmadan önceki hayatının, seninle olan ilişkisinden bağımsız bir gerçeklik olduğunu ve değiştirilemez olduğunu fark etmektir. Sürekli "Nasıl oldu, bana karşı dürüst müsün?" diye sormak, ilişkini iyileştirmez; aksine her iki tarafı da o travmatik ana hapseder. Zihnine o düşünce geldiğinde kendine şunu sor: "Bu soruyu şu an sormam, geçmişi değiştirecek mi yoksa şu anki huzurumu mu bozacak?"Eşinin seni kaybetmemek için yalan söylemiş olması bir hatadır, evet. Ancak şu anki davranışlarında sana karşı bir sadakatsizlik veya güvensizlik yaratan somut bir kanıt var mı? Yoksa sadece geçmişteki yalanın gölgesi mi bugünü yönetiyor?Sabah kalktığında hissettiğin o kötü duyguya Öfke, Kırgınlık veya Yetersizlik gibi isimler ver. Bastırmak yerine o duygunun orada olduğunu kabul et ama onun senin tüm gününü yönetmesine izin verme. Eğer konuşmadan duramıyorsan, bunu haftada iki gün rastgele yapmak yerine, her iki tarafın da sakin olduğu bir zamanı belirle. Ancak her seferinde aynı soruları sormak yerine, "Şu an güvende hissetmek için neye ihtiyacım var?" sorusuna odaklanın. Ortada bir bebek ve yeni bir evlilik var. Zihnini eşinin geçmişindeki o 3 kişiyle rekabet ettirmekten vazgeçirmen gerekiyor. O insanlar geçmişte kaldı, ancak senin bu sorgulamaların o insanları her gün evinizin içine, yatak odanıza davet ediyor. Bu durumu atlatabilirsin ama bu, eşinin geçmişini unutmanla değil, o geçmişin senin bugünkü değerini eksiltmediğini idrak etmenle mümkün olur. Eğer bu düğümü tek başına çözemediğini hissediyorsan, özellikle geçmiş aldatılma travması üzerine odaklanan bir terapi süreci, eşinle arandaki o dürüstlük köprüsünü yeniden inşa etmene yardımcı olacaktır. Kendine yüklenme, yaşadığın kafa karışıklığı çok insani; ancak bu döngünün içinde hapsolmak zorunda değilsin. Daha fazla soru sormak istersen buradayız. Sevgilerle

Devamını Oku...