Şevval  Kurnaz Ünyılmaz

Uzm. Kl. Psk. Şevval Kurnaz Ünyılmaz

Türkiye, İstanbul

Işık Üniversitesi Psikoloji lisansım ve Üsküdar Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisansımla birlikte; çocuk, ergen, yetişkin ve çiftlerle aktif olarak çalışıyorum. Anksiyete, depresyon, OKB, travma, duygu düzenleme güçlükleri ve ilişki dinamikleri üzerine yoğunlaşan bir klinik pratiğim var. Danışanların kendilerini güvende hissedebildiği, içgörü kazandığı ve yaşamlarını daha sağlıklı şekilde yönlendirebildiği bir alan yaratmayı önemsiyorum. Bilimsel temelli yaklaşımlarımı; sıcak, anlaşılır ve insani bir terapi diliyle birleştirerek destek sunuyorum.

4.5
(12 Yorum)

Uzman Hakkında

Işık Üniversitesi Psikoloji lisansımın ardından Üsküdar Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansımı tamamladım. Çocuk, ergen, yetişkin ve çiftlerle çalışıyorum. Anksiyete bozuklukları, depresyon, OKB, travma ve duygu düzenleme güçlükleri gibi birçok patolojiyle ilgili klinik deneyime sahibim. Bilimsel temelli yaklaşımlarla danışanlara destek sunmayı amaçlıyorum.

Eğitim

  • Işık Üniversitesi - Lisans
  • Üsküdar Üniversitesi - Yüksek Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Çocuk ve Ergenlerde BDT
  • Aile Danışmanlığı
  • Yeme Bozukluğunda Diyalektik Yaklaşımlar

Uzmanlık Alanları

Obsesif Kompulsif Bozukluk
Travma ve TSSB
Yeme Bozuklukları
Aile Danışmanlığı
İlişki Sorunları
Mindfulness/ Farkındalık
Çocuk ve Ergen Psikolojisi
Evlilik ve Evlilik Öncesi Konular
Aldatılma
Duygusal Yeme
Sınav Kaygısı
Kardeş Kıskançlığı
Zaman Yönetimi
Aile İçi Şiddet
Akran Zorbalığı
Dikkat Eksikliği
Çift Terapisi
Varoluşsal Kaygılar
Narsistik Kişilik
Bağımlılıklar
Aile ve Çift Terapisi

Çalışma Ekolleri

  • Bilişsel Davranışçı Terapi

Cevaplar (51)

Merhabalar sevgili danışan öncelikle hoşgeldin,Bu hissettiğin döngü, hem fiziksel hem de zihinsel olarak çok yıpratıcı bir süreçtir; ancak bilmeni isterim ki bu sadece bir irade meselesi değil. Kullandığın psikiyatri ilaçlarının metabolizma hızını yavaşlatma, iştah mekanizmasını (özellikle karbonhidrat ve şekere olan eğilimi) değiştirme gibi yan etkileri olabilir. Bu durumun üzerine bir de "ya hep ya hiç" mantığıyla spora başlayıp bırakmak eklendiğinde, zihnin başarısızlık hissini bir alışkanlık haline getirmiş olabilir. Psikiyatri ilaçları bazen beyindeki doyma sinyallerini geciktirebilir. Şekerli ve karbonhidratlı gıdalara yönelmen, aslında zihninin hızlı bir mutluluk ve ödül arayışıdır. Kendini bu yüzden suçlama; bu bir dürtüdür. İlacını yazan hekimle bu durumu paylaşman, gerekirse metabolik yan etkileri daha az olan alternatifleri değerlendirmeniz ilk adım olabilir. Spora başlayıp yarıda bırakmanın sebebi, muhtemelen kendine çok yüksek hedefler koymandır. Zihin, büyük değişimleri "tehdit" olarak algılar ve eski konfor alanına kaçmak ister. Günde 1 saat spor yapmak yerine, sadece 10 dakika yürümeyi hedefle. Amacın zayıflamak değil, sadece o 10 dakikayı tamamlamanın verdiği "başardım" hissini tatmak olsun. Başladığın işi bitirme kasını ancak küçük hedeflerle güçlendirebilirsin. Aklın şekerli gıdalara gittiğinde kendine şu soruyu sor: "Şu an midem mi aç, yoksa ruhum mu sıkılıyor?" Eğer sıkıntıdan veya stresten yiyorsan, o an yemeğe yönelmeden önce 5 dakika boyunca başka bir şeyle uğraşmayı (bir bardak su içmek, pencereyi açıp hava almak gibi) dene. Bu kısa mola, beynindeki o otomatik yeme komutunu kırabilir. Bir şeyi tamamen yasakladığında, zihnin ona daha çok odaklanır. Karbonhidratı tamamen hayatından çıkarmaya çalışmak yerine, önce protein sonra karbonhidrat kuralını uygula. Önce yoğurdunu veya yumurtanı ye, sonra canın hala o hamur işini istiyorsa küçük bir parça tüket. Bu, kan şekerinin ani yükselip düşmesini engelleyerek daha sonraki açlık krizlerini önler. Bu akşamdan itibaren kendine tek bir söz ver: Yarın kilo vermek için değil, sadece zihnini sakinleştirmek için 15 dakika açık havada yürüyeceksin. Sonuca odaklanmayı bırakıp, sadece o günkü eylemi yapmanın gururuna odaklan. SevgilerleUzm. Klinik Psikolog Şevval KURNAZ ÜNYILMAZ

Devamını Oku...

Merhabalar sevgili danışan öncelikle hoşgeldin. Kaygının insan üzerinde bıraktığı yük çok ağırdır ve bunu taşımak o kadar da kolay değildir o yüzden bu konuda lütfen kendine yüklenme olur mu?Sürekli düşünce halinde olmaktan bahsetmişsin, bunlar muhtemelen kaygı dolu düşünceler. . Zihin her zaman otomatik olanı ve en kötü senaryoyu bizlere döndürmeyi tercih eder, kolay ve alışık olan bu olduğu için. Bu yüzden bunların kaybolmasını beklemek bir çözüm olmuyor bizler için. Zihin neye alıştıysa oradan çıkmak ona zor geliyor. Çünkü kaygısız bir yer onun için bilinmeyen bir yer ve oradansa kaygılı ama tanınan yeri tercih etmek zihin için daha güvenli bir durummuş gibi oluyor. Birilerinin söylemlerinin altında bir şey aramak da kaygının getirdiği bir durum aslında. Yani burada zihin söylenenlerin altında bir şeyler arıyor çünkü kanıtlarsam güvende olurum düşüncesine alışmış durumda. Birisi bir şey dediğinde otomatik olarak bir neden arayıp onu belirsizlikten uzak tutmaya çalışıyor çünkü zihin asla belirsizliği sevmez. Hayatının bu zamana kadar yolunda gitmediğinden ama şu anda yolunda olmasına da alışamamandan bahsetmişsin. Bu yukarıda bahsettiğim durumla benzer durumdur aslında. Zihnin tanımadığı yeri güvensiz algılar ve orada bir süre seni huzursuz hissettirebilir, ancak unutma ki buna da alıştığında tam tersi yine bize huzursuz hissettirecektir. Yani bu konuda kendini serbest bırak, şu an her şey yolunda ama yolunda gitmeyedebilir. Nasıl ki hava durumu bize güneş gösterirken bazen yağmur yağabiliyorsa hayatımızda da bu böyledir. Bazen güzel giden güneşli günler yağmurla sonlanabilir. Kendine bu hatırlatmaları yaparak bu durumu kabullenmekten başlamak ilk adım olacaktır. Hissettiğin eksiklik sakinlik olabilir mi acaba ? Biraz buna odaklanmanı isteyeceğim senden. Birazcık durmaya çalış, hayatında kaygıya yer vermemek mümkün değil ama direksiyona onu geçirme olur mu? Direksiyon sende olsun ve sen onu kontrol etmeye çalış. Düşünme deme kendine, baskı yapmamaya çalış zihnine çünkü bunlar sana daha fazla stres getirecek şeyler olacaktır. Burada amaç tamamen düşünceyi durdurmak olmasın, yerine alternatik düşünceler getirmek olsun. Bu durum için sana aşağıya bir egzersiz yazacağım ve yapmanı rica edeceğim. Bu egzersizle düşünce yönetimimizi ileri boyuta taşımayı başarabiliriz. Kaygıdan korkma, onunla yaşamaya alışmaya çalış ama unutma direksyonda o değil sen olacaksın. EGZERSİZ:Önce bir kağıda durum ve tetikleyicileri yazmanı istiyorum. Yani (Ne oldu?Nerede oldu?Ne zaman oldu? Kiminle ne nasık oldu? Neye tepki verdin?)Ardından aynı kağıda bu olay karşısında hissettiğin duyguları yazmanı ve oranlamanı istiyorum. (Ne hissettin ? Ne kadar yoğunluktaydı ? Yüzdelik olarak. )Daha sonra Fiziksel duyumlarını yazmanı istiyorum. (Bedeninde ne fark ettin? Nerede hissettin?)Daha sonra aklından geçen düşünceleri yazmanı istiyorum. (Ne seni rahatsız etti? Aklından ne geçti?)Ardından alternatif düşünceleri yazmanı istiyorum. (Bu bir gerçek mi yoksa görüş ve sadece düşünce mi ? Şu anda gerçekten ne oluyor ? Bu durum daha farklı açıklansa nasıl açıklanırdı ?)Son olarak da ne yaptın ve ne yapabilirsini yazmanı istiyorum. (Bu durum karşısında ne yaptın ve ne yapabilirdin ?)Bu egzersiz bize düşünceleri fark ettirmeye ve onları yönetmeye yarayacaktır. Unutmamalısın ki zihne gelen her düşünce asla gerçek değildir. Gerçeklik payı olduğu kadar gerçek dışılık payı da vardır ve bunlar sadece birer düşüncedir. Onlarla kavga etme, onları anlamlandırmaya ve alternatif düşüncelerle yerini değiştirmeye çalış olur mu ? Kendine sevgiyle bak. Bu süreçle ilgili danışmanlık almak istersen bana ulaşabilirsin. Uzm. Klinik Psikolog Şevval KURNAZ ÜNYILMAZ

Devamını Oku...

Merhabalar sevgili danışan öncelikle hoşgeldin,Bahsetmiş olduğun durumun üzerinde yaşattığı üzüntü ve hayal kırıklığını anlayabiliyorum ancak bu durum senin kilo alman veya yetersiz olmanla alakalı bir durum değil, muhtemelen eşinin düşünceleriyle ve bakış açısıyla alakalı bir durum. İlk zamanlarda tüm evli çiftlerde olduğu gibi ilişkinizin fazla yaşanması çok normal ama bu bir süre sonra hayatın yoğunluğuna bağlı olarak bir düşüş gösterebilir burada öncelikle bunu belirtmek isterim. İki çiftin cinsel ilişkilerinin haftada 2-3 kere olanı genelde sağlıklı olarak kabul edilir ancak bu sizde böyle ilerlemiyorsa neden ilerlemiyor ve şartların ne getirdiği kısmına odaklanmak daha doğru olacaktır. Burada şunu fark ettim ki hep kendine yöneltmişsin eksiklikleri. . Sence tek sorun senden kaynaklanabilir mi? Kilo alınıp verilebilen bir şeydir ve bu sevilme ya da beğenilme kriteri olmamalıdır, eşine bunun açıklamasını uygun bir dille yapmak sağlıklı olacaktır -eğer ki gerçekten bu sebepten istemiyorsa. -Ayrıca eşinizin de kilo aldığını söylediniz, o da kendini daha az çekici hissediyor olabilir ve bu özgüven kaybı, cinsel arzunun önünde görünmez bir engel (performans kaygısı veya isteksizlik gibi) oluşturabilir. Sana kilo almandan ötürü böyle olduğunu düşündürten nedir peki? Zayıf olduğunda mı daha çok ilişki yaşıyordunuz bundan dolayı mı böyle düşündün ?Eşine neden sormana rağmen reddetmesi onun kaçınma davranışını gösteriyor olabilir. Bu durumdan kaçındığı için açıklama yapmak ona zor geliyor ve bundan ötürü sessiz kalmayı veya reddetmeyi tercih ediyor olabilir. Peki ne yapmalısın ?İlk etapta güzelliğini kilo ile standartlamamanı istiyorum, sen kilonla da güzelsin. Kilon güzellik standartlarını belirlemesin lütfen. İkinci olarak eşinle bu durumu duygularını ifade ederek konuşmaya çalış. Örneğin ''Bu durum bana kendimi yetersiz ve değersiz hissediyor. Senin de ne düşündüğünü ve hissettiğini duymaya ihtiyacım var, lütfen bu konuyu çözüme kavuşturalım. '' gibi bir konuşma yapmak doğru olacaktır. Üçüncü olarak da sürekli isteyen ve talep olan taraf olmamaya çalış, çünkü bu durum tamamen karşı tarafı alışkanlığa sürükleyecek bir şey olur ve işler rutine bindiğinde de talebin senden gelmesi beklenebilir. Dördüncü olarak kıyaslama yapmayaya çalışalım, normalde 2-3 kere olması herkesten herkese değişen bir durumdur ve önemli olan doyum almaktır haftada kaç kere olduğu büyük bir şeyi değiştirmez. Son olarak da cinsel odaklı yaklaşımı biraz askıya alın, yani normal samimiyetleriniz ve anı birikimlerinizi artırmaya çalışın. Belki gün içinde ufak cilveleşme hareketleri veya samimi anlar sizi ve eşinizi yeniden heyecanlandıracak şeyler olabilir. Lütfen kendi öz değerinizi kilo aldığınız için düşürmeyin. Kilo gider de gelir de ama öz değeri kaybedince toparlaması gerçekten zor oluyor. Kendinizi sevin, her halinizle güzel ve özelsiniz. Daha fazla soru sormak isterseniz burada oluyor olacağım. Uzm. Klinik Psikolog Şevval KURNAZ ÜNYILMAZ

Devamını Oku...

Merhabalar sevgili danışan öncelikle hoşgeldiniz. Anlattıklarınızın ne kadar ağır bir yük olduğunu, zihninizin bu durumu anlamlandırmak için nasıl bir savaş verdiğini hissedebiliyorum. Zihniniz bir yıldır neden bu konuyu kapatamıyor biliyor musunuz? Çünkü beş duyunuzla algıladığınız veri (müstehcen konuşma, fiziksel yakınlık) ile size sunulan açıklama (migren için saç çekme) arasında devasa bir uçurum var. İnsan zihni, rasyonel olmayan açıklamaları kabul etmekte zorlanır. "Acaba ben mi yanlış anladım?" diye sormanız çok insani; ancak o an hissettiğiniz o tuhaflık hissi, aslında sinir sisteminizin size verdiği bir erken uyarı sinyalidir. O an bir şey yapamayıp sadece uyumak istemenizden dolayı kendinizi suçlamayın. Beynimiz çok yoğun bir stresle karşılaştığında; ya savaşır, ya kaçar ya da donup kalır. Siz o an duygusal bir şok yaşadınız. Bu tepki, beyninizin bu ağır bilgiyi o anda işleyemeyecek kadar yüklenmiş olmasından kaynaklanan bir savunma mekanizmasıdır. Eşinizin kriz geçirmesi veya "iftira atıyorsun" demesi, konunun derinleşmesini engelleyen birer savunma bariyeri olabilir. Eğer bir ilişkide bir tarafın yaşadığı ağır bir rahatsızlık, diğer tarafça "senin psikolojin bozuk" denilerek geçiştiriliyorsa, orada sağlıklı bir onarım süreci yürütemeyiz. Önemli olan sizin ne kadar haklı olduğunuzdan ziyade, bu olayın sizin ruh dünyanızda yarattığı o derin hasarın görülmemesidir. Bu düğümü çözmek için şu an ihtiyacınız olan şey "polisiye bir kanıt" bulmak değil, kendi duygusal sağlığınızı korumaktır. Sizin yaşadığınız rahatsızlık gerçektir. Size sunulan açıklama sizi tatmin etmiyorsa, bu sizin kuruntunuz değil, eşinizle aranızdaki şeffaflık sorununun bir sonucudur. İkinci bir olay daha yaşadım dediniz. Bu ikinci olay, muhtemelen bu ilk olayın yarattığı güvensizlik zemininde büyüdü. İkisi arasındaki bağı kurmak, resmin tamamını görmenizi sağlayacaktır. Bu konuyu eşinizle her konuştuğunuzda kendinizi daha kötü, daha suçlu hissediyorsanız; bu konuşmaları artık evde değil, tarafsız ve profesyonel bir ortamda (çift terapisi gibi) yapmanız gerekir. Siz bu evliliğin neresinde durduğunuzu merak ediyorsunuz. Şu an bir ara bölgedesiniz; ne tam içindesiniz ne de tam dışında. Bu belirsizlik insanı en çok yoran şeydir. Bu konudaki tüm duygularınız çok anlaşılır, hiçbirini hissettiğiniz için kendinizi suçlamayın. .Siz sadece olanlar karşısında duygusal bazı boşalımlar yaşıyorsunuz. Daha fazla soru sormak veya destek almak isterseniz bana ulaşabilirsiniz. SevgilerleUzm. Klinik Psikolog Şevval KURNAZ ÜNYILMAZ

Devamını Oku...