Uzm. Kl. Psk. Şevval Kurnaz Ünyılmaz
Türkiye, İstanbul
Bilişsel Davranışçı Terapi - Aile Danışmanlığı- Çocuk/Ergen/Yetişkin Danışmanlığı
Uzman Hakkında
2022 yılnda İstanbul Işık Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldum. İstanbul Üsküdar Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansımı onur öğrencisi olarak tamamladım.
Eğitim
- Işık Üniversitesi - Lisans
- Üsküdar Üniversitesi - Yüksek Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- Çocuk ve Ergenlerde BDT
- Aile Danışmanlığı
- Yeme Bozukluğunda Diyalektik Yaklaşımlar
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Bilişsel Davranışçı Terapi
Cevaplar (126)
Merhaba,Evlendikten 10 ay sonra yaşanan o eskort sitesi olayını konuşarak hallettiğinizi düşünürken, bugün karşına çıkan bu yeni tablo (flört sitesi üyeliği, videolu siteler, kanallar), aslında ilk olayın tam olarak çözülmediğini, sadece üzerinin örtüldüğünü gösteriyor. Hele ki bu flört sitesi üyeliğinin senin hamileliğinde, tam da doğum gününden bir gün önce yapılmış olduğunu öğrenmek, bir kadının en hassas olduğu döneme ait anıları zedeleyen çok ağır bir darbe. "Cinsel veya duygusal bir problemimiz yok" demen çok önemli. Kadınlar genellikle erkeklerin bu tarz sitelere girmesini ilişkideki bir eksikliğe veya kendilerinin yetersizliğine"bağlarlar. Bu bilişsel bir yanılgıdır. Buradaki durum seninle, senin güzelliğinle ya da aranızdaki cinsellikle ilgili değil. Bu, eşinin kendi içsel sınırlarıyla, dürtü kontrolüyle, anlık dopamin (haz) arayışıyla ve en önemlisi ilişkiye sadakat inancıyla ilgili bir problemdir. Hamilelik dönemi, erkeklerin bir kısmında sorumluluktan kaçış, değişimle baş edememe veya gizli bir heyecan arayışı olarak bu tarz dijital kaçamakları tetikleyebilir. Göreve gittiğinde hemen videolu sitelere ve kanallara yönelmesi de, yalnız kaldığında stres veya boşluk hissini bu rasyonel olmayan yollarla (bağımlılık mekanizmalarıyla) çözmeye çalıştığını gösteriyor. Zihninden geçen o aniden, beklemediği anda ". .. . sitesine üyeliğini gördüm, sebebi nedir?" diye sorma isteğin çok haklı bir patlama arzusu. Ancak bu yöntemin ilişkilerde iki büyük riski vardır:İnkar: Karşı taraf ani bir şokla savunmaya geçer. "Arkadaşım açmış", "Virüs girmiş", "Meraktan baktım, hatırlamıyorum bile" gibi klasik yalanlara sarılır. Kanıt Karartma: Sen olayı tam netleştirmeden ve delillerini güvenceye almadan bunu söylersen, hemen o an hesapları kapatır, telefonuna şifreler koyar ve bir sonraki seferde çok daha profesyonelce gizlenmeyi öğrenir. Konuşurken onun tarafından manipüle edilmekten, "Sen de her şeyi büyütüyorsun, altı üstü bir site, aktif bile değilmişim" diyerek suçlu çıkarılmaktan (gaslighting) korkuyorsun. Haklısın, çünkü üye olup aktif olmaması onun suçsuz olduğu anlamına gelmez; o niyetle o adımı atmış olması güveni yıkan şeydir. Konuşmayı yapmadan önce şu adımları izlemeni öneririm: Madem "Allah'ın hakkı 3" diyerek hukuki süreci de bir ihtimal olarak cebinde tutuyorsun; gördüğün her şeyi (flört sitesi üyelik tarihi, kanallar, giriş logları ne varsa) kendi telefonuna ekran görüntüsü olarak kaydet ve güvenli bir yerde yedekle. Bu senin hem hukuki elini güçlendirir hem de konuşma anında onun yalan söyleme alanını sıfırlar. Konuşmayı çocuk uyuduktan sonra, evde sakin bir ortamda yap. Sesini yükseltmeden, ağlamadan, tamamen net ve profesyonel bir duruşla (tıpkı iş hayatındaki o güçlü kadın gibi) masaya otur. "Neden yaptın?" sorusu manipülasyona çok açıktır, sana felsefi ya da mağdur edebiyatı içeren cevaplar verebilir. Bunun yerine: "Ben senin hamileliğim döneminde, doğum günümden bir gün önce şu siteye üye olduğunu gördüm. Ayrıca 1 aylık görev sürecinde girdiğin sitelerden ve üye olduğun kanallardan da haberdarım. Bunların ekran görüntüleri elimde. Bu durum aramızdaki güven ilişkisini ikinci kez ve çok daha ağır bir şekilde zedeledi. Şimdi seni dinliyorum" de ve sus. Topu tamamen onun kucağına at. Bir çocuğunun olması seni 222 defa düşündürüyor, bu çok saygıdeğer bir annelik refleksi. Ancak evliliği kurtarmak ya da bitirmek arasında acele bir karar vermek zorunda değilsin. Şu an önünde iki rasyonel yol var. Eğer bu evliliğe çocuk için son bir şans vermek istiyorsan, bunu eski usul konuşarak halletme yöntemiyle yapamazsınız. Çünkü eşinin bu dijital arayışları (eskort, flört sitesi, kanallar) bir tür davranışsal bağımlılık veya dürtü sorunudur. Ona şu şartı koşabilirsin: "Bu evliliğin devam etmesi için ikimizin bir evlilik terapistine gitmesi ve senin bu dürtüsel davranışların için bireysel terapi almayı kabul etmen gerekiyor. Bu benim son sınır çizgimdir. " Eğer yanaşmıyorsa, zaten hatasını kabul etmiyor demektir. "Ben bu güvensizlikle, bu mide bulantısıyla artık bu evlilikte kalamam, çocuk da olsa bu saygısızlığı kaldıramam" diyorsan; elindeki tüm delillerle sessizce bir aile hukuku avukatına danış. Haklarını, çocuğunun velayet durumunu, nafaka sürecini öğren. Bilgi sahibi olmak seni rahatlatır ve karar verirken daha az kaygılı olmanı sağlar. Kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadınsın. Bu hayatta yalnız da kalsan çocuğuna da kendime de en iyi hayatı sunabileceğinin farkında ol. Bu evlilik biterse çocuk babasız kalmaz, sadece mutsuz ve güvensiz bir evde büyümekten kurtulur. Kendini suçlama, "Nerede hata yaptım?" diye düşünme. Hata sende değil, eşinin sadakat ve ahlaki sınır çizgilerindedir. Şimdi derin bir nefes al, delillerini garantile, konuşma esnasında söyleyeceğin cümleleri zihninde netleştir ve onun seni suçlamasına, olayı hafifletmesine asla izin vermeyecek o dik duruşunu hazırla. Kararın ne olursa olsun, sen bu sürecin içinden başarıyla çıkacaksın. Daha fazla soru sormak istersen buradayızSevgilerle
Merhaba,İki farklı kimlik, iki farklı dünya ve bu iki dünyanın tam ortasında sıkışıp kalmış yorgun bir ruh… Yaşadığın bu durum, omuzlarında iki katı ağırlık taşımak gibi. Bir yanda iş hayatındaki özgür ve kendin gibi olan kadın, diğer yanda babanın kaybetme korkusu ve silinme tehdidiyle örtülmüş o diğer kadın. İki hayatı aynı anda idare etmeye çalışmak, sinir sistemini sürekli bir "tetikte olma" ve rol yapma modunda tutar. Bu da insanı bir süre sonra tamamen tüketir. Babanın sitemlerine karşı kendini geri çekmen ve onu aramaktan kaçınman, zihnindeki bir otomatik düşünceden kaynaklanıyor muhtemelen: "Eğer yakınlaşırsam bir gün gerçeği öğrenecek ve beni silecek. En iyisi mesafeli olayım ki o gün geldiğinde daha az canım yansın. " Bu düşünce, seni babandan adım adım uzaklaştırırken bir yandan da içinde yoğun bir suçluluk ve hüzün yaratıyor. Babanı her gördüğünde ya da sesini duyduğunda, böyle kabul edilmiyorum gerçeğiyle yüzleşmek canını yaktığı için soğuklaşmayı seçiyorsun. Eskiden neşeliydim, artık gülmek bile külfet demen çok normal. Çünkü espriler, yaratıcılık ve neşe, zihnin güvende ve rahat hissettiği anlarda ortaya çıkar. Zihninin arka planında sürekli "Yakalanacak mıyım?", "Beni silecek mi?", "Ben kimim?" soruları bir bilgisayar virüsü gibi çalışırken, neşeli olmaya enerjin kalmaz. Enerjin, bu iki hayatı dengede tutma savaşında tükeniyor. "Kalbime kimse dokunmuyor, insanlıktan uzaklaşıyorum" hissi, yaşadığın bu çift kimlikli hayatın doğal bir uzantısıdır. Kendini en yakınından bile saklamak zorundaysan, zihnin şu hatalı inancı geliştirebilir: "Ben gerçek halimle sevilmeye değer biri değilim. Eğer gerçek beni görürlerse giderler. " Bu inanç, hayatına yeni birini almanın önüne de gizli bir duvar örer. Gerçek seni tanımak isteyen insanlara karşı farkında olmadan bir korunma kalkanı oluşturuyor olabilirsin. Karşına doğru insanın çıkmamasının bir sebebi de, senin kalbinin kapısını o kırılma korkusu yüzünden tam olarak aralayamıyor oluşun olabilir. Kendini "Neden artık neşeli değilim, neden espri yapamıyorum?" diye zorlama. Şu an bir kriz dönemindesin ve bedenin seni korumak için duygularını sessize aldı. Bu kalıcı bir durum değil, sadece bir enerji tasarrufu modu. Kendine şefkat göster. Babanın seni silme ihtimali çok büyük bir korku, evet. Ancak bu belirsizliği zihninde sürekli büyütmek yerine, kendine şu rasyonel soruyu sor: "Bu gizli hayatı ömür boyu sürdürebilir miyim? Yoksa bir gün bu konuşmayı yapmaya hazırlandığımda, kendi ayakları üzerinde duran güçlü bir kadın olarak mı o masaya oturmalıyım?" Şu an iş hayatındasın, kendi paranı kazanıyorsun; yani çocukluktaki gibi babana tamamen bağımlı değilsin. Bu gücünü fark et. Babanı arayıp sorma konusundaki o kendini geri çekme davranışını biraz esnet. Onu aradığında konuyu açık/kapalı olmak zeminine getirmek zorunda değilsin. Sadece sıradan, günlük şeylerden konuşarak (nasılsın, hava nasıl, sağlık durumun nasıl) mesafeli ama kopuk olmayan bir bağ kur. Bu, zihnindeki o büyük hesaplaşma kaygısını anlık olarak yatıştırır. Sevilmeme hissi kalbine bir gölge gibi sinmiş olabilir ama iş hayatındaki insanların seni olduğun gibi kabul ettiğini ve sevdiğini hatırla. Demek ki sen, kendi seçtiğin halinle de gayet sevilebilir ve kabul edilebilir birisin. İlişki arayışında doğru insanı bulma baskısını üzerinden at. Önce senin kendi içinde iki kimliğini barıştırman, ardından bir başkasının senin kalbine dokunmasına izin vermen gerekiyor. Yoruldun, bu çok normal. İki farklı kıyafetle, iki farklı sahnede oynamak her aktörü tüketir. Ancak şu anki yoğunluğun ve bu yorgunluğun geçici. Kendi hayatını kurdukça, ekonomik ve sosyal bağımsızlığını pekiştirdikçe, babanın o silme tehdidinin senin üzerindeki hayati gücü azalacak. Pusulanı dışarıdaki insanların (baban dahil) onayına değil, kendi içindeki gerçek sen'e çevirdiğinde, o eski neşen de, kalbine dokunacak o doğru insan da yavaş yavaş hayatına sızacaktır. Kendine zaman tanı, çok büyük bir yük taşıyorsun ve bu yükü hafifletmek yine senin elinde. Daha fazla soru sormak istersen buradayızSevgilerle
Merhaba,Bu anlattıkların, kendi sınırlarına, bedensel bütünlüğüne ve yaşam tercihlerine son derece odaklanmış bir genç kadın olarak seni ne kadar köşeye sıkışmış ve huzursuz hissettiriyor, çok iyi anlayabiliyorum. Özellikle aseksüel eğilimlerinin olduğunu fark ettiğin ve cinselliği, yakınlığı kendi dünyanda tamamen mesafeli bir yere konumlandırdığın bir dönemde, anne ve babanın bu yönüne şahit olmak, sesler duymak ya da bunu çağrıştıracak ipuçlarıyla karşılaşmak sende bir tür duygusal istila ve sınır ihlali hissi yaratıyor. Bu yüzden odaklanamaman, içsel bir tiksinti veya yoğun bir rahatsızlık yaşaman son derece beklenen bir durum. Zihnin şu an felaket senaryoları yazarken bazı somut ve biyolojik gerçekleri göz ardı ediyor olabilir. Annen 46 yaşında. Bu yaş dönemi kadınlarda premenopoz (menopoz öncesi) ya da menopoz sürecine denk gelir. Bu dönemde hormonlar değiştiği için kadınların karın bölgesinde şişkinlik, ani kilo alımları, mide hassasiyetleri ve sindirim sistemi düzensizlikleri (ishal, kusma, lavaboya sık gitme) son derece yaygındır. Annenin karnını gösterip ''şuna bak" demesi, muhtemelen bu yaşla gelen yavaşlayan metabolizmaya ve şişkinliğe dair bir sitemdir. Geçenlerde kustuğunu, ishal olduğunu ve boğazının kötü olduğunu söylemişsin. Salgınların, mide üşütmelerinin veya farenjit gibi boğaz enfeksiyonlarının kusma ve mide bulantısı yapması çok normal bir tıbbi durumdur. Zihin bu sıradan hastalığı hemen hamilelik bulantısı olarak etiketliyor (Aşırı Genelleme dediğimiz durum ortaya çıkıyor). Onların özel anlarına bir şekilde şahit olmak ya da sesler duymak sende haklı bir mesafe yaratmış. Bir yetişkin olarak anne ve babanın birer cinsel partner olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zordur, hele ki aseksüel bir dünyan varsa bu ekstra bir yük haline gelir. Evdeyken, özellikle ders çalışırken odanda kalmaya, kapını kapalı tutmaya ve zihnini o olası seslerden korumak için gürültü önleyici kulaklıklar kullanmaya odaklan. Zihnini "Ses gelecek mi?" diye dinlemekten alıkoymak için arkaya nötr bir fon sesi (beyaz gürültü, yağmur sesi, odaklanma müzikleri) açabilirsin. Onları kontrol etme dürtünü (sesi dinleme, hareketlerini izleme) fark ettiğin an odağını kasıtlı olarak önündeki kitaba ya da ekrana çevir. Zihnin sürekli geleceği düşünüyor: "Ya hamileyse, ya söylerse, ne yüz ifadesi takınacağım?" Bu düşünce dalgası geldiğinde kendini savunmasız hissediyorsun. Kendine bir tepki planı hazırlarsan, belirsizlik azalacağı için kaygın da düşer. Açık açık sormak zorunda değilsin, sorma da zaten. Eğer bir gün böyle bir durum gerçek olursa ve sana söylerlerse, içinde kopan fırtınaları dışarı yansıtmak ya da sahte bir sevinç gösterisi yapmak zorunda değilsisin. Çok nötr, mesafeli ama saygılı bir cümle önceden cebinde dursun: "Anladım, benim için çok şaşırtıcı bir haber oldu. Ben kendi hayatıma, derslerime ve geleceğime odaklanmış durumdayım, umarım süreciniz sağlıklı geçer" deyip konuyu kapatabilir ve kendi odana çekilebilirsin. Kardeş istemiyor olabilirsin, evlilik veya çocuk düşünmüyor olabilirsin; bunlar senin en doğal hayat tercihlerindir. Onların hayat planı ile senin yaşam tercihlerin birbirinden ayrıdır, onların hamile kalması senin bir çocuk bakmak zorunda kalacağın anlamına gelmez. Şu an olmayan bir bebeğin ve kesinleşmemiş bir hamileliğin yasını tutuyor, korkusunu yaşıyorsun. Bu durum derslerine odaklanmanı engelliyor. Annenin kusması ya da karın şişliği bir kesinlik değil, sadece senin zihninin yazdığı bir varsayımdır. Kendine her kaygı anında şunu hatırlat: "Şu an annemin hamile olduğuna dair somut, tıbbi bir kanıtım yok. 46 yaşında olması ve hastalanması bu belirtileri açıklar. Şu an benim kontrol edebileceğim tek şey önümdeki test kitabı ve geleceğim. Onların hayatını yönetemem ama kendi dikkatimi yönetebilirim. "İçindeki bu derin rahatsızlığı ve tiksinti hissini yanlış mıyım, kötü biriyim diyerek yargılama. Bu senin bedensel ve zihinsel sınırlarının alarm verme şekli. Sadece bu alarmın sesini biraz kısmaya, biyolojik gerçekleri hatırlamaya ve odağını kendi masana, kendi geleceğine çevirmeye çalış. Bu süreç geçici, zihnini bu ihtimallerle meşgul ederek kendi geleceğinden çalma. Daha fazla soru sormak istersen buradayızSevgilerle
Merhabalar,Farklı kültürlerden gelmenin getirdiği ailevi baskılar, bir yandan sevdiğin adamın okul hayatındaki ağır zihinsel yorgunluğu, diğer yandan da aranızdaki o yıpratıcı kavga-barışma döngüsü seni duygusal olarak çok yormuş gibi görünüyor. Ne yapacağını bilememen, "Ayrılmalı mıyım yoksa devam mı etmeliyim?" ikilemi arasında sıkışıp kalman çok normal. Onun adına bir tedavi yöntemi belirlemek ya da ona "Sakinleştirici ilaç almalısın" şeklinde yaklaşmak ilişkide ters tepebilir. Çünkü tıp eğitimi almamış kişilerin birbirine ilaç önermesi hem tıbbi olarak doğru değildir hem de karşı tarafta "Bende bir sorun var, beni kusurlu görüyor" düşüncesini tetikleyerek öfkesini daha da artırabilir. Sorunu onun sinirliliği olarak değil, okul stresinin ona ve ilişkiye verdiği zarar olarak konumlandırmalısın. Ona "Okulunun seni çok yorduğunu, beyninin bittiğini görebiliyorum. Bu stresle tek başına baş etmek zorunda değilsin. Ruh sağlığını ve bizi korumak için bir psikologdan ya da psikiyatristten profesyonel bir destek almayı düşünür müsün? Ben de bu süreçte yanındayım" şeklinde yaklaşmak çok daha yapıcı ve profesyonel bir zemin hazırlar. Sürekli kavga edip hemen ardından barışıyor olmanız, aranızdaki sorunların aslında çözülmediğini, sadece halının altına süpürüldüğünü gösterir. O anki öfke patlaması geçince sevgi ağır basıyor ve barışıyorsunuz, ancak öfkeye sebep olan kök neden (okul stresi, aile baskısının yarattığı gerginlik vb. ) değişmediği için ilk kıvılcımda sistem yeniden patlıyor. Kendine şu soruyu sormanı isterim: "Ben onun şu anki halini mi seviyorum, yoksa stresli olmadığı zamanlardaki potansiyel halini mi?" Eğer sadece düzelme ihtimalini seviyorsan, bu durum seni bitmek bilmeyen bir tahammül sürecine sokar. Hemen "Ayrılmalı mıyım?" sorusuna kesin bir yanıt vermek yerine, ilişkine son bir şans tanımak ve durumu test etmek için söylediklerimi uygulayabilirsin. O çok sinirli olduğunda veya tartışma büyümeye başladığında onunla inatlaşmayı bırak. "Şu an ikimiz de çok gerginiz, beynin de çok yorgun. Bu konuyu yarın sakin kafayla konuşalım" de ve konuşmayı orada kes. Onun öfkesine senin de öfkeyle karşılık vermen yangına körükle gitmektir. Eğer mola kuralına rağmen sana saldırmaya veya saygısızlık yapmaya devam ediyorsa, bu durum stresin ötesinde bir sınır problemidir. Sakin bir anınızda onunla açıkça konuş: "Seni çok seviyorum ama bu sürekli kavga hali benim ruh sağlığımı ve hayata olan enerjimi tüketiyor. Okulunun zor olduğunu biliyorum ama bu durumun faturasının bana kesilmesini kabul edemiyorum. İlişkimizin devam etmesi için bu stresle baş etme konusunda somut bir adım atmana (terapi, profesyonel destek vb. ) ihtiyacım var. "Türkmenistan ve Pakistan kültürlerinin aile dinamikleri, evlilik ve ilişki beklentileri birbirinden farklı olabilir. Ailenin bu ilişkiyi istememesi sende gizli bir "Gelecekte zaten olamayacağız" kaygısı yaratıyor olabilir. Bu kaygı da seni ilişkide daha alıngan veya baskıcı yapabilir. Kendine ve partnerine karşı dürüst olmalısın. Ona şunu sorabilirsin: "Biz tüm bu kültürel zorluklara ve aile baskılarına karşı, birbirimizi yıpratmadan, sağlıklı bir şekilde yan yana durabiliyor muyuz?"Ona doğrudan ilaç veya sakinleştirici önermek yerine, yaşadığı yoğun zihinsel yorgunluk için bir uzman desteği almasını nezaketle teklif et. Ardından, yukarıda bahsettiğim mola kuralını ve sınır çizme konuşmasını uygula. Eğer partnerin senin bu çabana rağmen stresini yönetmek için hiçbir adım atmıyor, profesyonel desteğe yanaşmıyor ve seni öfke boşaltma alanı olarak görmeye devam ediyorsa; o zaman onun sevgisinden emin olsan bile kendi ruh sağlığını korumak adına ayrılık seçeneğini ciddi şekilde masaya yatırmalısın. Sevgi tek başına bir ilişkiyi sağlıklı yürütmeye yetmez; saygı ve duygusal olgunluk da gerekir. Daha fazla soru sormak istersen buradayızSevgilerle