Eşimin yaptıklarını affetmiş gibi olsam da aslında affedemedim.
Merhaba eşim 2 buçuk sene önce beni aldattı. Tamam 4/4 lük bir evliliğimiz yoktu ama çok seviyordum onu hiç aklımın ucundan böyle birşey geçmezdi. Öğrenince evi terk ettim kızım o zaman 2 yaşındaydı. Birkaç gün sonra beni yalanlarına inandırıp geri eve döndürdü. Her gün aklımdaydı her gün üzülüp ağladım. Bu böyle 6 7 ay kadar sürdü. Sonra cezaevine girdi 1 buçuk sene bekledim. Çıktığında düzelmiş olacağını umdum ama hiçbir zaman problemlerimiz bitmedi. Evet beni aldatmıyordu ama sürekli istemediğim şeyleri yapıyordu. Eve geç gelme dışarı da alkol alma evine ilgisizlik vs. Kendisi aşırı aşırı aileci, aileden kastım anne babası kardeşleri. Senelerce beraber kaldık benim istemediğimi bilmesine rağmen. Şuan evimiz ayrı ama yine sık sık gelirler. Ne evlendiğimden bir şey anladım ne de gençliğimden. Tüm bu affettiğim şeyler için kendimi affedemiyorum. Her tartışmamızda aklıma bu olanlar geliyor kendime kızıyorum neden en başında bırakmadım diye. Böylesi bir evliliğin bitmesini neden istemiyorum anlamış değilim. Tek istediğim eşimin düzelmesi bende biliyorum o hep böyle kalacak ama insan bi umut bekliyor. Bu durumda ne yapmam gerek
Bu soru 10 Ocak 2026 14:12 tarihinde Psikolog Betül Canbel tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Merhaba sevgili danışan,
Sen aslında eşini değil, yaşadığın hayatı ve kendini affedememiş olmanın ağırlığını taşıyorsun. “Affetmiş gibi yapıyorum ama affedemedim” cümlesi, iç dünyanda ne kadar büyük bir çatışma olduğunu çok çıplak bir şekilde anlatıyor. Şunu en başta söylemem gerekiyor: Bu yaşadığın şey çelişki değil, zayıflık değil, tutarsızlık hiç değil. Bu, travmatik bir kırılmanın doğal sonucu.
Aldatılmak sadece bir güven ihlali değildir; insanın gerçeklik duygusunu, kendine olan inancını ve “ben doğru seçimler yapabilirim” algısını sarsar. Sen onu çok sevdiğini, böyle bir şeyi hiç ihtimal vermediğini söylüyorsun. İşte tam da bu yüzden etkisi bu kadar derin. Çünkü sadece eşini değil, evliliğine dair kurduğun hikâyeyi kaybettin. Ve o hikâye yıkıldığında insanın içinde şu soru kalır: “Ben nasıl bunu göremedim?”
Evi terk edip geri dönmen, kandırılman, ağlayarak geçen aylar, ardından cezaevi süreci… Bunların hepsi tek tek zorlayıcıyken, üst üste geldiklerinde bir insanın sinir sistemini tamamen yorar. Sen o dönemde aslında “affetmedin”; hayatta kalmaya çalıştın. Küçük bir çocuğun vardı, yalnızdın, duygusal olarak çökmüştün. Beyin böyle anlarda “doğru karar” değil, “en az acıtan seçenek” peşine düşer. Geri dönmen bu yüzden bir hata değil, bir hayatta kalma refleksi.
Sonra “düzelir” umudu… Bu umut çok anlaşılır. Çünkü insan yaşadığı onca acının boşa gitmediğine inanmak ister. “Bunca şeye katlandım ama sonunda değdi” diyebilmek ister. Ama senin anlattıklarından görüyorum ki eşin davranış olarak aldatmayı bırakmış olsa bile, ilişkinin ruhu hiç onarılmamış. Eve geç gelmeler, alkol, ilgisizlik, senin sınırlarını bilmesine rağmen ailesiyle iç içe yaşama… Bunlar “küçük kusurlar” değil; senin varlığını, ihtiyaçlarını ve sözünü ikinci plana atan davranışlar.
Affetmek, unutmak ya da katlanmak değildir. Affetmek, yaşananın sorumluluğunun alındığını, davranışın değiştiğini ve güvenin yeniden inşa edildiğini görmektir. Sen bunları görmediğin için içinde bir yer hâlâ alarmda. Bu yüzden her tartışmada geçmiş geri geliyor. Çünkü zihin “tehlike geçti” diyemiyor.
“Kendimi affedemiyorum” dediğin yer ise bence bu sürecin en acı noktası. Çünkü sen şu an eşine kızdığın kadar, hatta belki daha fazla kendine kızıyorsun. “Neden en başta bırakmadım?”, “Neden katlandım?”, “Neden hâlâ bitmesini istemiyorum?” soruları seni içten içe kemiriyor. Ama şunu net söylemem lazım: Sen o zaman bugünkü bilgiye, güce, mesafeye sahip değildin. O günkü sen, elindeki şartlarla elinden geleni yaptı. Bugünkü senin geçmişteki seni yargılaması çok acımasız bir mahkeme.
Evliliğin bitmesini istememeni de çok insani buluyorum. Çünkü bu sadece bir evlilik değil; gençliğin, emeklerin, anne olduğun yıllar, “bir aile olma” hayalin. Bunlardan vazgeçmek, sadece bir adamdan değil, bir ihtimalden vazgeçmek gibi geliyor. İnsan bazen kişiyi değil, ihtimali seviyor. “Ya değişirse?” sorusu da bu ihtimalin yakıtı.
Ama burada seni inciten gerçek şu: Sen eşinin nasıl biri olduğunu biliyorsun, ama yine de ondan farklı biri olmasını bekliyorsun. Bu beklenti seni hayatta tutuyor ama aynı zamanda seni tüketiyor. Çünkü her seferinde hayal kırıklığına uğruyorsun ve bu seferki öfke dışarı değil, kendine dönüyor.
Önce şunu ayırman gerekiyor: Affetmek mi istiyorsun, yoksa artık acımamak mı? Bunlar aynı şey değil.
Eşinin değişip değişmeyeceğini değil, senin bu hâliyle ne kadar daha kalabileceğini kendine dürüstçe sorman gerekiyor.
Kendini affetmeye başlamadan hiçbir karar netleşmez. Çünkü kendinle kavgalı bir yerden verilen kararlar ya pişmanlık ya da daha fazla sabır üretir.
Senin bu süreci tek başına taşıman çok zor. Yaşadığın şeyler basit bir “evlilik sorunu” değil; aldatma travması, uzun süreli belirsizlik, bastırılmış öfke ve kendilik değeriyle ilgili ciddi yaralar içeriyor. Bir psikologla bu süreci çalışmak, özellikle “neden hâlâ kalmak istiyorum?” ve “kendimi nasıl affederim?” sorularını güvenli bir alanda ele almak sana çok iyi gelebilir. Gerekirse bir psikiyatri desteği de duygusal yükü hafifletmek için değerlendirilebilir.
Sen zayıf olduğun için kalmadın. Sen sevdiğin, umut eden ve ailesini ayakta tutmaya çalışan bir kadındın. Ama güçlü olmak, sonsuza kadar katlanmak değildir. Bazen en büyük güç, gerçeği olduğu haliyle görmeye cesaret edebilmektir. Sen bu cesaretin eşiğindesin. Bu, küçümsenecek bir yer değil.
Umarım cevabım faydalı olmuştur. Değerlendirilmesini istediğin farklı bir soru olursa bizlere yeni bir soru oluşturarak iletebilirsin. Aklına takılanları yorumlarda yazabilirsin. Kendine iyi bakman dileğiyle.
Sevgiler,
Psikolog Betül Canbel
💪 Psikoloğun Önerdiği Egzersizler
Bulut Meditasyonu
Küçük Şükür Molası
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.