Eşimle anlaşamıyoruz
Eşimle 3 yıllık evliyiz. 4 aylık bir bebeğimiz var. Severek evlendik ama evliliğimizin başından beri iletişim sorunları yaşıyoruz. Başlarda sorunları çözmek için çaba sarf ediyorduk ama artık çok yorgunuz ve konuşarak bir şeyleri çözebileceğimizi düşünmüyoruz. Birçok konuda tartışıyoruz ama tabiri caizse incir çekirdeğini doldurmayacak sorunlar bana göre ama eşime göre çok önemli. Aile danışmanı ile görüştük, evlilik ve iletişim üzerine kitaplar okuyorum. Ne yaptıysam düzelmiyor. Hiç olmadık bir şeyden sorun çıkabiliyor. Örneğin, markete gittiğimizde eşim bayram için şeker alıyordu ben de bitki tohumlarına bakıyordum. "Hangi çikolatalardan istiyorsun gel bak" dedi. Ben de "istediğinden al" dedim. "Hangisini istiyorsun gel baksana" dedi tekrar. Ben de yanına gidip "istediğini al dedim ya başka şeyle ilgileniyorum niye çağırıyorsun?" dedim ve bu tartışmaya döndü. Evladımın annesi babası ayrı büyümesini istemiyorum ama artık ne yapabileceğimi bilmiyorum. Ne yapsam sorunlar bitmeyecek gibi hissediyorum. Önerilerinizi rica ediyorum.
Bu soru 23 Haziran 2026 12:26 tarihinde Psikolog Simge Akgül tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Merhaba,
Anlattıklarınız, evlilikte özellikle küçük bir bebeğin olduğu dönemde çok sık görülen bir tabloya işaret ediyor: iletişimin aslında “içerik”ten çok “yorumlanma biçimi” üzerinden bozulması. Yani sorun markette ne alındığı ya da hangi cümlenin kurulduğundan ziyade, her iki tarafın da birbirinin sözünü ve davranışını “anlaşılmama” ya da “önemsenmeme” gibi algılamasıyla büyüyen bir döngü oluşmuş görünüyor. Örnek verdiğiniz durumda da buna benzer bir süreç var. Eşinizin sizi çağırma biçimi onun açısından birlikte karar verme ve paylaşım ihtiyacını gösterirken, sizin o anda başka bir şeye odaklı olmanız nedeniyle bu çağrı “gereksiz tekrar” gibi algılanmış. Siz de bunu “neden ısrar ediliyor” şeklinde yorumladığınızda, küçük bir anlık diyalog hızla duygusal bir gerilime dönüşmüş. Bu tür örnekler genellikle tek başına önemli olaylar değildir; ancak gün içinde tekrar ettikçe “incir çekirdeğini doldurmayan ama sürekli büyüyen” bir çatışma zemini oluşturur. 4 aylık bir bebeğin olduğu dönem ise bu tabloyu belirgin şekilde ağırlaştırır. Uyku bölünmeleri, fiziksel yorgunluk, zihinsel yük ve ebeveynlik sorumluluğu, çiftlerin tolerans kapasitesini düşürür. Bu dönemde birçok çift aslında aynı problemi değil, yorgunluk üzerinden tetiklenen yanlış anlaşılmaları yaşar. Bu nedenle “çözüm konuşmaları” da çoğu zaman işe yaramaz hale gelir, çünkü kişi çözüm üretmeye değil, kendini korumaya odaklanır. Sizin “artık konuşarak çözülmüyor” hissiniz de bu tükenmişlik halinin bir yansıması olabilir. Bu noktada önemli olan, tüm ilişkiyi büyük tartışmalar üzerinden çözmeye çalışmak yerine, günlük küçük temaslarda gerginliği azaltacak yeni bir iletişim dili kurabilmektir. Örneğin o anlarda verilen tepkileri “niyet okuma” üzerinden değil, “anlık ihtiyaç” üzerinden okumaya çalışmak (yorulma, odaklanma, acele etme gibi) çatışmanın büyümesini azaltabilir. Ayrıca şu ayrımı netleştirmek önemlidir: şu an yaşadığınız durum büyük ihtimalle “çözülemeyen bir ilişki sorunu”ndan çok, yüksek stres+ yorgunluk+ yanlış anlaşılma döngüsüdür. Bu döngü kırılmadıkça aynı tartışmalar farklı konular üzerinden tekrar eder. Bu süreçte önerilebilecek en kritik adım, “her şeyi konuşarak çözme” baskkısını azaltıp, özellikle tartışma anlarında çözüm aramak yerine ilişkiyi koruyacak kısa durdurma stratejileri geliştirmektir. Yani o anı büyütmemek, konuyu erteleyebilmek ve sakin zamanda tekrar ele almak gibi. Eğer tüm denemelere rağmen aynı yoğunlukta devam ediyorsa, bu noktada bireysel olarak değil, çift olarak yeniden yapılandırılmış bir çift terapisi süreci (daha yapılandırılmış, davranış odaklı bir yaklaşım) daha etkili olabilir. Çünkü bazı dönemlerde sorun “çözüm bulamamak” değil, “aynı anda çok yorgun iki kişinin doğru iletişim kuramaması” olur
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.