Psk. Simge Akgül
Balıkesir
Online Danışmanlık, İlişki Danışmanlığı, Yetişkin Danışmanlığı, Ebeveyn Danışmanlığı, Dikkat ve Hiperaktivite Bozuklukları
Uzman Hakkında
Ben Psikolog Simge Akgül. Kadir Has Üniversitesi Psikoloji (İngilizce) bölümünden onur derecesiyle mezun oldum. Üniversite yıllarımda insan davranışının derinliklerini, duyguların yaşamımızdaki yönlendirici gücünü ve her bireyin iç dünyasının kendine özgü dilini anlamaya yoğunlaştım. Mesleki yolculuğumun önemli bir dönüm noktası, Berlin’deki International Psychoanalytic University’de yaptığım çalışmalar oldu. Burada psikanalitik kuram, kişilik gelişimi ve çocuk-ergen psikolojisi üzerine uygulamalı eğitimler aldım; gözlem ve vaka temelli süreçlerde aktif olarak yer aldım. Bu deneyim, insanın içsel dünyasına bütüncül bir bakış geliştirmemi sağladı. Almanya’da kazandığım bu deneyimin ardından, mesleki denkliğimi de Almanya’dan alarak uluslararası düzeyde yetkinliğimi belgeleme fırsatı buldum.
Ayrıca IMDAT Project – Mental Health Association bünyesinde, 81 ilden seçilen temsilci psikologlardan biri olarak Balıkesir il temsilcisi görevini üstlendim. Bu süreçte, alanında uzman isimlerden eğitimler alarak gönüllü psikolojik destek hizmetleri verdim.
BDT ve ACT ekolleri ağırlıklı olarak, yetişkin/ergen/çocuk alanında hizmet veriyorum.
Eğitim
- Kadir has üniversitesi - Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- İmdat eğitim kapsamında 500+ saat eğitim
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Bdt, act
Cevaplar (23)
Anlattıklarınız, son 10 ayın sizin için ne kadar yorucu geçtiğini gösteriyor. Bir zamanlar yönetebildiğinizi hissettiğiniz düşüncelerin giderek yoğunlaşması, artık işe giderken ya da dışarı çıktığınızda bile size eşlik etmesi yaşam kalitenizi ciddi şekilde etkiliyor gibi görünüyor. Bu kadar yoğun kaygıyla yaşamak gerçekten kolay değil. OKB, kişiye istemediği, rahatsız edici ve yoğun kaygı uyandıran düşünceler yaşatabilir. Bu düşüncelerin aklınıza gelmesi, onları istediğiniz ya da sizi tanımladığı anlamına gelmez. Özellikle "Bir insanda bu kadar kötü düşünce olamaz. " diye düşünmeniz de OKB'nin oluşturduğu kaygıyı daha da artırabilir. Zihin, tehdit olarak algıladığı düşüncelere daha fazla odaklandıkça, bu döngü güçlenebilir. Bununla birlikte, "Düşüncelerimin sesli olarak duyulduğunu hissediyorum. " şeklinde ifade ettiğiniz durum, mutlaka üzerinde durulması gereken bir belirtidir. Kullandığınız ilaca rağmen bu deneyimin devam etmesi veya sonradan ortaya çıkmış olması, tedavi sürecinizin yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir. Bu nedenle sizi takip eden psikiyatri uzmanınızla bunu ayrıntılı şekilde paylaşmanız önemlidir. OKB tedavisinde ilaç desteğinin yanı sıra psikoterapi de oldukça önemli bir yere sahiptir. Özellikle OKB alanında çalışan bir psikologla yürütülecek terapi süreci, kaygıyı besleyen düşünce döngülerini fark etmenize ve onlarla daha sağlıklı başa çıkabilmenize yardımcı olabilir. Yaşadığınız belirtilerin günlük yaşamınızı bu kadar etkilemesi nedeniyle, tedavinizi yalnızca mevcut haliyle sürdürmek yerine psikiyatri kontrolünüzü aksatmamanızı ve eş zamanlı olarak psikolojik danışmanlık desteği almanızı öneririm. Sürecinize ben de destek olabilirim ya da aklınıza takılan başka bir konu olursa tekrar buradan paylaşabilirsiniz. Psk. Simge Akgül
Yaşadığınız duygusal karmaşanın sizi bu kadar yorması çok anlaşılabilir. Bir yanda sevdiğiniz birine karşı hissettikleriniz, diğer yanda ailenizin tepkileri ve inançlarınızla ilgili yaşadığınız kaygılar arasında kalmak oldukça zorlayıcı olabilir. Bu kadar farklı duyguyu aynı anda taşımaya çalışmanız kendinizi yalnız, sıkışmış ve mutsuz hissetmenize neden olabilir. Aslında şu anda sizi en çok yoran şey yalnızca sevdiğiniz kişiye karşı hissettikleriniz değil; hislerinizle, inançlarınızla ve ailenizin beklentileriyle aynı anda baş etmeye çalışmanız gibi görünüyor. Böyle bir iç çatışma yaşarken "Doğru olan ne?" sorusunun zihninizi sürekli meşgul etmesi de oldukça doğal. Bu konuda sizin adınıza "Olmalısınız" ya da "Olmamalısınız" demek doğru olmaz. Çünkü bu karar, ancak kendi değerlerinizi, inançlarınızı ve ihtiyaçlarınızı sakin bir şekilde değerlendirebildiğinizde sağlıklı bir şekilde verilebilir. Korkuyla alınan kararlar da, sadece başkalarını memnun etmek için alınan kararlar da zamanla sizi daha fazla yıpratabilir. şu an en çok ihtiyaç duyduğunuz şey, kendinizi yargılamadan dinleyebileceğiniz güvenli bir alan gibi görünüyor. Duygularınızı bastırmak ya da yok saymaya çalışmak yerine, onları anlamaya çalışmanız kendinize karşı daha şefkatli yaklaşmanıza yardımcı olabilir. Eğer bu süreç günlük yaşamınızı, ruh halinizi ve işlevselliğinizi bu kadar etkiliyorsa, bir psikologdan destek almanız yaşadığınız iç çatışmayı anlamlandırmanız açısından faydalı olabilir. Bu süreçte yalnız değilsiniz. Aklınıza takılan başka bir konu olursa paylaşabilirsiniz; birlikte değerlendirebiliriz. Psk. Simge Akgül
Merhabalar, yaşadıklarınızın sizi bu kadar derinden etkilemesi anlaşılabilir bir durum. Bir ilişkinin ardından yoğun özlem, zihnin sürekli aynı kişiye gitmesi, iştahsızlık, mide ağrısı, bulantı ve uyku sorunları yada farklı fiziksel belirtiler yaşayabilirsiniz. Özellikle duygusal olarak bağ kurduğunuz birinden kopmak kolay olmayabilir. Yaşanılan fiziksel belirtiler çok olağan diyebilirim. Anlattıklarınızda sizi en çok zorlayan noktalardan biri, hem onu düşünmeye devam etmeniz hem de onun hayatında yeni gelişmelerin olması gibi görünüyor. Bu durum zihninizin sürekli "ya şöyle olsaydı" düşüncelerine dönmesine ve süreci kabullenmenin zorlaşmasına neden olabilir. Ancak iyileşme, o kişiyi unutmaya çalışmaktan çok, yaşananları kabul ederek odağınızı yavaş yavaş yeniden kendi hayatınıza çevirebilmekle başlar. Bu süreçte kendinizi duygularınızı bastırmaya zorlamak yerine, günlük yaşam düzeninizi korumaya çalışmanız, düzenli beslenmeniz, kısa yürüyüşler yapmanız ve sizi sürekli geçmişe götüren uyaranlarla mümkün olduğunca aranıza mesafe koymanız iyileşme sürecini destekleyebilir. Duygularınızın bugün bu kadar yoğun olması, her zaman böyle kalacağı anlamına gelmez. Ancak yemek yiyememe, mide ağrısı, kusma hissi ve uykusuzluk gibi belirtiler günlük yaşamınızı belirgin şekilde etkiliyorsa, bu süreci tek başınıza yüklenmek zorunda değilsiniz. Bir psikologdan destek almanız, gerek görülmesi hâlinde ise bir psikiyatri uzmanına başvurmanız yaşadığınız belirtilerin değerlendirilmesi açısından faydalı olacaktır. Psikologunuz gerekli olursa psikiyatri yönlendirmesi yapacaktır. Aklınıza takılan başka bir konu olursa tekrar buradan paylaşabilirsiniz. Süreci birlikte de değerlendirebiliriz. Psk Simge Akgül
Merhaba,Anlattıklarınız, evlilikte özellikle küçük bir bebeğin olduğu dönemde çok sık görülen bir tabloya işaret ediyor: iletişimin aslında “içerik”ten çok “yorumlanma biçimi” üzerinden bozulması. Yani sorun markette ne alındığı ya da hangi cümlenin kurulduğundan ziyade, her iki tarafın da birbirinin sözünü ve davranışını “anlaşılmama” ya da “önemsenmeme” gibi algılamasıyla büyüyen bir döngü oluşmuş görünüyor. Örnek verdiğiniz durumda da buna benzer bir süreç var. Eşinizin sizi çağırma biçimi onun açısından birlikte karar verme ve paylaşım ihtiyacını gösterirken, sizin o anda başka bir şeye odaklı olmanız nedeniyle bu çağrı “gereksiz tekrar” gibi algılanmış. Siz de bunu “neden ısrar ediliyor” şeklinde yorumladığınızda, küçük bir anlık diyalog hızla duygusal bir gerilime dönüşmüş. Bu tür örnekler genellikle tek başına önemli olaylar değildir; ancak gün içinde tekrar ettikçe “incir çekirdeğini doldurmayan ama sürekli büyüyen” bir çatışma zemini oluşturur. 4 aylık bir bebeğin olduğu dönem ise bu tabloyu belirgin şekilde ağırlaştırır. Uyku bölünmeleri, fiziksel yorgunluk, zihinsel yük ve ebeveynlik sorumluluğu, çiftlerin tolerans kapasitesini düşürür. Bu dönemde birçok çift aslında aynı problemi değil, yorgunluk üzerinden tetiklenen yanlış anlaşılmaları yaşar. Bu nedenle “çözüm konuşmaları” da çoğu zaman işe yaramaz hale gelir, çünkü kişi çözüm üretmeye değil, kendini korumaya odaklanır. Sizin “artık konuşarak çözülmüyor” hissiniz de bu tükenmişlik halinin bir yansıması olabilir. Bu noktada önemli olan, tüm ilişkiyi büyük tartışmalar üzerinden çözmeye çalışmak yerine, günlük küçük temaslarda gerginliği azaltacak yeni bir iletişim dili kurabilmektir. Örneğin o anlarda verilen tepkileri “niyet okuma” üzerinden değil, “anlık ihtiyaç” üzerinden okumaya çalışmak (yorulma, odaklanma, acele etme gibi) çatışmanın büyümesini azaltabilir. Ayrıca şu ayrımı netleştirmek önemlidir: şu an yaşadığınız durum büyük ihtimalle “çözülemeyen bir ilişki sorunu”ndan çok, yüksek stres+ yorgunluk+ yanlış anlaşılma döngüsüdür. Bu döngü kırılmadıkça aynı tartışmalar farklı konular üzerinden tekrar eder. Bu süreçte önerilebilecek en kritik adım, “her şeyi konuşarak çözme” baskkısını azaltıp, özellikle tartışma anlarında çözüm aramak yerine ilişkiyi koruyacak kısa durdurma stratejileri geliştirmektir. Yani o anı büyütmemek, konuyu erteleyebilmek ve sakin zamanda tekrar ele almak gibi. Eğer tüm denemelere rağmen aynı yoğunlukta devam ediyorsa, bu noktada bireysel olarak değil, çift olarak yeniden yapılandırılmış bir çift terapisi süreci (daha yapılandırılmış, davranış odaklı bir yaklaşım) daha etkili olabilir. Çünkü bazı dönemlerde sorun “çözüm bulamamak” değil, “aynı anda çok yorgun iki kişinin doğru iletişim kuramaması” olur