her şey (en başta kendim) hep mükemmel olmak zorundaymış gibi hissediyorum.
nişan törenimde o kadar her şey mukemmel olmak zorundaymış gibi hissettim ve her şey o kadar kötü geçti ki benim için etraftan gelen iltifatların hiçbirini içselleştiremedim her olumlu sözcük yalanmış gibi geldi nişan fotoğraflarına bir müddet bakamadım bile öz saygım ne oldu da böyle düştü niye her şey mukemmel olmalı diye hissediyorum bilmiyorum su an dügünüme cok az var ve ben mutlu olamamaktan korkuyorum. insan dügünü var diye sırf estetik olmak ister mi artık bunu düsünmeye basladım. herkes tarafından sevilen neşeli hallerim yerine ağır baslı olmalıyım diye kalıplara soktum kendimi. elimde değil hem kendimi hem nişanlımı yıpratıyorum bu durum beni çok üzüyor. belli başlı kitapları aldım yazılar okudum ama yok nafile başaramıyorum iyi hissedemiyorum. hep insanlar ne der ne düşünür düğün salonu boş olursa arka plan kötü olursa ben nasıl olurum nişandaki gibi kötü mü çıkarım halim tavrım nasıl olmalı gibi düsünceler beynimde dolanıyor ve hep rüyamda aksilik yaşadıgımı görüyorum dügünümde. normalde insanların ne dedigini cok düsünen biri değilim ama kendi organize ettigim şeylerde beni yansıtan şeylerde hata kusur bunlara gelemiyorum...
Bu soru 30 Aralık 2025 13:24 tarihinde Uzman Klinik Psikolog Gül Buket Mınak tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Merhaba,
Çok baskı altında kalmış, kendini performansla değerli hissetmeye zorlanmış bir ruh durumuna işaret ediyor. Bunu baştan net söylemek istiyorum. Nişanında yaşadığın şey aslında bir başarısızlık değil, yükün fazlalığı. Sen o güne sadece nişan olarak gitmedin. O gün senin için
beğenilmeliyim, yakışmalıyım, herkes mutlu olmalı, kusursuz olmalı, beni anlatmalı gibi onlarca anlam taşıyordu. Bu kadar çok anlam yüklenen bir an, insanı mutlu etmez, kilitler. O yüzden etraftan gelen iltifatları alamadın. Çünkü zihnin şunu diyordu: “Gerçek olamaz. Eğer kusursuz değilse, iyi de olamaz.” Bu, öz saygının düşmesinden çok, öz saygının şartlı hâle gelmesi.
Her olumlu söz yalan gibi geldi demen senin kendine güvenmediğini değil kendinle temasının o an koptuğunu gösteriyor. İnsan kendi içinde yokken, dışarıdan gelen hiçbir şeyi içine alamaz. Fotoğraflara bakamaman da bu yüzden. Çünkü fotoğraflar nasıl göründüğünü değil, nasıl hissetmediğini hatırlattı sana.
“Her şey mükemmel olmalı” hissi genellikle şuradan gelir: Eğer mükemmel olursa, eleştirilmem. Eğer eleştirilmezsem, incinmem. Eğer incinmezsem, güvendeyim.
Bu bir estetik meselesi değil güvenlik meselesi. İnsan düğünü var diye estetik olmak isteyebilir, bu çok insani. Ama senin yaşadığın güzel olayımdan çıkıp hata yaparsam ben eksik olurum noktasına gelmiş. İşte bu noktada zihin seni sürekli tetikte tutuyor. Salon boş olursa, arka plan kötü olursa, insanlar ne der. Bunlar düğünle ilgili değil; “Ben yeterli miyim?” sorusunun farklı kılıklara girmiş hâli.
Kendini “herkes tarafından sevilen neşeli hâlim yerine ağırbaşlı olmalıyım” diye kalıplara sokman da buradan geliyor. Sanki gerçek halin riskliymiş gibi. Sanki neşeli olursan kontrolü kaybedecekmişsin gibi. O yüzden kendini sıkıyorsun. Ama insan kendini sıktıkça, hem kendini hem yanındakini yıpratır. Senin elimde değil demen çok kıymetli çünkü bu bilinçli bir tercih değil, kaygının direksiyona geçmesi. Rüyalarında aksilikler görmen de çok normal. Zihin gündüz bastırdığını gece sahneye koyar. Bu, olacakların habercisi değil korkuların boşalma şekli.
Mutlu olmayı hedefledikçe, mutlu olamıyorsun. Çünkü mutluluk bir performans değil.
Düğün günü mutlu “hissetmek zorunda değilsin”. Sakin olabilirsin, heyecanlı olabilirsin, dalgın olabilirsin. Bunların hiçbiri başarısızlık değil. Asıl yük şurada: “Bu gün beni temsil etmeli.” Hayır. Sen bir salona, bir fotoğrafa, bir organizasyona sığacak biri değilsin. Seni tek bir güne indirgediğinde, zihnin panikliyor.
Şunu denemeni istiyorum (okuduklarından farklı bir şey):
Düğünü zihninde “hayatımın en mutlu günü”nden çıkarıp “hayatımda olan bir gün”e indir. Bu küçültme değil özgürleştirme. O gün eksik de olabilir, aksak da olabilir, sen de bazen iyi bazen kötü hissedebilirsin. Bunlar seni değersiz yapmaz.
Kitapların nafile gelmesi de normal. Çünkü sen bilgi eksikliğinden değil, yük fazlalığından zorlanıyorsun. Şu an ihtiyacın olan şey daha çok okuma değil; kendine karşı yumuşama. “Şu an iyi hissetmiyorum ve bu da tamam” diyebilme alanı.
Sen kötü hissettiğin için kötü biri değilsin. Bu süreç seni tanımlamıyor. Ve bu hâlin kalıcı değil. Ama bu noktada, özellikle düğün öncesi bu yoğunluk varken, bir psikologla ilerlemek sana çok iyi gelebilir. Çünkü bu yalnızca düğün kaygısı değil kendini değere bağlama biçiminin yorulması. Karar verip başlamak isterseniz profilimden ulaşabilirsiniz.
'Çünkü sen bilgi eksikliğinden değil, yük fazlalığından zorlanıyorsun.' bu cümle farklı bir pencere açtı bende...teşekkür ederim.
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.