Gül Buket Mınak

Uzm. Kl. Psk. Gül Buket Mınak

İstanbul

4.8
(16 Yorum)

Uzman Hakkında

Merhaba,

Ben klinik psikolog Gül Buket Mınak. Lisans eğitimimi Psikoloji alanında tamamladıktan sonra İstanbul Kent Üniversitesinde “Klinik Psikoloji” yüksek lisans bölümünü bitirdim. Yüksek Lisans bitirme projem “Bilişsel Çarpıtmalarda İlişki ve Evlilik Uyumu Arasındaki İlişkiler” dir. Lisans ve Yüksek lisans öğrenimi görürken bir çok etkinlik ve seminerlere katıldım. Alanında uzman olan psikiyatrist ve psikologlardan eğitimlerimi aldım ve mezun olduktan sonra da bu eğitimlere devam etmekteyim. İstanbul Cerrahpaşa Ruh Ve Sinir Hastalıkları Anabilim Dalında çocuk, ergen ve yetişkinlerle grup terapisi ve bireysel psikoterapi yaptım. Ardından özel bir klinikte süpervizör alarak danışanlarımı gördüm. Terapilerimde ağırlıklı olarak Bilişsel Davranışçı Terapi ve Şema Terapi yaklaşımlarını kullanmaktayım. Çalışmalarıma Yetişkin psikoterapisti olarak devam etmekteyim.

Eğitim

  • Nişantaşı üniversitesi - Lisans
  • Kent üniversitesi - Yüksek Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Bilişsel davranışçı terapi
  • Cinsel terapi
  • Psikopatoloji ve yas
  • Oyun terapisi
  • P4C eğitimi
  • Şema terapi
  • Çocuk testleri
  • Emdr
  • Çocuk ve ergenlerde BDT
  • Duygu odaklı terapi
  • Aile danışmanlığı

Uzmanlık Alanları

Travma ve TSSB
Obsesif Kompulsif Bozukluk
Anksiyete
Değersizlik / Yetersizlik Hisleri
İletişim Problemleri
İlişki Sorunları
Duygudurum Bozuklukları
Boşanma
Evlilik ve Evlilik Öncesi Konular
Flört Şiddeti
Aldatılma
Cinsel İstismar
Dürtü Kontrol(Bozukluğu)
Çift Terapisi
Narsistik Kişilik
Aile ve Çift Terapisi

Çalışma Ekolleri

  • Bilişsel davranışçı terapi, şema terapi, cinsel terapi, yas ve travma patolojisi, iletişim sorunları

Cevaplar (69)

Merhaba,Yazdıkların, uzun süredir yalnız başına taşımaya çalıştığın ağır bir yük olduğunu hissettiriyor. Şunu en başta söylemek isterim: yaşadıkların zayıflık ya da yetersizlik değil aksine, çok insani ve anlaşılır bir ruhsal süreç. Bahsettiğin o ses “yetersizsin, eksiksin, sevilmezsin” diyen çoğu zaman gerçek senin sesi değil. Genellikle geçmişte yaşanan deneyimlerden, eleştirilerden, ihmalden ya da karşılanmamış duygusal ihtiyaçlardan beslenen bir iç eleştirmen olur. Sen onunla savaşmayı, bastırmayı öğrenmişsin ama bu ses hâlâ oradaysa, bu senin başarısızlığın değil bu sesle ilişkinin henüz şefkatli bir yere evrilmemiş olmasıyla ilgili. Bastırmak kısa vadede işe yarar,ama iyileşme çoğu zaman dinlemek, ayırt etmek ve dönüştürmekle olur. Birinin seni tüm yönlerinle sevebileceğine ihtimal verememen çok acı verici bir yer. Ama bu duygu şunu gösteriyor: Sen sevgiye aç değilsin sevgiye layık olmadığına inanıyorsun. Bu ikisi çok farklı şeyler. Şu an ilişkilerden geri durman, konuşmanın zorlaşması, karşı cinsle mesafen artması bir isteksizlik değil kendini koruma biçimi. Zihnin sana şunu diyor olabilir:“Yaklaşırsam incinirim, reddedilirim, eksikliğim görülür. ” Bu yüzden güzel duyguları kaçırıyormuş gibi hissetmen çok anlaşılır. Çünkü bir yanın sevgiye doğru gitmek isterken, diğer yanın seni tehlikeden korumaya çalışıyor. Seni zorlamadan, “hemen düzelmeliyim” baskısı olmadan birkaç öneri paylaşmak istiyorum:O sesi ayırİçinden geçen “ben kötüyüm” düşüncesi geldiğinde şunu dene:“Bu bir düşünce. Bir gerçek değil. ”Onunla tartışmak yerine, mesafe koymaya çalış. Kendinle konuşma biçimini fark etYakın bir arkadaşın seninle konuşsa, ona söylediğin kelimeleri söyler miydin?Söylemezdin muhtemelen. Bu farkındalık çok dönüştürücü olabilir. İlişkiyi hedef değil, temas olarak gör“Biriyle tanışmalıyım” baskısı yerine,“Bir insanla kısa bir temas kurabilirim”gibi daha küçük, daha güvenli hedefler koymak sinir sistemini rahatlatır. Profesyonel destek ihtimaliEğer imkânın varsa, bu değersizlik temasını çalışan bir psikologla konuşmak gerçekten çok faydalı olabilir. Bu, “ben baş edemiyorum” demek değil;“Artık bunu tek başıma taşımak istemiyorum” demektir. Bunlar değersiz birinin değil, derinliği olan ve incinmiş ama hâlâ canlı birinin özellikleri. profilimden bana ulaşabilir seans içerisinde detaylı görüşme sağlayabiliriz.

Devamını Oku...

Merhaba,Çok baskı altında kalmış, kendini performansla değerli hissetmeye zorlanmış bir ruh durumuna işaret ediyor. Bunu baştan net söylemek istiyorum. Nişanında yaşadığın şey aslında bir başarısızlık değil, yükün fazlalığı. Sen o güne sadece nişan olarak gitmedin. O gün senin içinbeğenilmeliyim, yakışmalıyım, herkes mutlu olmalı, kusursuz olmalı, beni anlatmalı gibi onlarca anlam taşıyordu. Bu kadar çok anlam yüklenen bir an, insanı mutlu etmez, kilitler. O yüzden etraftan gelen iltifatları alamadın. Çünkü zihnin şunu diyordu: “Gerçek olamaz. Eğer kusursuz değilse, iyi de olamaz. ” Bu, öz saygının düşmesinden çok, öz saygının şartlı hâle gelmesi. Her olumlu söz yalan gibi geldi demen senin kendine güvenmediğini değil kendinle temasının o an koptuğunu gösteriyor. İnsan kendi içinde yokken, dışarıdan gelen hiçbir şeyi içine alamaz. Fotoğraflara bakamaman da bu yüzden. Çünkü fotoğraflar nasıl göründüğünü değil, nasıl hissetmediğini hatırlattı sana. “Her şey mükemmel olmalı” hissi genellikle şuradan gelir: Eğer mükemmel olursa, eleştirilmem. Eğer eleştirilmezsem, incinmem. Eğer incinmezsem, güvendeyim. Bu bir estetik meselesi değil güvenlik meselesi. İnsan düğünü var diye estetik olmak isteyebilir, bu çok insani. Ama senin yaşadığın güzel olayımdan çıkıp hata yaparsam ben eksik olurum noktasına gelmiş. İşte bu noktada zihin seni sürekli tetikte tutuyor. Salon boş olursa, arka plan kötü olursa, insanlar ne der. Bunlar düğünle ilgili değil; “Ben yeterli miyim?” sorusunun farklı kılıklara girmiş hâli. Kendini “herkes tarafından sevilen neşeli hâlim yerine ağırbaşlı olmalıyım” diye kalıplara sokman da buradan geliyor. Sanki gerçek halin riskliymiş gibi. Sanki neşeli olursan kontrolü kaybedecekmişsin gibi. O yüzden kendini sıkıyorsun. Ama insan kendini sıktıkça, hem kendini hem yanındakini yıpratır. Senin elimde değil demen çok kıymetli çünkü bu bilinçli bir tercih değil, kaygının direksiyona geçmesi. Rüyalarında aksilikler görmen de çok normal. Zihin gündüz bastırdığını gece sahneye koyar. Bu, olacakların habercisi değil korkuların boşalma şekli. Mutlu olmayı hedefledikçe, mutlu olamıyorsun. Çünkü mutluluk bir performans değil. Düğün günü mutlu “hissetmek zorunda değilsin”. Sakin olabilirsin, heyecanlı olabilirsin, dalgın olabilirsin. Bunların hiçbiri başarısızlık değil. Asıl yük şurada: “Bu gün beni temsil etmeli. ” Hayır. Sen bir salona, bir fotoğrafa, bir organizasyona sığacak biri değilsin. Seni tek bir güne indirgediğinde, zihnin panikliyor. Şunu denemeni istiyorum (okuduklarından farklı bir şey):Düğünü zihninde “hayatımın en mutlu günü”nden çıkarıp “hayatımda olan bir gün”e indir. Bu küçültme değil özgürleştirme. O gün eksik de olabilir, aksak da olabilir, sen de bazen iyi bazen kötü hissedebilirsin. Bunlar seni değersiz yapmaz. Kitapların nafile gelmesi de normal. Çünkü sen bilgi eksikliğinden değil, yük fazlalığından zorlanıyorsun. Şu an ihtiyacın olan şey daha çok okuma değil; kendine karşı yumuşama. “Şu an iyi hissetmiyorum ve bu da tamam” diyebilme alanı. Sen kötü hissettiğin için kötü biri değilsin. Bu süreç seni tanımlamıyor. Ve bu hâlin kalıcı değil. Ama bu noktada, özellikle düğün öncesi bu yoğunluk varken, bir psikologla ilerlemek sana çok iyi gelebilir. Çünkü bu yalnızca düğün kaygısı değil kendini değere bağlama biçiminin yorulması. Karar verip başlamak isterseniz profilimden ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Merhaba,Sen aslında ilgisizlikten çok, uzun süredir görülmemekten yorulmuşsun. Bu yorgunluk öyle bir noktaya gelmiş ki artık sadece eşinle olan ilişkiyi değil, senin içten gülümsemeni, enerjini, sabrını ve anneliğini bile etkilemeye başlamış. Bu çok ağır bir yük ve bunu tek başına taşımak gerçekten insanı tükenmiş hissettirir. Eşinin ilgisiz olması ve bunun farkında olmaması, insanın içini en çok acıtan şeylerden biridir. Çünkü ortada kötü niyet yoktur ama ihmal vardır. Ve ihmal, sevgi ilişkilerinde en sessiz ama en yıpratıcı şeydir. Sen uzun zamandır vermişsin anlayış vermişsin, idare etmişsin, beklemişsin. Kendini tutmuşsun, şimdi değil demişsin. Ama bir noktadan sonra insanın içi boşalıyor. İşte o noktada şikâyet başlıyor. Bu, senin memnuniyetsiz bir insan olman değil ihtiyaçlarının uzun süredir karşılanmamasının doğal sonucu. Eşinin “evlendiğimizden beri mutsuzsun” demesi, sinirle de söylenmiş olsa sende çok derin bir iz bırakmış. Çünkü bu cümle, senin bütün çabanı, verdiğin emeği, sustuğun anları sanki yok sayıyormuş gibi hissettirmiş. İnsan böyle bir cümleyi duyduğunda şunu hisseder: “Demek ki ben ne yaparsam yapayım görülmüyorum. ” Bu his, insanın içten içe çekilmesine, hissizleşmesine ve sonunda tükenmesine neden olur. Senin yaşadığın tam olarak bu. Sürekli veren taraf olmak bir süre sonra insanı sevgi dolu değil, yorgun ve kırgın yapar. Sen memnuniyetsiz olduğun için böyle değilsin; yorulduğun için böylesin. Ve yorgun bir insanın ne enerjisi olur ne sabrı ne de neşesi. Çocuğuna karşı zaman zaman sinirli olman da seni “kötü bir anne” yapmaz bu, senin de bir insan olduğunu ve duygusal olarak çok zorlandığını gösterir. Suçlulukla kendini daha fazla ezmeni istemem. Burada asıl mesele eşinin kötü biri olması değil. Mesele, senin duygusal ihtiyaçlarının uzun süredir duyulmaması. Ve sen bunu dile getirdikçe şikâyet eden, memnuniyetsiz biri gibi görülmüşsün. Bu da seni daha çok içine kapatmış. Şimdi artık bedenin ve ruhun “ben böyle devam edemem” diyor. Hissizleşmen, yorgunluğun, ağlamaların birer alarm. Yapman gereken şey kendini daha fazla bastırmak ya da “idare etmeye” çalışmak değil. Eşinle konuşurken artık şikâyet dili değil, duygu dili kullanman çok önemli. “Sen bana ilgi göstermiyorsun” dediğinde savunma yaratır. Ama “Uzun süredir kendimi yalnız, değersiz ve sevilmiyor gibi hissediyorum. Bu beni tüketiyor” dediğinde bu bir suçlama değil, bir gerçekliktir. Onun bunu hemen anlaması garanti değil ama sen en azından kendi gerçeğini inkar etmemiş olursun. Anlattıkların ciddi bir duygusal tükenmişlik ve depresif belirtiler taşıyor. Bu, geçer diye ertelenecek bir nokta değil. Sen hem bir eşsin hem bir annesin ama en önce bir insansın. Bu noktada bir psikologdan destek almak senin için çok kıymetli olur. Bu, evliliği bitirmek anlamına gelmez; aksine kendini toparlamak, ne hissettiğini netleştirmek ve neye ihtiyacın olduğunu anlamak demektir. Sen zor biri olduğun için değil, uzun süre yalnız hissettiğin için böyle oldun. Sevilmeye aç olduğun için değil, sevildiğini hissetmediğin için yoruldun. Bu durumun senin kimliğin değil, yaşadığın sürecin sonucu. Profilimden bana ulaşabilir seans içerisinde size destek olabilirim.

Devamını Oku...

Merhaba,Şu an anlattığın tablo; hissizleşme, zamansız ağlama, enerji kaybı, karamsarlık, ilişki sırasında kopukluk… bunların hepsi uzun süredir taşınan duygusal yükün artık beden ve ruh tarafından yeter diye dışa vurulması gibi görünüyor. Bu bir anda ortaya çıkmış bir durum değil büyük ihtimalle sen bir süredir güçlü durmaya, idare etmeye, bastırmaya çalışıyordun. Şimdi bastırılanlar kendine yol buluyor. “Psikolojim iyi olmalı” dediğinde bile kendine baskı uyguladığını hissediyorum. Oysa şu an iyi olmaya çalışmaktan çok, neden iyi hissetmediğini anlamaya ihtiyacın var. Hissizleşme çoğu zaman hiçbir şey hissetmemek değildir çok fazla şey hissettiği için sistemin kendini kapatmasıdır. Ağlamalar da sebepsiz değil. Zihnin henüz kelimelere dökemediği şeyleri beden gözyaşıyla boşaltıyor. İlişki esnasında orada olamaman, bağ kurmakta zorlanman da eşinle ilgili bir yetersizlikten çok, senin iç dünyandaki kopuklukla ilgili. İnsan kendiyle temasını kaybettiğinde, karşısındakiyle de teması zayıflar. Bu durum eşimi istemiyorum anlamına gelmez çoğu zaman “kendime ulaşamıyorum” demektir. Senin yaşadığın şey sadece ilişki problemi değil, bir duygusal tükenmişlik ve kaygı, depresyon karışımı tabloya benziyor. Bu bir teşhis değil ama yaşadıklarının adı bu yönde. Ve bu, ben zayıfım demek değildir. Bu, uzun süredir kendini ihmal etmiş olabileceğini gösterir. Şu an ne yapman gerektiğini tek cümleyle söylemek mümkün değil ama sana gerçekçi ve iyileştirici birkaç temel yön çizebilirim:Öncelikle kendinden “normal olmayı” beklemeyi bırakman gerekiyor. Şu an normale dönmeye değil, dinlenmeye ve anlaşılmaya ihtiyacın var. “Enerjim yok, şansım yok” dediğin yer, beynin depresif düşünce moduna girdiğini gösteriyor. Bu düşünceler senin gerçeğin değil; ruh hâlinin sana anlattığı hikâyeler. Ama bunlarla tek başına mücadele etmek zorunda değilsin. Eşinle aranızın kötüleşmesi de bu süreçte çok anlaşılır. Çünkü sen içsel olarak zorlanırken, ilişkiyi de eskisi gibi taşıyamıyorsun. Burada yapman gereken, ilişkiyi kurtarmaya çalışmak değil eşine dürüst ama suçlamadan şunu söyleyebilmek: “Son zamanlarda kendimle çok zorlanıyorum. Bu seninle ilgili değil ama beni de seni de etkiliyor. ”Bu cümle, kapıları kapatmaz; tersine gerçek teması başlatır. Bu noktada profesyonel destek alman gerçekten çok önemli. Çünkü anlattıkların “biraz moralim bozuk” seviyesini geçmiş. Bir psikologla birebir çalışmak, özellikle kaygı, depresyon döngüsünü kırmak için çok etkili olur. Bu bir yenilgi değil; aksine kendine verdiğin bir değerdir. Bu süreçte kendine şu küçük ama önemli şeyleri yapmanı öneririm:– Günde tek bir temel hedef koy (örneğin kısa bir yürüyüş ya da duş almak). – Ağladığında kendini durdurmaya çalışma; ama ağlamayı da “ben bittim” diye yorumlama. – Uykun, iştahın, beden sinyallerinle ilgili not al; bunlar yardım için önemli göstergelerdir. – Kendini yargılayan iç sesi fark ettiğinde “Şu an zorlanıyorum, bu geçici” demeyi dene. Sen bozuk değilsin. İlişkiyi yaşayamadığın için suçlu değilsin. Hissizliğin daimi değil. Ama bu noktada yardım istemek bir seçenek değil, bir ihtiyaç gibi görünüyor. Ben burada sana yol gösterebilirim, bana profilimde ulaşabilir seans oluşturabilirsiniz.

Devamını Oku...