Her şeyi baştan yazabilirim. Ama, yazabilir miyim?
Kalmayı olan sadakatim ve gitmeye olan arzum arasında sıkışmış durumdayım. Gitmek her zaman en iyisidir derler, öyle midir? Drama ve gözyaşı hiç bana göre değil ben daha çok yarattığım trajedimin bendeki yansımalarının seyri halindeyim. Freudumsu bir sapkınlık mı? Delirmiş bir biyolojik dönemin iktidarını mı yaşıyorum. Yanıt istiyorum. Yetkinlik ya da sadık kitaplara duyulan bağlılıkla doğan sözcükler değil. Beni inandırın istiyorum. Konforuma küfredip galaksimi değişeyim mi ?
Bu soru 20 Şubat 2026 13:01 tarihinde Psikolog Lara Yelda Aktaş tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Merhaba,
Kalmak ile gitmek arasına sıkışmak… bu çoğu zaman bir ilişki meselesi gibi görünür ama aslında kimlik meselesidir. Çünkü insan bir yerden gitmek istediğinde sadece karşısındakini değil, o ilişkinin içinde olduğu “kendini” de terk etmeyi düşünür. Bu yüzden karar zorlaşır. Gitmek bir kayıp değil, bir benlik değişimi gibi hissedilir.
“Kalmak her zaman iyidir” ya da “gitmek cesarettir” gibi sloganlar gerçek hayatın karmaşıklığını taşımaz. Senin yaşadığın şey drama değil; içsel bir bölünme. Bir yanın bağlılık, sadakat, süreklilik istiyor. Diğer yanın canlılık, genişleme, nefes almak istiyor. Bu iki tarafın çatışması insan olmanın doğasında var. Çünkü insan hem güven arar hem de büyümek ister. Güven kalmayı, büyüme bazen gitmeyi gerektirir.
Freud’un dürtülerinden söz etmişsin. Evet, içimizde biyolojik itkiler var. Ama insan sadece dürtüsel bir varlık değil. İnsanı asıl zorlayan, anlam ihtiyacıdır. Viktor Frankl’ın dediği gibi: “İnsanın temel arayışı haz değil, anlamdır.” Belki de şu an yaşadığın gerilim, arzudan çok anlamla ilgili. Bu ilişkide hâlâ bir anlam var mı, yoksa sadece alışkanlık mı? Kalırken ruhun genişliyor mu, yoksa yavaş yavaş daralıyor mu?
Bazen gitmek istememizin nedeni karşı taraf değil, kendi içimizde büyüyen bir boşluktur. Bazen de kalmak istememizin nedeni sevgi değil, korkudur. Yalnız kalma korkusu. Yeniden başlama korkusu. “Ya pişman olursam?” korkusu. Ama şu soruyu sormak önemli: Eğer hiçbir şey değişmezse ve bu ilişki böyle devam ederse, bir yıl sonra kendine baktığında ne hissedersin? Saygın artar mı, azalır mı?
Konfor alanına küfredip galaksini değiştirmekten bahsediyorsun. Galaksi değiştirmek romantik bir metafor gibi görünür ama aslında ağır bir sorumluluktur. Çünkü yeni bir galaksi, yeni bir yalnızlık, yeni bir belirsizlik demektir. Gitmek özgürlük hissi getirebilir ama aynı zamanda yas süreci de başlatır. Kalmak güven hissi verebilir ama eğer içeride bastırılmış bir parça varsa, zamanla o parça sessizce öfkeye dönüşür.
Önemli olan soru şu: Bu ilişkide kalırken kendin olarak kalabiliyor musun? Yoksa bir kısmını sürekli susturmak zorunda mısın? Eğer kalmak seni küçültüyorsa, bu sadakat değildir; bu kendinden eksiltmedir. Eğer gitmek seni büyütecekse, bu kaçış değildir; bu gelişimdir. Ama büyüme her zaman rahat değildir. Bazen büyümek önce kırılmayı gerektirir.
Kararı dışarıdan biri veremez. Kimse seni ikna etmemeli. Çünkü ikna ile alınan kararlar, ilk krizde çöker. Netlik ise içeriden gelir. O netlik duyguların fırtınalı olduğu anda değil, sakinleştiğinde ortaya çıkar. Kendine şu soruyu dürüstçe sor: Burada kalıyorum çünkü seviyorum mu, yoksa kaybetmekten korkuyorum mu? Gitmek istiyorum çünkü büyümek istiyorum mu, yoksa kaçmak istiyorum mu?
Bazen mesele her şeyi baştan yazmak değildir. Bazen mesele, metnin içinde kendi sesini yeniden duymaktır. Çünkü en büyük kayıp birini kaybetmek değil; bir ilişkide kendini kaybetmektir. Ve insan, en çok kendi içindeki kayba dayanamaz.,
Kararı ne olursa olsun, önemli olan seçiminin arkasında durabilecek bir bilinçle seçmen. Çünkü gerçek özgürlük gitmek ya da kalmakta değil; neden kaldığını ya da neden gittiğini bilmektedir.
Umarım yardımcı olabilmişimdir, ihtiyaç halinde yazabilirsiniz...
Psikolog Lara Yelda Aktaş
“Anlamak” ve kavramak için biraz zaman. Zira, yeniden görüşeceğiz.
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.