Kafamı toparlayıp mantıklı düşünemiyorum
Kendimi bunalmış hissediyorum bitirmem gereken işleri bitiremiyorum sınava çalışmaya başlayamıyorum kendimi geliştirmek adına kitap, tiyatro, sinema gidiyorum çok şükür işim var düzenim bir şekilde oluşuyor ama ben çok boğuluyorum düşüncelerimin içinde… ailemde hep anlayışlı yardıma koşan birey oldum belkide o yüzden hayatımdaki insanlara hep iyi gelmek zorundayım gibi işlerini kolaylaştırmam gerekiyor gibi düşünüyorum ve en basiti ilişkimdeki çocuktan gidemiyorum biliyorum bu gidememe durumum ailem kaynaklı değil 25 yaşındayım ne yaparsam artık kendi sorumluluğumda ama bazen çok düşüncesiz olduğumu düşünüyorum elma yeşilse yeşildir onu kırmızıya çeviremem ama hâla niye diretiyorum hâla niye yanlışını gördüğüm insanlardan gidemiyorum kendimce karar vermiştim önceden sildim ama devam edemedim hayatıma şimdi de soğuyana kadar kalma düşüncesiyle duruyorum ama bu beni daha mı çok bağlıyor anlayamıyorum beynim artık şaşırdı niye 25 yaşımda bir ilişki bu kadar diretilir ki hayatımda biri olsun diye ilgisiz yaşayamayan kişi değilim biliyorum ama niye bu kadar direttim kendime çok üzülüyorum ve sorun şu ki ben kendime acımazsam kimse acımaz kimse üzülmez hep tek başıma Allah ın izniyle hallettim sorunlarımı aileme yansıtmayı sevmiyorum. Herkese koşup kendime geç kaldım enerjim kalmadı kendime çok üzülüyorum niye nefret ettiğim beni yukarıya taşımayan, bir şey katmayan, huzurlu hissettirmeyen ilişkide insanlarda duruyorum teşekkür ederim şimdiden…
Bu soru 3 Mayıs 2026 18:23 tarihinde Psikolog Hatice Can tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Sevgili danışan, öncelikle derin bir nefes almakla başlayabilirsin. Şu an hissettiğin o "boğulma" hissi, aslında ruhunun sana verdiği çok güçlü bir sinyal. Duygularını bu kadar samimi ve net bir şekilde ifade edebilmen, iyileşme sürecinin ilk ve en önemli adımıdır. 25 yaş, tam da "kim olduğum" ile "başkalarının benden ne beklediği" arasındaki o keskin virajın yaşandığı yaştır.
Ailen içinde hep anlayışlı, yardıma koşan ve işleri kolaylaştıran kişi olman; sende "Ben yoksam sistem bozulur" veya "Ancak faydalı olursam sevilirim" gibi bilinçdışı bir inanç geliştirmiş olabilir. Bu yüzden sadece ailene değil, hayatındaki o kişiye de "iyi gelmek" zorunda hissediyor olabilirsin. Kendine geç kalmanın sebebi, enerjini başkalarının hayatlarını "tamir etmeye" harcaman gibi gözüküyor. Unutma; kimsenin hayatının mimarı sen değilsin. "Elma yeşilse yeşildir" diyorsun, bu iyi bir farkındalık! Ama kalbin hâlâ o elmanın kırmızı olabileceğine dair bir "potansiyele" aşık sanki. İlişkide o kişiyi değil, onun değişmiş halini veya senin ona kattığın değeri seviyorsun. Gidememe sebebin o kişiye olan aşkın değil; verdiğin emeğin boşa gitmesinden korkman ve "başarısızlık" hissiyle yüzleşmek istememen olabilir. "Soğuyana kadar kalayım" stratejisi genellikle ters teper. Çünkü her kötü davranışta, her ilgisizlikte zihnin bir çıkış yolu ararken ruhun daha da yıpranır. Bu süreç seni soğutmak yerine, o toksik döngüye daha çok bağımlı hale getirebilir, buna psikolojide aralıklı pekiştirme denir; bazen gelen küçük bir ilgi, seni binlerce ilgisizliğe katlanmaya iter. Sınava çalışamamanın ya da işlerini bitirememenin sebebi tembellik değil, zihinsel kapasitenin dolu olmasından kaynaklanıyor olabilir. Beynin şu an o kadar büyük bir duygusal mesai harcıyor ki, teknik bir konuya odaklanacak yer kalmamış gibi. Kendi evinin içinde yangın varken, balkondaki çiçekleri sulayamazsın. "Niye bu kadar direttim?" diyerek kendine sitem etmek yerine kendine şu telkini verebilirsin: 25 yaşında bir genç kadın olarak sevilmek, değer görmek ve bir bağ kurmak istedim; bu çok insani. Kendine "Bu durum benim sorumluluğumda mı, yoksa karşı tarafın mı?" diye sorabilirsin. Eğer karşı tarafın hatasını düzeltmeye çalışıyorsan, ona ait olan sorumluluğu geri verebilirsin. Desteğe ihtiyacın olduğunda, senin için buradayım...
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.