Kendimi çıkmazda hissediyorum
Merhaba uzun süredir yaşadığım şeylerden sonra kendimi kaybolmuş hissediyorum. Yaşadığım bir ilişki vardı birbirimize uygun değildik ben fedakar oldum o da bir konuda fedakar oldu ama çok büyük hatalar yaptı. Ben onu hep affettim o dönem de işsizdim, evdeydim. Sonra ayrıldık. Ben hayatıma devam ettim. Baktım şarkılı göndermeler yapıyor ama hayatına devam ediyor. Ben de dönmeyeceğime dair şeyler paylaştım. O iyice sevdiğini söylemeye başladı ben dönmeyince başkası var sanıldı. Ben eski fedakarlıkları yapmak istemedim diye bencil oldum. Uyumlu değilsiniz dendi. Sonra baktım ki bu kişi oradan hala şarkı paylaşıyor onu aradım doğru olan bu dedi tamam dedim kapattım. Arkadaşıma anlatmadım bu durumu o da bana ayrı kuruldu laf sokmaya başladı ben de laf soktum. Gitti diğer tarafa her şeyi anlattı. Benimle şarkılardan dalga geçmeye başladı bu kişi. Ben çocuk düşünen biri değilim bunu belli ettim. Amacım işe başlamak olmuyorsa kendime yeni bir hayat kurmak sıfırdan 30 yaşındayım korkutucu geliyor. Ortak arkadaşlar laf taşıyordu kendi arkadaşımla bile aramı açtım. Sürekli aynı döngüdeyiz aşk mı mantık mı fedakarlık mı bu döngüdeyiz hep. Mağdur edebiyatı yaptığım sanılıyor ama durum bu. Hayat değiştiremediklerimizi kabul edip başımıza gelenleri yaşamak mıdır yoksa kendi yolunda devam etmek midir. Sıfırdan her şeyi yıkıp başlamak mıdır şu an vereceğiniz cevaplar benim dönüm noktam olacak
Bu soru 15 Mart 2026 10:49 tarihinde Uzman Klinik Psikolog Aslı Yolageldili tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Merhaba Sevgili Danışan,
Yazdıklarını okurken insanın içinde uzun süredir taşınan bir yorgunluk hissi geliyor. Sanki bir ilişki bitmiş ama ilişkinin kendisi değil, içindeki tartışmalar, anlamlandırmalar, kırgınlıklar hâlâ devam ediyor gibi. Böyle durumlarda insan sadece birini kaybetmiş olmuyor; aynı zamanda kendisiyle ilgili bazı inançları, umutları ve emek verdiği bir hikâyeyi de kaybetmiş gibi hissediyor. Bu yüzden “kaybolmuş” hissetmen çok anlaşılır.
Yaşadığın şey bir zayıflık ya da mağduriyet üretme hali gibi görünmüyor. Daha çok uzun süre bir ilişkiyi yürütmeye çalışmış, fedakârlık yapmış ve sonra bir noktada “ben bunu daha fazla yapmak istemiyorum” demiş birinin yaşadığı iç çatışmaya benziyor. İnsanlar çoğu zaman fedakârlığı sever; ama fedakârlığın bitmesini pek sevmezler. Çünkü o anda rol değişir. Daha önce veren kişi bir sınır koyduğunda, dışarıdan bazen “bencillik” gibi yorumlanabilir. Ama çoğu zaman bu aslında bir sınır koyma çabasıdır.
İlişkiler bittikten sonra sosyal medya, ortak arkadaşlar, imalı paylaşımlar gibi şeyler süreci bitirmek yerine sürekli açık tutar. Aslında bitmiş bir hikâyenin kapısı aralık kalır. İnsan zihni de bu aralıktan sürekli geri girer. “Acaba ne demek istedi?”, “Bana mı gönderme?”, “Gerçekten seviyor muydu?” gibi sorular bitmez. Bu da insanın ilerlemesini zorlaştırır.
30 yaş, sıfırdan başlamak için geç bir yaş değil. Ama zihnimiz o noktaya gelene kadar “çok geç kaldım” duygusunu üretir. Özellikle ilişki bittikten sonra bu düşünce daha çok gelir çünkü insan kendine şu soruyu sorar: “Bunca zamanımı verdim, şimdi ne olacak?” Oysa hayat çoğu zaman doğrusal gitmez. Bazen bir ilişki, bir iş, bir şehir biter ve insan gerçekten başka bir hayat kurar. Bu sandığımız kadar nadir bir şey değildir.
“Aşk mı mantık mı, fedakârlık mı?” sorusuna gelirsek… uzun vadede yürüyen ilişkiler genelde bunlardan birinin aşırı olduğu ilişkiler değil. Ne sadece fedakârlıkla yürür, ne sadece mantıkla. Ama en kritik şey şu olur: iki kişinin birbirini yormadan var olabilmesi. Eğer bir ilişki sürekli kendinden vazgeçmeyi gerektiriyorsa, orada bir süre sonra sevgi olsa bile yorgunluk ağır basar.
Senin şu anda asıl dönüm noktan muhtemelen şu soru:
“Ben gerçekten ne istiyorum?”
Bazen insan geri dönmemek istediğini bilir ama çevredeki gürültü (arkadaşların yorumları, karşı tarafın paylaşımları, suçlamalar) bu kararı bulanıklaştırır. Ama insan genelde içten içe hangi kararın kendisini daha sakin yapacağını hisseder. Hangi seçenek seni daha huzurlu yapacaksa, çoğu zaman doğru yön orasıdır.
Şu an yaşadığın şey büyük ihtimalle bir “hayat kararı anı” değil, daha çok bir duygusal toparlanma dönemi. İnsan bu dönemde verdiği kararları bazen “hayatımın dönüm noktası” gibi hisseder ama çoğu zaman hayat yavaş yavaş şekillenir.
Belki şu soruyu kendine sormak daha adil olur:
“Beş yıl sonra bugünkü halime bakan ben, hangi kararı verdiğim için kendime teşekkür ederdi?”
Cevap bazen çok dramatik bir seçim değildir. Bazen sadece şu olur:
“Ben kendi hayatıma yönelmeyi seçtim.”
Kaybolmuş hissetmek çoğu zaman yönünü kaybettiğin anlamına gelmez. Bazen sadece uzun süre başkalarının duygularının içinde yürüdüğün için kendi yolunu bir süre göremiyorsundur. Biraz mesafe geldiğinde yol yeniden görünür.
Umarım yardımcı olabilmişimdir 💖
Klinik Psikolog Aslı Yolageldili
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.