Aslı Yolageldili

Uzm. Kl. Psk. Aslı Yolageldili

Türkiye, İstanbul

Bilişsel Davranışçı terapi, online terapi, depresyon, anksiyete

4.0
(2 Yorum)

Uzman Hakkında

Aslı Yolageldili, Psikoloji lisans eğitimini Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesinde tamamlamıştır. Lisans döneminde Özel Moodist Psikiyatri hastanesinde ve İstanbul Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde staj yaparak gerekli gözlem ve deneyime sahip olmuştur. 

Marmara Üniversitesinde Aile Danışmanlığı Sertifikası alarak Aile ve çift danışmanlığı yapmaya başladı. 

Eğitim kurumlarında öğrencilere Psikolojik danışmanlık ve rehberlik alanında çalışarak öğrencilerin sınav stresi üzerinde çalışma imkanı sağladı. 

Hakan Türkçapar’dan Bilişsel Davranışçı Terapi Eğitimi ve Prof. Dr. Doğan Şahinden Dinamik Psikoterapi eğitimine katılım sağlamıştır. 

Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimini Üsküdar Üniversitesinde yüksek onur derecesi ile mezun olmaya hak kazanmıştır.

Eğitim

  • Bahçeşehir Üniversitesi - Lisans
  • Üsküdar Üniversitesi - Yüksek Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Moxo Dikkat Testi
  • Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri (MMPI)
  • Aile Danışmanlığı
  • Bilişsel Davranışçı Terapi
  • Kişilik, Kişilik Bozuklukları ve Dinamik Psikoterapi Temel Eğitimi

Uzmanlık Alanları

Depresyon
Panik Bozukluk
Yas
Travma ve TSSB
Obsesif Kompulsif Bozukluk
Anksiyete
Öfke Yönetimi
Duygudurum Bozuklukları
Tükenmişlik
Yetişkin Psikolojisi
Ergen Psikolojisi
Özgüven Problemleri
Motivasyon Sorunları
Değersizlik / Yetersizlik Hisleri
Duygular
Uyum Sorunları
İletişim Problemleri
Stres
Fobi
Sosyal Kaygı
Travma ve TSSB
Aile Danışmanlığı
Sınav Kaygısı
Kariyer Rehberliği
Akran Zorbalığı
Çift Terapisi
Borderline Kişilik Bozukluğu
Narsistik Kişilik
Aile ve Çift Terapisi

Çalışma Ekolleri

  • BDT

Cevaplar (24)

Merhaba Elif,Yazdıklarınızı okurken, aslında tek bir karar vermekte zorlanmaktan çok, iki farklı hayalin arasında kalmış olduğunuz hissediliyor. Bir yanda emek verdiğiniz sınav süreci ve geleceğe dair daha güvenli görünen bir yol var. Diğer yanda ise sizi heyecanlandıran, kendinizi ait hissettiğiniz sanat dünyası. .. Bu iki alan birbirinin karşısında duruyormuş gibi göründüğünde, karar vermek yalnızca meslek seçmek değil, aynı zamanda bir parçanızdan vazgeçmek gibi hissettirebilir. Mesajınızda en çok dikkat çeken cümlelerden biri, "Hayatımı sanata adamak istiyorum. " ifadesi. Bunun hemen ardından ise "Artık geri dönüşü yokmuş gibi hissediyorum. " diyorsunuz. Bu iki düşünce yan yana geldiğinde zihniniz sanki tek bir seçenek varmış gibi hareket ediyor olabilir. Oysa bazen kaygı, seçenekleri azaltarak düşünür; "Ya bu yolu seçerim ya da diğerini tamamen kaybederim. " hissini oluşturabilir. Bu da karar vermeyi daha da zorlaştırabilir. Sanatın sizin için yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda kendinizi ifade etme biçimi olduğu anlaşılıyor. Tiyatro, müzik, resim ve edebiyatı anlatırken kullandığınız ifadelerle, üniversite ve meslek seçimini anlatırken kullandığınız ifadeler arasında belirgin bir duygu farkı var. Birinde heyecan ve hayal var; diğerinde ise daha çok belirsizlik ve sorumluluk hissediliyor. Bu farkı hissetmeniz, yanlış bir karar verdiğiniz anlamına gelmez. Bazen kişi, ilgi duyduğu alan ile geleceğini planladığı alan arasında denge kurmaya çalışırken kendini suçlu hissedebilir. Bir başka nokta ise "Bunun için çok geç galiba. " düşüncesi. Gelecekle ilgili kaygılar arttığında zihin, zamanı da farklı algılayabilir. Henüz yolun başında olunan dönemler bile "Artık her şey için geç kaldım. " duygusuyla yaşanabilir. Bu düşünce çoğu zaman yaşın ya da zamanın gerçekliğinden çok, belirsizliğin oluşturduğu baskıyı yansıtır. Belki de şu an sizi en çok üzen şey, sanatı bırakmış olmanız değil; sanatla kurduğunuz bağı kaybedeceğiniz ihtimaliolabilir. Çünkü yazdıklarınızda hissettirilen şey, yalnızca bir meslek arayışı değil, aynı zamanda kendinizi hangi yaşamın içinde daha çok "siz" gibi hissedeceğinizi bulma çabası. Belki de bu süreçte kendinize şu soruyu yöneltmek anlamlı olabilir: Sanatı gerçekten geride bırakmak mı sizi üzüyor, yoksa şu an içinde bulunduğunuz belirsizlik size bunu bırakmak zorundaymışsınız gibi mi hissettiriyor? Bu iki duygu birbirine çok benzeyebilir; ancak aralarındaki farkı fark etmek, geleceğe dair düşündüklerinizi daha net görebilmenize katkı sağlayabilir.

Devamını Oku...

Merhaba,Yaşadıklarınızın ortak noktasına bakıldığında, yalnızca bir ilişkinin sona ermesi değil; aynı zamanda insanlara duyduğunuz güvenin de sarsılmış olduğu görülüyor. Önce duygusal olarak değer verdiğiniz biriyle yollarınız ayrılmış, ardından yakın hissettiğiniz arkadaşlarınızla ilgili sizi hayal kırıklığına uğratan durumlarla karşılaşmışsınız. Bu tür kayıplar peş peşe yaşandığında kişi sadece insanları değil, ilişkilerde hissettiği güven duygusunu da sorgulamaya başlayabilir. Yazdıklarınızda dikkat çeken bir başka nokta, insanları hayatınızdan çıkarma kararının öfkeyle değil, yaşadığınız hayal kırıklıklarıyla şekilleniyor olması. Birinin başkaları hakkında konuşup sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi davranması ya da yakın sandığınız insanların düşündüğünüz kadar yanınızda olmadığını fark etmek, ilişkileri yeniden değerlendirmenize neden olmuş olabilir. Böyle zamanlarda kişi, kendini korumak için mesafe koymayı tercih edebilir. Ancak bu mesafe arttıkça, bir yandan incinme ihtimali azalırken diğer yandan yalnızlık hissi de derinleşebilir. İlişkinizin tamamen sonlanmasının ardından yaşadığınız duygusal yük ile arkadaşlıklarınızda yaşadığınız hayal kırıklıkları birbirini beslemiş gibi görünüyor. İnsan kendini kırılgan hissettiği dönemlerde çevresindeki ilişkileri daha dikkatli gözlemlemeye başlayabilir. Bu süreç bazen gerçekten sağlıklı olmayan ilişkileri fark etmeyi sağlayabilir; bazen de "Kime güvenebilirim?" sorusunu daha sık gündeme getirebilir. Mesajınızda "İnsanların nasıl olduğuna göre onları hayatımdan çıkarıyorum ama bu beni çok yoruyor. " demeniz de önemli bir ayrıntı. Bu ifade, aslında ilişkinin bitmesinden çok, sürekli güvenip güvenemeyeceğinizi değerlendirmek zorunda kalmanın sizi yorduğunu düşündürüyor. Çünkü kişi, çevresini sürekli analiz etmeye başladığında zihinsel olarak da duygusal olarak da tükenmiş hissedebilir. Belki de şu an yaşadığınız yalnızlık, sadece çevrenizde daha az insan olmasından kaynaklanmıyor olabilir. Bazen insan, kalabalıkların içinde de kendini yalnız hisseder; çünkü ihtiyaç duyduğu şey insan sayısından çok, yanında kendini güvende hissedebileceği ilişkiler kurabilmektir. Belki de bu süreçte kendinize şu soruyu yöneltmek anlamlı olabilir: Sizi en çok üzen şey insanların değişmiş olması mı, yoksa onlara yüklediğiniz güven duygusunun beklediğiniz karşılığı bulamamış olması mı? Bu ayrımı fark etmek, yaşadığınız duyguları anlamlandırırken yeni bir bakış açısı kazandırabilir.

Devamını Oku...

Merhaba,Anlattıklarınız, yalnızca yoğun düşünmekten ibaret bir durumdan daha fazlasını yaşadığınızı düşündürüyor. Zihniniz sanki günün büyük bir bölümünde durmadan çalışıyor ve bu durum hem duygularınızı hem de bedeninizi etkilemeye başlamış gibi görünüyor. Özellikle geceleri uyuyamayacak kadar düşüncelerin yoğunlaşması, gün içinde sık sık dalıp gitmeniz, kendinizi yorgun hissetmeniz ve çevrenizde olup bitene odaklanmakta zorlanmanız, bu yükün hayatınızın farklı alanlarına yayıldığını gösteriyor. Kaygı uzun süre devam ettiğinde zihin sürekli olası senaryolar üretmeye başlayabilir. Bir düşünce henüz tamamlanmadan başka bir düşünce gelebilir ve kişi, sanki zihninin kontrolü kendi elinde değilmiş gibi hissedebilir. Böyle zamanlarda düşünceleri durdurmaya çalışmak da çoğu zaman onları daha görünür hale getirebilir. Bu nedenle birçok kişi, "Kendime engel olamıyorum. " ya da "Aklım hiç susmuyor. " şeklinde tariflerde bulunur. Yazdıklarınızda dikkat çeken bir başka nokta ise duygusal dalgalanmalar. Bir gün içinde ruh halinizin sık sık değişmesi, boşluk hissinin uzun süredir devam etmesi ve mutsuzluğun geçmemesi, zihinsel yükün yalnızca kaygıyla sınırlı kalmadığını düşündürüyor. İnsan uzun süre yoğun stres ve kaygı yaşadığında, bedeni de bu duruma tepki vermeye başlayabilir. Sürekli yorgun hissetmek, dikkatini toplamakta zorlanmak ya da karşısındaki kişiyi dinlerken zihninin başka düşüncelere kayması bu sürecin bir parçası olarak görülebilir. "İnsanları dinleyemiyorum. " ifadeniz de önemli bir ayrıntı. Bu durum çoğu zaman ilgisizlikten değil, zihnin zaten çok fazla düşünceyle meşgul olmasından kaynaklanabilir. Dışarıdan gelen bilgiyle içeride sürekli devam eden düşünceler aynı anda yer kapladığında, kişinin dikkati bölünebilir ve bu da günlük yaşamı zorlaştırabilir. Anlattıklarınızın uzun süredir devam ediyor olması ve hem uykunuzu hem de günlük işlevselliğinizi etkilemeye başlaması, bu yaşadığınız sürecin ciddiye alınması gerektiğini düşündürüyor. Çünkü kaygı, mutsuzluk, zihinsel yorgunluk ve odaklanma güçlüğü bir araya geldiğinde, kişinin yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilir. Belki de şu an zihniniz, yaşadığınız her duyguyu ve her düşünceyi aynı anda çözmeye çalışıyor. Oysa bazen insanı en çok yoran şey, düşüncelerin içeriğinden çok, onların hiç durmadan devam ediyor olmasıdır. Kendinize şu soruyu yöneltmeniz anlamlı olabilir: Sizi en çok zorlayan şey düşüncelerinizin ne söylediği mi, yoksa zihninizin hiç susmuyor olması mı?Bu ayrımı fark etmek, yaşadığınız süreci anlamlandırırken önemli bir başlangıç noktası olabilir.

Devamını Oku...

Merhaba,Anlattıklarınızda dikkat çeken nokta, sizi kaygılandıran şeyin kazanın kendisinden çok, o olayın zihninizde tekrar tekrar canlanması gibi görünüyor. Üstelik olayın kapandığını biliyor olmanız, arkadaşınızın bunu defalarca doğrulamış olması ve aracın masrafının karşılandığını öğrenmiş olmanıza rağmen kaygının yeniden ortaya çıkması, yaşadığınız durumun yalnızca mantıkla ilgili olmadığını düşündürüyor. Kaygı bazen ilginç bir şekilde çalışabilir. Zihin, geçmişte yaşanmış ve kişiyi zorlamış bir olayı "Tekrar bir sorun çıkar mı?" ihtimali üzerinden yeniden gündeme getirebilir. O anda akla gelen düşünce, yaşanacak bir durumun kanıtı olmaktan çok, zihnin olası riskleri kontrol altında tutma çabası olabilir. Ancak bu düşünce önemsendikçe ve tekrar tekrar kontrol edilmeye çalışıldıkça, kaygı kısa süreliğine azalsa bile bir süre sonra yeniden ortaya çıkabilir. Mesajınızda "İstemeyeceklerini biliyorum. " cümlesini birkaç kez vurgulamış olmanız da bunu düşündürüyor. Bir yanınız konunun kapandığını biliyor gibi görünürken, diğer yanınız "Ya yine de olursa?" ihtimalini tamamen ortadan kaldırmaya çalışıyor. Zihin tam bir kesinlik aradığında ise, ne kadar güvence verilirse verilsin kısa süre sonra yeni bir şüphe ortaya çıkabilir. Bu nedenle arkadaşınıza tekrar sorma ihtiyacı hissetmeniz, aslında kaygıyı azaltma çabasının bir parçası olabilir. Bir başka ayrıntı ise, bu kaygının daha önce ortaya çıkıp bir süre kaybolduktan sonra yeniden başlaması. Bu durum, kaygının belirli olaylardan beslenebilse de zaman zaman kişinin stres düzeyiyle birlikte yeniden görünür hale gelebildiğini düşündürebilir. Yani olay geçmişte kalmış olsa bile, zihin onu yeniden gündeme taşıyabilir. Belki de burada üzerinde durulabilecek nokta, sizi en çok zorlayan şeyin o kazanın kendisi değil, o olayla ilgili zihninizde oluşan belirsizliğe tahammül etmekte zorlanmanız olabilir. Çünkü bazen kaygı, "Bir sorun var. " dediği için değil, "Ya fark etmediğim bir sorun varsa?" diye fısıldadığı için etkisini sürdürür. Bu ayrımı fark etmek, yaşadığınız döngüyü anlamlandırmaya yardımcı olabilir.

Devamını Oku...