Psikoloji

Kendimi degersiz gormeyi nasil birakabilirim

Gizli Kullanıcı11 Temmuz 2026 20:23

Merhaba, bu yazıyı size son dönemde iç dünyamda yaşadığım derin sıkışmışlığı, kendime verdiğim değeri nasıl kaybettiğimi ve bu durumun hayatıma yansımalarını daha net aktarabilmek için yazıyorum. Son zamanlarda fark ettim ki, hayatımdaki insanların ve özellikle değer verdiğim kişilerin ruh halleri, benim tüm duygusal dengemi belirler hale geldi. Karşımdaki insan kendi karanlığına çekildiğinde veya zor bir dönemden geçtiğinde, ben kendi ihtiyaçlarımı, kendi hislerimi ve ruh sağlığımı tamamen hiçe sayıyorum. Kendimi adeta onun acısını dindirmek zorunda olan bir kurtarıcı gibi konumlandırıyorum ve bu süreçte kendimi hırpalamaktan hiç çekinmiyorum. İletişimin koptuğu, karşımdaki insanın sessizleştiği veya beni cevapsız bıraktığı anlarda kendimi korumak için oradan uzaklaşmayı, o telefonu kapatmayı veya kendime güvenli bir alan açmayı bir türlü başaramıyorum. O koca sessizliklerin ve belirsizliklerin içinde kalıp saatlerce kendi içimi kemirmeyi seçiyorum. Bu da bende çok derin bir çaresizlik, terk edilme korkusu ve anlık panik ataklar yaratıyor. En ufak bir aksilikte, dışarıdan gelen masum bir müdahalede bile suçu ve sorumluluğu hemen kendimde arıyorum. Sürekli "Benim yüzümden mi oldu, yanlış bir şey mi yaptım veya söyledim?" diye düşünerek kendimi ağır bir suçluluk ve yetersizlik çemberine sıkıştırıyorum. Benim dışımdaki insanların ufacık bir olumsuz hareketiyle dünyam başıma yıkılırken, yine onların attığı küçücük bir olumlu adımlarla bir anda büyük bir rahatlama ve mutluluk yaşıyorum. Bu durum bana, kendi mutluluğumu ve özdeğerimi tamamen kendi dışımdaki etkenlere ve insanların o anki dudak hareketlerine bağladığımı açıkça gösteriyor. Kendi sınırlarımı nasıl çizeceğimi bilemediğim, başkalarının dertlerinde kendimi tamamen kaybettiğim ve her şeyin sorumluluğunu üstüme alarak kendi değerimi hiçe saydığım bu kısır döngü üzerine sizinle çalışmayı çok istiyorum. Ben çok küçük yaşta sanal ortama girdim 6. Sınıfta ve arkadaşlıklar edindim hepsi beni kullanır değer vermez çöpmüşüm gibi davranırlardı soğuk yaparlardı terk ederlerdi engeller giderlerdi ve ben yine de onlara iyi davranırdım hayatlarında kalırdım benim değerimi onlar ölçüyor gibiydi bu çok kez yaşandı. Terk edilmeler soğuk yapmalar görüldü atmalar bi anda aniden gitmeler. Ve bu benim en büyük korkum oldu. Şuan birisi bana soğuk yaptığında hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Paragraflar atıyorum. O yazmasada görüldü atsada yazıyorum. Hep eziliyorum yalvarıyorum. 6. Sınıf dönemlerimde ailem hiç benimle ilgilenmezdi ihmalkarlardı hala da öyleler ailemle konuşmuyorum dün geçmişimle yüzleştim bugün yaptığım bi çok hareketin aslında neden olduğunu anladım. Ben hasta olurdum sevgilim dışarı çıkmayalım iyi ol dinler derdi. Ben sanki buluşmalıyım gibi hissederdim. Özellikle bi çaba göstermezsem sevilmicekmişim gibi. Aynı zamanda bir soru daha sormak istiyorum. Sevgilimle çok iyi giden bi ilişkimiz vardı ve 2 gün önce sanki her şey bi anda çok kötü oldu. O 2 ay boyunca uykusuz kaldı kabus gördü kabusunds kendini öldürüyordu. Ve artık hiç bir şey hissedemiyorum dedi. Ve biz kavga ettikten sonra daha da kötü oldu. Onun bu durumda olmasına çökmesine çok üzülüyorum. Aynı zamanda değersizliğimin getirdiği kavgaya. Kendimin bu durumda olmasına. Ailemin bana karşı tavrına. Sevgilimi çok seviyorum ve her şey bitmek zorunda olacak gibi hissediyorum. Bu durumda olmamdan bi süre sonra sıkılcaksın beni bırakıcaksın diyor. Ama ben onu mutsuzkende sevicem. İkimizde çökmüş durumdayız. Onu kaybetmek istemiyorum. Benim hatalarım var. O şu ana kadar yaptığım her kötü davranışı aklında tutuyo ve düşünüyo. Çok düşünüyor her şeyi çok düşünüyor.

Bu soru 15 Temmuz 2026 13:02 tarihinde Psikolog Ecem Bakıner tarafından cevaplandı.

  • Cevaplandı

  • Paylaş:

Merhaba sevgili danışan,


Öncelikle bu kadar derin, kırılgan ve sizin için anlamı büyük olan duyguları böylesine açık bir şekilde paylaşmanız oldukça değerli. Yazınızı okurken yalnızca şu an yaşadığınız ilişkiyi değil, yıllardır omuzlarınızda taşıdığınız çok eski bir yükü de hissettim. 


Yazdıklarınızı okurken dikkatimi çeken ilk şey, farkındalığınızın oldukça yüksek olması oldu. Dün geçmişinizle yüzleştiğinizi ve bugün birçok davranışınızın nedenini anlamaya başladığınızı söylemişsiniz. Bu oldukça kıymetli. Çünkü çoğu zaman bizi zorlayan davranışlarımızın nedenlerini anlamaya çalışmak, değişimin de ilk adımlarından biri olabiliyor. Geçmiş yaşantılarımızla bugün verdiğimiz tepkiler arasındaki bağı kurmaya başladığımızda, kendimize biraz daha şefkatle bakabilme ihtimalimiz de artabiliyor.


Yazınız boyunca sık sık aynı duygunun farklı şekillerde karşınıza çıktığını hissettim. "Birisi bana soğuk yaptığında hıçkıra hıçkıra ağlıyorum.", "Paragraflar yazıyorum.", "Yalvarıyorum.", "Sanki yeterince çaba göstermezsem sevilmeyeceğim gibi hissediyorum." derken aslında yalnızca bugünkü ilişkinizi anlatmıyorsunuz gibi geldi bana. Sanki bugün yaşadığınız her uzaklaşma, geçmişte defalarca yaşadığınız başka ayrılıkların ve başka yalnız kalmışlıkların da kapısını aralıyor.


Özellikle 6. sınıftan itibaren yaşadığınız arkadaşlıkları anlatmanız bu açıdan oldulça ilgili. Bir anda engellenmek, terk edilmek, değersiz hissettirilmek, buna rağmen ilişkinin devam edebilmesi için yeniden çabalamak... Ardından evde de yeterince ilgi göremediğinizi ve kendinizi ihmal edilmiş hissettiğinizi söylemeniz... Bunları art arda okurken zihninizin zaman içinde bazı inançlar geliştirmiş olabileceğini düşündüm.


Acaba o yıllarda içinizde şöyle bir ses oluşmuş olabilir mi? "Eğer yeterince çabalarsam insanlar kalır.", "Kendi ihtiyaçlarımı geri plana atarsam sevilirim.", "Birisi giderse mutlaka benim bir eksiğim vardır." Bunlar elbette kesin doğrular değildir; ancak bazen çocuklukta ve ergenlikte yaşanan tekrar eden deneyimler, insanın kendisi ve ilişkiler hakkında böyle anlamlar oluşturmasına neden olabiliyor.


Yazınızı okurken aklıma gelen bir başka şey de sevgiyi deneyimleme biçiminiz oldu. Acaba sevgi sizin için zaman içinde biraz "koşullu" bir şeye dönüşmüş olabilir mi? Sanki sevilmek için sürekli bir şeyler yapmanız, çabalamanız, karşı tarafın ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarınızın önüne koymanız gerekiyormuş gibi... Oysa insanın değerinin ya da sevilebilir oluşunun, ne kadar fedakârlık yaptığıyla ölçülmesi gerekmez. Bunu söylemek elbette yıllardır hissedilen bir duyguyu bir anda değiştirmez; ancak belki birlikte üzerinde düşünmeye değer bir nokta olabilir.


Bu nedenle bugün sevgilinizin sessizleşmesi ya da size mesafeli davranması yalnızca bugüne ait bir sessizlik olarak yaşanmıyor gibi görünüyor. Sanki o sessizlikle birlikte geçmişte yaşadığınız tüm belirsizlikler, terk edilmeler ve yalnız bırakılmışlık duyguları da yeniden canlanıyor. Böyle olunca da bir mesajın gecikmesi ya da bir "görüldü", yalnızca bugünkü olayı değil, yıllardır taşınan bir acıyı da harekete geçiriyor olabilir. Bu yüzden verdiğiniz tepkiler bana "abartılı" değil; geçmişte çok kez incinmiş bir tarafınızın kendini yeniden korumaya çalışma çabası gibi göründü.


Yazınız boyunca karşınızdaki insanın anlaşılması, iyi hissetmesi ve yalnız kalmaması için ne kadar çabaladığınızı görmek hiç zor değil. Fakat aynı satırlarda sizin anlaşılmaya, sakinleştirilmeye ve yükünüzün biraz olsun hafifletilmesine ihtiyaç duyan tarafınızı da hissettim. Bazen en çok başkalarına vermeye çalıştığımız şey, aslında en çok bizim ihtiyaç duyduğumuz şey olabiliyor. Belki de bu nedenle, karşınızdaki insanın mutsuzluğu zamanla sizin de mutsuzluğunuz hâline geliyor. Sanki o iyi değilse sizin de iyi hissetmeye hakkınız yokmuş gibi... Böyle olunca da ilişkinin içinde yavaş yavaş kendi ihtiyaçlarınızı duymakta zorlanıyor olabilirsiniz. Bu suçluluk duyguları da aslında buradan geliyor olabilir. 


Sevgilinizle ilgili paylaştıklarınız da oldukça önemli. İki aydır süren uykusuzluk, gördüğü kabuslar, hiçbir şey hissedemediğini söylemesi gerçekten oldukça ağır yaşantılar gibi görünüyor. Onun için üzülmeniz, yanında olmak istemeniz ve onu kaybetmekten korkmanız çok anlaşılır. Fakat yazınızı okurken bir noktada sanki onun yükünü de omuzlarınıza almışsınız gibi hissettim. Acaba uzun zamandır sevdiğiniz insanların acısını da kendi sorumluluğunuz gibi taşımaya alışmış olabilir misiniz?


Birini çok sevmek ile onun iyileşmesinden kendini sorumlu hissetmek birbirinden farklı şeylerdir. Bir partner olarak yanında olabilir, onu anlayabilir ve destekleyebilirsiniz; ancak onun yaşadığı ruhsal sıkıntıyı tek başınıza çözmeniz mümkün değildir. Aynı şekilde ilişkinizde yaşanan tartışmaların da tek sorumlusu siz değilsiniz. İlişkiler iki kişinin kurduğu bir bağdır ve yaşananlar da çoğu zaman iki kişinin katkısıyla şekillenir.


Yazınız boyunca dikkatimi çeken bir başka nokta ise yaşanan olumsuzluklarda zihninizin çok hızlı bir şekilde kendinize dönmesi oldu. Sanki dışarıda kötü giden bir şey olduğunda ilk sorduğunuz soru "Ben neyi yanlış yaptım?" oluyor. Bu bana, uzun zamandır taşıdığınız suçluluk duygusunun bugün de size eşlik ediyor olabileceğini düşündürdü. Bence üzerinde çalışılabilecek en önemli konulardan biri de tam olarak bunlar olabilir. "Ben kimim?", "Değerimi ne belirliyor?", "Birisi benden uzaklaştığında gerçekten değersiz biri mi oluyorum, yoksa eski yaralarım mı yeniden canlanıyor?" gibi soruların cevaplarını aramak, bugün yaşadığınız yoğun kaygıyı ve terk edilme korkusunu anlamlandırmanıza yardımcı olabilir.


Yazınızın sonunda bende en çok kalan duygu korkunuz oldu. Ama bu korkunun yalnızca sevgilinizi kaybetme korkusu olmadığını düşündüm. Sanki yeniden terk edilmekten, yeniden değersiz hissetmekten ve yeniden yalnız kalmaktan korkan bir yanınız da var. Bu kadar ağır deneyimlerden geçmiş biri için bu korkuların anlaşılır olduğunu düşünüyorum.


Eğer imkanınız varsa, bir psikologtan destek almayı da değerlendirmenizi isterim. Çünkü yazdıklarınız yalnızca bugün yaşadığınız ilişkiyi değil; çocukluktan bugüne uzanan, tekrar eden ilişki örüntülerini ve bunların benlik algınız üzerindeki etkilerini de düşündürüyor. Güvenli bir terapi ilişkisinde, terk edilme korkunuzun, suçluluk duygularınızın, özdeğerinizi neden başkalarının davranışları üzerinden değerlendirdiğinizin ve sınır koymakta neden bu kadar zorlandığınızın kökenlerini bir terapist eşliğinde keşfetmek, bu yükleri tek başınıza taşımak zorunda olmadığınızı deneyimlemenize yardımcı olabilir.


Son olarak şunu söylemek isterim; dün geçmişinizle ilgili kurduğunuz bağlantılar umut veren ayrıntılardır. Çünkü fark etmek her zaman acıyı hemen ortadan kaldırmasa da, iyileşmenin başlayabileceği yerlerden biridir. Bu örüntüler yıllar içinde oluştu; bu nedenle değişmeleri de zaman alacaktır. Fakat güvenli bir terapi ilişkisinde, bu yükleri tek başınıza taşımak zorunda kalmadan, yavaş yavaş anlamlandırmanız ve kendinize karşı daha şefkatli bir ilişki kurmanız mümkün olabilir.


Çünkü şunu görmek hiç zor değil: Yazdıklarınızı okurken değersiz birini değil; uzun zamandır değerini başkalarının davranışları üzerinden anlamaya çalışan ve bu yüzden çok yorulmuş birini gördüm. Umarım zamanla, birinin size nasıl davrandığı o gün kendiniz hakkında ne hissedeceğinizi belirlemek zorunda kalmaz. Çünkü insanın değeri, bir mesajın gelip gelmemesiyle, birinin kalıp kalmamasıyla ya da ne kadar fedakârlık yaptığıyla ölçülmez.


Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa sizin için her zaman burada olacağım.

Sevgiyle Kalın

Psikolog Ecem Bakıner

Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.

Cevaplanmış benzer sorular