Kendimi tanıyamıyorum
Merhaba ben eskiden herkesi düşünen herkesin yardımına koşan affeden tutunan vefalı biriydim. Aile hayatımda annem hep fedakar babam hep kendi keyfinde biriydi. Ben kaygılı birine dönüştüm. Hep susan içe kapanık istediğini ifade etmekte zorlanan biriydim Annem mutsuzdu iş dışında depresif bir hayatı vardı. Duygularımı dinlemezdi bile. Ben her şeyi kendi başına halleden kimseye içini açamayan içine dönüp halledip geri dönen biriyim İçimi birilerine açınca kendi yaşadıkları şeyler üzerinden bana acılar yaşattılar üstüme geldiler sessiz kaldım diye suçlandım. Geri çekildim vefasızlıkla suçlandım. Bu ne yaşıyor demediler. Yolumu kaybettim. Bana güldüler. Zaten kimseyle anlaşamıyor dediler. Gerçekten de yalnız kaldım. Yalnız kaldıkça onlara tutundum onlar tamam hadi seni affettik kafasına girdiler. Sıfırdan başlamak beni kötü vefasız biri mi yapar yoksa ben hiçbir yerde geçinemeyen biri miyim bilmiyorum. Sürekli beni konuşuyorlar sürekli kendimi açıklamaktan yoruldum. Kendi içime döndüm yine. Ne istediğimi bulmakta zorlanıyorum. Kendimi sürekli kapattığım için doğru ne bulmakta güçlük çekiyorum. Ne zaman bir şey paylaşsam sürekli yanlış yerlere çekip beni kötü gösteriyorlar sonra anlıyorlar beni affediyorlar. Bu onların döngüsü mü benim mi anlamıyorum. Yalnızlığı tercih ediyorum kesin biri var diyorlar. Ya sadece yoruldum. Yeni bir yön bulmaya çalışıyorum. Bu sorunlardan kendi hayatıma odaklanamıyorum. Gittiğim her ortamda böyle mi olacak bilmiyorum
Bu soru 18 Şubat 2026 07:46 tarihinde Psikolog Lara Yelda Aktaş tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Merhaba,
Yazdıklarınız “kendimi tanımıyorum” cümlesinin arkasında aslında çok tanıdık bir hikâye taşıyor: uzun süre başkalarını düşünen, fedakâr olan, affeden, herkesin yükünü alan bir taraf; bir yandan da duygularını anlatmaya çalıştığında ya duyulmayan ya da yanlış yere çekilip suçlanan bir taraf… Böyle bir ortamda insan zamanla şunu öğrenir: “Ben konuşursam sorun olur, ben sınır koyarsam kötü olurum, ben geri çekilirsem vefasız olurum.” Ve sonra en güvenli görünen şey sessizlik olur. Sessizlik kısa vadede korur; ama uzun vadede insanı kendinden uzaklaştırır. Bu yüzden şu an yaşadığınız şey bir “karakter zayıflığı” değil; duygusal olarak yorulmuş, tekrar tekrar hayal kırıklığı yaşamış birinin kendini korumak için geliştirdiği bir hayatta kalma stratejisi gibi duruyor.
Anne-baba dinamiğini de çok net anlatmışsınız: bir tarafta fedakârlık, diğer tarafta kendi keyfi; bir tarafta mutsuzluk ve duygusal yük, diğer tarafta görmezden gelme. Böyle evlerde çocuk çoğu zaman iki rolün birini üstlenir: ya arayı toparlayan “iyi çocuk” olur ya da duygusunu göstermeyen “sorun çıkarmayan” olur. Siz ikisini de taşımış gibisiniz. Bu rol, dışarıda da devam edebilir: ilişkilerde çok uyumlanmak, kırılmamak için susmak, sonra birikmek, sonra geri çekilmek… Üstelik bir de çevreden gelen “yalnızlığı seçiyorsun, zaten kimseyle anlaşamıyorsun” gibi cümleler varsa, kişi zamanla kendi gerçeğinden şüphe etmeye başlar. Burada en acı olan şey şu: siz anlaşılmak için yaklaştıkça, onlar sanki sizi “yanlış yere çekip” kötü gösteriyor; sonra “tamam affettik” diyerek üstün bir yerden ilişkiyi kapatıyorlar. Bu da ister istemez bağımlı bir döngü yaratır: incinirsiniz, yalnız kalırsınız, yalnız kaldıkça onlara tutunursunuz; tutundukça aynı yerden tekrar incinirsiniz. Döngü dediğiniz şey tam olarak buna benziyor.
Şu noktada çok önemli bir ayrım var: sıfırdan başlamak vefasızlık değildir. Bazen “yeniden başlamak”, insanın kendine ilk kez sadık kalmasıdır. İnsanın kendi hayatını kurma çabası, birilerini “terk etmek” anlamına gelmez; sadece kendini terk etmeyi bırakmak anlamına gelir. Siz yıllarca kendinizi açıklamaktan yorulduğunuzu söylüyorsunuz. Bu cümle çok kıymetli; çünkü bazen sorun anlatamamak değil, anlatmanın sürekli “çarpıtılıp” geri dönmesiyle yorulmaktır. Böyle bir yerde insan ya susar ya da kendinden şüphe eder. Siz şu an şüpheyi fark etmişsiniz; bu, toparlanmanın başlangıcıdır.
Kendinizi yeniden tanımak için iki hedef koymanızı öneririm: birincisi iç sesinizi geri almak, ikincisi sınır pratiğini küçük ve sürdürülebilir hale getirmek. Büyük kararları bir anda vermek yerine, küçük davranışlarla “ben kimim ve neye ihtiyacım var”ı yeniden öğrenmek daha güvenli olur.
Vakayla uyumlu klinik egzersiz: üç sütunlu gerçeklik ve sınır günlüğü (14 gün)
Her gün 10 dakika ayırın ve şu şablonu yazın:
- olay: bugün beni geren/yoran temas neydi? (bir mesaj, bir imâ, bir konuşma, bir yorum)
- bende olan: o anda bedenimde ne oldu, hangi duygu geldi, hangi düşünce geçti? (ör. göğüs sıkışması, suçluluk, öfke; “ben kötüyüm”, “beni yanlış anlayacaklar”, “yine yalnız kalacağım”)
- benim payım ve benim sınırım: bu durumla ilgili kontrol edebileceğim tek şey ne? bugün kendime sadık kalmak için mikro bir sınır ne olabilir?
Mikro sınır örnekleri:
– hemen cevap vermemek, “şu an uygun değil, sonra döneceğim” demek
– tartışmaya girilince açıklama savaşına girmemek, “bunu bu tonda konuşmayacağım” deyip konuyu kapatmak
– “ben böyle hissettim” cümlesini tek cümleyle söyleyip uzatmamak
– suçluluk geldiğinde “şu an suçlu hissetmem sınırımı yanlış yaptığım anlamına gelmiyor” diye not almak
Bu egzersizin amacı şu: yıllarca başkalarının yorumlarıyla şekillenmiş iç pusulanızı tekrar kalibre etmek. Siz “doğruyu bulmakta zorlanıyorum” diyorsunuz; çünkü doğru, sürekli dışarıdan yeniden yazılmış. Günlük, doğruyu içeriden yazmaya başlatır.
İkinci egzersiz: açıklama döngüsünü kıran tek cümle tekniği
Siz kendinizi açıklamaktan yorulmuşsunuz. O yüzden uzun savunmalar yerine kısa, net ve tekrarlanabilir bir cümle seçin. Üç örnek:
– “Bunu şu an konuşmaya uygun değilim, sonra konuşuruz.”
– “Böyle konuşulduğunda geri çekileceğim.”
– “Benim için bu konu bu kadarlık. Devamını açmayacağım.”
Bu cümleyi seçin ve her seferinde aynı şekilde kullanın. Zihin alışır: “Ben kendimi savunmak zorunda değilim; sınırım var.” En zor kısım şu olur: karşı taraf daha da yüklenebilir. Bu normaldir; çünkü eski düzen bozuluyordur. Burada kritik olan, cümleyi değiştirmeden sakin kalabilmek.
Üçüncü egzersiz: destek haritası (yalnızlığı ilişkiyle karıştırmamak için)
Bir sayfaya üç halka çizin:
– iç halka: beni gerçekten sakinleştiren, yanında kendim olabildiğim 1-2 kişi (varsa)
– orta halka: güvenilir ama mesafeli ilişki kurabileceğim kişiler
– dış halka: temasın beni yoran, açıklama savaşına çeken kişiler
Amaç, herkesi hayatınızdan çıkarmak değil; temas dozunu ayarlamak. Çünkü siz yalnız kaldıkça onlara tutunduğunuzu söylemişsiniz. O yüzden “yalnızlık” ile “güven”i birbirinden ayırmak gerekiyor. Bazen yalnızlık bir tercih değil, bir iyileşme alanıdır; ama tamamen izole olmak da kaygıyı büyütür. Bu harita, orta yolu buldurur.
Kitap önerisinde bulunmak isterim,
– yetişkinlikte duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynlerle ilişkilerin izlerini anlamak için: Lindsay C. Gibson’ın yetişkin çocuklar üzerine çalışmaları
Son olarak, yaşadığınız ortamda aşağıdaki şeyler sık oluyorsa bunu ciddiye almak gerekir: sürekli küçümsenme, alay edilme, duyguların geçersizleştirilmesi, size “sen sorunlusun” etiketinin yapıştırılması, söylediklerinizin çarpıtılması, ardından “hadi affettik” gibi bir güç diliyle ilişkiye geri alınmanız. Bunlar insanın benlik algısını aşındırır. Eğer bu durumlar yoğun ve süreğense, tek başınıza taşımaya çalışmanız çok yıpratıcı olabilir; düzenli profesyonel destek bu döngüyü daha hızlı kırdırır.
“İnsan en çok, kim olduğunu unutmaya başladığında kaybolur.” Şu an siz kaybolmuş değilsiniz; kendinize geri dönmeye başlamışsınız. Küçük sınırlar, kısa cümleler ve düzenli içe dönüş pratikleriyle, o “kendimi tanımıyorum” cümlesi yavaş yavaş “kendimi yeniden tanıyorum”a döner.
Umarım yardımcı olabilmişimdir, ihtiyaç halinde benimle iletişime geçebilirsiniz 🤍
Psikolog Lara Yelda Aktaş
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.