Kocam sürekli kahveye gidiyor
Kocam sürekli kahveye gidiyor çocuk olduktan sonra daha fazla vurdum duymaz davranıyor. Çocuğuyla benimle hiç vakit geçirmiyor evde kumanda telefon elinde onun dışında da zaten sürekli dışarda arkadaşlarıyla kahveye gidiyor. Bu durum beni artık çok yıpratıyor. Ben sürekli konuşmayı deniyorum evliliğimizi yoluna sokmaya çalışıyorum ama hiç bir şekilde halden anlamıyor konuştuğumda azarlıyor. Boşanma davası açacam diyip çocuk ortada kalmasın diye açamadım ama çok yıprandım. Bencilce davranıyor. İş yeri açtık ama orada da düzenli durmuyor çalışan bakıyor hep. Severek evlenmiştik ama hiç beni sevmemiş gibi davranıyor. Böyle yaptığı için kendime vakit ayıramıyorum çocuğumla ve evle ilgileniyorum. O kadar tükendim ki ona hizmet etmek yemek yapmak vs. içimden gelmiyor
Bu soru 24 Ocak 2026 16:05 tarihinde Psikolog Lara Yelda Aktaş tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Merhaba,
anlattıkların, uzun süredir tek başına yük taşıyan birinin yorgunluğunu gösteriyor. bu bir sitemden çok, artık gücün azaldığını fark etme hali gibi. evlilikte kişi kendini sürekli yalnız, duyulmamış ve görünmemiş hissediyorsa zamanla sevgi değil, tükenmişlik büyür. senin yaşadığın da tam olarak buna benziyor.
eşinin sürekli kahveye gitmesi ya da evdeyken telefona çekilmesi çoğu zaman umursamazlıktan çok kaçınma davranışı olur. sorumluluktan, yakınlıktan ya da yaşadığı rol değişiminden kaçıyor olabilir. sebebi ne olursa olsun, senin hissettiğin yalnızlık gerçeğini değiştirmiyor. burada sorun sadece davranış değil, davranışın sende yarattığı duygu.
konuşmayı denediğini, ilişkiyi toparlamaya çalıştığını söylüyorsun. bu çok önemli. çünkü bu noktaya gelmeden önce sen zaten çaba göstermişsin. sürekli veren, anlamaya çalışan, idare eden taraf olmak bir süre sonra kişiyi içten içe kapatır. yemek yapmak istememen, hizmet etme isteğinin kaybolması sevgisizlik değil; karşılıksız kalmanın doğal sonucu.
bu süreçte zihninde otomatik düşünceler oluşması çok olası: “demek ki ben sevilmiyorum”, “öncelik değilim”, “ne yaparsam yapayım değişmeyecek”. bu düşünceler zamanla umutsuzluğu ve geri çekilmeyi artırır. düşünceler gerçek gibi hissettirse de, her zaman gerçeğin tamamı değildir. fark edilmedikleri sürece duyguları daha da ağırlaştırırlar.
bu noktada önemli olan, onu değiştirmeye çalışmaktan çok senin sınırını netleştirmen. “kahveye gitme” demek yerine, “bu şekilde devam ettiğinde yalnız hissediyorum ve bu benim için sürdürülebilir değil” demek. davranıştan çok, etkisini konuşmak. çünkü değişim genellikle suçlamayla değil, netlikle gelir.
çocuğun ortada kalmaması için dayanman çok anlaşılır ama şunu da hatırlatmak isterim: çocuklar en çok, duygusal olarak tükenmiş ama susan ebeveynlerden etkilenir. kendin için destek istemen hem senin hem çocuğun için koruyucu bir adımdır.
küçük bir egzersiz önermek isterim.
bir kağıdı ikiye böl. sol tarafa seni en çok yoran durumları yaz: “yalnız kalıyorum”, “ilgilenilmiyorum”, “sorumluluk bende”. sağ tarafa bu durumlar olduğunda aklından geçen ilk düşünceyi yaz. sonra her düşüncenin altına şu soruyu ekle: bu düşünceyi destekleyen kanıtlar neler, karşı çıkan kanıtlar neler? en alta daha dengeli bir cümle yaz: “şu an yalnız hissediyorum ama bu his, benim değersiz olduğum anlamına gelmez” gibi.
bir diğer küçük adım da haftada bir kez, çok basit bir ihtiyacı kendin için yerine koymak. uzun bir şey olmak zorunda değil. on dakika sessizlik, kısa bir yürüyüş, tek başına içilen bir çay. bu, bencillik değil; duygusal pilini tamamen boşalmadan şarj etmeye çalışmak.
yalnız değilsin. bu kadar yorulmuş hissetmen, ne kadar uzun süre ayakta kalmaya çalıştığını gösteriyor. buradan çıkış, kendini daha az zorlamaya başladığın yerden mümkün.
Her zaman buradayım, sevgilerle...
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.