Kontrol dışı konular ve mutluluk stress ilişkisi
Psikologlar hobi edinin stress seviyeniz düşürmesine yardımcı olun diyor ama hobilerde pahalı ve dar gelirli ne yapsın ? + ücretsiz veya düşük maliyetli olanlarda kesmiyor.
Psikologlar kontrol dışında olan konular (ağır sağlık sorunları , ekonomik krizinden dolayı dışarı daha çıkamama vs) evde oturmak ama evde de ses yalıtımı olmadığı için komşu gürültesine maruz kalmak gibi konularda kontrol dışında olduğu için mutlu huzurlu stress seviyesi düşük olunabileceğini söylüyor bu konu da ne dersiniz?
Böyle bir hayatı yaşayıp da mutlu huzurlu stress seviyesi düşük insan var mı?neden böyle insanları ben göremiyorum?Varsa lütfen bana bildirin ve o insanla tanışmak isterim,tanışayım ki ondan ilham ve feyz alabileyim isteyince olabiliyormuş diyeyim.
Umut konusuna gelecek olursak bazen umut gerçekleşme ihtimali oldukça düşük durumlardır.mesela %0,00001 gibi.Peki bu nedir?Futboldan örnek verirsek San Marino gibi dünyanın en zayıf kalitesiz milli takımının en kuvvetli takımı İspanya'yı yenme ihtimaliyle aynıdır.
Anektod:San marino bütün varını yoğunu verecek son derece gayretli olacak.
Peki benim hayatımda da aynısı geçerliyse?Ben bütün gayretimi vermeme rağmen hayatımdaki +'ların -'lerden fazla olması aynı az önce verdiğim San Marino'nun İspanya'yı yenme ihtimaliyle aynıysa?
Bu ihtimale sarılarak hayatımı heba edemem değil mi?Çünkü o süre zarfında yoğun ve büyük olumsuzluklar yaşıyor olacağım.
Düşüncelerinizi merak ediyorum teşekkürler.
Bu soru 23 Ocak 2026 00:09 tarihinde Psikolog Lara Yelda Aktaş tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Merhaba,
Yazdıklarınız çok düşünülmüş, sorgulayan ve zihni gerçekten çalışan bir yerden geliyor. Aslında sorunuz “nasıl mutlu olurum?”dan çok, “kontrol edemediklerim varken mutlu olmak mümkün mü?” sorusu. Bu ayrım çok kıymetli, çünkü pek çok insan bunu fark etmeden kendini suçlamaya başlıyor.
Önce şu hayal kırıklığını ele alalım: “Hobi edin, mutlu ol” önerisi çoğu zaman gerçek hayat koşullarını ıskalıyor. Herkesin bütçesi, zamanı, fiziksel alanı, hatta sessizliği yok. Ücretsiz ya da düşük maliyetli şeylerin stres kesmediğini söylemeniz çok anlaşılır. Çünkü stres yalnızca meşgul olmamakla ilgili değil; zihnin sürekli tetikte kalmasıyla ilgili. Gürültü varken meditasyon yapmak, ekonomik belirsizlik varken “anı yaşa” demek biraz ironik biçimde insana kendini daha yetersiz hissettirebiliyor.
Kontrol dışı konular meselesinde de önemli bir çelişki var: İnsanlar genelde “kontrol edemediğin şeyleri bırak” der ama zihin bunu duyamaz. Zihin, bırakmayı pasiflik gibi algılar. O yüzden kontrol edemedikçe daha çok düşünür. Aslında burada olan şey şu: Zihin mutluluğu, kontrolün tamamen sağlandığı bir senaryo gibi hayal ediyor. Oysa böyle bir hayat neredeyse kimse için yok. Sizin “böyle insanları ben görmüyorum” demeniz çok gerçekçi; çünkü çoğu insan ya mutlu görünmeyi öğrenmiştir ya da mutsuzluğunu sessizce taşır.
Mutluluk-stres ilişkisi çoğu zaman yanlış kuruluyor. Sanki mutlu olmak için stresin sıfırlanması gerekiyormuş gibi. Halbuki birçok insan stresin varlığıyla yaşamayı öğrenerek daha sakin hale geliyor. Yani stresin azalması mutluluğun sonucu olabiliyor, sebebi değil. Bu da şu ironiyi doğuruyor: “Mutlu olayım diye stresi çözmeye çalışıyorum” çabası, stresi büyüten şeyin kendisi haline gelebiliyor.
San Marino örneğiniz çok yerinde. Çünkü orada gözden kaçan bir nokta var: San Marino’nun İspanya’yı yenme ihtimali düşük olabilir ama San Marino’nun bütün varını yoğunu vermesi onu İspanya yapmaz; onu San Marino olarak sahada tutar. Yani sonuç ihtimaliyle çabayı eşitlemek, zihnin yaptığı bir kısa devre. Çaba, sonucu garanti etmez ama kim olduğumuzu belirler. Hayatta da çoğu zaman mesele “kazanmak” değil; “oyunun içinde kalabilmek”.
“Ya benim hayatımda da ihtimal çok düşükse?” sorunuz aslında umudu değil, tükenmişliği anlatıyor. Çünkü umut burada “mutlaka iyi olacak” demek değil; “şu an kötü ama bunu taşırken kendimi tamamen kaybetmeyebilirim” diyebilmek. Umudu bir garanti gibi değil, bir duruş gibi düşündüğümüzde yükü azalıyor.
Burada küçük ama zihni rahatlatan bir egzersiz önerebilirim:
Bir kağıdı ikiye bölün. Bir tarafa gerçekten kontrol edemediklerinizi yazın (ekonomi, başkalarının davranışları, gürültü, geçmiş). Diğer tarafa çok küçük de olsa etki edebildiklerinizi yazın (günün bir saatini nasıl geçirdiğiniz, bir düşünceyi ne kadar ciddiye aldığınız, kendinize nasıl hitap ettiğiniz). Ama ikinci liste “her şeyi düzelteceğim” listesi olmasın. Sadece “burada %1 bile payım var mı?” diye bakın. Zihin, %100 kontrol bulamayınca %0 sanır; oysa arada geniş bir alan vardır.
Belki de asıl mesele şudur: Mutlu, huzurlu, stresi düşük insanlar yok değil; sadece onların hayatı da sandığımız kadar problemsiz değil. Farkları, kontrol edemedikleri şeylerin hayatlarının tamamını tanımlamasına izin vermemeleri. Bu bir yetenek değil, zamanla öğrenilen bir beceri.
Sorularınız çok insanî ve çok dürüst. Ve ironik olan şu: Bu kadar derin düşünen biri, hayatını “hiçbir şey olmayacak” ihtimaline teslim etmek zorunda değil. Çünkü siz zaten oyunun içindesiniz. Bu da az bir şey değil.
Öncelikle detaylı açıklama cevap için içtenlikle teşekkür ederim.Evet hayat bir kazanma olmayabilir hayata öyle bakayım hayat oyunun içnide kalmaktır diyeyim.Ama bu süre zarfında geçen büyük olumsuzluklar ne olacak peki? Ayrıca kimsenin hayatının tamamen problemsiz dertsiz olduğunu söylemedim,istisnasız herkesin problemleri dertleri var.Ama hangisi ağır basıyor?Hayatın +'ları mı?Yoksa -'leri mi?Yoksa başa baş mı?Ve belirttiğim üzere bu -'lerin +'ya dönme ihtimali var mı?Varsa %kaç? Zihin mutluluğu, kontrolün tamamen sağlandığı bir senaryo gibi hayal ediyor. Oysa böyle bir hayat neredeyse kimse için yok. Sizin “böyle insanları ben görmüyorum” demeniz çok gerçekçi; çünkü çoğu insan ya mutlu görünmeyi öğrenmiştir ya da mutsuzluğunu sessizce taşır. Bu sözleriniz doğru.Herhalde kendimi ifade edemedim.Böyle insanları göremedim derken 3 aşağı 5 yukarı benim ayarımda olan insanlar için göremedim.Diğer türden bu saydığım sorunların en azından çoğunu yaşamayan insanlar için değil.Onlar mutlu huzurlu,düşük stresse sahip insanlar.(Tabii ki dertleri problemleri var ama genel tabloya bakıyorum) Mutluluk-stres ilişkisi çoğu zaman yanlış kuruluyor.Sanki mutlu olmak için stresin sıfırlanması gerekiyormuş gibi. Bu sözleriniz tabii ki doğru.Stress azalırsa otomatik mutluluk oluşur.Ama ya stress unsurları,stres'in kaynağı?Belirttim. San Marino örneği de gayrete değindim ama kendisini İspanya ile eşitlemeye çalışması için değil.Çünkü '' emek olmadan yemek olmaz '' diyebileceğinizi düşündüm ondan. Belki de asıl mesele şudur: Mutlu, huzurlu, stresi düşük insanlar yok değil; sadece onların hayatı da sandığımız kadar problemsiz değil. Farkları, kontrol edemedikleri şeylerin hayatlarının tamamını tanımlamasına izin vermemeleri. Bu bir yetenek değil, zamanla öğrenilen bir beceri. Bende katılıyorum ama herhalde yine kendimi ifade edemedim.Onların da kontrol edemedikleri şeyler var ama hayatlarının tamamını tanımlamasına izin vermiyorlar. Neden? Kontrol edemedikleri şeyler o kadar az ki.Kontrol edebildikleri ondan kat be kat fazla. Ayrıca şöyle de bir durum var.Söz meclisten dışarı,size bu teknikleri veren uzman psikologlara(ki halkı sade vatandaşı söylemeye gerek yok)Madem öyle,hayatın boyunca değil,sadece 1 seneliğine benim yerimde olmayı kabul eder misin?Sorusuna asla!kesinlikle olmaz!tüylerim diken diken oldu!gibi cevaplar veriyorlar.Neden?Hani bu şekilde bir hayat yaşayarak da gayet mutlu olunabilirdi?Madem öyle 1 seneliğine de olsa,siz o hayata sahip olun o zaman?Diyorum.Söz meclisten dışarı. Son olarak da ben kendimi asla başkalarıyla kıyaslamıyorum,konunun daha iyi ve tam olarak anlaşılması için bu şekilde gittim. YENİ MEZUNSUNUZ AMA BAZI TECRÜBELİ PSİKOLOGLARA TAŞ ÇIKARIRSINIZ.DERİN VE DETAYLI AÇIKLAMALAR İÇİN,TEKRARDAN İÇTENLİKLE TEŞEKKÜR ÜSTÜNE TEŞEKKÜR EDERİM.
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.
Yorumlar
Psk. Lara Yelda Aktaş
Yazdıklarınız için teşekkür ederim. Benim derdim “herkesin derdi var” demek değil; bazı hayatlarda dertlerin ağırlığının uzun süre sistematik biçimde fazla olması. Yani mesele saymak değil, tartmak. “Bu eksiler artıya döner mi, yüzde kaç?” kısmında şunu net söylemek gerekiyor: Hayatta böyle bir yüzdeyi dürüstçe kimse veremez. Çünkü bu soru aslında istatistik değil, güvenlik arıyor: “Bu kadar yükün bir karşılığı olacak mı?” ve bu çok insani. Bence ayrım şurada: Eksileri tamamen yok etmek çoğu zaman mümkün değil; ama eksilerin hayatın tamamını yutmasını azaltmak mümkün olabiliyor. Bu da her zaman “beceri” değil; imkân, kaynak ve destek meselesi. O yüzden “teknikleri biliyorsan bir yıl benim yerimde yaşa” sorusu yerinde: bazı koşullar, teknikle değil ancak yükü paylaşan gerçek destekle taşınır. Benim için mesele umut satmak değil: Şu an artı üretmeyen bir süreçte bile insanın kendini tüketmeden nasıl koruyacağı. Yani “dayanmak” değil, “kendini koruyarak taşımak.” Bu çizgi görünmediğinde, konuşulan şey psikoloji değil, romantize edilmiş sabır oluyor. Bunu ciddiye aldığınız ve meseleyi bu kadar açık tarif ettiğiniz için teşekkür ederim.
25 Ocak 2026 12:24