Psikoloji

Sadece çok yoruldum artık

23yt1h73034qmxvvnn76gk-hesabini-sildi27 Nisan 2026 22:19

Kendi özgür irademle yaşamadığım hayat stilim sakin ve yapay, hareketsiz yaşam ve yalnızlık fazlasıyla kendimi beğenmiyordum zaten ama tarzımı da beğenmiyorum. Kendimle hep yargı mahkemesindeyim. Kafam bir dünya, yaşamak istediğim dünya bana güzel ama sevdiklerime değil; üzülmelerini biliyorum. Üzülmesinler diye yaşam tarzımı değiştiremiyorum. Sonra değişmezsem, geç olursa, pişman olursam ya da böyle yaşamayı öğrenirsem alışır mıyım diye düşünüyorum. Kas kulan, da alışsam da o düşünce hep aklımın bir kenarında kalacak, eminim. Kendimi olduğum gibi hiç kabullenemedim. Sanki ben ben değilim, biçilmiş bir karakter taşıyorum. Kendimi yapmacık ve benliksiz hissediyorum bazen. Şükürsüz ki nimetlere şükrediyor muyum diye düşünüyorum, ama o da değil. Nankör ya da bencil miyim? Hayır, beni kabul etmiyorum. Her şekilde eksik ve ben değilmişim gibi değilim, elimde hayatı, sadece sevdiklerimin kırılmasın, mutlu olalım, huzurlu olalım diye yaşadım. Fark ettim ki böyle giderek, zamanla benliğimi kaybediyorum. Stilim onların beğeneceği gibi, onların düşüncesi iyidir belki; benimki beğenilmez, kötüdür diye onlarınkini seçtim. Şimdi de hissediyorum. ve hep yaşamakten sıkıldım, yoruldum. İnsan olmak yorucu, yaşamak yorucu. Kesinlikle aklımda yaşama son vermekle alakalı hiçbir şey geçmedi, geçmez de. Sadece çok yoruldum artık. İnsanları insana dair bir şeyler görmek istiyorum.

Bu soru 5 Mayıs 2026 13:04 tarihinde Psikolog Hamide Güven tarafından cevaplandı.

  • Cevaplandı

  • Paylaş:

Merhaba,


Yazdıklarınız, uzun süredir kendi içinizde çok derin bir gerilim taşıdığınızı gösteriyor. Burada hissedilen temel mesele yalnızca tarzınızı beğenmemek, yaşam biçiminizden sıkılmak ya da seçimlerinizden emin olamamak değil. Daha kökte, kim olduğunuz ile kim olmanız gerektiğini düşündüğünüz kişi arasında bir ayrışma var gibi görünüyor. İnsan uzun süre kendi içinden gelen eğilimleri, arzuları, beğenileri geri plana atıp çevresindekilerin huzurunu, onayını ya da beklentilerini merkeze koyarak yaşadığında bir noktadan sonra tam olarak sizin tarif ettiğiniz yabancılaşma hissi ortaya çıkar. Kişi hayatına dışarıdan bakar ve kendi yaşamının başrolünde değilmiş gibi hisseder. Her şey yerli yerinde görünse bile içeride derin bir yapaylık duygusu oluşur. Sanki hayat yaşanıyordur ama yaşayan kişi tam olarak kendisi değildir.


Bu durum çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz. Küçük küçük tavizlerle gelişir. Başta yalnızca bir kıyafet seçimi, sonra bir davranış biçimi, sonra bir düşünceyi dile getirmemek, sonra bir hayali ertelemek şeklinde ilerler. Her biri tek başına küçük görünür. Çünkü çoğu zaman bunlar sevilen insanları üzmemek, çatışma çıkmaması, huzurun bozulmaması gibi iyi niyetli gerekçelere dayanır. Fakat kişi sürekli dış dünyanın konforunu korurken iç dünyasını susturursa, zamanla kendi sesini ayırt etmekte zorlanır. Siz şu an tam da bunu fark etmişsiniz. Bu fark ediş oldukça kıymetli. Çünkü insan bazen yıllarca bu yabancılaşmayı normal sanarak yaşayabilir.


Kendinizi nankör ya da bencil olup olmadığınız üzerinden sorgulamanız da dikkat çekici. Bu, kendi arzularınıza alan açmayı hâlâ bir tür suçlulukla ilişkilendirdiğinizi düşündürüyor. Oysa insanın kendine uygun bir yaşam istemesi nankörlük değildir. Sahip olduklarına şükretmek ile kendine ait bir yaşam kurma ihtiyacı duymak birbirini dışlayan şeyler değildir. Kişi hem hayatındaki güzelliklerin farkında olabilir hem de mevcut yaşam biçiminin ruhuna dar geldiğini hissedebilir. Bunlar çelişmez.


Asıl yorucu olan şeyin yaşamak değil, sürekli kendinizi sansürleyerek yaşamak olduğunu düşünüyorum. Çünkü insan kendi doğallığını bastırdığında zihinsel enerjisinin büyük kısmı rolü sürdürmeye gider. Nasıl görünmeliyim, ne derler, bunu seçsem yanlış mı olur, böyle davranırsam kırılırlar mı gibi düşünceler zamanla içsel bir mahkemeye dönüşür. Sizin kendimle hep yargı mahkemesindeyim deyişiniz bunu çok iyi anlatıyor. Sürekli yargılanan bir iç dünyada huzur oluşmaz. İnsan kendine hem sanık hem hâkim olduğunda, ne yaparsa yapsın beraat edemez.


Burada önemli olan, özgünlüğü büyük ve radikal kopuşlarla eşleştirmemek. Bazen insan kendi hayatını yaşamaya başlamayı ya her şeyi bir anda değiştirmek ya da olduğu gibi kalmak arasında bir seçim gibi görür. Oysa benlik çoğu zaman küçük seçimlerle geri kazanılır. Sizi gerçekten yansıtan bir kıyafeti seçmek, beğendiğiniz bir şeyi açıklama yapmadan sahiplenmek, bir konuda farklı düşündüğünüzü nazikçe ifade etmek, sırf size iyi geldiği için bir alışkanlık edinmek. Bunlar küçük görünür ama benliğin sınırlarını yeniden çizer.


Yaşadığınız yorgunluk çok anlaşılır. Çünkü uzun süre kendinizden uzak yaşamak insanı tüketir. Ama bu yorgunluk aynı zamanda içinizde hâlâ canlı bir taraf olduğunu da gösteriyor. Eğer tamamen vazgeçmiş olsaydınız bu kadar güçlü bir rahatsızlık hissetmezdiniz. İçinizde hâlâ sizi size çağıran bir ses var. O ses huzursuzluk olarak geliyor çünkü duyulmak istiyor.


İnsanlara dair bir şeyler görmek istediğinizi söylemişsiniz. Bazen insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, maskesiz bir temas. Gerçekten görüldüğünü hissetmek. Belki de önce bunu kendinize vermeniz gerekiyor. Kendinize ilk kez dış dünyanın ölçütleriyle değil, içeriden bakmak. Beğenilmeye ne kadar uygun olduğunuzla değil, size neyin canlılık verdiğiyle ilgilenmek.


Şu an bulunduğunuz yerde kesin kararlar almak zorunda değilsiniz. Ama kendinize şu soruyu dürüstçe sormanız değerli olabilir: Eğer kimse kırılmayacak, kimse yargılamayacak olsaydı, nasıl bir hayat yaşamak isterdiniz?

Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.

Cevaplanmış benzer sorular