Hamide Güven

Psk. Hamide Güven

İstanbul

Psikodinamik terapi

4.9
(20 Yorum)

Uzman Hakkında

Nişantaşı Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden yüksek onur derecesiyle mezun oldum. Lisans eğitimim süresince ve mezuniyetimin ardından farklı klinik kurumlarda stajlar yaparak saha deneyimi kazandım. Teorik bilgilerimi uygulama fırsatı buldum.

Mesleki gelişim yolculuğumda hem yetişkin hem de çocuk odaklı yaklaşımları benimsedim. Bu doğrultuda; Psikodinamik Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Rüya Çalışmaları üzerine yoğunlaşırken, çocuklarla çalışma alanında yetkinleşmek adına Oyun Terapisi eğitimini tamamladım. Tanı ve değerlendirme süreçlerinde ise MMPI ve Objektif Testler uygulama yetkinliğine sahibim.

Klinik çalışmalarımın yanı sıra, Psychology Times platformunda psikoloji alanında yazılar kaleme alarak güncel literatürü takip etmeye ve bilgi birikimimi paylaşmaya devam ediyorum.

Eğitim

  • Nişantaşı Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Psikodinamik Psikoterapi Eğitimi
  • Rüya Yorumlama Atölyesi Eğitimi
  • Aktarım Odaklı Psikoterapi Eğitimi
  • Kısa Süreli Çözüm Odaklı Psikoterapi Eğitimi
  • MMPI Uygulayıcısı Eğitimi
  • Oyun terapisi eğitimi
  • Objektif testler eğitimi

Uzmanlık Alanları

Depresyon
Obsesif Kompulsif Bozukluk
Anksiyete
Değersizlik / Yetersizlik Hisleri
Stres
Fobi
Duygudurum Bozuklukları
Narsistik Kişilik

Çalışma Ekolleri

  • Psikodinamik Psikoterapi

Cevaplar (88)

Merhaba,Yaşadığınız şey gerçekten yorucu ve insanı içten içe tüketen bir süreç. Birine bu kadar bağlanıp sonra kopmak, tekrar birleşmek, sonra tekrar ayrılmak zihni sürekli tetikte tutar. Bu yüzden kafanıza takmanız, sinirlenmeniz ve kendinizi iyi hissetmemeniz çok anlaşılır. Sizin durumunuzda asıl zorlayan şey sadece ayrılık değil, o sürekli gidip gelme hali. Beyin netlik ister ama sizde sürekli bir belki ihtimali var. Bu da duyguları daha yoğun ve karmaşık hale getirir. Bir yandan sevgi var, diğer yandan yorgunluk ve huzursuzluk. Şunu açıkça söylemek gerekir: sevgi olması, ilişkinin sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Siz birbirinizi sevmişsiniz ama ilişki kendi kendine akmamış. Zorla bir araya gelmek ve zorla ayrılmak, ilişkinin içinde çözülmeyen şeyler olduğunu gösterir. Bu çözülmeden tekrar denemek genelde aynı sonucu doğurur. Şu an sizde iki duygu aynı anda var. Onu istiyorum ve bu durum beni yoruyor. Bu ikisi çakıştığı için sinir sisteminiz sürekli gergin. Bu yüzden küçük şeylere bile takılmanız artıyor. Size şunu söyleyebilirim: bu kadar yoğun hissetmeniz, güçlü bağ kurabilen biri olduğunuzu gösterir. Bu kötü bir özellik değil. Sadece şu an yanlış bir döngü içinde kaldığınız için size zarar veriyor. Şu noktada kendinize şu soruyu sormanız önemli: bu ilişki bana en çok ne hissettiriyordu. Huzur mu, yoksa sürekli bir stres mi. Cevap size yön gösterir. İyileşmek için en kritik şey arada kalmamaktır. Ya gerçekten yeniden denemek gerekir ama bu sefer açık açık neden ayrıldığınızı konuşarak ve aynı şeyleri tekrar etmemek için değişiklik koyarak. Ya da tamamen bırakıp kendinize alan açmanız gerekir. İkisinin ortasında kalmak en çok yoran durumdur. Şu an hissettiğiniz boşluk ve kötü hisler kalıcı değil. Beyniniz alıştığı bir bağdan kopmaya çalışıyor, bu da bir tür yoksunluk gibi hissettirir. Zamanla azalır ama siz o kişiyi sürekli düşünerek ya da iletişimde kalarak bu süreci uzatabilirsiniz. Sinir problemleri için de küçük bir şey eklemek isterim. Bu sadece düşünceyle ilgili değil, bedeniniz de gergin. O yüzden hareket etmek, yürüyüş yapmak, enerjiyi boşaltmak önemli. Bu gerçekten etkili olur. Kendinize biraz zaman verin ama aynı zamanda netleşmeye çalışın. Bu şekilde sürüklenmek sizi daha çok yorar. Umarım yazdıklarım size faydalı olur. Eğer konuşmak veya soru sormak isterseniz burada olacağım. Görüüşmek dileğiyle.

Devamını Oku...

Merhaba,Bu durum idare edilir bir sıkıntı değil; şu an iki güçlü ihtiyacınız çatışıyor: bir yanda gerçekten değer verdiğiniz, nadir bulduğunuzu düşündüğünüz bir ilişki; diğer yanda temas, yakınlık, spontane yaşam ve gençliğinizi deneyimleme ihtiyacı. Bu ikisi uzun süre aynı anda karşılanmıyorsa, zihin doğal olarak sıkışır ve kaçış yolları aramaya başlar. Aldatma düşüncesinin belirmesi de çoğu zaman ahlaki zayıflıktan değil, karşılanmayan ihtiyaçların baskısından çıkar. Ama şunu net söylemek gerekir: aldatmak bu sıkışmayı çözmez, sadece üzerine suçluluk ve güven yıkımı ekler. Şu noktada kendinize dürüst olmanız gerekiyor. Bu ilişki, önümüzdeki 2–3 yıl boyunca size gerçekçi olarak ne sunabilir? Sadece duygusal bağ mı, yoksa düzenli fiziksel yakınlık ve birlikte zaman da var mı? Eğer ikinci kısmı yoksa, sizin ihtiyacınızla bu ilişkinin sunduğu şey arasında açık bir uyumsuzluk var demektir. Sevgi tek başına ilişkiyi sürdürebilir, ama ihtiyaçları karşılamıyorsa yıpratır. Önemli bir yanılsamayı da fark etmek iyi olur: çok iyi biri, bir daha bulamam düşüncesi. Bu düşünce sizi ilişkide tutuyor ama aynı zamanda sizi sıkıştırıyor. İyi bir insan bulmak zor olabilir ama imkansız değil. Ayrıca iyi insan olması, sizinle şu anki koşullarda uyumlu olduğu anlamına gelmez. İlişkiler sadece karakterle değil, zamanlama ve koşullarla da yürür. Şimdi önünüzde aslında üç yol var ve her birinin bir bedeli var:Birincisi, ilişkiyi bu haliyle kabul etmek. Bu, bilinçli bir seçim olur. Ben bu süreçte fiziksel yakınlık eksikliğini tolere edeceğim, çünkü bu kişiyi hayatımda istiyorum demek. Bunu seçerseniz, dışarıdaki takılma isteğini de yönetmeniz gerekir. Bu kolay değil ama net bir kararla mümkündür. İkincisi, ilişkiyi açık ve dürüst şekilde yeniden konuşmak. Uzak mesafenin sizi ne kadar zorladığını, ihtiyaçlarınızı ve sınırlarınızı anlatmak. Belki daha sık görüşmenin yolları, planlar, somut hedefler konabilir. Belirsizlik azalırsa dayanmak kolaylaşır. Üçüncüsü, ilişkiyi sonlandırmak. Bu en zor görünen seçenek ama bazen en dürüst olanıdır. Çünkü kalıp içten içe başkasını istemek ya da özgürlük aramak hem sizi hem onu yıpratır. Ayrılık, sevginin yok olduğu anlamına gelmez; bazen koşulların uyumsuz olduğu anlamına gelir. Burada kritik olan şey şu: iki hayatı aynı anda yaşayamazsınız. Hem sadık bir ilişki içinde kalıp hem de dışarıda özgürce deneyim yaşamak sürdürülebilir değildir. Bu yüzden bir seçim yapmanız gerekecek. Seçim yapmamak da aslında gizli bir seçimdir ve genelde sizi daha çok yorar. Size daha net söyleyeyim: şu anki durumda en tehlikeli yol sürüklenmek. Ne tam bağlı kalıp ne de ayrılmak. Bu, en çok zarar veren senaryo olur. Kendinize şu soruyu sorun: Ben 6 ay sonra nasıl bir hayatın içinde olmak istiyorum? Cevabınız size yönü gösterecek. Ve hangi yolu seçerseniz seçin, bunu dürüstlükle yapmanız hem sizin hem onun psikolojisi için en sağlıklısı olur. Umarım yazdıklarım kafanızdaki soruların cevapları olmuştur. Eğer soru sormak veya konuşmak isterseniz burada olacağım. Görüşmek dileğiyle.

Devamını Oku...

Merhaba,Yazdıklarınızda hem güçlü bir ideal hem de sizi yoran bir baskı aynı anda var. Bir yandan adalet duygusu yüksek, başkalarının hakkını savunmak isteyen, hedefi olan birisiniz; diğer yandan kendinize karşı çok sertsiniz ve bu sertlik disiplin kurmanızı zorlaştırıyor. Önce bunu netleştirmek isterim: disiplin, kendini zorlamak değil; sürdürülebilir bir düzen kurmaktır. Siz şu an hızla toparlanmak istiyorsunuz ama fazla yüklenirseniz birkaç gün iyi gidip sonra düşersiniz. Amacımız hızlı başlayıp bırakmak değil, sonuna kadar götürmek. Şarkı meselesine gelince, o melankolik ve biraz içe çeken hissi tarif ettiğinizi anlıyorum. Ama önemli bir nokta var: o his, gerçeğin kendisi değil, o anki ruh halinizin filtresi. Siz o duyguyla karar verirseniz ertelersiniz; o yüzden kararlarınızı duyguya göre değil, plana göre vermeniz gerekiyor. Şimdi asıl konuya gelelim. Önünüzde yaklaşık 2 ay var ve bu süre doğru kullanılırsa gerçekten fark yaratır. Ama bunun yolu motivasyon değil, yapı kurmaktır. Öncelikle uyku düzeni. 12’de yatma kararınız doğru. Uyumasanız bile yatakta kalmanız önemli çünkü beden saatini böyle kurarsınız. Sabah da sabit bir saatte kalkın. Bu pazarlık yapılmayacak bir kural olsun. İkinci olarak çalışma sistemi. Uzun saatler hayal etmek yerine bloklar halinde çalışın. Günde 6-8 saat verimli çalışma bu süreç için oldukça yeterlidir. Bunu 2 saatlik bloklara bölün. Her blokta tek derse odaklanın. Aralarda kısa molalar verin. Önemli olan süre değil, dikkat. Üçüncü olarak kural koyma. Gereksiz aktiviteler için kendinize net sınırlar koyun. Mesela telefon sadece belirli saatlerde. Oyun ya da sosyal medya tamamen yasaklamak yerine günlük sınırlı süreye indirin. Çünkü tamamen yasaklamak genelde geri teper. Dördüncü olarak düşünce yönetimi. Sizde şu var: ya çok iyi yapmalıyım ya da olmuyor. Bu düşünce sizi başlatmıyor. Bunun yerine şunu kabul edin: bugün elimden geleni yapacağım, mükemmel olmayacak ama yapılacak. Disiplin, mükemmel günlerin toplamı değil; ortalama günlerin devamıdır. Beşinci olarak kimlik meselesi. Siz kendinizi hedefi olan biri olarak tanımlıyorsunuz. O zaman davranışınız da buna uygun olmalı. Her sabah şunu düşünün: bugün hedefi olan biri gibi ne yaparım. Cevap basit olacak: oturur çalışırım. Hissetmesem bile. Son olarak şunu söylemem lazım potansiyelinizi kullanmanın önündeki tek engel dalgalı gitmeniz. Bir gün çok iyi, bir gün kopuk. Bunu düzeltmenin yolu da küçük ama kesin kurallar koymak. İstisna yapmamaya çalışmak. Siz başlamak istiyorum diyorsunuz, aslında başlamışsınız bile. Şimdi mesele devam ettirmek. Yarın sabah kalktığınızda motivasyon aramayın, direkt ilk bloğa geçin. İyi hissederseniz de kötü hissederseniz de aynı şeyi yapın. Bu sizi taşıyacak olan şey. Umarım yazdıklarım size faydalı olur. Eğer sormak istediğiniz başka bir şey olursa burada olacağım. Görüşmek dileğiyle.

Devamını Oku...

Merhaba,Anlattığınız durum, özellikle dini içerikli takıntılarda çok sık gördüğümüz bir döngüyü düşündürüyor. Burada mesele inancınızın zayıf olması değil, tam tersine hassasiyetinizin kaygı ile birleşip aşırıya kaçmasıdır. Siz sizin için doğru yapmak istedikçe zihniniz sizden daha fazla kesinlik, daha fazla kusursuzluk talep ediyor. Bu da sizi başlamadan önce bile durduran bir baskıya dönüşüyor. Şu noktayı net söylemek gerekir: mükemmel bir başlangıç yapma ihtiyacı, aslında takıntının bir parçasıdır. Siz eğer tam doğru olmazsa kötü sonuç olur diye düşündükçe, beyniniz bu davranışı tehlikeli olarak kodlar. Bu yüzden başlamak zorlaşır. Yani sorun irade eksikliği değil, zihnin sizi korumaya çalışırken aşırıya kaçmasıdır. Dini takıntılarda en yaygın alanlardan biri abdest, gusül ve kul hakkı konularıdır. Çünkü bunlar kesinlik arzusunu çok tetikler. Siz yüzde yüz doğru yaptığınızdan emin olmak istiyorsunuz. Ama zihniniz hiçbir zaman bu yüzde yüzü vermez. Her zaman ya eksik yaptıysam sorusunu üretir. Bu yüzden siz tekrar edersiniz, ertelersiniz ya da tamamen kaçınırsınız. Namazı bırakmanız da bu döngünün bir sonucu. Kaçınma kısa vadede rahatlatır ama uzun vadede takıntıyı güçlendirir. Başlangıç yapamamanızın temel nedeni korkunun kendisi değil, o korkudan kaçınma çabasıdır. Siz korku gelmeden başlamak istiyorsunuz ama bu mümkün değil. Doğru yöntem korkuya rağmen küçük bir adım atmaktır. Burada size daha uygulanabilir bir yaklaşım önereyim. Büyük ve kusursuz bir başlangıç hedeflemek yerine küçük ve eksik bir başlangıcı kabul edin. Örneğin abdest alacaksanız kendinize şu kuralı koyabilirsiniz: bir kere alacağım ve tekrar etmeyeceğim. İçiniz rahat etmese bile tekrar etmeyeceğim. Bu noktada amaç doğru hissetmek değil, davranışı tamamlamaktır. Namaz için de aynı şey geçerli. Tam odaklanamadım, acaba doğru mu oldu gibi düşünceler gelecek. Ama siz buna rağmen kılmayı seçerseniz, beyninize şu mesajı verirsiniz: bu düşünceler tehlikeli değil. Kul hakkı konusundaki yoğun hassasiyet de yine aynı şekilde kaygının büyüttüğü bir alan. Gerçek hayatta herkesin küçük hataları olur ve bunlar insan olmanın parçasıdır. Zihniniz bunu büyütüp sanki telafi edilemez bir şeymiş gibi sunuyor. Burada da kesinlik aramayı bırakmanız gerekir. Şunu bilmeniz önemli: bu tür takıntılarda iyileşme, doğru hissetmekle değil, rahatsızlıkla kalabilmekle olur. Siz o huzursuzluğu tolere ettikçe, zamanla azalır. Ama her seferinde onu yok etmeye çalışırsanız döngü devam eder. Son olarak şunu eklemek isterim: siz aslında inancınızı kaybetmiş değilsiniz, aksine fazla yük bindirmişsiniz. Biraz esneklik ve kendinize karşı daha şefkatli bir yaklaşım geliştirdikçe, hem ibadetle ilişkiniz hem de zihinsel rahatlığınız yeniden dengelenir. Başlangıç mükemmel olmak zorunda değil. Başlangıç sadece başlamaktır. Umarım yazdıklarım size yardımcı olur. Eğer konuşmak veya soru sormak isterseniz cevaplamak için burada olacağım. Görüşmek dileğiyle.

Devamını Oku...