Hamide Güven

Psk. Hamide Güven

İstanbul

Psikodinamik terapi

4.8
(27 Yorum)

Uzman Hakkında

Nişantaşı Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden yüksek onur derecesiyle mezun oldum. Lisans eğitimim süresince ve mezuniyetimin ardından farklı klinik kurumlarda stajlar yaparak saha deneyimi kazandım. Teorik bilgilerimi uygulama fırsatı buldum.

Mesleki gelişim yolculuğumda hem yetişkin hem de çocuk odaklı yaklaşımları benimsedim. Bu doğrultuda; Psikodinamik Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Rüya Çalışmaları üzerine yoğunlaşırken, çocuklarla çalışma alanında yetkinleşmek adına Oyun Terapisi eğitimini tamamladım. Tanı ve değerlendirme süreçlerinde ise MMPI ve Objektif Testler uygulama yetkinliğine sahibim.

Klinik çalışmalarımın yanı sıra, Psychology Times platformunda psikoloji alanında yazılar kaleme alarak güncel literatürü takip etmeye ve bilgi birikimimi paylaşmaya devam ediyorum.

Eğitim

  • Nişantaşı Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Psikodinamik Psikoterapi Eğitimi
  • Rüya Yorumlama Atölyesi Eğitimi
  • Aktarım Odaklı Psikoterapi Eğitimi
  • Kısa Süreli Çözüm Odaklı Psikoterapi Eğitimi
  • MMPI Uygulayıcısı Eğitimi
  • Oyun terapisi eğitimi
  • Objektif testler eğitimi

Uzmanlık Alanları

Depresyon
Obsesif Kompulsif Bozukluk
Anksiyete
Değersizlik / Yetersizlik Hisleri
Stres
Fobi
Duygudurum Bozuklukları
Narsistik Kişilik

Çalışma Ekolleri

  • Psikodinamik Psikoterapi

Cevaplar (120)

Merhaba,Anlattıklarınız, yoğun düşünme eğilimi ve kaygının zihinsel olarak sizi oldukça yorduğunu düşündürmektedir. Özellikle boş kaldığınız zamanlarda ya da ders çalışırken istemediğiniz anıların aklınıza gelmesi, geçmiş olayları tekrar tekrar düşünmeniz ve gelecekle ilgili senaryolar kurmanız, zihninizin sürekli bir meşguliyet hâlinde olduğunu göstermektedir. Bu durum zamanla yalnızca duygusal değil, fiziksel bir yük de oluşturabilir. Kaygı yaşayan birçok kişi gibi siz de düşüncelerinizi kontrol etmeye çalıştıkça onların daha sık geldiğini fark ediyor olabilirsiniz. Psikolojik açıdan bakıldığında, zihnin sürekli düşünmesi çoğu zaman bir çözüm arayışıdır. Beyin, geçmişte yaşanan olayları tekrar inceleyerek ya da geleceği önceden tahmin etmeye çalışarak kişiyi korumaya çalışır. Ancak bu süreç kontrolden çıktığında çözüm üretmek yerine kişiyi yoran bir döngüye dönüşebilir. Özellikle ayrılık, belirsizlik, akademik baskılar veya gelecek kaygıları gibi stres kaynakları olduğunda zihnin bu eğilimi daha da artabilir. Dikkat çeken noktalardan biri de düşüncelerinize eşlik eden bedensel tepkilerden söz etmenizdir. Kaygı yalnızca zihinsel bir deneyim değildir; mide rahatsızlıkları, çarpıntı, kas gerginliği, baş ağrısı, nefes darlığı hissi, yorgunluk ve uyku problemleri gibi fiziksel belirtilerle de kendini gösterebilir. Bu nedenle yaşadığınız durumun yalnızca düşüncelerinizle sınırlı olmadığını bilmeniz önemlidir. Ayrıca yazdıklarınızdan, bu düşüncelerin sizi zorlamasına rağmen genel olarak yaşamdan keyif alabilen ve mutlu olmaya yatkın biri olduğunuz da anlaşılıyor. Bu oldukça önemli bir güç kaynağıdır. Çünkü kaygı yaşayan kişiler bazen tüm kişiliklerinin kaygıdan ibaret olduğunu düşünmeye başlayabilirler. Oysa siz kendinizi mutlu bir insan olarak tanımlıyorsunuz ve bu, yaşadığınız sıkıntının kim olduğunuzu değil, şu sıralar neyle mücadele ettiğinizi gösterir. Şu anda kendinizden beklemeniz gereken şey zihninizi tamamen susturmak değil, düşüncelerin gelip geçmesine daha fazla izin verebilmeyi öğrenmektir. İnsan zihni hiçbir zaman tamamen boş kalmaz. Ama düşüncelerin gelmesi ile onların peşinden gitmek aynı şey değildir. Kaygılı dönemlerde kişi her düşünceyi çözmesi gereken bir problem gibi görür. Oysa bazı düşünceler yalnızca zihinden geçen düşüncelerdir; gerçeklik ya da kehanet değildirler. Eğer bu durum uzun süredir devam ediyor, günlük işlevlerinizi belirgin şekilde etkiliyor, ders çalışmanızı zorlaştırıyor ya da bedensel belirtileriniz yoğunlaşıyorsa bir psikologla görüşmeniz faydalı olabilir. Çünkü sürekli düşünme ve kaygı döngüsü, kişinin tek başına taşıması gereken bir yük değildir. Uygun psikolojik destekle bu süreç önemli ölçüde hafifleyebilir. Umarım yazdıklarım sizin için faydalı olur.

Devamını Oku...

Merhaba Yağmur Hanım,Anlattıklarınızda en dikkat çekici nokta ilişkinin süresinden çok, sizin bu ilişki içinde ilk kez yoğun bir şekilde sevildiğinizi, görüldüğünüzü ve değerli hissettiğinizi deneyimlemiş olmanız. Bu nedenle bugün yaşadığınız acı yalnızca bir kişiyi kaybetmenin acısı değildir; aynı zamanda o kişiyle birlikte hissettiğiniz mutluluğu, güveni ve geleceğe dair kurduğunuz hayalleri kaybetmenin de acısıdır. İnsanlar bazen bir ilişkiye değil, o ilişkinin içinde hissettikleri hâle bağlanırlar. Bu yüzden çevrenizdeki insanların seni kullandı, boş ver ya da unut gitsin demesi sizin yaşadığınız duyguyu hafifletmiyor olabilir. Anlattıklarınıza göre ayrılık sizin açınızdan oldukça ani gerçekleşmiş. Bir gün önce sizin için endişelenen, sizi eve bırakan, sevgi gösteren bir insanın ertesi gün ayrılmak istemesi zihninizde büyük bir belirsizlik yaratmış gibi görünüyor. İnsan zihni özellikle cevapsız kalan ayrılıkları kabullenmekte zorlanır. Çünkü ortada net bir neden olmadığında kişi sürekli olarak Acaba ne oldu, neyi yanlış yaptım, tekrar döner mi gibi soruların içinde kalabilir. Bu durum yas sürecinin uzamasına neden olabilir. Dikkatimi çeken bir başka nokta ise ondan vazgeçmek istemiyorum, tekrar birlikte olmak istiyorum demeniz. Açıkçası şu an yaşadığınız yerde problem onu unutamamanız değil. Problem, içinizde hâlâ ilişkinin geri dönebileceğine dair duygusal bir alanın açık olması. Mantıksal olarak onun sizi istemediğini biliyor olabilirsiniz; fakat duygusal olarak ilişkinin henüz tamamen bitmediğini hissediyor gibisiniz. Bu yüzden kalbiniz yeni insanlara da kapanıyor olabilir. Çünkü duygusal olarak hâlâ eski ilişkinin içindesiniz. Ancak şunu da nazikçe söylemek isterim: Bir ilişkiyi yeniden kurabilmek için tek kişinin istemesi yeterli değildir. Siz onu özleyebilir, sevebilir ve geri dönmesini isteyebilirsiniz. Bunlar tamamen gerçek ve geçerli duygular. Fakat onun da aynı isteği taşıması gerekir. Şu an anlattığınız bilgiler içinde onun geri dönmek istediğine dair bir işaret görünmüyor. Bu durumun canınızı yakması çok anlaşılır olsa da, iyileşme süreci genellikle karşımızdaki kişinin ne yapacağını beklemek yerine kendi duygularımızı anlamaya başladığımız noktada ilerler. Size bakınca, sanki en çok özlediğiniz şey onun kendisi kadar, onun yanındayken hissettiğiniz kişi olmak gibi geliyor. O ilişki içinde sevilen, önemsenen, mutlu olan ve geleceğe umutla bakabilen bir Yağmur vardı. Şu an sanki onu da kaybetmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Oysa o özellikler aslında ilişkinin değil, sizin içinizin parçalarıydı. O kişi size onları hissettirmiş olabilir ama onları yaratan yalnızca o değildi. Şu anda ondan vazgeçmek istememeniz, onu hâlâ sevmeniz veya geri dönmesini dilemeniz anormal değil. Üç ay, özellikle ilk derin duygusal bağlardan biri için uzun bir süre sayılmaz. Fakat kendinize şu soruyu sormanız önemli olabilir: Eğer gerçekten geri dönseydi, siz bugün özlediğiniz kişiyle mi karşılaşacaktınız, yoksa sizi sebeplerini açıklamadan bırakan kişiyle mi? Bazen özlediğimiz şey karşımızdaki insanın tamamı değil, onun en güzel anılarımızda kalan hâlidir. Yaşadığınız acının yoğunluğu, sevme kapasitenizin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Ama sevginin tek başına bir ilişkiyi sürdüremediğini de unutmamak gerekir. Bir ilişkinin devam edebilmesi için sevginin yanında karşılıklı istek, emek, açıklık ve süreklilik gerekir. Şu an sizin taşıdığınız sevgi çok büyük görünüyor; fakat o ilişkinin yeniden kurulabilmesi için onun da aynı yolu sizinle yürümeyi istemesi gerekir. Bu nedenle bugün hissettiğiniz acıyı küçümsemeden kabul etmek, belki de şu an için verebileceğiniz en dürüst mücadeledir.

Devamını Oku...

Merhaba,Anlattıklarınıza bakıldığında, ilişkinizde yalnızca sevgi değil, aynı zamanda güçlü bir bağlanma dinamiğinin de etkili olduğu görülmektedir. Bir kişiyi tekrar tekrar affetmeniz ya da ilişkinin içinde kalmaya devam etmeniz, onu çok sevdiğiniz anlamına gelmeyebilir. Bazen kişi, ilişkiye yüklediği anlam nedeniyle, kendisine zarar verdiğini fark etse bile uzaklaşmakta zorlanabilir. Özellikle başlangıçta onu kaderinizdeki kişi olarak görmeniz, onun hislerini hissedebildiğinize inanmanız ve ilişkiye özel bir anlam atfetmeniz, bağlanmanın daha da güçlenmesine neden olmuş olabilir. İlişkinizde dikkat çeken noktalardan biri de karşı tarafın kendisini giderek daha fazla yüceltmesi ve sizin ondan vazgeçemeyeceğinizi söylemesidir. Sağlıklı ilişkilerde taraflar birbirlerinin bağımlılığını kanıtlamaya çalışmaz aksine karşılıklı saygı, eşitlik ve güven temelinde bir ilişki kurarlar. Bir kişinin sürekli olarak kendisini üstün konumda görmesi, sizin duygularınızı ikinci plana atması ya da sizi kaybetmeyeceğinden emin davranması, ilişkideki güç dengesinin bozulduğunu düşündürebilir. Karşı tarafın narsistik özellikler gösterdiğini düşünmeniz anlaşılabilir olmakla birlikte, bir kişilik örüntüsünü değerlendirebilmek için kapsamlı bir klinik inceleme gerekir. Bununla birlikte, tanıdan bağımsız olarak şu sorular önemlidir: Bu ilişki size kendinizi değerli hissettiriyor mu? İhtiyaçlarınız görülüyor ve önemseniyor mu? Sürekli anlayan, affeden ve çaba gösteren taraf siz misiniz? İlişki size huzurdan çok kaygı, stres ve duygusal yorgunluk mu getiriyor? Bu soruların yanıtları, ilişkinin sizin üzerinizdeki etkisini anlamak açısından oldukça değerlidir. Mesajınızda özellikle artık uzak durmak istemeniz dikkat çekiyor. Bu ifade, ilişkinin size verdiği zararı fark etmeye başladığınızı göstermektedir. Psikolojik açıdan bakıldığında, insanlar çoğu zaman sevgileri tamamen bittiği için değil, yaşadıkları zararın sürdürülemez hale geldiğini fark ettikleri için bir ilişkiden uzaklaşma ihtiyacı hissederler. Birini sevmek, o kişinin hayatınızda kalmasının sizin için sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle şu noktayı değerlendirmeniz faydalı olur: Eğer aynı ilişkiyi yaşayan kişi çok sevdiğiniz bir arkadaşınız olsaydı ve size anlatsaydı, ona bu ilişkide kalmasını mı yoksa kendisini korumasını mı önerirdiniz? Bazen kendi yaşadığımız durumlara dışarıdan bakabilmek, görmekte zorlandığımız gerçekleri daha net fark etmemizi sağlar. Anlattıklarınız doğrultusunda asıl mesele, onun sizden vazgeçip geçememesi değil; sizin size zarar veren bir döngünün içinde kalmaya devam edip etmeyeceğiniz gibi görünüyor.

Devamını Oku...

Merhaba,Anlattıklarınızdan anladığım kadarıyla, oda arkadaşınızın davranışları sizin için normal bir arkadaşlık ilişkisinin çok ötesinde bir anlam taşımaya başlamış. Sanki onun size nasıl davrandığı, o gün sizi nasıl karşıladığı veya nasıl konuştuğu, kendinizi nasıl hissedeceğinizi belirliyor. Böyle durumlarda insan farkında olmadan karşısındaki kişiyi zihninde büyütebilir ve kendi değerini onun tavırları üzerinden ölçmeye başlayabilir. Bu nedenle arkadaşınız biraz mesafeli davrandığında değersiz hissedebilir, gergin olduğunda kendinizi suçlayabilir veya onun ruh halini kendi üzerinize alabilirsiniz. Ancak burada önemli olan nokta şu: Bir insanın gergin, mesafeli veya değişken olması sizin değeriniz hakkında bir bilgi vermez. Siz yine de onun davranışlarını kendinizle ilişkilendiriyor gibi görünüyorsunuz. Bunun altında çoğu zaman reddedilme korkusu, sevilmeme korkusu veya insanların gözündeki yerini kaybetme kaygısı yatabilir. Daha önce anlattığınız aile yaşantınızı düşündüğümde, başkalarının size nasıl davrandığına karşı çok hassas hale gelmiş olmanız şaşırtıcı değil. Çünkü insan çocuklukta yeterince görülmediğinde veya sevginin koşullu olduğunu hissettiğinde, ileride başkalarının tavırlarını kendi değeriyle ilişkilendirmeye daha yatkın olabiliyor. Kaygınızın bu kadar yoğun olması ve iştahınızı etkilemesi de dikkate alınması gereken bir durum. Yemeden içmeden kesilmek, mide ağrısı ve bulantı yaşamak, bedeninizin uzun süredir yüksek alarm halinde olduğuna işaret edebilir. Özellikle konservatuvar sınavına bir ay kalmışken zaten yüksek bir stres altındasınız. Bunun üzerine oda arkadaşınızla ilgili kaygılar da eklendiğinde zihniniz sürekli tehdit arayan bir moda geçmiş olabilir. Böyle zamanlarda kişi ders çalışırken bile aklının bir köşesinde sürekli ilişkileri, insanların davranışlarını ve olası sorunları düşünür. Fonksera'yı bırakmanızın üzerinden henüz altı gün geçmiş olması da önemli bir ayrıntı. Antidepresanlar bazı kişilerde bırakıldıktan sonra bir süre kafa karışıklığı, duygusal dalgalanmalar, huzursuzluk veya kaygıda artış gibi durumlara yol açabilir. Bu nedenle şu an yaşadığınız karmaşanın bir kısmı yalnızca arkadaşınızla ilgili olmayabilir. İlacı bıraktıktan sonra belirgin şekilde daha kötü hissediyorsanız, bunu ilacı yazan psikiyatristinizle görüşmeniz faydalı olur. Tedavinin işe yaramadığını düşünmeniz anlaşılır bir durumdur ancak ilaç değişikliği veya bırakılmasıyla ilgili değerlendirmeyi uzman desteğiyle yapmak önemlidir. Bütün dikkatinizin bu arkadaşınızın davranışlarına kilitlenmiş gibi görünüyor. Enerjinizin büyük kısmı onu anlamaya, onun ne düşündüğünü çözmeye ve onun size nasıl davrandığını analiz etmeye gidiyor. Oysa önünüzde sizin için önemli olan bir sınav var ve şu dönemde ihtiyacınız olan şey, oda arkadaşınızın ruh halini yönetmek değil, kendi hayatınıza ve hedeflerinize yeniden odaklanabilmek. Arkadaşınızın gergin olması onun sorumluluğudur; sizin değerinizi belirleyen bir şey değildir.

Devamını Oku...