Psk. Hamide Güven 
İstanbul
Psikodinamik terapi
Uzman Hakkında
Nişantaşı Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden yüksek onur derecesiyle mezun olmuştur. Lisans eğitimi süresince ve mezuniyetinin ardından çeşitli kurumlarda klinik stajlar yaparak saha deneyimi kazanmıştır. Bu süreçte Psikodinamik Terapi, Rüya Çalışmaları, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve MMPI gibi terapi ve psikolojik değerlendirme eğitimleri almıştır. Ayrıca Psychology Times platformunda psikoloji alanında yazılar yazmaktadır.
Eğitim
- Nişantaşı üniversitesi - Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- Psikodinamik Psikoterapi Eğitimi
- Rüya yorumlama atölyesi eğitimi
- Aktarım odaklı psikoterapi eğitimi
- Kısa süreli çözüm odaklı psikoterapi eğitimi
- mmpi uygulayıcısı eğitimi
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Psikodinamik Psikoterapi
Cevaplar (5)
Merhaba, sürekli geçmişe dönüp hataları, incinmeleri, haksızlıkları ve keşkeleri düşünmek aslında zihninizin sizi korumaya çalışırken içine düştüğü yorucu bir döngünün sonucudur. Geçmişte yaşanmış ancak yeterince ifade edilememiş ya da anlamlandırılamamış duygular, bugün zihninizde tekrar tekrar kendini hatırlatır. Çünkü zihin, yarım kalanla, tamamlanmamış olanla vedalaşmakta zorlanır. Bu tekrarlamalar size buna hala bakmamız gerekiyor sinyalini verir. Beş dakika önce söylediğiniz bir sözün bile zihninize takılması, içinizde oldukça güçlü bir eleştirel sesin varlığını düşündürdü bana. Anladığım kadarıyla bu ses yargılayıcı, acımasız ve tüketici sizin için. Bu ses sizin enerjinizi emen bir güce dönüşür zamanla. Kendinizi bitik, enerjisiz ve gülemez hissetmeniz bastırılmış duyguların zamanla ruhsal bir yorgunluğa dönüşmesiyle yakından ilişkilidir. Üzüntü, öfke, hayal kırıklığı ya da yas tutulmamış kayıplar doğrudan deneyimlenmediğinde, bedende ve ruh halinde taşınması zor bir ağırlık olarak kendini gösterir. Bu durumu psikolojide sık kullanılan “taşınan yük / sırt çantası” metaforuyla açıklayabilirim. Kişi hayatı boyunca yaşadığı acıları, öfkeleri, hayal kırıklıklarını ve yasını tutamadığı kayıpları sanki görünmez bir sırt çantasına koyar. Başlangıçta bu çanta hafiftir ve kişi yaşamına devam edebilir. Ancak duygular ifade edilmedikçe, yaşanmadıkça ve anlamlandırılmadıkça çantanın içine yeni yükler eklenir. Zamanla bu yük omuzları bastırır, nefesi daraltır ve ilerlemeyi zorlaştırır. Bir noktada kişi yürüyemez, durmak ister ya da olduğu yere çöker. Bu noktada yaşanan şey tembellik değildir. Beden artık bu yükü taşıyamadığını anlatmak ister. Bastırılan duygular kaybolmaz sadece bilincin dışına itilir. Ancak enerjilerini yitirmezler. Tam tersine, kişinin yaşam enerjisinden beslenerek varlıklarını sürdürürler. Bu yüzden kişi kendini bitkin, keyifsiz ve hareketsiz hisseder sanki tüm gücü görünmeyen bir yere akıyordur. Terapi bu çantayı bir anda atmaya çalışmak değil onun içini birlikte açıp, yükleri tek tek ele alabilmek adına sizin için bir seçenek olabilir. Hangi yük nereden geliyor, hangisi hâlâ gerekli, hangisi artık taşınmak zorunda değilsiniz bunlara birlikte bakılır. Bu durumdan kurtulmanın yolu kendinizi zorlayarak geçmişi düşünmemeye çalışmak değildir. Geçmiş değiştirilemez ancak onun bugün üzerinizdeki etkisi fark edilebilir, anlaşılabilir ve dönüştürülebilir.
Merhaba, anlattıklarınız yalnızca uzun soluklu bir ilişki deneyimiyle sınırlı değil; bağlanma, güven ve terk edilme temaları etrafında şekillenen daha derin ve karmaşık bir zemine işaret ediyor gibi görünüyor. Günlük yaşamda ilişkiler kurarken, çoğu zaman farkında olmasak da rastgele insanlarla ve rastgele bağlar kurmayız. İster romantik ilişkiler olsun ister arkadaşlık ya da iş ilişkileri geçmiş deneyimlerimizin izlerini taşıyan, iç dünyamızdaki bazı temalarla örtüşen kişilere yöneliriz. Başka bir ifadeyle, içimizde bir yerlere dokunan insanlar bizde devam etme isteği uyandırır. Dokunulan bu yer bazen sizin için tamamlayıcı bir alan olabilir; kendinizi eksik ya da korunmaya muhtaç hissettiğiniz bir noktayı kapsayan, destekleyen bir bağ sunar. Bazen ise tam tersine, sizi zorlayan, tetikleyen ve eski yaralarla temas eden bir ilişki dinamiği devreye girer. Bu tür ilişkiler, tanıdık olduğu için güçlü bir çekim yaratabilir fakat aynı zamanda duygusal olarak yorucu da olabilir. Burada bir an durup düşünmenizi istiyorum. Partnerinizle kurduğunuz bu ilişki, size daha önceki hangi ilişkilerinizi anımsatıyor olabilir? Hayatınızda kiminle birlikteyken kendinizi benzer şekilde hissettiğinizi hatırlıyorsunuz? Bu duygular ilk kez bu ilişkide mi ortaya çıktı, yoksa tanıdık bir his mi?Bir başka açıdan bakacak olursak; partneriniz sizin iç dünyanızda kimi temsil ediyor olabilir? Onunla kurduğunuz bağ, sizin hangi duygusal ihtiyacınıza karşılık geliyor ya da hangi eksikliği tamamlıyor gibi hissediliyor? Bazen bir ilişki, yalnızca iki kişi arasındaki bağdan ibaret değildir geçmişten gelen ihtiyaçların, beklentilerin ve çözülmemiş duyguların da devamı hâline gelebilir. Bu noktada önemli olan, bu ilişkiye yalnızca bugünkü yaşantılar üzerinden değil sizin geçmişten bugüne taşıdığınız duygusal örüntüler üzerinden de bakabilmektir. Çünkü bazı ilişkiler, içinde bulunduğumuz anda bize ne yaşattığından çok, geçmişte çözülmeden kalan duygulara temas ettiği için güçlü ve vazgeçilmez hissedilebilir. Bu durum, ilişkinin sağlıklı ya da sürdürülebilir olup olmamasından bağımsız olarak, içsel bir tanıdıklık duygusu yaratır. Bazen bir ilişkide kalma isteği, karşı tarafın kim olduğundan çok, o ilişkinin içimizde tuttuğu duygusal temsille bağlantılıdır. Partnerinizle yaşadığınız yakınlaşma ve kopuş döngüleri, sizde yoğun duygular uyandırıyor olabilir; ancak bu yoğunluk her zaman güvenli bir bağa işaret etmeyebilir. Kimi zaman bu tür ilişkiler, kişinin görülme, değerli hissetme ya da terk edilmeme ihtiyacına güçlü bir yanıt verirken aynı zamanda incinme ve hayal kırıklığı riskini de içinde barındırır. Burada birlikte ele alınması gereken bir diğer nokta da sizin bu ilişki içinde kendinizi nasıl konumlandırdığınız. İlişkiyi ayakta tutmak için ne kadar sorumluluk alıyorsunuz, hangi noktalarda kendi ihtiyaçlarınızı geri plana itiyorsunuz? Partnerinizin zorlandığı ya da kaçındığı yerlerde, yükü çoğunlukla siz mi taşıyorsunuz? Bunlar, ilişkinin dinamiğini anlamak açısından önemli sorular. Ayrıca, güvenin sizin için ne anlama geldiğini de düşünmek faydalı olabilir. Güven, yalnızca incitici bir davranışın tekrarlanmaması değil; duygusal olarak öngörülebilir, tutarlı ve sizi sakinleştiren bir bağ içinde hissedebilmekle de ilgilidir. Eğer bir ilişki, sizi sürekli tetikte tutuyor, kendinizi koruma ihtiyacını canlı tutuyorsa bu durum zamanla neşenizi, canlılığınızı ve kendinize olan güveninizi aşındırabilir. Bu yüzden sizin deyimizle “eski neşeli hale dönmek” zor olabilir.
Merhaba, yaşadığınız bu süreci bu kadar açık ve dürüst biçimde anlatabilmeniz, yaşadığınız yükün ne kadar ağır olduğunu düşündürdü bana. Anlattıklarınız kaybın ardından geçen zamana rağmen yasın sizi hala ne kadar derinden etkilediğini gösteriyor. Kendinizi “derin bir boşlukta” hissetmeniz, her şeyin bir yanılsama gibi gelmesi, yaşanan ağlama krizleri ve bedensel belirtiler zayıflık ya da başarısızlıktan ziyade yaşadığınız kaybın sizin için aşılması zor bir durum olduğunu anlatıyor. “Hayatımın anlamını kaybettim ama arayacak gücüm de yok” demeniz bana şunu düşündürdü: Sanki bir yandan yaşamak zorundaymışsınız gibi devam ediyorsunuz, ama diğer yandan ayağınıza bağlanmış bir ağırlıkla koşmaya çalışıyorsunuz. Tıpkı arafta kalmışsınız gibi. Anladığım kadarıyla birinin gelip hem sizi oradan çekip kurtarmasını istiyorsunuz hem de orada kalmak istiyorsunuz çünkü babanıza ihanet etmekten korkuyorsunuz. Babanızın kaybıyla birlikte yalnızca onu değil, onunla geçen ve geçecek anıları, o yıllardaki sizi ve sizi hayata bağlayan ve size dayanak olan birini de kaybetmişsiniz. Bu nedenle yasın bitmesi fikrinin “ihanet” gibi hissettirmesi çok anlaşılır. Bazı insanlar için yas, sevilen kişiyle kurulan bağın son hâli gibi yaşanır. Acı azaldığında sanki o bağ da silinecekmiş gibi bir korku doğabilir. Oysa yasın dönüşmesi, unutmak ya da değersizleştirmek anlamına gelmez. Kayıpları insanda silinmeyen yaralar bırakan bir durum olarak düşünebiliriz. Bir bıçak yarası gibi en çok iyileşme sürecinde acıtırlar. Yara zamanla kabuk bağlar, kapanır ama iz bırakır. Acı artık sürekli değildir; fakat o izi taşımaya devam edersiniz. Zaman zaman ona dokunur, hatırlarsınız. Ve aslında kurulan bağ da böyle sürer. Yaşadıklarınız, zaman içerisinde hayatınızın birçok alanını etkiler hâle gelmiş görünüyor. Bu durum yalnızca duygusal bir yükle sınırlı kalmamış. Uykunuza, yeme düzeninize, rüyalarınıza ve bedeninize kadar uzanan, sizi pek çok alanda zorlayan bir sürece dönüşmüş. İlaçlar bu noktada yaşantıları bir miktar hafifletmek ve dayanıklılığı artırmak amacıyla tercih edilir ancak her zaman istenen etkiyi tam olarak sağlamayabilir. Çünkü çoğu zaman derinde ele alınması ve anlamlandırılması gereken bir mesele vardır. Babanızla yaşanan kaybın ardından, onunla içsel bir vedalaşma gerçekleşmeden yasın kendiliğinden sona ermesi beklenemez. Aynı şekilde ilaçlar da acıyı tamamen ortadan kaldırmaz yalnızca bu süreçte size destek olurlar. Genel olarak bir kayıp sonrasında, yaklaşık altı ay boyunca kişinin yas yaşaması ve eski yaşamına dönmekte zorlanması sık karşılaşılan bir durumdur. Bu süreçte kişi, kayıpla baş edebilmek ve yeni yaşamına uyum sağlayabilmek için çaba gösterir. Hayata adapte olmakta zorlanabilir. Ancak sizin anlattıklarınıza baktığımda, bu yas sürecinin çok daha uzun ve yoğun yaşandığını görüyorum. Öyle ki, bu kayıp sizin için travmatik bir nitelik kazanmış gibi duruyor. Böylesi bir yükü tek başına taşımak oldukça zorlayıcı olmalı. Bu zamana kadarki terapi sürecinize dair ayrıntılı bilgiye sahip olmamakla birlikte ilaç tedavisine ek olarak psikodinamik temelli bir terapi sürecinin sizin için faydalı olabileceğini düşünerek bir öneride bulunmak isterim. Görünen o ki yaşadığınız yasın temelinde daha derin, kökensel meseleler yer alıyor. Kaybı yalnızca birinin hayatınızdan çıkması olarak değil; çok daha kapsamlı ve kişisel bir anlam çerçevesinde içselleştirmiş olabilirsiniz. Bu noktada; baba kavramının sizin için ne ifade ettiği, babanızla nasıl bir bağınız olduğu, onun hayatınızdaki yeri, yasın sona ermesi fikrinin neden sizde suçluluk duygusu uyandırdığı gibi soruların terapi sürecinde ele alınması önemli görünüyor. Yasın bitirilmesinden ziyade, bu yasın sizin için ne anlama geldiğini birlikte keşfetmenin daha anlamlı olabileceğini düşünüyorum. Üzerini kapatmaya çalışmak yerine, bu süreci güvenli bir terapötik alanda derinlemesine ele almanın sizin için daha faydalı olabileceğine inanıyorum.