Hamide Güven

Psk. Hamide Güven

İstanbul

Psikodinamik terapi

4.8
(32 Yorum)

Uzman Hakkında

Nişantaşı Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden yüksek onur derecesiyle mezun oldum. Lisans eğitimim süresince ve mezuniyetimin ardından farklı klinik kurumlarda stajlar yaparak saha deneyimi kazandım. Teorik bilgilerimi uygulama fırsatı buldum.

Mesleki gelişim yolculuğumda hem yetişkin hem de çocuk odaklı yaklaşımları benimsedim. Bu doğrultuda; Psikodinamik Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Rüya Çalışmaları üzerine yoğunlaşırken, çocuklarla çalışma alanında yetkinleşmek adına Oyun Terapisi eğitimini tamamladım. Tanı ve değerlendirme süreçlerinde ise MMPI ve Objektif Testler uygulama yetkinliğine sahibim.

Klinik çalışmalarımın yanı sıra, Psychology Times platformunda psikoloji alanında yazılar kaleme alarak güncel literatürü takip etmeye ve bilgi birikimimi paylaşmaya devam ediyorum.

Eğitim

  • Nişantaşı Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Psikodinamik Psikoterapi Eğitimi
  • Rüya Yorumlama Atölyesi Eğitimi
  • Aktarım Odaklı Psikoterapi Eğitimi
  • Kısa Süreli Çözüm Odaklı Psikoterapi Eğitimi
  • MMPI Uygulayıcısı Eğitimi
  • Oyun terapisi eğitimi
  • Objektif testler eğitimi

Uzmanlık Alanları

Depresyon
Obsesif Kompulsif Bozukluk
Anksiyete
Değersizlik / Yetersizlik Hisleri
Stres
Fobi
Duygudurum Bozuklukları
Narsistik Kişilik

Çalışma Ekolleri

  • Psikodinamik Psikoterapi

Cevaplar (144)

Merhaba,Paylaştıklarınızdan, uzun zamandır kendi kararlarınızı özgürce verebilmekte zorlandığınız ve kararlarınızın aile üyeleri tarafından yoğun biçimde denetlendiği bir ortamda büyüdüğünüz anlaşılıyor. Sürekli ne yapmanız gerektiğinin söylenmesi, dışarı çıktığınızda konum ve iletişim bilgisi istenmesi, defalarca aranmanız, kararlarınıza uyum göstermediğinizde suçluluk hissettirilmesi ve çocukken telefonunuzu vermediğiniz için telefonunuzun kırılması; zaman içinde kendi isteklerinize güvenmeyi zorlaştırmış olabilir. Böyle bir ortamda kişi yetişkin olduğunda bile kendi hayatıyla ilgili bir karar verirken sadece ne istediğini değil, ailesinin nasıl tepki vereceğini, kimin kırılacağını, kimin onu suçlayacağını ve sonrasında neler yaşayacağını da düşünmek zorunda kalabilir. Sizin anlattığınız ilişkide ise önemli olan yalnızca bu kişiyi sevmeniz değildir. Aynı zamanda ilk kez kendi duygularınızı dinleyerek bir seçim yapmaya çalışıyor olmanız da dikkat çekiyor. Fakat burada kendinize şu soruyu sormanız faydalı olabilir: Ankara’ya gitmek, gerçekten sakin ve düşünülmüş bir karar mı, yoksa uzun süredir yaşadığınız baskıdan, suçlanmaktan ve sürekli açıklama yapmak zorunda kalmaktan uzaklaşma isteğinin etkisiyle alınmış ani bir karar mı? Bazen kişi yıllarca kontrol edildiğinde özgürleşme isteği çok yoğunlaşabilir ve bulunduğu ortamdan hızlıca çıkmak, özgürlüğün tek yolu gibi görünebilir. Ancak özgürleşmek, yalnızca bir yerden ayrılmak değil; kendi kararını güvenli, bağımsız ve sonuçlarını düşünerek verebilmektir. Ablanızın size aşağılayıcı bir ifadeyle hitap etmesi de kabul edilebilir bir davranış değildir. Geçmişte bu kişiyi ablanızla tanıştırmış olmanız, gelecekte onunla bir ilişki yaşamayacağınızı belirleyen bir durum değildir. O dönem aralarında bir ilişki oluşmamış, yalnızca iki kez görüşmüşler ve birbirlerine uygun olmadıklarını anlamışlar. Daha sonra sizin aranızda duygusal bir yakınlık gelişmiş. Yine de bu ilişkinin aile içindeki etkisini ve ablanızın neden incindiğini anlamaya çalışmak, onun sizi aşağılamasını ya da hayatınız üzerinde karar verme hakkı olduğunu kabul etmek anlamına gelmez. Bununla birlikte, Ankara’ya hiçbir şey söylemeden gitmek ve yalnızca bir mektup bırakmak konusunda temkinli olmanızı öneririm. Çünkü ailenizin geçmişteki kontrolcü davranışları düşünüldüğünde, sizi bulamayacaklarını düşünmeleri büyük bir paniğe yol açabilir. Ayrıca bu durum, sizin güvenliğiniz açısından da bazı riskler oluşturabilir. Eğer gitmeye kesin olarak karar verdiyseniz, en azından güvende olduğunuzu, kendi isteğinizle ayrıldığınızı ve iyi olduğunuzu açıkça belirtmeniz önemli olabilir. Mümkünse mektubu bıraktıktan sonra güvenli bir yerde olduğunuzda kısa bir mesaj göndermek de daha sağlıklı olabilir. Nerede olduğunuzu veya tüm ayrıntıları paylaşmak zorunda değilsiniz; ancak kayıp ya da zorla götürülmüş olduğunuz düşüncesinin oluşmaması için kendi isteğinizle hareket ettiğinizi belirtmeniz faydalı olabilir. Ayrıca bu kişiye duyduğunuz sevgi ile hayatınızın tamamını bir anda değiştirme kararını birbirinden ayırmaya çalışın. Birini sevmek ve onunla olmak istemek çok kıymetli olabilir; ancak Ankara’ya gitme kararının yalnızca ilişkiye değil, sizin eğitim, iş, ekonomik bağımsızlık, barınma, güvenlik ve gelecekle ilgili planlarınıza da dayanması gerekir. Kendi kendinize şu soruları sorabilirsiniz: Ankara’da kalacağım yer güvenli mi? Maddi olarak ne kadar bağımsızım? İlişkide bir sorun yaşanırsa kalabileceğim başka bir yer var mı? Kendi sosyal çevremi ve hayat düzenimi nasıl kuracağım? Bu kararın sorumluluğunu tek başıma da taşıyabilir miyim?Sizin kendi hayatınız hakkında karar verme hakkınız var. Yirmi iki yaşında bir yetişkin olarak kimi seveceğiniz ve hayatınızı nasıl kuracağınız konusunda söz sahibi olmanız gerekir. Ancak kendi kararınızı vermek, mutlaka herkesten gizleyerek ve bir gecede hayatı geride bırakarak hareket etmek anlamına gelmez. Gerçek bağımsızlık, başkalarının baskısına boyun eğmeden ama aynı zamanda kendi güvenliğinizi ve geleceğinizi de koruyarak seçim yapabilmektir. Bu nedenle Ankara’ya gitme kararını tamamen yanlış ya da tamamen doğru olarak değerlendirmek mümkün değil. Kararın doğruluğu, nasıl hazırlandığınıza, ne kadar güvenli olduğuna, ekonomik ve duygusal açıdan ne kadar sağlam bir planınız bulunduğuna bağlıdır. Eğer bu karar uzun süredir düşündüğünüz, güvenli koşullarını oluşturduğunuz ve yalnızca aileden kaçmak için değil, kendi hayatınızı kurmak için aldığınız bir kararsa farklı değerlendirilebilir. Ancak yoğun kırgınlık, suçluluk, öfke veya baskı altında ani şekilde alınmışsa, kararın ayrıntılarını biraz daha düşünmek yararlı olabilir. Bu süreçte mümkünse ailenin dışında güvendiğiniz, sakin kalabilen bir yakınınızdan veya bir ruh sağlığı uzmanından destek almanız da kararınızı daha net değerlendirmenize yardımcı olabilir.

Devamını Oku...

Merhaba,Yazdıklarınızdan, geçmişte yaşadığınız bu iki tanışıklığın yalnızca zihninizde kalan bazı anılardan ibaret olmadığı; yıllardır içinizde taşıdığınız, kimseyle paylaşamadığınız ve zamanla ağırlaşan duygusal bir yük hâline geldiği anlaşılıyor. Evlilik öncesinde herhangi bir ilişki deneyiminizin olmaması, bu kişilerin hayatınızda daha özel, daha büyük ya da tamamlanmamış bir yerde kalmasına neden olmuş olabilir. Ancak burada önemli olan, geçmişte ne yaşadığınızdan çok, bu yaşantıların bugün zihninizde ve duygularınızda nasıl bir anlam taşıdığıdır. Bazen yaşanmamış ya da yarım kalmış ilişkiler, yaşanmış ilişkilerden daha uzun süre zihni meşgul edebilir. Çünkü gerçek bir ilişkinin içinde gündelik hayat, hayal kırıklıkları, karşılıklı sınırlar ve ilişkinin doğal biçimde sona ermesi vardır. Ancak yalnızca mesajlaşma yoluyla kurulan ve derin sohbetler içeren bağlarda, kişi karşısındaki insanı olduğu hâliyle değil, kendi ihtiyaçları, beklentileri ve hayalleriyle birlikte zihninde taşır. Bu nedenle yıllar sonra bile akla gelmeleri, mutlaka onları hâlâ sevdiğiniz ya da eşinizi sevmediğiniz anlamına gelmez. Bazen zihinde kalan şey bir kişi değil; görülme, anlaşılma, seçilme, heyecan duyma ya da hayatın başka türlü olabileceğine dair ihtimaldir. Eşinizle görücü usulüyle evlenmiş olmanız da bu düşüncelere farklı bir anlam yüklemenize neden olmuş. Zihniniz zaman zaman geçmişteki ihtimallere dönerek nasıl olurdu sorusunu soruyor olabilir. Fakat zihnin geçmişteki ihtimalleri çoğu zaman gerçekçi biçimde değerlendirmediğini bilmek önemlidir. Yaşanmamış olan, zaman içinde eksik yönlerinden arındırılarak daha güzel, daha anlamlı veya daha özel bir hâle gelebilir. Bu nedenle geçmişteki kişileri düşünmeniz, onlarla gerçekten mutlu bir hayat yaşayacağınızın ya da bugün yaptığınız evliliğin yanlış olduğunun kanıtı değildir. Pişmanlık duymanız ve keşke gönül işlerine hiç girmeseydim diye düşünmeniz ise yaşadığınız olaylardan çok, kendinizi yıllardır ne kadar sert yargıladığınızı düşündürüyor. O dönemde yalnızca insanlarla tanışmış, sohbet etmiş ve duygusal bir yakınlık kurmuşsunuz. Bunlar sizi kötü, sadakatsiz veya yanlış bir insan yapmaz. Geçmişteki kendinizi bugünkü bilgilerinizle yargıladığınızda, zihniniz o anları sürekli yeniden incelemeye başlayabilir. Ancak geçmişteki siz, o günün duyguları, ihtiyaçları ve koşulları içinde hareket ediyordu. Kendinizi cezalandırmak, geçmişi değiştirmediği gibi bu anıların zihninizde daha da güçlü ve ağır bir yer edinmesine neden olabilir. Geçmişi tamamen unutmaya çalışmak bazen düşüncelerin daha sık geri gelmesine yol açabilir. Bir düşünce geldiğinde kendinize bunu düşünmemeliyim ya da artık bunu tamamen silmeliyim demek yerine, geçmişle ilgili bir anı zihnime geldi, fakat bu anı şu anda yaşadığım hayatın kendisi değil şeklinde yaklaşmayı deneyebilirsiniz. Düşüncenin gelmesi, ona göre davranmanız gerektiği anlamına gelmez. Bir kişiyi hatırlamak, ona dönmek istemek değildir. Bir ihtimali düşünmek, o ihtimalin doğru olduğu anlamına gelmez. Bu yükü yıllardır kimseyle paylaşmamış olmanız, duyguların içinizde büyümesine neden olmuş. Her şeyi eşinize anlatmak zorunda değilsiniz. Özellikle yalnızca geçmişte kalmış, yaşanmamış tanışıklıklarla ilgili her ayrıntıyı paylaşmanın size ya da ilişkinize iyi gelip gelmeyeceği ayrıca değerlendirilmelidir. Geçmişinizi silmeniz gerekmiyor. Geçmişin sizi sürekli suçlayan, yoran ve bugünkü hayatınızdan uzaklaştıran etkisini azaltmanız mümkün olabilir. Kendinize geçmişte hata yapmış biri gibi değil, duygusal deneyimleri sınırlı olduğu için bazı yaşantıları zihninde anlamlandırmakta zorlanmış biri gibi yaklaşmaya çalışın. Siz yalnızca geçmişinizden ibaret değilsiniz ve geçmişte yaşanan birkaç derin sohbet, bugünkü değerinizin ya da evliliğinizin tamamını belirlemez. Depresif düşünceleriniz uzun süredir devam ediyorsa, günlük yaşamınızı, uykunuzu, işlevselliğinizi veya eşinizle ilişkinizi etkiliyorsa bir psikologdan destek almanız önemli. Eğer zaman zaman yaşamın anlamsız olduğu, yaşamak istemediğiniz ya da kendinize zarar verme düşünceleriniz olduğu oluyorsa, bunu yalnız taşımadan gecikmeden bir ruh sağlığı uzmanına veya acil desteğe başvurmanız gerekir.

Devamını Oku...

Merhaba,Sizin anlattıklarınıza göre, bu kişiye karşı güçlü bir hoşlanma ve heyecan hissetmeye başlamışsınız. Onu görünce kalbinizin hızlanması, mesaj attığında heyecanlanmanız ve onun size nasıl hissettiğini sürekli düşünmeniz, duygularınızın yoğunlaştığını gösterebilir. Ancak henüz yalnızca bir haftadır arkadaş olduğunuz için onun size karşı ne hissettiğini kesin olarak anlamak zor. Kibar, yardımsever ve nazik davranması sizin için özel bir ilgi taşıyabilir fakat bazı insanlar genel olarak herkese karşı sıcak ve ilgili davranabilir. Bu nedenle yalnızca davranışlarından onun size aşık olduğu sonucuna varmak doğru olmayabilir. Sizinle buluşmak istemesi ve bugün ya da yarın görüşelim demesi olumlu bir işaret olabilir. Ancak buluşmaların gerçekleşmemesi, tek başına sizi istemediği anlamına gelmez. Gerçekten görüşmek isteyip istemediğini anlamak için sözlerinden çok davranışlarının devamlılığına bakabilirsiniz. Örneğin buluşma gerçekleşmediğinde başka bir gün öneriyor mu, sizinle konuşmak için çaba gösteriyor mu, sizi merak ediyor mu ve iletişimi sürdürmek istiyor mu? Eğer sürekli buluşmaktan söz ediyor ancak hiçbir zaman net bir gün ve saat belirlemiyorsa, bu durum onun ilgisinin sizin düşündüğünüz kadar güçlü olmadığını gösterebilir. Fakat yalnızca birkaç kez buluşamamanız üzerinden kesin bir sonuca varmak da erken olabilir. Onun sizi istememesi ihtimaliyle arkadaşlığınızın biteceğinden korkmanız anlaşılabilir. Yine de duygularınızı hemen aşk şeklinde ve yoğun bir biçimde açıklamak zorunda değilsiniz. Öncelikle onu daha yakından tanımaya ve birlikte zaman geçirmeye çalışabilirsiniz. Örneğin ona uygun olduğunuz bir günü söyleyerek daha net bir teklif yapabilirsiniz: Bu hafta bir gün buluşup biraz vakit geçirmek isterim, senin için hangi gün uygun? Böylece hem onun gerçekten görüşmek için istekli olup olmadığını daha rahat gözlemleyebilirsiniz. Eğer zamanla aranızdaki yakınlık devam ederse, duygularınızı daha yumuşak bir şekilde paylaşabilirsiniz. Ona senden hoşlanmaya başladığımı fark ettim, bunu söylemek istedim; fakat seni baskı altında hissettirmek istemiyorum diyebilirsiniz. Duygularınızı söylemeniz, mutlaka arkadaşlığınızın biteceği anlamına gelmez. Ayrıca onun aynı duyguları paylaşmaması, sizin değerinizle ilgili bir durum değildir. Şimdilik kendinizi onun her davranışını yorumlamaya zorlamak yerine, onu tanımaya ve ilişkinizin doğal biçimde ilerlemesine izin vermeniz daha sağlıklı olur. Bir haftalık sürede kesin cevap aramak kaygınızı artırabilir. Onun duygularını anlamanın en güvenilir yolu, zaman içinde davranışlarını gözlemlemek ve uygun bir noktada açık fakat sakin bir iletişim kurmaktır. 🌸

Devamını Oku...

Merhaba,Yaşadığınız olayları düşündüğümüzde, kendinize çok hassas ya da aile huzurunu bozan kişi olduğunuz yönünde kesin bir yargıya varmak doğru olmaz. Siz aile ziyaretine zaten alay edilmekten ve kırıcı sözler duyabilmekten çekinerek gitmişsiniz. Bu nedenle içinize kapanmanız ve ardından duygularınızın yoğunlaşarak ağlamanız, yaşadığınız baskı ve kırgınlık karşısında anlaşılabilir bir tepki. Siz ağlarken ailenizin yanınıza gelerek sizi anlamaya çalışmak yerine günlerini mahvettiğinizi söylemesi ve size bağırması, kendinizi daha yalnız ve çaresiz hissetmenize neden olmuş. Özellikle annenizin evlatlıktan reddetmekle ilgili sözleri oldukça ağır ve incitici. Öfke anında söylenmiş olsa bile, böyle ifadeler kişinin aile içindeki yerini ve sevildiğini sorgulamasına neden olu. Bu anıyı unutamamanız da yaşadığınız yoğun duygusal yükle ilişkili görünüyor. Annenize sarılıp özür dilemeniz, mutlaka bütün sorumluluğun sizde olduğunu düşündüğünüz anlamına gelmez. O anda yalnızca tartışmanın bitmesini, ortamın sakinleşmesini ve yeniden kabul edildiğinizi hissetmeyi istemiş olabilirsiniz. Ancak sonrasında kardeşinizin arkanızdan olumsuz konuştuğunu duymanız, yaşadığınız kırgınlığı daha da artırmış olabilir. Ailenizin ben senin annenim, söylediysem ne olmuş, çok alıngansın ya da ben öyle söylemedim şeklindeki tepkileri, duygularınızın ciddiye alınmadığını hissettirebilir. Bir insanın hassas olması kusur değildir. Ayrıca hassas olmanız, kırıcı davranışların sizi incitmesinin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Aile huzuru, yalnızca bir kişinin susması veya duygularını bastırmasıyla sağlanamaz. Siz duygularınızı ifade ettiğiniz için tek başınıza huzuru bozan kişi değilsiniz. Ancak ailenizle konuşmaya çalıştığınızda sürekli öfke, alay veya inkârla karşılaşıyorsanız, kendinizi korumak için sınırlar koymanız önemli. Duygularınızı kabul etmelerini zorlamak yerine, sizinle bağırmadan ve küçümsemeden konuşulmasına ihtiyaç duyduğunuzu ifade edebilirsiniz. 🌸

Devamını Oku...