Psk. Hamide Güven 
İstanbul
Psikodinamik terapi
Uzman Hakkında
Nişantaşı Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden yüksek onur derecesiyle mezun olmuştur. Lisans eğitimi süresince ve mezuniyetinin ardından çeşitli kurumlarda klinik stajlar yaparak saha deneyimi kazanmıştır. Bu süreçte Psikodinamik Terapi, Rüya Çalışmaları, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve MMPI gibi terapi ve psikolojik değerlendirme eğitimleri almıştır. Ayrıca Psychology Times platformunda psikoloji alanında yazılar yazmaktadır.
Eğitim
- Nişantaşı Üniversitesi - Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- Psikodinamik Psikoterapi Eğitimi
- Rüya Yorumlama Atölyesi Eğitimi
- Aktarım Odaklı Psikoterapi Eğitimi
- Kısa Süreli Çözüm Odaklı Psikoterapi Eğitimi
- MMPI Uygulayıcısı Eğitimi
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Psikodinamik Psikoterapi
Cevaplar (13)
Merhaba, Yedi yıl boyunca birlikte büyüdüğünüz, geleceğe dair planlar kurduğunuz bir ilişkinin böylesi belirsiz ve dalgalı bir döneme girmesi sizde kaygı, çaresizlik ve yas benzeri duygular yaratması oldukça anlaşılır bir durumdur. Anlattıklarınızdan, hem partnerinizin yaşadığı zorlanmaların sizi derinden etkilediğini hem de ilişkinin eskisi gibi olmama ihtimalinin sizde güçlü bir tetiklenme yarattığını anlıyorum. Partnerinizin davranışlarına baktığımızda içe çekilme, ani duygu değişimleri, tahammülsüzlük, “her şey üstüme geliyor” hissi, uykuya kaçma isteği ve zaman zaman herkesten uzaklaşma arzusu gibi belirtilerden söz ediyorsunuz. Bu belirtiler tek başına bir tanı koymak için yeterli değildir. Bu yüzden bu duruma ne ad verilir sorunuza net bir cevap veremem. Fakat partneriniz yaşadığı sürecin sizinle ilişkili olmadığını ifade etse de, sizin bu durumdan yoğun biçimde etkilendiğinizi ve kafanızın karışmış hissetmenizin oldukça normal olduğunu düşünüyorum. Durum doğrudan sizinle ilgili olmasa bile, ilişkinin dinamiği değiştiği için bu belirsizlik sizde kaygı yaratıyor ve anlam vermeye çalışıyorsunuz. Belirsizliğin zaman içerisinde sizde bir kontrol kaybı hissi oluşturduğunu görüyorum. Bu yüzden aslında bu ne anlama geliyor diye sorguluyorsunuz. Eskisi gibi olsun isteğiniz, aslında geçmişte yaşadığınız yakınlığı ve güven duygusunu özlediğinizi düşündürdü bana. Geçmişe dair duyduğunuz özlem oldukça anlaşılır fakat bir noktada şimdiki koşulları değerlendirmeniz ve bu koşullar içerisinde nasıl devam edebilirsiniz buna bakmanız gerektiğini de düşündüm. Sürekli ağlamanız, iştahınızın kesilmesi ve günlük yaşama dönememeniz, sizin de bu süreçte ciddi biçimde zorlandığınızı gösteriyor ve bu mutlaka ciddiye alınması gereken bir durum. Anlattıklarınızdan bir şeyleri kaybetmiş gibi hissettiğinizi çıkardım. Bu sürece bir yas süreci gibi bakmak mümkün aslında. Geçmişte sahip olduğunuz bir ilişkinin şu anki hâlinin farklılaşması, ağlama ve iştah azalması gibi tepkilere yol açabilir. Bir noktada bir kayıba tepki veriyorsunuz. Ne yapabilirsiniz sorusuna gelirsek; öncelikle partnerinizin duygusal alanına saygı gösterirken kendi sınırlarınızı da korumanız önemlidir. Onu “düzeltmeye” çalışmak ya da sürekli iyi olup olmadığını kontrol etmek, farkında olmadan her iki tarafı da daha fazla yorabilir. Net, sakin ve baskısız bir iletişimle “yanındayım fakat ben de zorlanıyorum” diyebilmek ilişki açısından oldukça kıymetli. Bununla birlikte tüm duygusal yükü yalnızca bu ilişkiye bağlamamak, kendi destek sistemlerinizle (aile, arkadaşlar) yeniden temas etmek ve mümkünse bireysel psikolojik destek almak sizin için faydalı olacaktır. Son olarak, geçmişte özlenen şeyleri birebir geri getirmek her zaman mümkün olmayabilir. İlişkiler zaman içerisinde değişir ve dönüşür. Bu dönüşüme ne ölçüde uyum sağlayabildiğiniz ve kendi duygusal sınırlarınızı ne kadar koruyabildiğiniz, sürecin nasıl ilerleyeceğini belirler. Alışkanlıklardan kopmak zorlayıcı olsa da, bazen tutulması gereken bir yası tutmak ve sizin için duygusal olarak daha sağlıklı olan yolu keşfetmeye çalışmak iyileştirici olabilir. Bana sormak istediğiniz başka bir şey olursa ya da konuşmak isterseniz, tekrar burada olacağım.
Merhaba,Yaşadıklarınızı bu şekilde açıkça paylaşmanız benim için çok değerli. Yazdıklarınızdan ne kadar yorgun ve çaresiz hissettiğinizi anlıyorum. Yaşadıklarınıza baktığımda bu şekilde hissetmeniz oldukça insani görünüyor. Evliliğinizin henüz iki aylık olduğunu belirtmişsiniz. Aslında hayatınızda çok yeni bir döneme girmiş durumdasınız. Eski yaşam düzeninizden bir ölçüde kopmuş, yeni bir hayata adım atmışsınız. Bu geçiş süreci başlı başına zorlayıcı olabilir. Bunun yanı sıra, kendinizi yalnız ve hayattan kopmuş hissetmeniz, eşinizle duygusal bir paylaşım kuramıyor oluşunuzla ilişkili gibi görünüyor. Evliliğin ilk ayları, iki farklı dünyanın birbirine uyum sağlamaya çalıştığı ve çoğu zaman fark edilmeyen bir stres dönemidir. Eşinizle aranızda oluşan sessizlik, söyleyemediklerinizle birleştiğinde sanki zihninizde bir hapishane yaratmış gibi. İçinizdeki duyguları ifade edememek, bu duyguların kişinin kendisine zarar veren bir hale dönüşmesine neden olur. Bu da zamanla iştahsızlık, isteksizlik ve geçmeyen baş ağrıları şeklinde kendini gösterebilir. “Bazen içimden geçenleri söyleyemiyorum” demeniz, eşinize karşı içinizde tuttuğunuz bazı duygu ve düşünceler olduğunu düşündürüyor bana. Peki ona ne söylemek isterdiniz? İçinizde tuttuğunuz duygu tam olarak ne? Çünkü bazen bastırılan duygular zihni sürekli meşgul eder ve kişinin hayata uyum sağlamasını zorlaştırır. Dalıp gitmeleriniz de belki zihninizin bu karmaşayı anlamlandırmaya çalışmasının bir sonucudur. Zamanla içinize çekilmeniz ve kendinizi izole etmeniz bu sürecin doğal bir devamı olabilir. Burada durup şu noktaya bakmak önemli: Hislerinizi paylaşmanızı engelleyen şey tam olarak ne? Konuştuğunuzda ne olacağından korkuyorsunuz? Anlaşılmamak, kırmak, tartışma çıkması ya da zarar görmek… Susmak her zaman kaçmak anlamına gelmez bazen kişi kendini korumak için içine atmayı seçer. Ancak siz sustukça, duygularınızı hapsettikçe bedeniniz size çeşitli sinyaller gönderiyor ve aslında sizden yardım istiyor. Eşinizle adım adım konuşmayı önermek isterdim ancak bu konuda bir ketlenme yaşadığınız anlıyorum. Bu nedenle, içinizi dökebileceğiniz alternatif bir kanal bulmak şu aşamada sizin için daha destekleyici olabilir. Bu bir arkadaş, bir aile üyesi, bir uzman ya da yazı yoluyla kendinizi ifade etmek olabilir. Duygularınızı görmezden gelmek yerine onları fark etmek ve yaşamaya izin vermek, uzun vadede çok daha iyileştirici olacaktır. Anlatmak istediğiniz başka bir şey olursa sizi dinlemek için buradayım. Aklınıza takılan herhangi bir konuda bana yazabilirsiniz. Umarım paylaştıklarım sizin için bir nebze de olsa faydalı olmuştur.
Merhaba,Yazdıklarınızdan bu sürecin sizin için duygusal olarak oldukça yorucu ve karmaşık olduğunu anlıyorum. Uzun süren bir ilişkinin ardından, ilişki bitmiş olsa bile duyguların tam olarak sönümlenmemesi ve bu nedenle karmaşa yaşanması oldukça olağandır. Çünkü bir yandan uzun süreli bir ilişkinin yasını tutmaya çalışırken, diğer yandan belirsizlik yeniden tetiklenmiş durumda görünüyor. Öncelikle size şunu sormak istiyorum: Bu ilişki sizin için duygusal olarak gerçekten bitti mi, yoksa bir süreliğine askıya mı alınmıştı? Anlattıklarınızdan anladığım kadarıyla karşı taraf ne sizinle tamamen bağlarını koparabiliyor ne de eskiden olduğunuz ilişki biçimine geri dönebiliyor. Bu noktada ilişkinin zamanla bir alışkanlık haline dönüşmüş olabileceğini de düşünebiliriz. Görünen o ki şu an romantik bir ilişkiye hazır değil; ancak sizden tamamen kopmak da onun için zor. Peki siz bu durumda ne hissediyorsunuz? Asıl odaklanmamız gereken nokta aslında tam olarak burası. Sizin açınızdan baktığımda, eski partnerinizle hayatınızı birleştirme konusunda bazı düşünceleriniz olduğu, ancak aynı zamanda belirli kaygılar yaşadığınızı yazmışsınız. Sanki şu anda da benzer bir karar sürecindesiniz ve yine kararsız hissediyorsunuz. Bu noktada, sizi kaygıya düşüren nedenlere odaklanmak faydalı olabilir. Evlilik herkes için her ilişkide düşünülebilecek bir karar değildir. Siz bu kişiyle bir hayat kurmayı istemiş olsanız da, bazı duygular ya da düşünceler sizi durdurmuş. Sizce sizi durduran şeyler nelerdi? İlişkinin ilerlemeyeceğini mi düşünüyordunuz, yoksa zihninizden başka hangi düşünceler geçiyordu? Bu soruların cevapları, şu anda ne yapmanız gerektiğine dair de önemli ipuçları verebilir bize. Arkadaşlık meselesine gelirsek taraflardan biri hâlâ romantik bir ihtimal taşıyorken sadece arkadaş kalmak çoğu zaman duygusal olarak sağlıklı bir zemin oluşturmaz. Bu durum sizi farkında olmadan bir bekleme pozisyonuna sokabilir ve romantik ilişkiden sıyrılma sürecinizi uzatabilir. Onu kaybetmek istememeniz çok insani ancak sizi sürekli zorlayan bir ilişki biçimi uzun vadede daha fazla yıpratıcı olabilir. Bu nedenle, öncelikle bu ilişkiyi duygusal olarak bitirip bitirmediğinizi netleştirmeniz önemlidir. Şu an yapabileceğiniz en sağlıklı şey, kendi ihtiyaçlarınıza odaklanmak ve durumu netleştirmeye çalışmak. Bu ilişkiden gerçekten ne istiyorsunuz? Bir ilişkiye hazır mısınız, yoksa bu belirsizlik size tanıdık ve güvenli geldiği için mi tutunuyorsunuz? Bu sorular netleşmeden karşı tarafla kurulacak her temas, kafa karışıklığını biraz daha artırabilir. Eğer başka sorularınız olursa cevaplamak için burada olacağım. İstediğiniz zaman bana ulaşabilirsiniz.
Merhaba,Yazdıklarınızı okuduğumda yaşadığınız semptomların bir kaygı durumu ile ilişkili olabileceğini düşündüm. Elbette yalnızca yazdıklarınız üzerinden kesin bir tanı koymak doğru değildir ancak özellikle nefes alışverişinizi fark ettiğinizde kalp atışınızın hızlanması, ayağa kalkınca çarpıntının artması, geceleri uyuyamama, her an bir şey olacakmış hissi ve kalp krizi geçirme korkusu, yoğun bir kaygı yaşadığınızı düşündürdü bana. Yoğun kaygı karşısında vücudumuz çeşitli otomatik tepkiler verir. Beynimiz bir tehlike algıladığında, gerçek bir tehdit olmasa bile, otomatik olarak savaş–kaç sistemini devreye sokar. Bu durumda kalp atışları hızlanır, nefes alışverişi değişir, kaslar gerilir ve beden adeta tehlikeye hazır ol moduna geçer. Siz nefesinize ya da kalp atışlarınıza odaklandığınızda bu bedensel sinyaller daha da belirginleşir ve kaygı döngüsü güçlenir. Evdeyken belirtilerin artması, dışarı çıktığınızda azalması da anlaşılır bir durum aslında. Bu bize kaygının kaynağı ile ilgili bilgi veriyor olabilir. Ev ortamı sizin için farkında olmadan güvenli hissettirmeyen ya da çeşitli stres faktörlerini barındıran bir alandır belki de. Evde yalnız olmak ya da birlikte yaşadığınız kişilerle ilgili bazı tetikleyici durumlar bu kaygıyı artırıyor olabilir. Dışarısı ise sizin için daha yatıştırıcı, dikkatinizi dağıtan ve rahatlatıcı bir alan işlevi görüyor olabilir. Kalp krizi korkusu yaşayan birçok kişi bu sefer gerçekten oluyor hissini yaşar. Ancak panik atak ve benzeri kaygı durumlarında ortaya çıkan çarpıntı, göğüste sıkışma ve nefes darlığı kalp krizine yol açmaz. Kalp krizleri genellikle dinlenmekle geçmez. Sürekli artan ağrı ve belirgin fiziksel bulgularla seyreder. Panik atakta ise belirtiler dalgalıdır ve kaygı azaldıkça hafifler. Geceleri uyuyamamanız, zihninizin sürekli tetikte olmasıyla ilişkilidir. Zihin tehlike var mesajını susturamadığı için beden gevşeyemez. “Ya yine olursa?” şeklindeki düşünceler, istemeden de olsa kaygıyı besler. Kısacası, yaşadığınız durum her ne kadar fiziksel olarak kalp krizi gibi bir zarara yol açmasa da, bu kaygıyı sürekli taşımak kişi için oldukça zorlayıcıdır. Müdahale edilmediğinde kaygı günlük yaşamı kısıtlayan bir hale gelebilir. Bu süreçle baş edebilmek için dilerseniz profesyonel bir destek almayı düşünebilirsiniz. Herhangi bir sorunuz olduğunda bana her zaman yazabilirsiniz. Yanıtlamak için burada olacağım.