Romantik İlişkiler

Sadık kalamıyorum..

Gizli Kullanıcı22 Şubat 2026 23:41

Merhaba. 6 senelik ilişkim var. Çok iyi anlaşıyoruz birbirimizi seviyoruz, hatta evlilik yolundayız. Ortak hobilerimiz, ten uyumumuz, kafa yapımız hepsi mükemmel ama benimle ilgilenen başka birisine karşı bir şeyler daha hissediyorum, hoşlanıyor muyum anlamıyorum. İçim kıpır kıpır oluyor. Beğenilmek mi beni böyle yapan bu kadar? Onunla konuşmak çok iyi geliyor, konuşmayı bırakmak istemiyorum. Ve bu olay bir seferlik değil. Başkalarına karşı da dönem dönem böyle oldum. Yine de sevgilimden ayrı düşünemiyorum geleceğimi, evlenmeyi istiyorum onunla ama ona sadık kalamıyorum. Her şeyi arkamda bırakmak ve tek onla olmak istiyorum ama yapamıyorum. Onu üzmeyi istemiyorum, benim için çok değerli. Beraber yaşlanacağım kişi olarak görüyorum onu hatta. Ama ben neden böyleyim? Kendime bu yüzden çok kızıyorum. Bunu aşmak istiyorum. Nasıl yapabilirim? Kişilik bozukluğum mu var, travmam mı? Bunun arkasında yatan sebep ne olabilir? Lütfen bana yardım edin...

Bu soru 24 Şubat 2026 11:53 tarihinde Psikolog Lara Yelda Aktaş tarafından cevaplandı.

  • Cevaplandı

  • Paylaş:

Merhaba,

Öncelikle şunu söylemek isterim: Yazdıkların bir “kötü insan” hikâyesi değil, bir iç çatışma hikâyesi. Sevdiğin, değer verdiğin, hayatını birlikte kurmak istediğin biri var. Aynı zamanda başka birinin ilgisi sende heyecan, canlılık, kıpırtı uyandırıyor. Bu iki duygunun aynı anda var olması seni korkutmuş ve kendine öfke duymanı sağlamış. Bu çok insani bir durum.

Altı yıllık bir ilişkide, özellikle evlilik eşiğine gelindiğinde, zihin doğal olarak “seçim” gerçeğiyle yüzleşir. Seçim demek diğer ihtimallerden vazgeçmek demektir. Ve beyin ihtimalleri sever. Yeni biriyle konuşurken hissettiğin kıpırtı büyük ihtimalle o kişinin kendisinden çok, yenilik, beğenilme ve belirsizlikten gelen dopamin artışıyla ilgilidir. Uzun süreli ilişkilerde dopamin yerini daha çok güven, bağ ve alışkanlığa bırakır. Bu daha sakin bir duygu tonudur. Ama zihin bunu bazen “heyecan azaldı = bir şey eksik” şeklinde yorumlayabilir.


Burada kritik nokta şu: His ile değer aynı şey değildir. Birine karşı anlık çekim hissetmek, mevcut partnerini sevmediğin anlamına gelmez. Ama o hisse yüklediğin anlam davranışını belirler. Eğer zihnin “içim kıpırdadıysa demek ki ilişkimde bir sorun var” şeklinde otomatik bir yorum yapıyorsa, suçluluk ve kendine öfke artar. Oysa bu sadece bir duygu; duygu bir komut değildir.


Aaron Beck’in şu sözü çok yerindedir: “Düşüncelerimizi gerçek sanırız; oysa onlar yalnızca zihinsel olaylardır.” Sen şu an zihninden geçen bazı düşünceleri kimliğinin kanıtı gibi görmeye başlamış olabilirsin: “Ben sadık kalamıyorum… Demek ki sorunluyum… Kişilik bozukluğum mu var?” Bu, siyah-beyaz düşünmenin bir örneği olabilir. Oysa ortada bir davranış örüntüsü var; bu örüntü anlaşılabilir, çalışılabilir ve değiştirilebilir.


Biraz daha derine bakalım. Başka birinin ilgisi sana ne hissettiriyor? Değerli mi? Seçilmiş mi? Görülmüş mü? Uzun ilişkilerde bazen görünürlük azalır, roller sabitlenir. Yeni biri ise seni yeniden “keşfeder.” Bu keşfedilme hissi bağımlılık yapabilir. Asıl soru şu olabilir: Sen gerçekten o kişiyi mi istiyorsun, yoksa onda uyanan versiyonunu mu?

Ayrıca bağlanma kaygısı da devreye girebilir. Evlilik yaklaştıkça bazı insanlarda bilinçdışı bir özgürlük kaybı korkusu tetiklenir. Zihin bunu doğrudan “korkuyorum” diye söylemez; bunun yerine dışarıya ilgi kaydırarak mesafe yaratır. Bu, ilişkinin kötü olduğu anlamına gelmez; bağlanma eşiğinde sistem alarm vermiş olabilir.


Kendine kızman şu an en az yardımcı olan şey. Çünkü suçluluk arttıkça dürtü de artar. Bastırılan duygu genelde güçlenir. Bunun yerine şunu deneyebilirsin: His geldiğinde kendine sadece “Şu an beğenilme ve yenilik hissi yaşıyorum. Bu bir duygu. Geçecek.” de. Dürtüler dalga gibidir; zirve yapar ve söner. Davranışa dönüşmediği sürece kimliğini belirlemez.


Şu küçük ama etkili çalışmayı öneririm:

Bir hafta boyunca başka birine karşı kıpırtı hissettiğin anlarda üç şey yaz:

  1. O anda ihtiyacım olan şey ne? (Heyecan, takdir, kaçış, görülmek?)
  2. Bu ihtiyacı mevcut ilişkim içinde ifade etmem mümkün mü?
  3. Bu dürtüye hemen cevap vermezsem ne olur?

Bu çalışma dürtü ile eylem arasına bilinç koyar. Sadakat bir his değil, bir seçimdir. Seçim ise genellikle duyguya rağmen yapılır.


Son olarak şunu bırakmak isterim: Uzun ilişkilerde aşkın doğası değişir. Tutku azalabilir ama bağ derinleşir. Soru şu olabilir: Sen bağ mı istiyorsun, sürekli uyarılma mı? Çünkü ikisi farklı psikolojik sistemlerdir.

Şu an bir bozukluk belirtisi görmekten çok, kimlik ve bağlanma eşiğinde bir iç sorgu görüyorum. Bu kötü bir şey değil; bilinçlenme fırsatı. Kendini suçlamak yerine merak etmeyi seçersen, bu süreç seni daha olgun bir karar noktasına taşıyabilir.

Ve belki de en dürüst soru şu: Eğer kimse seni beğenmiyor olsaydı, yine de partnerini seçer miydin?


Umarım yardımcı olabilmişimdir, ihtiyaç halinde benimle iletişime geçebilirsiniz🤍


Psikolog Lara Yelda Aktaş

Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.

Cevaplanmış benzer sorular