Sevdiğim kız arkadaşıma karşı olan ailem
Merhabalar öncelikle kısa öz anlatmaya çalışacağım.
Nişanlanmıştık 1 hafta sonra nişanlım ve annesi bize gelmişti ev bakacaktık bu zaman içerisinde günlerimiz iyi geçmedi 4 gün boyunca.
Gitmeye karar verdiler ben ise otobüs terminaline bırakacaktım ısrarla annem gelmeyi istedi hayır gelmiyorsun deyince bağırmaya başladı hakaret küfür nişanlıma yüzüğü çıkar çık git evimden vb kelimeler kullandı evden kovdu annesiyle beraber. Nişanlımın annesi tam yüzüğü çıkarıyorken ben izin vermedim otobüs terminaline bırakıp yolculadıktan sonra eve geldim babam ve annem vardı bana ya ailen ya onlar diye bana şart koştular ben ise nişanlımı tercih etmistim Akşamda evden ayrılıp nişanlımın yanına gidip babasıyla konuştum ailem yok artık tek başına olarak düğün yapacam diyerek söyledim önce kabul etmedi ailen yoksa olmaz aileni al gel dedi biraz muhabet felan ettikten sonra kızına sordu istiyormusun diye oda beni istedi. Tek başıma kalmıştım ne ailem vardı ne akraba düğünü yaptık hiçbiri gelmedi. 3 sene sonra çocuğum oldu buna rağmen tık yok.
Bu soru 19 Ocak 2026 20:09 tarihinde Psikolog Betül Canbel tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Merhaba sevgili danışan,
Yazdıkların bir ilişkinin değil, bir insanın hayat çizgisinin ortasından kırıldığı bir anı anlatıyor. Sen aslında sadece sevdiğin kadını seçmedin; aynı anda aileni, alıştığın düzeni, köklerini ve “ait olma” duygunu da arkanda bırakmak zorunda kaldın. Bu yüzden yaşadıkların yalnızca bir aile-aeş çatışması değil, bir duygusal kopuş ve yas süreci.
Bunu bir metaforla anlatayım: Sen yıllarca bir ağacın gölgesinde büyümüşsün. O ağaç bir gün seni ya sevdiğin insanla ya da kendisiyle yaşamaya zorlamış. Sen kendi dallarını seçmişsin ama köklerinden koparak. İşte bugün hissettiğin boşluk, yalnızlık ya da içte kalan sızı; sevdiğin ağacı seçmenin bedeli değil, köklerinden kopmanın doğal sonucu.
Bütüncül baktığımızda burada üç ayrı düzey aynı anda çalışıyor: Duygusal, ilişkisel ve travmatik düzey.
Duygusal düzeyde büyük bir reddedilme var. Anne ve babanın “ya biz ya onlar” demesi, bir yetişkin için bile ağır bir yükken; bunu sevdiğin insanın gözleri önünde yaşamak insanın iç dünyasında derin bir yarık açar. Çünkü ebeveyn reddi, sadece “onaylanmamak” değildir; bilinçdışında “artık sevilmeye layık değilim” duygusunu tetikler. Bu duygu çoğu zaman bastırılır ama tamamen kaybolmaz. Senin anlattıklarında da bu bastırılmış acının sessizliği var.
İlişkisel düzeyde ise sınır ihlali çok belirgin. Ailen, senin yetişkinliğini ve seçme hakkını tanımak yerine seni bir “itaat nesnesi” olarak görmüş. Hakaret, küfür, evden kovma gibi davranışlar; bir ebeveynin duygusal otoritesini kaybettiğinde başvurduğu yıkıcı savunmalardır. Burada sorun senin seçimin değil; ailenin kendi kontrol kaybıyla baş edememesi.
Travmatik düzeyde ise bu olay tek seferlik bir kavga değil. Nişan günü yaşananlar, ardından dışlanma, düğüne kimsenin gelmemesi ve hatta çocuğun doğumuna bile sessizlik… Bunların hepsi tekrarlayan bağ kopuşlarıdır. Travma dediğimiz şey sadece şiddet değildir; bazen sevgi beklediğin yerden defalarca boşlukla karşılaşmaktır.
Aileyle yaşanan bu tür kopuşlar, kişide sıklıkla ikili bir iç çatışma yaratır. Bir yanda “Ben doğru olanı yaptım” diyen yetişkin taraf, diğer yanda “Ama ailem beni tamamen sildi” diyen çocuk taraf. Bu iki taraf uzun süre barışamazsa kişi dışarıdan güçlü görünse bile içerde sürekli tetikte yaşar. Özellikle baba olduktan sonra bu çatışma daha da derinleşebilir. Çünkü kendi çocuğuna baktığında bilinçdışında şu soru belirir: “Ben çocuğumu asla terk etmezken, onlar beni nasıl terk edebildi?” Bu soru çok acıtır ve çoğu zaman kelimelere dökülmez.
Şunu da net söylemek isterim: Ailenin yıllar sonra bile çocuğuna karşı sessiz kalması, senin değersizliğini değil; onların duygusal esnekliklerinin ne kadar sınırlı olduğunu gösterir. Bazı aileler hatalarını telafi etmek yerine, hatayı yok saymayı seçer. Bu bir olgunluk eksikliğidir, senin yetersizliğin değil.
Burada seni zorlayan bir başka nokta da şu olabilir: İçten içe hâlâ bir gün “fark edilir miyim, pişman olurlar mı?” beklentisi. Bu çok insani. Çünkü insan doğası gereği kökleriyle barışmak ister. Ama bazen kabul etmemiz gereken acı bir gerçek vardır: Bazı aileler değişmez, bazı kapılar çalınsa da açılmaz. Bu gerçeği kabul etmek, vazgeçmek değil; kendini korumaktır.
Peki sen bu noktada ne yapabilirsin?
İlk olarak şunu ayırmak çok önemli: Ailenin sana yaptıkları ile senin hayatının değeri aynı şey değil. Sen bugün eşinle bir yuva kurmuş, baba olmuş, zor şartlarda ayakta kalmış birisin. Bu, güçlü bir karakterin göstergesi. Kendine bunu hatırlatman gerekiyor. Çünkü uzun süre dışlanan bireyler fark etmeden kendilerini içten içe cezalandırmaya başlayabilir.
İkinci olarak, duygusal sınırlarını netleştirmen gerekiyor. Ailen geri dönse bile, ya da dönmese bile, senin artık yetişkin bir birey olarak şu cümleyi iç dünyanda kurman önemli: "Beni inciten davranışlara maruz kalmak zorunda değilim.” Bu cümle suçlulukla değil, sakinlikle söylendiğinde iyileştiricidir.
Üçüncü olarak, bastırılmış yas duygunu tanımak gerekiyor. Sen sadece aileni değil, olmasını hayal ettiğin aileyi de kaybettin. Bu yas tutulmadan kapanmaz. Erkekler çoğu zaman bu yası “güçlü durma” adı altında içlerine gömer. Ama yas tutulmadığında öfke, donukluk ya da içe kapanma olarak geri döner.
Bu süreçte bir psikolog desteği, yaşadığın aile travmasını anlamlandırman ve kendini suçlamadan bu hikâyeyi yerine oturtman için çok kıymetli olabilir. Eğer zaman zaman yoğun öfke, çökkünlük, uykusuzluk ya da duygusal uyuşma yaşıyorsan; bir psikiyatri değerlendirmesi de destekleyici bir adım olabilir. Bu bir zayıflık değil, uzun süredir taşınan yükü paylaşma cesaretidir.
Unutma: Sen bir tercihle yalnız kalmadın. Sen bir tercihle kendin oldun. Bazen iyileşme, geri dönmeyenlerin ardından kapıyı kapatmak değil; kendi evinin ışığını yakmaktır.
Umarım cevabım faydalı olmuştur. Değerlendirilmesini istediğin farklı bir soru veya aklına takılanları sorabilirsin. Kendine iyi bakman dileğiyle 🌸
Sevgiler,
Psikolog Betül Canbel
💪 Psikoloğun Önerdiği Egzersizler
Bulut Meditasyonu
Küçük Şükür Molası
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.