Şizoid kişilik olabilir miyim
Merhaba ben küçüklükten beri kendi başıma takılırım içimi kimseye açmam yakın arkadaşlarım da oldu ama genelde hayata karşı bir ilgisizliğim var. İlişkilerde başarısız oldum sınıfta kaldım kaygı bozukluğum var. Sohbet açma becerim vs evde olduğum için kayboldu tamamen çünkü anlatacak bir şeyim kalmadı. Çünkü onu hayatımın merkezi yapmıştım. Herkes bana tuhaf bakıyor evde oturduğum için. Kaygımdan dolayı işe de giremedim. Soğuk mesafeliyim ama espri yaparım. Sadece insanlarla çok samimi olmuyorum artık. Sürekli evde olduğum içinde hayattan koptum. İnsanlar arasında ilgi odağı olmayı hayatımı sorgulamalarını sevmiyorum. Samimileşmediğim için arkamdan konuşmalar başlıyor hemen. Bu kuzenlerle de böyle beni inceleyip ne yaptığımı evde öğrenmeye çalışıyorlar. Kendi halimde takılıyorum. Duygularım var ağladım heyecanlanırım. İnsanlardan çekiniyorum. Bir de son yaşadığım şeyler beni insanlardan uzaklaştırdı.sürekli bir beni çözmeye çalışıyorlar. Ben ciddi duruyorum içimi çok az insana açardım. Şimdi o dostum dediğim insanlarda kayboldu. Çok sessiz biriyim. Kendimi konuşmalarda yetersiz hissediyorum. Ama düzelmekte istiyorum. Yakınlık kurmak istiyorum ama hayal kırıklığına uğramaktan sıkıcı biri olarak tanımlanmaktan yoruldum arkamdan konuşulmasından sıkıldım. Kimseyi aramam sormam sosyal bir yönüm yok. Bu küçüklükte olmayınca büyüyünce de köreldi. Tanıya baktım kendime benzettim ama bunun en ayırıcı tanısı nedir bilmiyorum. Ailem de sessiz kendi halimde insanlar şizofreni de var geniş ailemde ben bu halden nasıl kurtulacağım
Bu soru 7 Ağustos 2026 11:09 tarihinde Psikolog Ecem Bakıner tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Merhaba sevgili danışan,
Öncelikle bu kadar uzun ve içten bir şekilde kendinizi anlatmanızın kolay olmadığını tahmin edebiliyorum. Yazınızı okurken bana en çok geçen duygu, uzun zamandır tek başınıza taşımaya çalıştığınız bir yalnızlık ve anlaşılmama hissi oldu. Sanki yıllardır içinizde birçok şey yaşanıyor ama bunları paylaşabileceğiniz, gerçekten anlaşılacağınızı hissedebileceğiniz güvenli bir alan bulamamışsınız gibi...
Yazdıklarınızda dikkatimi çeken ilk şey, aslında insanlardan tamamen vazgeçmiş biri olmamanız. Çünkü bir yandan "Yakınlık kurmak istiyorum." diyorsunuz; diğer yandan "Hayal kırıklığına uğramaktan korkuyorum.", "İnsanlar beni sıkıcı bulacak.", "Arkamdan konuşacaklar." diyorsunuz. Bu iki duygu aynı anda var gibi görünüyor. Yani içinizde ilişki kurmak isteyen bir taraf da var, kendini korumaya çalışan bir taraf da... Bazen yaşadığımız kırgınlıklar ve hayal kırıklıkları, bizi insanlardan uzaklaştırmak için değil; yeniden incinmemek için mesafe koymaya yöneltebilir.
Çocukluğunuzdan beri daha kendi halinde olduğunuzu, duygularınızı çok fazla paylaşmadığınızı söylemişsiniz. Aslında sessiz olmak ya da kendi başına vakit geçirmek tek başına bir sorun değildir. Bazı insanlar doğaları gereği daha içe dönük olabilir. Ancak siz bunu anlatırken, bunun sizin tercihinizden çok zamanla gelişen bir yalnızlığa dönüştüğünü hissediyorum. Çünkü yazınızın birçok yerinde "İstiyorum ama yapamıyorum." duygusu var. Bu da önemli bir ayrım.
Bir başka dikkatimi çeken nokta ise, kendinizle ilgili kullandığınız ifadeler... "Sıkıcı biri olarak görülmekten korkuyorum.", "Konuşmalarda kendimi yetersiz hissediyorum.", "Sohbet açamıyorum.", "Sosyal yönüm yok." Bunlar zamanla zihnimizde oluşan ve kendimizi değerlendirme biçimimize dönüşen düşünceler olabilir. Fakat bunlar her zaman gerçeğin kendisi değildir. Bazen uzun süre sosyal ortamlardan uzak kaldığımızda, zihnimiz bunu "Ben beceriksizim." diye yorumlayabilir. Oysa çoğu zaman olan şey, kullanılmayan becerilerin zamanla paslanmasıdır. Nasıl uzun süre bisiklete binmeyen biri ilk başta zorlanabiliyorsa, sosyal ilişkiler de pratik gerektiren becerilerdir. Bu nedenle bugün sohbet başlatmakta zorlanıyor olmanız, bunu hiçbir zaman yapamayacağınız anlamına gelmez.
Ayrıca, insanların sizi sürekli incelediğini, ne yaptığınızı anlamaya çalıştığını ve arkanızdan konuştuklarını hissetmeniz... Böyle hissetmek gerçekten yorucu olabilir. Çünkü insan kendini sürekli değerlendirilirken hissedince doğal olarak daha fazla içine çekilebilir. Fakat burada küçük bir noktaya dikkat çekmek isterim. Kaygı yükseldiğinde zihnimiz, çevremizdeki insanların bizi düşündüğünü ya da bizi değerlendirdiğini olduğundan daha fazla algılayabilir. Bu, kaygının sık görülen etkilerinden biridir. Bu durum hissettiğiniz duygunun gerçek olmadığı anlamına gelmez; ancak kaygının, olayları yorumlama biçimimizi etkileyebileceğini bilmek önemlidir.
İşe başlayamamanızdan da bahsetmişsiniz. Kaygı nedeniyle hayatın birçok alanının daraldığını anlıyorum. Böyle durumlarda insanlar bazen kendilerini "tembel", "isteksiz" ya da "başarısız" olarak tanımlamaya başlayabiliyor. Oysa çoğu zaman sorun isteksizlik değil; kaygının hareket etmeyi zorlaştırmasıdır. Kaygı yalnızca zihinsel bir durum değildir; bedeni de etkiler, karar vermeyi zorlaştırır, yeni ortamlara girmeyi güçleştirir ve kişi fark etmeden kaçınma davranışlarını artırabilir. Kaçındıkça kısa süreli rahatlama yaşansa da uzun vadede kaygı daha da güçlenebilir.
Yakın arkadaşlarınızı kaybettiğinizi söylemeniz de oldukça üzücü. İnsan bazen en çok güvendiği kişilerden sonra daha da temkinli olmaya başlayabilir. Bu durumda "Kimseye güvenmeyeyim, kimseyi aramayayım." düşüncesi anlaşılır hale gelir. Fakat bu durum zamanla yalnızlığı artırabilir ve yalnızlık da "Ben zaten insanlarla yapamıyorum." düşüncesini güçlendirebilir. Böylece kişi istemese de bir döngünün içine girebilir.
"Ben ciddi duruyorum." demişsiniz. Burada aklıma şu soru geliyor: Acaba insanlar sizi gerçekten soğuk biri olarak mı görüyor; yoksa siz incinmemek için duygularınızı göstermemeyi mi tercih ediyorsunuz? Çünkü yazınızın sonunda "Ağlarım, heyecanlanırım, duygularım var." demeniz bana ikinci ihtimalin daha güçlü olduğunu düşündürdü. Yani dışarıdan görünen kişi ile içeride yaşayan kişi arasında bir fark var gibi...
Şizofreniyle ve şizoid kişilik ile ilgili kaygınıza da değinmek isterim. Geniş ailenizde böyle bir tanının bulunması, ister istemez sizi "Acaba bende de olabilir mi?" diye düşündürmüş olabilir. Bu oldukça anlaşılır bir kaygı. Ancak yalnızca yazdıklarınıza baktığımda, anlattıklarınız tek başına şizofreniyi düşündüren bir tablo oluşturmuyor. Daha çok sosyal kaygı, özgüvenin zedelenmesi, uzun süredir sosyal yaşamdan uzak kalmanın etkileri, insanlara güvenmekte zorlanma ve geçmişte yaşadığınız hayal kırıklıklarının izleri ön planda görünüyor. Elbette buradan herhangi bir tanı koymak mümkün değildir; bunun için ayrıntılı bir değerlendirme gerekir. Bu nedenle internette okuduğunuz tanılarla kendinizi karşılaştırmanız yerine, yaşadığınız belirtilerin bir psikiyatrist, klinik psikolog veya psikolog tarafından bütüncül şekilde değerlendirilmesi çok daha sağlıklı olacaktır.
"Düzelmek de istiyorum." cümleniz de oldukça umutlandırıcı bir yerde.. Bazen insanlar tamamen vazgeçtiğinde böyle bir cümleyi kuramazlar. Bu cümle bana, içinizde hâlâ bağ kurmak isteyen, hayata yeniden karışmak isteyen ve değişimin mümkün olduğuna dair küçük de olsa bir umut taşıyan bir yanınız olduğunu gösterdi. Bence terapi tam da bu noktada devreye girebilir. Çünkü terapi yalnızca konuşmayı öğretmez; kişinin yıllar içinde geliştirdiği "İnsanlar beni yargılar.", "Ben sıkıcıyım.", "Beni kabul etmezler." gibi inançları anlamaya ve bunların nasıl oluştuğunu keşfetmeye de yardımcı olur. Bu sebeple bir psikologla imkanınız varsa görüşmeniz daha iyi olacaktır.
Son olarak şunu söylemek isterim: Yazınızı okurken ben "soğuk", "duygusuz" ya da "sıkıcı" birini görmedim. Ben daha çok, uzun zamandır incinmemek için kendini korumaya çalışan, bu yüzden insanlara yaklaşmak ile onlardan uzak durmak arasında sıkışıp kalmış, anlaşılmayı özleyen ama yeniden hayal kırıklığı yaşamaktan korkan birini gördüm. Bu nedenle yaşadığınız güçlükleri "Benim karakterim bu." diye değerlendirmek yerine, bugüne kadar yaşadığınız deneyimlerin ve kaygının sizi nasıl etkilediğini anlamaya çalışmanızın daha faydalı olacağını düşünüyorum.
Unutmayın; sessiz olmak, daha az konuşmak ya da yalnız kalmayı sevmek tek başına bir sorun değildir. Sizi zorlayan nokta, aslında istediğiniz halde ilişki kuramamak, kurduğunuz ilişkilerde kendinizi güvende hissedememek ve bunun yaşam kalitenizi etkilemeye başlaması gibi görünüyor. Ve sevindirici olan şu ki, bunlar üzerinde çalışılabilen, zamanla değişebilen alanlardır. Kendinize bunu tek başınıza yüklenmek yerine bir ruh sağlığı uzmanından destek almanız, hem kaygınızı hem de ilişkilerde yaşadığınız bu döngüyü anlamanız açısından oldukça kıymetli bir adım olabilir.
Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman bana ulaşabilirsiniz, sizin için burada olacağım.
Sevgiyle Kalın
Psikolog Ecem Bakıner
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.