Aile

Yalnız bırakılmaktan yoruldum artık

Gizli Kullanıcı3 Aralık 2025 15:07

Merhaba ben kaygılarım ve yaşadıklarım yüzümden bir süre kendi halime çekildim KPSS vs olmadı evin içinde benimle sürekli yarışan ama asla kendisini takmadığım bir kız kardeşim var sürekli her konu geçinde annemin aynı söylediklerini bana söylüyor evde otur anca kendine bak vs. Kendisi erkek arkadaşı üzerinden iş kurdu burnu havalara çıktı çünkü ailem prenses gibi davranıyor kendisine. Bense kendi çabalarımla hayatımı düzenlemeye çalışıyorum bu süreçte kötü bir ilişki yaşadım o kişiyi tanıştırdığımda bile böyle üsten tavırları var geçimsiz resmen. Bu süreçte olmam en çok ona yarıyor çünkü kendisini böyle aile içinde iyi hissediyor ben çalışamıyorum diye evde bütün her şeyi bana bıraktı kendisi de evde hep ama sanki benim görevimmiş gibi davranıyor. Üssten bakmalar evlenip kendini kurtaracağını vs düşünüyor. Erkek arkadaşı da onun aynı kafada ailesinden kaçıp buraya yerleşti onların baskılarından dolayı. Kardeşim Günlerce benimle sebep yokken konuşmuyor. Ben onu kıskanmıyorum aksine konuşmadığı dönem bile yaptıkları şeylere beğeni atıyorum. Kendini çok önemli sansın sansın ki hayat ona bir dersi versin. Cebine üç kuruş girince değişen kendini bir şey sanan insanlardan tiksiniyorum. Dilerim bu devran tersine dönecek bir gün bunu iyi biliyorum. Ben evdeyim çoğu zaman bir yere çıkmıyorum arkadaşlarıyla buluşup eve döndüğünde sanki otelde kalıyormuş gibi davranır. Sizce ben ne yapmalıyım

Bu soru 4 Aralık 2025 20:56 tarihinde Uzman Klinik Psikolog Elif Kızılkaya tarafından cevaplandı.

  • Cevaplandı

  • Paylaş:

Merhaba Sevgili Danışan,

Anlattıklarınızdan uzun süredir hem dış koşulların hem de aile içi ilişkilerin sizi duygusal olarak oldukça zorladığı, yalnızlaştırdığı ve değersizlik duygularını tetiklediği çok net anlaşılıyor. Bir yandan kendi hayatınızı yeniden toparlamaya, ayakta kalmaya ve psikolojik olarak kendinizi korumaya çalışırken; diğer yandan evin içinde sürekli kıyaslanan, yük bindirilen, görülmeyen ve haksızlığa uğradığını hisseden bir konumda kalmanız, insanın ruhsal dayanıklılığını ciddi biçimde yıpratan bir durumdur. Yaşadığınız şey yalnızca “kardeş çekişmesi” değil; aynı zamanda uzun süredir maruz kaldığınız duygusal baskı, değersizleştirilme ve rol adaletsizliğidir.


KPSS süreci, kaygılar, başarısızlık deneyimi ve ardından gelen içe çekilme hali zaten başlı başına kişinin benlik algısını sarsan, özgüvenini zedeleyen bir yaşam olayıdır. Böyle bir dönemde aile içinde daha fazla anlayış, destek ve şefkat bekler insan. Ancak siz bunun yerine kardeşinizin üstten tavırları, annenizin söylemlerinin onun ağzıyla tekrar önünüze koyulması, ev içi işlerin “çalışmıyorsan sen yapmalısın” mantığıyla size yüklenmesi gibi yeniden yaralayıcı tutumlarla karşı karşıya kalmışsınız. Bu, kişinin çaresizlik, öfke, kırgınlık ve zaman zaman da değersizlik hislerini derinleştirir.


Kardeşinizle olan ilişkinizde dikkat çeken birkaç psikolojik dinamik var:

  1. Sürekli üstten konuşma, küçümseme ve kıyaslama,
  2. Pasif dışlama (nedensiz susmalar, iletişimi kesme),
  3. Güç ve statü üzerinden üstünlük kurma (erkek arkadaşı, iş, evlilik planları, aile içinde “prenses” muamelesi görme),
  4. Ev içinde sorumlulukları size yıkma ve bunu “doğal bir görev” gibi sunma.


Bunlar, sağlıklı bir kardeş ilişkisinden çok, içinde gizli bir rekabet, güç mücadelesi ve duygusal eşitsizlik barındıran bir ilişki örüntüsüne işaret ediyor. Siz “kıskanmıyorum” derken bile satır aralarında aslında ciddi bir incinmişlik, öfke ve adaletsizlik duygusu var. “Hayat ona bir ders versin” düşüncesi, çoğu zaman kişinin kendi yaşadığı haksızlığın yasını tutamayıp bunu dış dünyaya yönlendirmesinin bir ifadesidir. Bu sizi kötü bir insan yapmaz; bu, uzun süredir bastırılmış duygusal yaraların bir sonucudur.


Ailenin kardeşinize daha ayrıcalıklı davranması, sizi ise daha çok yük taşıyan, “idare etmesi beklenen” konuma koyması, kardeşler arası ilişkideki gerilimi daha da derinleştiriyor. Bu tür aile yapılarında genellikle bir çocuk “güçlü olmak zorunda olan”, bir diğeri ise “korunan” rolüne yerleştirilir. Siz uzun süredir güçlü olan, idare eden ve susan rolde kalmış görünüyorsunuz. Fakat insan sürekli güçlü kalamaz; bir yerde yorgunluk, öfke ve kırgınlık mutlaka birikir.

Şimdi gelelim “Ben ne yapmalıyım?” sorunuza. Burada öncelik, kardeşinizi değiştirmek değil; kendi ruhsal alanınızı koruyabilmek ve sınırlarınızı yeniden inşa edebilmek olmalı. Çünkü kardeşinizin tutumunun kısa vadede kökten değişmesi çok olası görünmüyor.

Bu nedenle sizin yapılabilecekleriniz daha belirleyici:


Duygularınızı netleştirin ve sahiplenin.

Şu an hem öfke, hem kırgınlık, hem değersizlik, hem de umutsuzluk yaşıyorsunuz. Bunların hepsi son derece anlaşılır duygular. “Ben güçlü olmalıyım, takmamalıyım” diyerek bunları bastırdıkça, içsel yük daha da artar. Bu duyguları kendinize karşı dürüstçe kabul etmeniz çok önemli.


Sınır koymayı öğrenmek bir zorunluluk haline gelmiş.

Kardeşinizin üstten konuşmalarına, iğneleyici sözlerine ve sorumlulukları size yüklemesine karşı sessiz kalmanız, farkında olmadan bu döngüyü besliyor. Sınır koymak kavga etmek demek değildir.

Örneğin:

“Bu şekilde konuşulduğunda kendimi kötü hissediyorum, böyle devam ederse bu konuşmayı sürdürmek istemiyorum.”

“Evde herkes eşit sorumluluk almalı, ben tek başıma her şeyi yapmak zorunda değilim.”

gibi net, kısa ve suçlayıcı olmayan cümlelerle kendinizi ifade etmeniz gerekir. Karşı tarafın bunu kabul etmemesi sizin sınır koyma hakkınızı geçersiz kılmaz.


Ailenizle olan rolünüz yeniden tanımlanmalı.

Siz çalışmıyor olabilirsiniz; bu sizi evin hizmetkârı yapmaz. Çalışmamak, insanın değerini azaltmaz. Eğer mümkünse annenizle sakin bir zamanda, yumuşak ama net bir dille bu yükün sizi ne kadar yorduğunu konuşmanız çok kıymetli olabilir. “Ben şu an zaten psikolojik olarak zor bir süreçten geçiyorum ve evin tüm yükünün bana kalması beni daha da çökertiyor” demek bir hak talebidir, şikâyet değil.


Kardeşinizle olan rekabet döngüsünden duygusal olarak çıkmanız gerekiyor.

Onun hayatı, ilişkisi, erkek arkadaşı, evlilik hayalleri, ailesinden kaçışı… Bunların hiçbiri sizin değerinizin ölçütü değil. Siz şu an hayatta yeniden ayağa kalkmaya çalışan, yara alan ama hâlâ çabalayan bir konumdasınız. Bu, güçsüzlük değil; aksine büyük bir psikolojik dayanıklılık göstergesidir.


Sosyal izolasyon ve eve kapanma hali mutlaka ele alınmalı.

Uzun süre eve kapanmak, insanın kendine olan inancını daha da zayıflatır ve aile içindeki gerilimi daha katlanılmaz hâle getirir. Küçük de olsa dış dünya ile temas için adımlar (kısa yürüyüşler, tek bir arkadaşla görüşme, bir kurs, gönüllü bir etkinlik) ruhsal toparlanma süreciniz için çok koruyucu olacaktır.


Kendinizi “yarış dışı” ilan etmeniz bir kaçış biçimi olabilir.

“Ben yarışmıyorum, o kendini bir şey sansın” cümlesi size geçici bir üstünlük hissi veriyor olabilir; fakat uzun vadede sizi daha çok yalnızlaştırır. Asıl mesele yarışmak değil; kendi yolunuzu inşa edebilmek. Şu anki duraklama hali hayatınızın tamamı değil; yalnızca bir dönemi.

Son olarak şunu özellikle söylemek isterim: Siz kötü bir döneme girdiğiniz için değersizleşmediniz. Kaybetmiş hissettiğiniz bu süreç, kimliğinizin çöküşü değil; yeniden yapılanmasının sancısıdır. Şu anki güçsüzlük hissi kalıcı değil, ama bu süreçte yalnız kalmanız ve sürekli eleştirilmeniz yarayı derinleştiriyor.


Eğer imkanınız varsa, bireysel terapi süreci sizin için bu noktada son derece onarıcı olabilir. Hem aile içi rollerinizi, hem kardeşinizle olan ilişkinizi, hem de bu başarısızlık deneyiminin benlik algınızda açtığı yarayı daha sağlıklı bir zeminde çalışabilmeniz için güçlü bir alan sağlar.

Şu anki en temel ihtiyacınız; kendinizi koruyacak sınırlar kurmak, yükün hepsini sırtlanmamak ve kendi hayatınızı yeniden adım adım inşa etmeye izin vermektir. Siz şu an hayatta “geride kalmış” biri değil; zor bir dönemin içinden geçmekte olan, ama hâlâ ayakta kalmaya çalışan birisiniz. Bu çok kıymetli bir noktadır.


Uzman Klinik Psikolog Elif Kızılkaya

Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.

Cevaplanmış benzer sorular