İlayda Akoğlu

Psk. İlayda Akoğlu

Türkiye, Tekirdağ

Depresyon, anksiyete, OKB, ilişki problemleri, bağlanma problemleri, çocuk ergen psikolojisi, duyguları anlamak ve yönetmek.

4.5
(2 Yorum)

Uzman Hakkında

Çocuk, ergen ve yetişkinlerle çalışan bir psikoloğum. Özellikle seanslarımda tekrar eden örüntüler, bunların neden yaşandığına, arkasındaki duyguları bulmaya odaklanırım. Depresyon, anksiyete, OKB, ilişki problemleri ve diğer alanlar üzerine çalışırken duygu regülasyonu, bilinçdışı süreçler, bağlanma biçimleri, ilişki örüntüleri üzerine odaklanıyorum. Her davranışın bir anlamı olduğu yaklaşımla çalışıyorum. Online terapi imkanı sunuyorum.

Eğitim

  • İstanbul Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Psikanalitik Psikoterapi Eğitimi
  • BDT Temel Eğitim Belgesi

Uzmanlık Alanları

Obsesif Kompulsif Bozukluk
Duygudurum Bozuklukları
Yetişkin Psikolojisi
Ergen Psikolojisi
Özgüven Problemleri
Değersizlik / Yetersizlik Hisleri
Psikosomatik Bozukluklar
Kronik Ağrı
İletişim Problemleri
Stres
Fobi
İlişki Sorunları
Öğrenme Güçlüğü
Aldatılma
Duygusal Yeme
Sınav Kaygısı
Tik Bozuklukları
Kariyer Rehberliği
Akran Zorbalığı
Oyun Bağımlılığı
Bağımlılıklar

Çalışma Ekolleri

  • Psikanalitik Psikoterapi
  • Bilişsel Davranışçı Terapi

Cevaplar (10)

Aslında içerisinde olduğunuz durum iş hayatında bir çok kişinin zorlandığı ama belki de çok da konuşmadığı önemli bir konu, sınır koyamamak ve bunun sonucunda kullanıldığını hissetmek kendini değersiz hissetmek. Fakat önce şunu söylemek gerekir buradaki sorun sizin yetersiz, beceriksiz olmanız değil, sınır koyma becerisinin henüz gelişmemiş olmasıdır. Bu öğrenilebilir bir beceridir. İnsanlara yardım etmek, iyi niyetli olmak sağlıklı özelliklerdir ancak bu özellikler sınırlarla dengelenmesi kişi artık kendini ihmal etmeye başlar başkalarının taleplerine açık hale gelir. Zamanla bu çevre tarafından fark edilir ve bu durum kullanılmaya başlanır. Bu noktada yaşadığınız tüm hisler öfke, kırgınlık, kullanılıyor hisse aslında çok anlaşılır çok sağlıklı bir sinyaldir. Her duygunun bize bir mesaj taşıması gibi bu hisler de size şunları söyler. Burada bir sınır ihlali var, ben zarar görüyorum. Aslında bunlar bu durumun neden değişmesi gerektiğinin de cevaplarıdır. Sınır koymak kavga çıkarmak, olumsuz bir durum yaratmak, karşı gelmek değildir, saygısızlık hiç değildir hatta kişinin kendisine saygısıdır da. Sınır koymak yalnızca şunu söyleyebilmektir. “Benim de bir önceliğim var ve şu anda bunu yapamam. ” en büyük çelişkiniz hayır dediğimde tartışma çıkar, kavga çıkarsa kendimi ifade edemem donarım güçsüz gözükürürüm ifadenizdir. Bu psikolojide sıkça görülen bir durumdur ve genellikle “çatışmadan kaçınma eğilimi” ile ilişkilendiririz. Burada zihin sizi korumaya çalışır çünkü geçmişte sınır koymanın olumsuz sonuçlar doğurabileceğini öğrenmiştir. Ancak şu anki durumda bu mekanizma size kendinizi daha kötü hissettiren bir noktaya gelmiş dolayısıyla işlevsiz bir mekanizma. Önemli olan nokta şudur ki: sınır koymak bir güç savaşı değildir. Ama sınır koymamak sizi güçsüz bir pozisyona iter. Bunun sonucunda da kendinizi değersiz hissedersiniz. Burada odak noktamız karşı tarafı yenmek değil, kendimizi korumak olmalıdır. Sınır koymanız gerektiğinde sizden bir şey istendiğinde ben onu yapamayacak bir durumdaysan kısa net olmanız çok daha etkili olacaktır. Uzun açıklama yapmanıza gerek yok. Örneğin:“Şu an kendi işimi bitiriyorum, sonra yardımcı olabilirim. ”“Şu an burayı bırakamam. ”“Önce bunu tamamlamam gerekiyor. ” Burada soylediginiz cümleler kadar beden dilinizde önemlidir. Beden diliniz soruya yer bırakmayacak şekilde net kararlı olmalıdır. Israr edilirse cümlenizi sakin bir şekilde göz teması kurarak ses tonununuzu sabitleyerek cümleyi uzatmadan yenileyebilirsiniz. Bu şu mesajı taşıyacaktır: “Bu bir rica değil bir sınırdır. ” kendinizle ilgili kullandığınız ifadeler de özellikle zamanla dışarıdan gelen tutumların içselleştiriilmiş hali gibi gözüküyor. Oysa gerçek şu ki siz farkındalık geliştirmiş kendinizi değiştirmek isteyen birisiniz, bu da psikolojik olarak çok güçlü değişimin başlayacağı o nokta. Son olarak size şunu söylemek isterim değişimin bir anda olmayacağını kabul etmek gerekir. İlk kez sınır koyduğunuzda çevrenizin tepkisi değişebilir çünkü alıştıkları düzen bozulacak fakat bu sizin yanlış yaptığınız anlamına gelmez aksine kendiniz için yeni bir oluşum yarattığınız anlamına gelir. Unutmayın ki sizin işiniz sadece kendi işinizi yapmaktır. Küçük adımlar her zaman en sağlıklısıdır belki ilk gününüzde sadece bir durumda sınır koymaya çalışmanız bile çok önemli bir ilerlemedir, sınır koyabilmek sonucunda hem iş hayatınızda hem de ilişkilerinizde kendinizi daha değerli ve daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Aynı zamanda özgüveninizi de güçlendirecektir bu sürecin en önemli olan adımı fark etmek ve bu değişimi istemektir ve siz bu mesajı atarak bu zorlu adımı attınız, bundan sonrası için kendi sürecinize güvenmeniz gerekiyor.

Devamını Oku...

Yaşadığınız kıskançlık duygusu sizi zorlamış gibi görünüyor. ‘Güvenim var ama paylaşamıyorum’ ifadeniz de bu durumun önemli bir parçası. Psikanalitik açıdan kıskançlık çoğu zaman sadece mevcut duruma değil, kişinin daha önceki bağlanma deneyimlerine ve içsel güvensizliklerine de dayanabilir. Yani burada mesele yalnızca partnerinizin davranışları değil, onun sizin için ne ifade ettiği ve onu kaybetme ihtimalinin sizde uyandırdığı duygular olabilir. Bazen kişi, bilinçdışı düzeyde ‘yerini kaybetme’ ya da ‘yeterince değerli olmama’ kaygısını kıskançlık üzerinden deneyimler. Kıskançlık buz dağının görünen kısmı gibidir. Altta ise çok daha derin duygular, düşünceler yatabilir. Partnerinizin yeni bir ortamda farklı insanlarla iletişim kurması, sizde bu içsel kaygıyı tetikliyor olabilir. Bu da zihinde çeşitli senaryolar üretmeye ve duygunun büyümesine yol açabilir. Bu noktada;Kıskançlık hissettiğiniz anlarda hemen tepki vermek yerine, bu duygunun altında yatan ihtiyacı (kaybetme korkusu, değersizlik hissi gibi) fark etmeye çalışabilirsiniz. Bunu adlandırmak bile kaygıyla hareket etmenizi engelleyecektir. Duygunuzu ifade ederken suçlayıcı değil, kendi hislerinize odaklanan bir dil kullanmanız (“Ben böyle hissediyorum, ben bunu düşündüm, bu bana böyle hissettirdi” gibi) ilişkinizi koruyacaktır, karşı tarafı suçlamadan hissinizi paylaşmanızı sağlayacaktır. Dikkatinizi tamamen bu konuya yöneltmek yerine kendi yaşam alanlarınızı (rutin, sosyal hayat) korumak da duygunun yoğunluğunu azaltabilir. Odağınızı başka uğraşlara vermeye çalışın. Kıskançlık çoğu zaman karşı taraftan çok, kişinin kendi iç dünyasıyla ilgili ipuçları taşır. Bu süreci kendinizi daha iyi tanımak için bir fırsat olarak da değerlendirebilirsiniz. Kendinize döndüğünüzde size dair ipuçları taşıdığını fark edebilirsiniz. Terapi süreci ile de bunları aydınlığa kavuşturabilirsiniz. .

Devamını Oku...

Yaşadığınız ayrılık sürecinin sizi zorladığı çok anlaşılıyor. Özellikle ilk ilişkilerin ardından gelen ayrılıklar, bağın yoğunluğu nedeniyle daha sarsıcı hissedilebilir. ‘Aldatmadım ama güvenmiyordu’ ifadeniz önemli bir noktaya işaret ediyor. Güven yalnızca aldatma ile zedelenmez; bazen karşı taraf için anlamı olan sınırların aşılması ya da karşı cinsle kurulan bazı iletişimler de güven duygusunu sarsabilir. Burada önemli olan, iki tarafın da ilişkide neyi ‘güvenli’ hissettiğini ne kadar konuşabildiğidir. Ayrılık sonrası onun ‘yazma’ demesine rağmen üzerine gitmeniz ise, onun alan ihtiyacını daha da artırmış olabilir. Bu noktada yazmaya devam etmek, ilişkinin yeniden kurulmasına değil, mesafenin artmasına yol açabilir. İlk aşkların yeri elbette özeldir; ancak sağlıklı bir ilişki, kişiyi sürekli sorguda bırakan, kendini ispat etmeye zorlayan bir yapıdan ziyade, karşılıklı ilgi, güven ve duygusal katılım ile ilerler. Bu nedenle şu an en sağlıklı adım, onun koyduğu sınıra saygı duymak ve biraz geri çekilmektir. Zaman içinde onun duyguları değişir mi, bunu kesin olarak bilmek mümkün değil. Ancak siz bu süreçte kendi duygularınızı anlamaya ve ilişkide nelerin sizi zorladığını fark etmeye odaklanabilirsiniz. Bazen bir ilişkinin bitişi, sadece karşı tarafı değil, kendimizi ve ilişki kurma biçimimizi de daha iyi anlamamız için bir fırsat olabilir. Bu noktada odağınızı kendinize yöneltip, ilişkilerde nasıl bağ kurduğunuzu düşünmeniz iyileştirici olabilir. Bu süreçte kendiniz için küçük ama somut adımlar atmanız da yardımcı olabilir. Örneğin:Gün içinde onu yazma isteğiniz geldiğinde hemen harekete geçmek yerine biraz bekleyip bu duygunun neyle ilişkili olduğunu fark etmeye çalışabilirsiniz (özlem mi, yalnızlık mı, reddedilme hissi mi?). İlişki boyunca sizi en çok zorlayan anları ve o anlarda nasıl davrandığınızı not almak, kendi ilişkinizi daha net görmenizi sağlayabilir. Günlük rutininizi korumak, sosyal temasınızı sürdürmek ve zihninizi tamamen bu ilişkiye odaklamamak da duygusal yükü hafifletebilir. Kendinize şu soruyu sormak da yol gösterici olabilir: ‘Ben bu ilişkide kendimi ne kadar güvende ve değerli hissediyordum?’Bu tür küçük farkındalıklar, hem duygularınızı düzenlemenize hem de gelecekteki ilişkilerinizde daha sağlam bir zemin oluşturmanıza yardımcı olabilir.

Devamını Oku...

Bu anlattıkların, bir ilişkiden çok güvenin sürekli test edildiği ve kişinin kendini kanıtlamak zorunda bırakıldığı bir dinamiğe işaret ediyor. Sağlıklı bir ilişkide sevgi, sürekli sınanmaz; karşılıklı olarak hissedilir ve zamanla pekişir. Eğer sürekli sınama varsa kişinin kendini bir akışa bırakabilmesi mümkün değildir. Senin süreçte yaşadığın en belirgin şeylerden biri, niyetinin sürekli sorgulanması ve dış etkilere açık bir partnerle ilişki yürütmeye çalışman. Bu durum, zamanla kişinin kendisini ifade etmekte zorlanmasına, yanlış anlaşılmış hissetmesine ve duygusal olarak tükenmesine neden olur. Ayrıca üçüncü kişilerin (çevre, arkadaşlar) ilişki içine bu kadar dahil olması, iki kişi arasında kurulması gereken güven alanını zedeler. Bu tür durumlarda kişi ne yaparsa yapsın kendini doğru anlatamadığını hissedebilir çünkü mesele anlatmak değil, karşı tarafın nasıl görmek istediğidir. Senin “vazgeçme” noktasına gelmen ise çoğu zaman düşünüldüğü gibi bir oyun ya da intikam değil; duygusal sınırların ihlal edildiği bir yerde kendini koruma refleksidir. Burada önemli olan şu soruyu kendine sorman olabilir:Ben bu ilişkide kendim olabildim mi, yoksa sürekli kendimi açıklamak ve kanıtlamak zorunda mı kaldım? Ben ilişkiden ne bekliyorum? Ve ben ilişkiden ne beklemiyorum? İlişkide neyi istemiyorum? Eğer ikinciyse, yani kendini kanıtlamak durumuysa, bu zaten uzun vadede sürdürülebilir bir ilişki değildir. Eğer ilişki dinamiklerini anlamak istersen bir uzmandan yardım alabilirsin. Eğer ilgilenirsen profilimi ziyaret edebilirsin.

Devamını Oku...