İlayda Akoğlu

Psk. İlayda Akoğlu

Türkiye, Tekirdağ

Depresyon, anksiyete, OKB, ilişki problemleri, bağlanma problemleri, çocuk ergen psikolojisi, duyguları anlamak ve yönetmek.

4.7
(3 Yorum)

Uzman Hakkında

Çocuk, ergen ve yetişkinlerle çalışan bir psikoloğum. Özellikle seanslarımda tekrar eden örüntüler, bunların neden yaşandığına, arkasındaki duyguları bulmaya odaklanırım. Depresyon, anksiyete, OKB, ilişki problemleri ve diğer alanlar üzerine çalışırken duygu regülasyonu, bilinçdışı süreçler, bağlanma biçimleri, ilişki örüntüleri üzerine odaklanıyorum. Her davranışın bir anlamı olduğu yaklaşımla çalışıyorum. Online terapi imkanı sunuyorum.

Eğitim

  • İstanbul Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Psikanalitik Psikoterapi Eğitimi
  • BDT Temel Eğitim Belgesi

Uzmanlık Alanları

Obsesif Kompulsif Bozukluk
Duygudurum Bozuklukları
Yetişkin Psikolojisi
Ergen Psikolojisi
Özgüven Problemleri
Değersizlik / Yetersizlik Hisleri
Psikosomatik Bozukluklar
Kronik Ağrı
İletişim Problemleri
Stres
Fobi
İlişki Sorunları
Öğrenme Güçlüğü
Aldatılma
Duygusal Yeme
Sınav Kaygısı
Tik Bozuklukları
Kariyer Rehberliği
Akran Zorbalığı
Oyun Bağımlılığı
Bağımlılıklar

Çalışma Ekolleri

  • Psikanalitik Psikoterapi
  • Bilişsel Davranışçı Terapi

Cevaplar (14)

Öncelikle bunu paylaşabilmiş olmanız gerçekten çok kıymetli. İnsan zihni bazen kişinin kendisinin bile yadırgayabileceği, kimseyle paylaşmak istemeyeceği düşünceler, arzular ya da fanteziler üretebilir. Bu durum tek başına “anormal” olduğunuz ya da kötü biri olduğunuz anlamına gelmez. Birçok insan zaman zaman kendi içinde anlamlandıramadığı, utandığı ya da korktuğu taraflarla karşılaşabiliyor. Sizi asıl zorlayan şeyin yalnızca fetişlerin kendisi değil; onların sizde yarattığı kaygı, kontrol kaybı hissi ve “bu ben miyim?” duygusu olduğunu düşünüyorum. Özellikle zamanla yoğunlaşması ya da “level atlamış” gibi hissettirmesi kişiyi korkutabiliyor. Ancak bu hislerin ortaya çıkması bile aslında sizin kendinizi gözlemleyebildiğinizi ve bu durumun üzerinizdeki etkisini fark ettiğinizi gösteriyor. Bazı fanteziler deneyim düzeyinde kişiyi rahatsız etmezken, bazıları sadece düşünce aşamasında bile yoğun suçluluk veya utanç yaratabiliyor. Burada önemli olan şey, bunların sizin hayat kalitenizi, ilişkilerinizi, kendilik algınızı ve sınırlarınızı nasıl etkilediği. Bunların neye hizmet ettiğini, hangi duygularla bağlantılı olabileceğini, ne zaman ortaya çıktığını ve kökenlerini güvenli, yargısız bir ortamda birlikte konuşmak mümkündür. Psikolojik destek almak tam da bu noktada işe yarar. Bir psikoloğun görevi sizi yargılamak değil; sizi anlamak, bu süreçte yalnız hissetmemenizi sağlamak ve yaşadığınız şeylerin altında yatan dinamikleri birlikte keşfetmektir. Çoğu insan terapiye gelirken “Bunu anlatırsam ne düşünülür?” kaygısı yaşar. Ama terapi odası tam olarak kişinin en sakladığı, en korktuğu ya da en utandığı taraflarını güvenle konuşabilmesi için vardır. Bazen bastırmaya çalıştığımız şeyler daha da büyüyormuş gibi hissedilebilir. O yüzden kendinizi cezalandırmak ya da korkutup susturmaya çalışmak yerine, bunu anlamaya yaklaşmak daha sağlıklı bir yol olabilir. Kendinizi tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz. Uygun bir terapötik ilişkide bunlar konuşulabilir, anlaşılabilir ve kişinin kendisiyle daha sağlıklı bir bağ kurmasına yardımcı olabilir.

Devamını Oku...

İçinde bulunduğunuz durumun ne kadar zorlayıcı olduğunu görmek hiç zor değil. Böyle anlarda insan hem çok kırılıyor hem de çaresizlik içinde bir “sihirli cümle” arıyor; sanki doğru şeyi söylesem, doğru şekilde anlatsam her şey eski haline dönecek gibi… Bu his çok anlaşılır. Ama tam da bu noktada fark edilmesi gereken önemli bir şey var:Böyle kriz anlarında bazen kendi değerimizi, neyi hak ettiğimizi ve neye izin verdiğimizi gözden kaçırabiliyoruz. Tüm odağımız karşı tarafı ikna etmeye, ilişkiyi kurtarmaya kayarken, kendimizi ihmal edebiliyoruz. Şu an yaşadığın durumda sen çabalıyorsun, iletişim kurmaya çalışıyorsun, hatta yalvaracak noktaya gelmişsin. Ama karşındaki kişi hem iletişim kurmuyor hem de sorumluluğu sana yüklüyor. Bu, durup düşünülmesi gereken bir denge. İnsan hayatını paylaşacağın kişinin zor zamanlarda yanında durabilmesini bekler. Bu tür anlarda sorumluluk almayan birinin, uzun vadede nasıl bir ilişki kurabileceğini düşünmek de kaçınılmaz olur. İlişki en güzel kriz anlarında görünür. Belki de şu an yapılması gereken şey, biraz durmak. Kendine dönmek. “Ben neyi hak ediyorum?” sorusunu sormak. Sevilmek sadece sözle değil, zor zamanlarda yanında durabilmekle de ilgilidir. Bir ilişki, özellikle böyle kritik anlarda, iki kişinin de sorumluluk almasını gerektirir. Şu an hissettiğin çaresizlik çok yoğun olabilir, bu çok normal. Ama en çıkmaz gibi görünen anların bile zamanla şekil değiştirdiği, çözüldüğü anlar vardır. Şu an bunu görmek zor olabilir ama bu hislerin içinde kaybolmadan, kendinde kalabilmek en kıymetli adım. Senin değerin, birinin seni seçip seçmemesine bağlı değil. Bunu unutmadan ilerlemek, şu anki en güçlü duruşun olabilir.

Devamını Oku...

Yaşadığın durumun seni zorladığı görülebiliyor, özellikle sevdiğin, bağlandığın biri varken zihninin sürekli böyle senaryolar üretmesi insanı gerçekten çok yoruyor. Ama şunu net söyleyeyim: anlattıkların “aldatma eğilimi”nden çok, kontrol etmeye çalıştıkça büyüyen takıntılı düşüncelere benziyor. Sen zaten çok kritik bir farkındalığa sahipsin: “Hoşlanmadığımı biliyorum ama yine de test ediyorum. ” İşte bu cümle aslında meselenin merkezini gösteriyor. “Neden test ediyorsun?”Bu durumu şöyle düşünebilirsin:Zihnimiz bazen istemediğimiz, bize uymayan düşünceler üretir. Bu düşünceler “gerçek” olduğu için değil, tam tersine bizim değerlerimize ters olduğu için daha çok dikkat çeker. Sen sadakatli, bağlı ve sevgi dolu birisin; bu yüzden “aldatma” fikri zihninde alarm yaratıyor. Burada klasik bir mekanizma devreye giriyor:Düşünceyi bastırmak daha çok gelmesine sebep olur. Bunu anlatmak için sık kullanılan bir metafor var:“Şimdi sana ‘beyaz bir ayıyı düşünme’ desem…” Muhtemelen zihnine ilk gelen şey o beyaz ayı olur. Çünkü zihne “bunu düşünme” dediğinde, aslında onu sürekli kontrol etmeye başlarsın. Senin yaptığın “test etme” davranışı da aynı şekilde çalışıyor. “Hoşlandım mı?” diye kontrol ettikçe, zihnin o düşünceyi tekrar tekrar önüne getiriyor. Bir diğer önemli nokta: Bu düşünceler sana suçluluk hissettiriyor. Ama gerçek bir istek genelde suçlulukla değil, merak ya da heyecanla gelir. Senin tarif ettiğin şey daha çok: “Ya olursa?” kaygısı, kontrol isteği. Geçmişine baktığımızda, 13 yaşında annenin babanı aldatması çok önemli bir deneyim. Bu tür yaşantılar zihinde şu tarz inançlar bırakabilir:“ İlişkiler güvende değil. ” İnsanlar bir anda değişebilir. ” “Ben de kontrol etmezsem aynı şeyi yapabilirim. ”Sen zaten çok kritik bir farkındalığa sahipsin:“Hoşlanmadığımı biliyorum ama yine de test ediyorum. ”İşte bu cümle aslında meselenin merkezini gösteriyor. Bu durumu şöyle düşünebilirsin:Zihnimiz bazen istemediğimiz, bize uymayan düşünceler üretir. Bu düşünceler “gerçek” olduğu için değil, tam tersine bizim değerlerimize ters olduğu için daha çok dikkat çeker. Sen sadakatli, bağlı ve sevgi dolu birisin; bu yüzden “aldatma” fikri zihninde alarm yaratıyor. Burada klasik bir mekanizma devreye giriyor:Yani zihnin aslında seni korumaya çalışıyor olabilir:“Ya sen de böyle biri olursan? Önceden kontrol et, emin ol. ”Ama bu koruma çabası, paradoksal şekilde seni daha çok sıkıştırıyor. Burada birkaç ihtimali birlikte düşünebiliriz:Bu bir kaygı yönetim biçimi olabilir (belirsizliğe tahammül zorlaştıkça kontrol artar)Kendini farkında olmadan cezalandırma ya da “mükemmel olmalıyım” baskısı olabilirYa da ilişkideki değeri korumak için zihnin aşırı tetikte kalıyor olabilirAma önemli olan şu:Bir düşüncenin aklına gelmesi, onu yapacağın anlamına gelmez. Zihnimizdeki her düşünceyi davranışa çevirmeyiz. Senin anlattıklarında davranış tarafı çok net:Eşini seviyorsun, onu seçiyorsun, ona yöneliyorsun. Bu zaten gerçeği gösteriyor. Bu döngüyü kırmak için en kritik adım: Düşünceyle savaşmayı bırakmak. Geçip gitmelerine izin vermek. Akıntıya karşı kürek çekmemek. “Acaba hoşlandım mı?” diye test etmek yerine, düşünce geldiğinde:“Bu sadece bir düşünce” deyip geçmesine izin vermek. Tabii bu kolay bir şey değil, özellikle tek başına. Profesyonel destekle çok daha hızlı çözülür. Bu yüzden bir psikologla çalışman gerçekten çok yerinde olur. Özellikle senin alanına da yakın olarak; bu süreci hem kişisel hem mesleki olarak anlamlandırabilirsin. Terapide şu soruların altı daha net açılır:Bu düşünceler tam olarak neyi koruyor?Hangi korkunun etrafında dönüyor?Geçmiş yaşantın bugünkü zihinsel senaryoları nasıl şekillendiriyor?Son olarak şunu bilmeni isterim: Bu düşünceler senin kim olduğunu tanımlamaz. Tam tersine, ne kadar değer verdiğini gösterir.

Devamını Oku...

Aslında içerisinde olduğunuz durum iş hayatında bir çok kişinin zorlandığı ama belki de çok da konuşmadığı önemli bir konu, sınır koyamamak ve bunun sonucunda kullanıldığını hissetmek kendini değersiz hissetmek. Fakat önce şunu söylemek gerekir buradaki sorun sizin yetersiz, beceriksiz olmanız değil, sınır koyma becerisinin henüz gelişmemiş olmasıdır. Bu öğrenilebilir bir beceridir. İnsanlara yardım etmek, iyi niyetli olmak sağlıklı özelliklerdir ancak bu özellikler sınırlarla dengelenmesi kişi artık kendini ihmal etmeye başlar başkalarının taleplerine açık hale gelir. Zamanla bu çevre tarafından fark edilir ve bu durum kullanılmaya başlanır. Bu noktada yaşadığınız tüm hisler öfke, kırgınlık, kullanılıyor hisse aslında çok anlaşılır çok sağlıklı bir sinyaldir. Her duygunun bize bir mesaj taşıması gibi bu hisler de size şunları söyler. Burada bir sınır ihlali var, ben zarar görüyorum. Aslında bunlar bu durumun neden değişmesi gerektiğinin de cevaplarıdır. Sınır koymak kavga çıkarmak, olumsuz bir durum yaratmak, karşı gelmek değildir, saygısızlık hiç değildir hatta kişinin kendisine saygısıdır da. Sınır koymak yalnızca şunu söyleyebilmektir. “Benim de bir önceliğim var ve şu anda bunu yapamam. ” en büyük çelişkiniz hayır dediğimde tartışma çıkar, kavga çıkarsa kendimi ifade edemem donarım güçsüz gözükürürüm ifadenizdir. Bu psikolojide sıkça görülen bir durumdur ve genellikle “çatışmadan kaçınma eğilimi” ile ilişkilendiririz. Burada zihin sizi korumaya çalışır çünkü geçmişte sınır koymanın olumsuz sonuçlar doğurabileceğini öğrenmiştir. Ancak şu anki durumda bu mekanizma size kendinizi daha kötü hissettiren bir noktaya gelmiş dolayısıyla işlevsiz bir mekanizma. Önemli olan nokta şudur ki: sınır koymak bir güç savaşı değildir. Ama sınır koymamak sizi güçsüz bir pozisyona iter. Bunun sonucunda da kendinizi değersiz hissedersiniz. Burada odak noktamız karşı tarafı yenmek değil, kendimizi korumak olmalıdır. Sınır koymanız gerektiğinde sizden bir şey istendiğinde ben onu yapamayacak bir durumdaysan kısa net olmanız çok daha etkili olacaktır. Uzun açıklama yapmanıza gerek yok. Örneğin:“Şu an kendi işimi bitiriyorum, sonra yardımcı olabilirim. ”“Şu an burayı bırakamam. ”“Önce bunu tamamlamam gerekiyor. ” Burada soylediginiz cümleler kadar beden dilinizde önemlidir. Beden diliniz soruya yer bırakmayacak şekilde net kararlı olmalıdır. Israr edilirse cümlenizi sakin bir şekilde göz teması kurarak ses tonununuzu sabitleyerek cümleyi uzatmadan yenileyebilirsiniz. Bu şu mesajı taşıyacaktır: “Bu bir rica değil bir sınırdır. ” kendinizle ilgili kullandığınız ifadeler de özellikle zamanla dışarıdan gelen tutumların içselleştiriilmiş hali gibi gözüküyor. Oysa gerçek şu ki siz farkındalık geliştirmiş kendinizi değiştirmek isteyen birisiniz, bu da psikolojik olarak çok güçlü değişimin başlayacağı o nokta. Son olarak size şunu söylemek isterim değişimin bir anda olmayacağını kabul etmek gerekir. İlk kez sınır koyduğunuzda çevrenizin tepkisi değişebilir çünkü alıştıkları düzen bozulacak fakat bu sizin yanlış yaptığınız anlamına gelmez aksine kendiniz için yeni bir oluşum yarattığınız anlamına gelir. Unutmayın ki sizin işiniz sadece kendi işinizi yapmaktır. Küçük adımlar her zaman en sağlıklısıdır belki ilk gününüzde sadece bir durumda sınır koymaya çalışmanız bile çok önemli bir ilerlemedir, sınır koyabilmek sonucunda hem iş hayatınızda hem de ilişkilerinizde kendinizi daha değerli ve daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Aynı zamanda özgüveninizi de güçlendirecektir bu sürecin en önemli olan adımı fark etmek ve bu değişimi istemektir ve siz bu mesajı atarak bu zorlu adımı attınız, bundan sonrası için kendi sürecinize güvenmeniz gerekiyor.

Devamını Oku...