Uzm. Kl. Psk. Şevval Aydın
İstanbul
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Aile ve Çift Terapisi, Cinsel Terapi,
Uzman Hakkında
Psikolog Şevval Aydın, İstanbul Kültür Üniversitesi psikoloji bölümünden 2021 yılında mezun oldu. Öğrenim süreci içerisinde alana hakim olabilmek adına gözlem ve analiz yapabildiği stajlarını tamamladıktan sonra mezuniyetinin ardından rehabilitasyon merkezî ve eğitim merkezlerinde psikolog olarak görev aldı. Aktif iş sürecinin yanında Bakırköy - Nokta Psikoloji’de yetişkin danışanlarını kabul etti. Kendini bu alanda geliştirmek adına BDT ekolünde en etkin uzmanlardan biri olan Hakan Türkçapar’dan Bilişsel Davranışçı Terapi Eğitimi’ni aldı. Klinik alanda ilerlemek istediği için mezun olduğu okulda Klinik Psikolojiden yüksek lisans yaparak uzmanlığını almıştır. Şu anda İyice Hisset Danışmanlık Merkezi bünyesinde danışan görmekte ve aynı zamanda online seanslarına devam etmektedir.
Eğitim
- İstanbul Kültür Üniversitesi - Lisans
- İstanbul Kültür Üniversitesi - Yüksek Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- BDT / Hakan Türkçapar
- Çocuk Psikoterapisi (uyum-davranış bozuklukları, çocuk analizleri, gelişimsel ve zeka testleri)
- BDT yönelimli oyun terapisi
- MMPI
- Aile Danışmanlığı
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Bilişsel Davranışçı Terapi
- Şema Terapi
- BDT Temelli Oyun Terapisi
Cevaplar (301)
Merhabalar, yaşamda yakından tanıklık ettiğimiz hikayeler bizleri etkileyebilmektedir. Arkadaşınızın eşi tarafından aldatılmış olması, insanların güvenilmez olduğu algınızı tetiklemiş olabilir. Ancak siz zaten halihazırda hep böyle düşünen bir insan olabilir misiniz ? insanlar güvenilmez, dünya tehlikeli bir yer, kimseye güven olmaz gibi düşüncelere sıklıkla sahip misiniz? arkadaşınızın başına gelen durumun hayatınızı bu kadar etkilemesinin nedeni sizin zaten kaygılı bir yapıya sahip olmanız olabilir. Kaygılı insanlar ne olursa olsun, gerçek hayatta ne kadar kaygıyı haksız çıkaracak kanıtlar olsa da kaygılarına tutunurlar. Söylediklerinizden eşinizin size karşı sadakatsizlik yaptığına / yapacağına dair bir kanıt olmamasına rağmen sürekli bu olumsuz düşüncelere sahip olduğunuzu söylüyorsunuz; bu sadece kaygının sesi. Kaygı size bir tehdit olduğunu söylüyor. Bu düşüncelere kapıldığınız zamanlarda tepki vermeden önce zihninizde kanıt / karşı kanıt tekniğini uygulayın:Örneğin: Şu anda eşimden şüpheleniyorum: beni sevmiyor ya da beğenmiyor?-Bu düşüncenizin kanıtlarını düşün: arkadaşınızın eşi tarafından aldatılması-Bu düşüncenizin karşı kanıtlarını düşünün: Bu düşüncenizin tam tersi olarak eşinizin sizin hassasiyetlerinize dikkat ettiğini söylüyorsunuz, böyle düşünmenize sebep olacak davranışının olmaması, sizinle ilgileniyor olması bunların hepsi düşüncenizi çürütecek gerçeklerdir. Ancak kanıt olarak gördüğünüz şey sizin yaşamınızdan bağımsızdır, şüphelenmenize neden olan bir kanıt bile değildir. Böyle anlarda ''Şu an bunu söyleyen şey benim kaygım, gerçek hayatta kaygımı haklı çıkaracak bir şey yok o halde şu anda tehdit altında değilim'' demek önemlidir. Sevgili danışan evliliğinizin de bu durumdan etkilendiğini söylüyorsunuz: Evet iki taraf için de oldukça zorlayıcı; bir taraf hatalı olmadığı halde diğerinin zihnindeki şüphelerle savaşıyor, diğer taraf ise bu nedensiz şüphelerle evliliğini sürdürüyor, aslında iki tarafın da kazanamadığı bir savaş. İçinde bulunduğunuz durum, dile getirilemeyen ihtiyaçların karşılığı da olabilir. Evlilikte isteklerinizin ve ihtiyaçlarınızın karşılandığını düşünür müsünüz? Bu güvenilmezlik aslında bir kafa karışıklığından kaynaklı olabilir mi ? ancak yanlış neden sonuç ilişkisi kuruyor olabilirsiniz. Örneğin küçük bir ilgi eksikliğini kesin beni aldatıyor gibi bir sonuca bağlıyorsanız, aslında eşinizin sizi aldattığını düşünmüyorsunuz, siz bu ilgisizliğe neden arıyorsunuz ve kaygılı zihin her zaman en kötü senaryoları üretir. Bu düşünceleri eşinizle dürüst ve açık bir iletişimle konuşuyor olmakta iyi gelecektir. -Uzman Psikolog Şevval Aydın
Merhabalar, Paylaştığınız durumun ne denli zorlayıcı olabileceğini tahmin edebiliyorum. İlk olarak bilmenizi istediğim şey; duygular gelir ve geçerler. 1 saat öncesinde iyiyken 1 saat sonrasında kötü olmak aslında birçok insanın sıklıkla deneyimlediği bir şey. Ancak duygularınız ile vermiş olduğunuz savaş bu duyguların gelip geçmesine izin vermiyor. Yaşamda bazen gün güzelleşir, deli gibi gülersiniz; sonra kimse fark etmeden içinize bir gölge girer, işte o anda hayat hafiften grileşir. Dediniz ya, sanki bir kum saati çevriliyor. Bu aslında her şeyin bir vaktinin olduğunun kanıtı. Peki. .. . bizler sürekli mutlu olamayacağımızı bildiğimiz halde neden kötü hissetmekle ilgili bu kadar hassas canlılarız, gelin sizinle bunu konuşalım. Kendinizi güzel bulmadığınızı ve özgüvensiz olduğunuzu söylüyorsunuz; Bu kendinize hangi aynayla baktığınızla ilgilidir. Başkalarının gözleriyle kendi aynanıza bakıyorsunuz belki de. O kendimizi eleştiren ses, gerçekten size mi ait? Yoksa yıllar önce başkalarından duyduklarınız, arka sokaklarda yankılanıp bugüne karışan cümleler mi? Oysa hepimiz birbirimizden ne kadar da farklıyız, hepimiz aynı vücuda, kaşa, göze, kiloya sahip olsaydık çok sıkıcı olurdu değil mi? Tüm bu farklılıklar arasında ihtiyacınız olanın kendinizi kabul etmek olduğunu söyleyebilirim. Kendini kabul edemeyen insanın kendiyle derdi bitmez, olumlu taraflarını göremez, eleştiri mekanizması o kadar kuvvetlidir ki yaşamda mutlu olmak için kendine izin vermez. -Güzel olmadığınızı düşündüğünüz için çirkin değilsiniz. -Özgüvenli olmadığınızı düşündüğünüz için özgüvensiz değilsiniz. ''Bunlar sizin eleştirel iç sesiniz, gerçek hayatta geçerli olmak zorunda değil''. Her duygunun gelişi gidişi başkadır. Bazısı ince bir yağmurdur, sesi duyulur ama pencereden içeri girmez. Bazısı bardaktan boşanırcasına ansızın gelir ve hiç dinmeyecek gibi yağar. O yüzden bazen “Böyle hissetmek geçmeyecek gibi geliyor”, ama yaşamdaki bir güzelliğe izin verince, bir arkadaşın sesini duyunca, sevdiğimiz bir işi yaparken, hoşlandığımız birinin elini tuttuğumuzda yaşam bize şöyle söyler; sonsuza kadar kötü hissetmeyeceksin. Kendinizi azıcık olsun rahat bırakmayı, acıyan yerinizi sarmayı, içinizdeki yorgun sese “madem öyle, gel biraz burada bekle” demeyi denediniz mi hiç? Belki de savaşmadan, sadece yanına yer açınca, o yapışkan duygu yerini biraz olsun hafifliğe bırakır mı?Bu soruyu yazdığınızda nasıl hissediyordunuz ? şu anda aynı şeyleri hissetmek mümkün mü ? Kötü hissettiğinizde geçeceğini kendinize sık sık hatırlatın. Duygular üzerinde kontrolünüzü azaltıp anda kalmaya çalışmakta oldukça önemlidir. İyi hissettiğiniz bir anda şu anda böyle hissediyorum ama birazdan kötü hissedeceğim diye düşünürseniz muhtemelen gerçekten de birazdan kötü hissedersiniz. Bu his geldiğinde ''Şu anda bunu yaptığım için iyi hissediyorum ve bu iyilik hali şu an benim için yeterli, belki de kötü bir his olarak atfettiğim şey sadece biraz durgunluktur ve geçecektir'' demek önemli. İnsanın kendiyle ilgili düğümleri çözmesi, bazen başka birinin gözlerinden anlaşıldığını hissetmesiyle başlar. Ben sizi görüyorum ve anlamaya çalışıyorum. Peki, siz bugün kendinize hangi gözlükle bakacaksınız?Gerçekten de başa çıkmasını bilmiyor olabilirsiniz, bu eksik olduğunuzu göstermez başa çıkma mekanizmalarınızı fark edin, bazı insanlar daha hassastırlar, özellikle duyguları üzerinde aşırı farkındalığa sahip insanlar. .. . Geçmişte nelerin üstesinden geldiğinizi en karanlık gecenin bile bir sabahı olduğunu, insan olarak bizlerin yaşamda kalmaya odaklanmış canlılar olduğunu da sık sık kendinize hatırlatın, dilerim cevabım size yardımcı olmuştur, Bazen yaşamda tek başımıza mücadele edemediğimizde bir uzmandan psikolojik destek almakta oldukça kıymetlidir. Gerekli durumlarda terapiyi ertelemeyiniz. -Uzman Psikolog Şevval Aydın
Merhabalar. Hissettiğin korku, yalnızlık ve güven problemleri gibi duygular, birçok kişinin yaşamında zaman zaman karşılaştığı zorluklar. Seninle aynı duyguları paylaşan başka insanların da olduğunu bilmek, umarım biraz rahatlamana yardımcı olabilir. Öncelikle, iyi hissetmediğinin farkındayım. Yaşamda bizi nelerin mutlu ettiğini bilmemiz önemlidir. Mutluluk senin için ne anlama geliyor? Bazen mutluluğa yüklediğimiz yanlış anlamlar, ne olursa olsun mutluluğu yakalayamayacakmışız gibi hissetmemize neden olabilir. Bizim dışımızdaki insanların mutlu olduğuna inanır, mutluluğun bir bizim kapımızı çalmadığını düşünebiliriz. Ancak gerçek bu değildir, mutluluğun herkes için farklı bir anlamı vardır ve senin için neyle ilişkili olduğunu fark etmelisin. Dilerim yaşamının ne kadar değerli olduğunu görebilirsin ve bu sürecin içerisinden çıkabileceğine dair kendine güvenebilirsin. Öncelikle, kendini değerli hissetmek ve içsel güvenini arttırmak için kendine zaman ayırmayı deneyebilirsin. Kendinle kaliteli zaman geçirmek, daha iyi hissetmene yardımcı olabilir. Yaşamda diğerlerine ihtiyacımız vardır, kurduğumuz sosyal ilişkiler oldukça önemlidir, ancak şunu unutmamalısın: kurduğun en uzun ilişki kendinle olandır, kendini ve yaşamını değerli bulmadığın sürece kim olursa olsun sana iyi gelemeyecektir. Kendini yalnız hissettiğini söylediğinde, bu duygunun ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını gözlemlemeyi deneyebilirsin. Belki de yalnız hissettiğin anlarda kendine küçük hedefler koyabilirsin. Örneğin, birine gününün nasıl geçtiğini sormak gibi. Bu küçük adımlar, sosyal fobini yavaşça aşmana yardımcı olabilir. Unutma, her adım önemlidir ve her biri seni daha iyi hissettirebilir. Ayrıca, duygularını yazmak, zihnini boşaltmak ve duygularını daha iyi anlamak için iyi bir yöntem olabilir. Bir günlük tutarak, hissettiklerini ve yaşadıklarını yazabilirsin. Buraya bu soruyu sorup paylaşıyor olman dahi eminim seni daha iyi hissettirmiştir. Bu süreçte yaşamındaki “iyilikleri” göremiyor olabilirsin. Fark etmeni dilerim. Seni daha iyi yapan özelliklerin neler? neleri iyi yaparsın? Kendinle ilgili düşüncelerini fark etmelisin. Yaşadığın sorunlar nedeniyle bunları göremiyor olabilirsin, sorunun yaşamındaki olumlu şeyleri görmeni engeller. Senin için ödül nedir, bunu bilmeli ve yaşamının belli alanlarına bu ödülü koymalısın. Ayrıca, ilgi alanlarına yönelmek, yeni hobiler keşfetmek ve bunlarla meşgul olmak, ilginç şeyler öğrenmek, kendini daha dolu hissetmene yardımcı olabilir. Bu aktiviteler hem zihnini meşgul edebilir hem de seni mutlu edebilir. Sosyal ortamlarda kendini rahatsız hissettiğinde, nefes almak için biraz geri çekilmek ve sadece kendi nefesine odaklanmak da faydalı olabilir. 4 saniye nefes al, 4 saniye nefesini tut, 8 saniyede ver egzersizi kaygı seviyeni azaltabilir. Bu basit ama etkili teknik, daha sakin hissetmene yardımcı olacaktır. Son olarak, kendine daha şefkatli davranmayı ve her şeyi bir anda çözmek zorunda olmadığını hatırlatmak önemlidir. Psikonet yayınlarının “İyi Hissetmek” adlı kitabını okumanı öneririm. Yaşamda tek başımıza mücadele edemediğimiz zamanlar vardır, burada bir uzman desteği önemlidir. Olası farklı sorunları engellemek ve iyileşmenin kapısını aralamak için terapi sürecine şans vermelisiniz. Sevgiler.
Merhabalar. Paylaştığınız durumun oldukça zorlayıcı olabileceğini tahmin edebiliyorum. Bazen, insanlarla iletişim kurarken fazla düşünmek, kendimizi bir tür iç konuşma ya da sürekli bir değerlendirme döngüsüne sokabilir. Bu durum, kimi zaman sosyal kaygılarla da ilişkili olabilir. Temelde kişinin “kendinin çok fazla farkında olması” durumudur. Bir şeyin ne kadar farkında olursanız, oradaki kusurları o kadar net görürsünüz. Bu durum sosyal ilişkileriniz için kısıtlayıcı bir yerde olabilir. Bu kaygılara sahip olduğunuz için insanlarla iletişim kurmaktan kaçınabilir veya eleştirilme korkusuyla söylemek istediklerinizi söylemekten çekinebilirsiniz. Bu davranışların var olan sorununuzu sürdürdüğünü fark edin. Elbette bununla başa çıkabilirsiniz. Size bu konuda öneri sunmak isterim. Aşağı ok tekniği ile en derindeki korkunuzu keşfetmekte fayda var:İnsanların yanında ne söyleyeceğimi çok fazla düşünüyorum, yoksa beni yanlış anlayabilirler!🔽İnsanlar beni yanlış anlarsa ne olur?örneğin: benim hakkımda kötü şeyler düşünebilirler. 🔽Benim hakkımda kötü şeyler düşünürlerse ne olur?örneğin: benimle arkadaşlık etmezler. 🔽Benimle arkadaşlık etmezlerse en kötü ne olur?örneğin:yalnız kalırım, sevilmem ve değer görmem. Aslında en temeldeki korku sevilmeme ve değer görmeme korkusudur. İnsanlarla kurduğunuz iletişimde doğal olmak, bazen küçük yanlış anlamalar veya hataların olabileceğini kabul etmeyi gerektirir. Unutmayın ki, mükemmel olmaya çalışmak hem çok yorucu olabilir hem de gerçekçi bir beklenti değildir. Kendinize karşı daha affedici olmayı öğrenmek, hem zihninizdeki o eleştirel sesi biraz susturabilir hem de kendinizi daha sakin hissetmene yardımcı olabilir. Bir diğer önerim ise, anda kalmayı denemek. Konuşmalar sırasında tamamen o anın içinde olmaya çalışarak, söylediklerinizi sürekli analiz etmekten kaçınabilirsiniz. Sürekli ne konuşacağınızı düşünmeniz anı yaşamanıza engel olur. Temelde diğerlerinde iyi bir izlenim bırakmak istiyor olabilirsiniz ancak bunun size ödettiği bedelleri fark etmelisiniz. Ayrıca, özeleştiriyi daha yapıcı bir şekilde yönetmek de önemlidir. Bir konuşmadan sonra kendinizi eleştirirken, bu eleştirileri daha yapıcı bir hale getirmeyi deneyebilirsiniz. Örneğin, "Şu cümlemde daha açık olabilirdim ama bir dahakine daha net olabilirim. " gibi bir bakış açısı geliştirebilirsiniz. Bu şekilde, kendinizi sürekli yargılamak yerine, öğrenme fırsatları olarak değerlendirebilirsiniz. Son olarak, samimiyetin ve niyetin her zaman en önemli şeylerden biri olduğunu unutmayın. Karşınızdakiler, eğer sizin iyi niyetinizi ve samimiyetinizi hissederlerse, küçük yanlış anlamalar bile daha kolay aşılabilir. İnsanlar, çoğu zaman söylediklerimizin tam içeriğinden çok, nasıl hissettirdiğimize odaklanırlar. Kendine karşı şefkatli olman dileğiyle. Sevgiler.