Tolga Özer

Psk. Tolga Özer

Türkiye, İstanbul

Online Terapi, Şema Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi, Depresyon, Kaygı Bozuklukları, Kişilik bozuklukları, OKB, Travma, Yeme Bozuklukları

4.8
(7 Yorum)

Uzman Hakkında

2024 yılında FMV Işık Üniversitesi ingilizce psikoloji bölümünden mezun oldum. İstanbul Rumeli Üniversitesinde Klinik Psikoloji bölümü son dönem öğrencisiyim. Fiziksel sağlığı önemseyen ve bütüncül yaklaşımı oldukça önemli bulan bir psikolog olarak TVGFB Federasyonu Fitness Eğitmenliği yetkinliğine de sahibim.

Eğitim

  • Işık Üniversitesi - Lisans
  • Rumeli Üniversitesi - Yüksek Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Bilişsel Davranışçı Terapi
  • Rasyonel Duygucu Davranışçı Terapi
  • Şema Terapi süpervizyon
  • BDT süpervizyon
  • Oyun terapisi
  • Çocuk ve Ergenlerde Rddt ve Bdt
  • TVGFBF Fitness eğitmenliği

Uzmanlık Alanları

Depresyon
Panik Bozukluk
Travma ve TSSB
Duygudurum Bozuklukları
Sosyal Kaygı
Yeme Bozuklukları
İlişki Sorunları
Şema Terapi
Duygudurum Bozuklukları
Duygusal Yeme
Sınav Kaygısı
Antisosyal Kişilik
Kariyer Rehberliği
Akran Zorbalığı
Spor Psikolojisi
Oyun Bağımlılığı
Borderline Kişilik Bozukluğu
Narsistik Kişilik
Bağımlılıklar

Çalışma Ekolleri

  • Şema Terapi
  • BDT
  • RDDT

Cevaplar (19)

Yaşadığınız bu süreç, bir ilişkide bir kadının maruz kalabileceği en ağır duygusal ihlallerden ve öz saygı saldırılarından birini temsil ediyor. Partnerinizin bir arkadaşlık uygulamasında "ömür boyu mutlu olacağım birini arıyorum" diyerek arayışa girmesi, sadece bir güven sarsılması değil, ilişkinizin temelindeki "bağlılık" ve "sadakat" sözleşmesinin tek taraflı feshedilmesidir. Üstelik bu somut ihanet girişimi karşısında sizin kırgınlığınızı anlamak yerine "Özür diledim, daha ne istiyorsun?" diyerek duygularınızı değersizleştirmesi, bir tür duygusal manipülasyon ve empati yoksunluğu göstergesidir. Klinik bir perspektifle bakıldığında, partnerinizin sizin fiziksel görünümünüze dair yaptığı "40 yaşındaki kadın gibisin" veya "zayıfla" gibi yıkıcı eleştiriler, ilişkideki cinsel tıkanıklığın sorumluluğunu tamamen sizin üzerinize yıkarak kendi yetersizliklerini ve sadakatsizliğini rasyonalize etme çabası olabilir. Cinsellikte yaşanan "duvar", genellikle fiziksel değil duygusal bir güvenlik problemidir; size kendinizi bu kadar değersiz, yetersiz ve "beğenilmeyen" hissettiren birine karşı bedensel bir çekim hissetmemeniz veya o duvarı aşamamanız ruhunuzun en doğal savunma mekanizmasıdır. Partnerinizin hem dışarıda arayışta olup hem de içeride sizi acımasızca eleştirmesi, sizin öz güveninizi sistematik olarak aşağı çekerek sizi ona bağımlı ve "kusurlu" hissettirmeye çalışan psikolojik bir şiddet biçimidir. 25 yaşında, hayatınızın en verimli döneminde, size kendinizi yaşlı, çirkin veya ikame edilebilir hissettiren bir döngünün içinde kalmak, ruhsal sağlığınızdaki kötüleşmenin en büyük kaynağı olabilir. Bu noktada mesele sadece "affedip affetmemek" değil, sizin kendi bedeninize ve ruhunuza olan saygınızı bu kişinin yıkıcı dilinden nasıl koruyacağınızdır. Bir ilişkide özür diledikten sonra davranışın sorumluluğunu almak yerine "Daha ne istiyorsun?" diyen bir yaklaşım, değişime kapalı bir tutumu işaret eder. Kendi değerinizi, size kendinizi eksik hissettiren birinin aynasından görmeyi bırakıp, profesyonel bir destekle bu duygusal istismar döngüsünü fark etmeniz ve sınırlarınızı yeniden çizmeniz, gelecekteki psikolojik iyilik haliniz için hayati bir önem taşımaktadır.

Devamını Oku...

Yaşadığınız bu durum, literatürde "geriye dönük kıskançlık" (retroaktif kıskançlık) olarak adlandırılan ve özellikle cinsel yolla bulaşan bir sağlık sorunuyla fiziksel bir hatırlatıcıya dönüştüğünde baş etmesi oldukça güçleşen bir tabloyu yansıtıyor. Sevgilinizin en başta sergilediği dürüstlük, o dönemde aranızda duygusal bir bağ olmadığı için size makul gelmiş olsa da, aşkın devreye girmesiyle bu bilgiler zihninizde birer "görsel işkenceye" ve kıyaslama nesnesine dönüşmüş görünüyor. Sizin "ilk" oluşunuzla onun deneyimleri arasındaki tezatlık, üstelik bu deneyimlerin bedelini (sağlık sorunu olarak) sizin ödüyor oluşunuz, içinizdeki adalet duygusunu derinden sarsarak sevgilinize karşı haksızlık hissiyle karışık bir öfke biriktirmenize neden oluyor. Klinik bir perspektifle bakıldığında, sevgilinizin bu süreçteki destekleyici ve empatik tutumu ilişkinizin sağlıklı bir zeminde olduğunu gösterse de, sizin zihninizdeki o "izler" her seferinde travmatik bir tetikleyici görevi görerek sizi geçmişin cinsel detaylarına hapsediyor. Bu durum sadece bir kıskançlık değil, aynı zamanda yaşadığınız sağlık sorunuyla pekişen bir "istila edilmişlik" hissiyle de ilgili olabilir. İnsanların geçmişinin olması rasyonel bir gerçeklik olsa da, bu detayların sizin zihinsel şemalarınızda "kirlenmişlik" veya "değersizlik" gibi çarpıtılmış inançları tetiklemesi, partnerinizi ne kadar severseniz sevin sizi bu kısır döngüden çıkarmıyor. Bu döngüden kurtulmak için sevgilinizi suçlamak veya ondan rahatlatıcı cümleler duymak geçici bir çözüm sunsa da, asıl iyileşme bu geçmiş verilerin sizin "bugünkü değerinizi" belirlemediğini fark etmekle ve yaşadığınız sağlık sorununun yasını tutup kabule geçmekle başlayacaktır. "Herkes çözülemez diyor" şeklindeki o umutsuz düşünceye kapılmak yerine, bu durumun obsesif düşünce kalıplarıyla (Bilişsel Davranışçı Terapi) çalışıldığında profesyonel bir zeminde çözülebilecek bir konu olduğunu bilmeniz çok değerlidir. Evlilik kararı almadan önce, bu konunun sadece sevgilinizin sabrıyla değil, sizin bu geçmiş bilgilerini zihninizde nasıl "etiketlediğinizle" ilgili olduğunu fark etmeniz ve bir psikolog desteğiyle bu "izlerin" üzerinizdeki duygusal baskısını çalışmanız, ilişkinizin gelecekteki huzuru için en sağlıklı adım olacaktır.

Devamını Oku...

Merhaba, 8 yıllık sevgi ve saygı dolu bir ilişkinin içinde, cinselliğin de yolunda gittiği bir tabloda böyle bir durumla karşılaşmak, zihninizde ciddi bir güven sarsıntısı ve kafa karışıklığı yaratmış olabilir. Eşinizin size karşı olan derin sevgisi ile bu alışkanlığı arasındaki zıtlık, kendinizi "yetersiz" veya "aldatılmış" hissetmenize yol açan bir bilişsel çelişki doğuruyor olabilir; oysa klinik bir perspektifle bakıldığında, bu tür dijital alışkanlıklar çoğu zaman partnerin fiziksel varlığından veya ona duyulan arzudan bağımsız, bir tür stresle baş etme mekanizması veya dopamin döngüsüne dönüşmüş bir alışkanlık olarak karşımıza çıkabiliyor. 2 yıl önce bu konudaki sınırınızı net bir şekilde çizmenize ve bu davranışın sizi zedelediğini belirtmenize rağmen eşinizin gizli bir şekilde devam etmesi, ilişkinizdeki "şeffaflık" ve "karşılıklı rıza" zeminini zayıflatarak sizi ayrılık gibi radikal bir kararı düşünmeye itmiş görünüyor. Bu noktada hissettiğiniz kırgınlık ve "değer görmeme" duygusu çok insani olsa da, 8 yıllık sağlıklı giden bir evliliği doğrudan bitirme kararı almadan önce, bu durumu eşinizle son bir kez ama bu sefer bir "yasak koyucu" gibi değil, bu davranışın evliliğinizin temeline (güvene) verdiği hasarı merkeze alan bir yerden konuşmak önemli olabilir. Eşinizin bu videoları indirme ve bakma eylemi, sizinle olan cinsel hayatının bir eksiği değil, onun kendi iç dünyasındaki bir dürtü kontrol sorunu veya alışkanlık kalıbı olabilir; ancak bunu sizden gizlemesi ve uyarınıza rağmen sürdürmesi asıl güveni zedeleyen kısımdır. Kendinizi değersiz hissetmeniz yerine, bu durumun onun kişisel bir "bağımlılık" veya "davranış kalıbı" problemi olduğunu fark etmeniz, öz saygınızı korumanıza yardımcı olacaktır. Bu düğümü çözmek ve ayrılık kararını netleştirmeden önce, ilişkinizdeki bu sevgi bağını referans alarak bir terapistten destek almanız, eşinizin bu gizli davranışının altındaki motivasyonu anlamak ve sınırlarınızı yeniden inşa etmek için en sağlıklı yol olacaktır.

Devamını Oku...

Merhaba, öncelikle içinde bulunduğunuz bu durumun bir sağlık çalışanı olarak yoğun nöbet temposunda ne kadar yıpratıcı olabileceğini derinden hissettiğimi belirtmek isterim. Mesleğiniz gereği insan hayatına dokunurken, çalışma ortamında naifliğinizin ve iyi niyetinizin suistimal edilmesi ya da bir grup tarafından baskılanmanız, kendinizi yalnız ve savunmasız hissetmenize neden olabilir. Yaşadığınız bu durum, aslında sizin bireysel yetersizliğinizden değil, grup dinamiğinde sıkça rastlanan "yıldırma" (mobbing) veya grup içi çatışma mekanizmalarından kaynaklanıyor olabilir. Arkadaşlarınızın sergilediği çekememezlik veya dedikodu gibi davranışlar, genellikle karşı tarafın kendi içsel eksiklikleri, kıskançlıkları veya gruptaki yerlerini koruma çabalarıyla ilgilidir; yani bu durum sizin kimliğinizden ziyade onların yansıtmalarıyla alakalıdır. Sizin sessizleşmeniz ve özgüveninizin düşmesi ise zihninizin sizi bir tehdit karşısında korumaya çalışırken verdiği "donma" tepkisidir; ancak bu sessizlik bazen karşı tarafa daha fazla alan açabilir. Bu süreçte kendinizi korumak için öncelikle "profesyonel mesafe" kavramını hayatınıza dahil etmeniz oldukça kritiktir; onlarla olan iletişiminizi sadece iş odaklı, nazik ama net bir sınırda tutmak, onlara dedikodu malzemesi verecek duygusal açıklıklardan kaçınmak size bir koruma kalkanı sağlayacaktır. Müdürünüze yönelik yapılan asılsız söylemler karşısında ise, kendi işinizi en iyi şekilde yapmaya devam ederek "eylemlerinizle" cevap vermek ve gerekirse bu durumu somut örneklerle (duygusal değil, profesyonel bir dille) yöneticinizle paylaşmak, hakkınızdaki algıyı gerçeğe döndürecektir. Unutmayın ki, sizin iyi bir insan olmanız onların davranışlarını belirlemez ancak sizin bu davranışlar karşısında sınırlarınızı nasıl koruduğunuz, sizin ruhsal esenliğinizi belirler; bu nöbette kendinize sık sık "Ben işimi yapıyorum ve onların algısı benim gerçeğim değil" hatırlatmasını yaparak merkezinizde kalmaya çalışmanız size güç verecektir

Devamını Oku...