Psk. Tolga Özer
Türkiye, İstanbul
Online Terapi, Şema Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi, Depresyon, Kaygı Bozuklukları, Kişilik bozuklukları, OKB, Travma, Yeme Bozuklukları
Uzman Hakkında
2024 yılında FMV Işık Üniversitesi ingilizce psikoloji bölümünden mezun oldum. İstanbul Rumeli Üniversitesinde Klinik Psikoloji bölümü son dönem öğrencisiyim. Fiziksel sağlığı önemseyen ve bütüncül yaklaşımı oldukça önemli bulan bir psikolog olarak TVGFB Federasyonu Fitness Eğitmenliği yetkinliğine de sahibim.
Eğitim
- Işık Üniversitesi - Lisans
- Rumeli Üniversitesi - Yüksek Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- Bilişsel Davranışçı Terapi
- Rasyonel Duygucu Davranışçı Terapi
- Şema Terapi süpervizyon
- BDT süpervizyon
- Oyun terapisi
- Çocuk ve Ergenlerde Rddt ve Bdt
- TVGFBF Fitness eğitmenliği
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Şema Terapi
- BDT
- RDDT
Cevaplar (9)
Merhaba, yaşadığınız bu durumun yarattığı suçluluk ve yorgunluk hissini anlayabiliyorum. Sabrınızın son noktasına gelip kontrolü kaybettiğiniz bu anlar, aslında uzun süreli bir birikimin sonucudur. Bu süreci sağlıklı bir zemine oturtmak için şu noktaları değerlendirebilirsiniz:1. Patlamanın Arkasındaki "Birikmiş Sabır"Kendinizi sabırlı biri olarak tanımlamanız çok kıymetli, ancak psikolojide "on kere susup on birincide patlamak" sağlıklı bir sabır mekanizması olmayabilir. Sustuğunuz her an, o öfke yok olmuyor; aksine bir barajda su birikir gibi birikiyor. Bilgisayarınızın kırılma tehdidi ise bu barajın kapaklarını yıkan son damla olmuş olabilir. Haklıyken haksız duruma düşmemek için, öfkeyi biriktirmeden, ilk aşamalarda daha küçük ve net sınırlarla ifade etmeyi denemek bir çözüm olabilir. 2. Sınır İhlalleri ve Hizmet BeklentisiEv içinde sizden sürekli bir hizmet beklenmesi ve ablanızın bu tutumu, kişisel alanınıza ve emeğinize bir saldırı olarak algılanabilir. "Başkası olsa çeker giderdi" düşünceniz, aslında sınırlarınızın ne kadar zorlandığının bir kanıtı. Kendinizi savunma ihtiyacınız çok sağlıklı, ancak savunma yönteminizin (eşyalara zarar vermek) size ve annenize zarar vermesi, asıl haklı olduğunuz konuyu gölgede bırakıyor olabilir. 3. Annenizin Durumu ve Suçluluk DuygusuAnnenizin bu durumdan etkilenmesi sizin en hassas noktanız gibi görünüyor. Patlamadan sonra yaşadığınız o yoğun üzüntü, aslında annenize olan sevginizden kaynaklanıyor. Kendinize kızmak yerine, bu enerjiyi ev içindeki görev dağılımını ve ablanızla olan iletişiminizi "sakin bir zamanda" masaya yatırmak için kullanabilirsiniz. Olay anında değil, fırtına dindiğinde kurulan cümleler çok daha etkili olabilir. 4. Kendi İyiliğiniz İçin Neler Yapabilirsiniz?Öfke patlaması yaşayacağınızı hissettiğiniz o "kırılma anında", fiziksel olarak ortamdan uzaklaşmak (başka bir odaya geçmek, dışarı çıkmak) en azından eşyalara ve çevreye zarar vermenizi engelleyebilir. Kendi bilgisayarınızı veya odanızı koruma arzunuz meşrudur; ancak bu korumayı fiziksel bir yıkımla değil, net bir dille "Bu benim sınırım ve buna saygı duyulmasını istiyorum" diyerek (ve gerekirse o an iletişimi keserek) yapmayı deneyebilirsiniz. Sonuç Olarak:Kendinizi "nadir de olsa patlayan biri" olarak etiketleyip suçlamayın. Bu patlamalar aslında bir yardım çığlığı gibidir; "Daha fazla taşıyamıyorum" demektir. Yerinizde kim olsa zorlanırdı, ancak bu zorlanmayı yıkıcı değil, yapıcı sınırlara dönüştürmek sizin elinizde olabilir. Anneniz için en büyük iyilik, sizin sakin ve sınırlarını koruyabilen bir birey olduğunuzu görmesidir.
Merhaba, yaşadığınız bu süreç hem duygusal hem de zihinsel olarak oldukça yıpratıcı olabilir. Eşinizin sessizliği ve sizin bu durum karşısındaki suçluluk hissiniz üzerine profesyonel bir perspektifle şu değerlendirmeleri yapabiliriz:1. Beklentileriniz ve Savunulmak İhtiyacıEşinizin, ailesiyle aranızda kaldığında sizi savunmasını veya en azından yanınızda durmasını beklemeniz sağlıksız bir istek değil; evlilik birliğinin temel bir gereksinimidir. Bu beklentiniz bir lüks değil, duygusal bir ihtiyaçtır. Eşinizin kendimi savunamıyorum beyanı, onun çatışma yönetimi becerilerinin veya özgüveninin bu yükü taşımaya yetmediğinin bir göstergesi olabilir. 2. Sessizliğin Altında Yatan Nedenler: Kaçınma mı, Karar mı?Eşinizin istemiyorum diyerek tamamen sessiz kalması, genellikle bir karardan ziyade bir duygusal donma tepkisi olabilir. Ailesiyle kurduğu bağımlı veya güvensiz bağlanma stili, onu iki sadakat arasında bırakmış ve bu stresle baş edemediği için tamamen kaçmayı seçmiş olabilir. Sessizliği, gerçeği görmemesi değil, o gerçekle yüzleşecek duygusal cesarete sahip olmamasıyla ilgili olabilir. 3. Kendi Düşünce Yapınızı Fark Etmek ve DönüştürmekGeceleri uyuyamamanıza neden olan suçluluk duygusunu hafifletmek için şu bilişsel adımları düşünebilirsiniz:Sorumluluk Paylaşımı: Bu ayrılığın tüm faturasını kendi tepkilerinize kesmek adil bir yaklaşım olmayabilir. Bir sorunun yaşanması için sizin tepkiniz kadar, karşı tarafın eylemsizliği ve sınır çizememesi de büyük bir paya sahiptir. Sorumluluğu sadece kendinizde toplamak yerine, bu sorumluluğu taraflar arasında rasyonel bir şekilde dağıtmayı deneyebilirsiniz. Kendine Şefkat: Kimseyi kıramıyorum derken aslında kendinizi kırdığınızı fark edebilirsiniz. Kendinizi savunmanız bir hata değil, bir sınır çizme girişimidir. Kendi sınırlarınıza sahip çıkmak sizi suçlu yapmaz, aksine psikolojik sağlığınızı korumanız için bir zorunluluktur. Kontrol Alanınızı Belirleyin: Eşinizin ne düşündüğünü veya neden sustuğunu kontrol edemezsiniz. Bu belirsizlikte boğulmak yerine, odağınızı kendi iyilik halinize; yani uykunuza, fiziksel sağlığınıza ve sosyal desteğinize çevirmek şu an için en sağlıklı adım olabilir. 1. Evin Erkeği Söylemi ÜzerineEşinizin evin erkeği benim, senin yanında ezildim şeklindeki çıkışları, ailesine karşı gösteremediği iradeyi size karşı sergileyerek telafi etmeye çalıştığı bir savunma mekanizması olabilir. Bu, sizin baskınlığınızdan ziyade onun kendi içsel yetersizlik hissinin bir yansıması olabilir. Sonuç Olarak:Şu an için onun psikolojisini analiz etmeyi bir kenara bırakıp, bu durumun sizin üzerinizdeki yıkıcı etkisini nasıl azaltabileceğinize odaklanmanız çok değerlidir. Siz elinizden geleni yaptınız; bazen en büyük güç, kontrol edemediğimiz kişileri ve durumları oldukları gibi bırakabilmektir.
Yaşadığınız bu tıkanmışlık hissini, sanki bir labirentin içinde nefessiz kalmışsınız gibi tarif etmenizi çok iyi anlıyorum. Okuduğunuz kitapta anlatılanlar aslında teorik bir farkındalık kazandırmış olsa da, teorinin pratikle, hele ki aynı evin içindeki o ağır enerjiyle çatıştığı noktada canınızın yanması çok insani. Ebeveynlerinizin beklentilerinin bitmemesi ve yaptıklarınızın yeterli gelmemesi, sizin yetersizliğinizle değil; onların kendi iç dünyalarındaki kontrol arzusu ve karşılanmamış ihtiyaçlarıyla ilgilidir. Maddi katkı sağlamanıza rağmen takdir görmemeniz, onların sizi hâlâ kendi sınırları olmayan bir uzantıları gibi görmelerinden kaynaklanıyor. Aynı evin içinde mesafe koymak fiziksel bir eylemden ziyade zihinsel bir süreçtir; onların yargılarını üzerinize bir kıyafet gibi giymemeyi öğrenmek, kendi "iç kalenizi" inşa etmenin temelidir. Bu döngüyü kırmak için, bir noktada aile bireyleriyle ortak bir zeminde buluşup yaşadığınız bu duygusal aşınmayı onlara izah etmek gerekebilir. Ancak bu görüşmenin sadece suçlamalardan ibaret kalmaması ve onların sizi gerçekten duyabilmesi için, sağlıklı sınırlar çerçevesinde bir iletişim dili kurmak çok kritiktir. Kendi ihtiyaçlarınızı ve sınırlarınızı net bir şekilde ifade etmek, onlara sizi bir yetişkin olarak tanıma fırsatı verecektir. Elbette bu dengeyi kurmak, aynı evin içindeyken tek başınıza yapması oldukça güç bir sorumluluktur. Dış dünyadan elinizi çekmek sizi dışarıdaki çatışmalardan koruyor gibi görünse de, içerideki baskıyla sizi baş başa bırakarak depresif döngüyü besliyor. Bu süreci tek başınıza göğüslemek yerine, bir uzmanla çalışarak bu karmaşık duyguları çözümlemek size iyi gelecektir.
Yaşadığınız bu gelgitli süreç, insanın zihnini ve kalbini en çok yoran durumlardan biridir; bir yandan çok yakın hissettiğiniz, diğer yandan aranıza aşılması güç duvarların örüldüğü o belirsizlik bölgesindesiniz. Öncelikle şunu bilmenizi isterim ki, bir insanın uykusunda size sarılması ve sevgi sözcükleri fısıldaması, aslında kalbinin derinliklerinde size olan bağının hala ne kadar canlı olduğunu gösterir. Ancak bilinçli zihin devreye girdiğinde, yani uyandığında, devreye giren "güven kırıklığı" bir savunma mekanizması oluşturarak araya o soğukluğu koyuyor. Şu an size karşı mesafeli durması, aslında kendisini tekrar yaralanmaktan koruma çabasıdır. Onu sevdiğinizi ve sadakatinizi kanıtlamak için gösterdiğiniz çaba çok kıymetli, ancak bazen "çok çabalamak" karşı tarafta baskı hissi yaratabilir veya suçluluk duygusunu pekiştirebilir. Güven, bir cam vazo gibidir; kırıldığında yapıştırmak için sadece zamana değil, aynı zamanda o parçaların tek tek ve sabırla yerine konulmasına ihtiyaç vardır. Şu aşamada yapabileceğiniz en sağlıklı şey, kendi sevginizden emin bir duruş sergileyerek ona alan tanımaktır. Sürekli aramak veya sormak yerine, ona "Ben buradayım, seni seviyorum ve hazır olduğunda konuşmak için bekliyorum" mesajını hissettiren tutarlı bir güven limanı olmanız gerekir. Onun canı istediğinde cevap vermesi size haksızlık gibi gelse de, bu onun kendi içindeki fırtınayı dindirme biçimi olabilir. Bu noktada kendi mutluluğunuzu ve sınırlarınızı da göz ardı etmemelisiniz. Duygularınızı anlatırken savunmaya geçmeden, sadece kendi hislerinizden ve ona verdiğiniz değerden bahsederek "ben dili" kullanmanız aranızdaki buzları daha sağlıklı eritecektir. Unutmayın ki, gerçek bir onarım süreci kelimelerden çok, zaman içindeki tutarlı davranışlarla inşa edilir. Sevginizin gerçekliği, sizin bu belirsizlik karşısındaki sabrınız ve sakin duruşunuzla en iyi şekilde anlaşılacaktır. Kendinize de bu süreçte şefkat göstermeyi ve duygusal deponuzu korumayı ihmal etmeyin