Psk. Büşra Nur Arslan
Türkiye, Zonguldak
Online Psikoterapi, Yetişkin-Ergen
Uzman Hakkında
Psikoloji lisans eğitimimi tamamladıktan sonra klinik ve akademik alanda deneyim kazanarak mesleki gelişimimi sürdürmekteyim. TÜBİTAK 2209-A kapsamında yürütülen bir araştırma projesinde yer aldım ve çalışmamı ulusal bir kongrede sundum. Klinik görüşmelerde danışanın ihtiyaçlarını merkeze alan, psikodinamik yönelimli ve eklektik bir yaklaşım benimsemekteyim. Etik ilkelere bağlı, analitik ve bütüncül bir bakış açısıyla çalışmayı hedeflemekteyim.
Eğitim
- Ondokuz Mayıs Üniversitesi - Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- Ulusal Pozitif Psikoloji Kongresi
- 3. Uluslararası Mardin Bilimsel Araştırmalar ve İnovasyon Kongresi
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Bütüncül (Eklektik) Psikoterapi
Cevaplar (6)
Merhaba sevgili danışan,Korkunuzu ve kafanızın içinde olanları anlamlandırmaya çalışırken zorlandığınızı anlayabiliyorum. 16–17 yaş dönemi (ergenliğin orta evresi) hem biyolojik hem psikolojik olarak oldukça hassas bir dönemdir. Uyku düzeninin bozulması, yoğun stres, kaygı, uzun süre ekran maruziyeti ve yorgunluk; zihnin aşırı aktif çalışmasına yol açabilir. Bazen bu aşırı uyarılmışlık hali, sesleri daha yoğun algılama, yankı gibi duyma, iç konuşmanın çok hızlanması veya senaryolar üretmesi şeklinde deneyimlenebilir. Özellikle uykuya geçiş anında (hipnagojik dönemde) beynin ses, görüntü ya da konuşma benzeri deneyimler üretmesi nadir değildir. Ancak burada önemli olan nokta şu: Bu yaşadıklarınız sizi korkutuyor ve işlevselliğinizi etkilemeye başlamış. Uykuya video olmadan dalamamak, beynin sürekli senaryo üretmesi, çalışırken sesleri farklı algılamanız yüz yüze değerlendirilmesi daha uygun olacak belirtilerdir. Buradan kesin bir yorum yapmak doğru olmaz. Bu tür belirtiler bazen yoğun kaygıya, bazen uyku düzensizliğine, bazen de başka psikiyatrik süreçlere bağlı olabilir. Hangisi olduğunu anlamak için profesyonel değerlendirme gerekir. Şu anda kendinize sorabileceğiniz bazı şeyler var: – Son dönemde yoğun stres yaşadınız mı? – Uyku saatleriniz düzensiz mi? – Gün içinde ne kadar ekran kullanıyorsunuz?Bunlar belirtileri artırabiliyor. Bu süreçte şunları deneyebilirsiniz: – Uyku öncesi ekranı en az 30 dakika önce kapatmak (başta zor olabilir ama önemli). – Kafein tüketimini azaltmak. – Nefes egzersizi ile bedeni sakinleştirmek (4 saniye al – 6 saniye ver gibi). Ama tekrar vurgulamak isterim ki bu yazdıklarım destekleyici önerilerdir. Bir uzman değerlendirmesinin yerini tutmaz. Ailenizle bu durumu paylaşmanız ve bir çocuk-ergen psikiyatristine randevu almanız çok kıymetli olur. Erken destek alındığında birçok durum çok daha sağlıklı şekilde yönetilebilir. Çok korktuğunuzu söylüyorsunuz. Korkmanız anlaşılır. Bu noktada yardım istemiş olmanız çok önemli bir adım. Bu yalnız başınıza taşımanız gereken bir şey değil. Umarım cevabım faydalı olmuştur. Değerlendirilmesini istediğin farklı bir soru olursa bizlere yeni bir soru oluşturarak iletebilirsin. Aklına takılanları yorumlarda yazabilirsin. Kendine iyi bakman dileğiyle. Sevgiler,Psikolog Büşra Arslan
Merhaba sevgili danışan,Yazdıklarınızı okurken ne kadar uzun süredir biriken bir yük taşıdığınızı anladım. Hem aile içinde dışlanmış ve hedef haline getirilmiş gibi hissetmek, hem de bunun bedeninizde mide bulantısı, yanma, kusma gibi belirtilerle karşılık bulması sizi zorlamış olmalı. “Buradan çıkış yok gibi” demeniz, umutsuzluğun ne kadar yoğunlaştığını ancak bize ulaşıp hala bir çözüm arayışında olmanız pes etmediğinizi gösteriyor. Öncelikle bunun için sizi tebrik etmek isterim. Bedeninizin verdiği tepkilere biraz değinmek isterim. Yoğun ve kronik stres altında olduğumuzda sindirim sistemi en hızlı etkilenen alanlardan biridir. Kaygı ve tehdit algısı arttığında mide asidi artabilir, kasılmalar olabilir, iştah kesilebilir. Yani yaşadığınız belirtiler bedeninizin zorlanmaya verdiği bir yanıt olabilir. Bu durum hem psikolojik destekle hem de bir dahiliye ya da gastroenteroloji kontrolüyle birlikte ele alınabilir. Aile içindeki dinamiklere baktığımızda ise “günah keçisi” rolü dediğiniz durum dikkat çekiyor. Bazı ailelerde bir kişi ortamdaki gerginliğin taşıyıcısı haline gelir. Eleştiriler, imalar, kıyaslamalar o kişiye yönelir. Bu, o kişinin değersiz olduğu anlamına gelmez. Genellikle bu durum aile içi dengenin sağlıksız bir biçimde kurulmuş olduğuna işaret eder. Ailenizdeki tutum sizde sadece öfke ve dışlanmışlık duygusu yaratıyor gibi görünüyor. Bu noktada şu soruyu kendinize sorabilirsiniz: “Bu ortamda en çok hangi ihtiyacım karşılanmıyor?” Anlaşılmak mı, saygı görmek mi, desteklenmek mi? İhtiyacınızı adlandırmak güç kazanmanın ilk adımıdır. Şu anda odadan çıkamamak, yataktan kalkmakta zorlanmak, geri çekilmek bunlar tükenmişliğin işaretleri olabilir. Küçük adımlarla başlamak önemli. Örneğin:-Her gün sadece 20 dakika odadan çıkmak. -Mideyi rahatlatacak hafif besinlerle düzenli küçük öğünler denemek (öncesinde uzman kontrolü önemli). -İş arama sürecini günün belirli bir saatine sınırlamak (tüm günü kaplamasın diye). Ayrıca bu yükü tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz. Yüz yüze bir psikolojik destek almak, hem aile içi rolünüzü anlamlandırmanız hem de kaygı belirtilerinizi düzenlemeniz açısından çok kıymetli olabilir. Şu an kendinizi ne kadar sıkışmış hissederseniz hissedin, bu durum sizin kim olduğunuzu tanımlamaz. Buraya yazmış olmanız bile hala ayağa kalkma isteğinizin olduğunu gösteriyor. Umarım yazdıklarım size biraz olsun eşlik edebilir.
Merhaba sevgili danışan, Yaşadığınız durumu dikkatle okudum ve incelediğimde bu süreci bilişsel davranışçı bir çerçeveden ele alabileceğimiz kanısına vardım. Öncelikle odak noktamız karşı tarafın niyeti ya da kimin haklı olduğu değil sizin bu süreçte yaşadığınız içsel deneyim. Şu anki tetikleyici durumunuz eski partnerinizin dolaylı paylaşımlar yapması ve sizi suçlayıcı imalarda bulunması. Bu durumun ardından zihninizde beliren bazı otomatik düşünceler ortaya çıkıyor gibi görünüyor. Otomatik düşünce, bir olay olur olmaz zihnimizden çok hızlı geçen hatta çoğu zaman fark etmediğimiz ilk yorumdur. Genellikle bize gerçek gibi gelir. Aslında daha çok refleks gibidir üzerine düşünülmüş, tartılmış bir değerlendirme değildir. Sizin durumunuzdan örnek verecek olursak “Hakkımda yanlış düşünüyor. ” “Kendimi açıklamazsam suçlu kalırım. ” “Bir şey yapmazsam bu böyle kalacak. ” “Ben bir şey yapmalıydım. ”. Bu düşünceler beraberinde suçluluk, kaygı, öfke ve yorgunluk duygularını getiriyor. Genellikle duygular çok pasif ve gelip geçici sanılır ancak duygular sadece “hissettiğimiz” şeyler değildir. Aynı zamanda bizi harekete geçiren sinyallerdir. Duygular yoğunlaştıkça da davranış eğilimi ortaya çıkar. Anlattığınız durumda ise kendini açıklama isteği, düzeltme çabası, yeniden temas kurma arzusu olarak görülüyor. BDT açısından burada önemli soru şudur: Bu düşünceler ne kadar kanıta dayanıyor ve ne kadar yorum içeriyor? Örneğin “Açıklamazsam suçlu olurum” düşüncesinin kanıtı nedir? Bunu bir kendinize sormanızı isterim. Bir başkasının sizi nereye ve nasıl konumlandırdığı tamamen sizin kontrolünüzde mi?Ayrıca 3 yıldır bu konunun zihinsel olarak devam ediyor olması, olayın kendisinden çok olayla ilgili ruminasyonun (zihinsel tekrarların) sürdüğünü gösteriyor. Ruminasyon size üzerine düşünerek halledebileceğiniz yanılgısını hissettirir ancak bakıldığında aynı soruların tekrar tekrar kendinize yönelttiğiniz işlevsiz bir süreçtir. “Hayatı sıfırdan kurmak korkutucu” ifadesini ayrıca ele alırsak genellikle bu cümlenin altında şu tür örtük varsayımlar olabilir “Yeniden başlarsam yine mutsuz olurum. ” “Yine yanlış birini seçerim. ” “Tekrar aynı hayal kırıklığını yaşarım. ” “Zaman kaybederim. ”. Burada dikkat etmenizi istediğim nokta şu bu ifadeler bir olasılığı mı anlatıyor yoksa zihniniz bunu kaçınılmaz bir sonuç gibi mi sunuyor?Felaketleştirme dediğimiz bilişsel eğilimde zihin, gelecekteki olası bir olumsuzluğu büyütür, olasılığı yüksek gösterir ve baş etme kapasitesini küçümser. Yani iki şey olur:1-En kötü senaryo merkeze alınır. 2-“Başa çıkamam” inancı pekişir. Bu düşünceyi çalışırken şu sorular size yardımcı olabilir:Daha dengeli bir senaryo nasıl olurdu?En kötü senaryo gerçekleşse bile bununla baş etme ihtimaliniz tamamen sıfır mı?Burada amaç düşünceyi yanlış ilan etmek değil büyütülmüş olanı gerçekliğe getirmek ve daha işlevsel düşünceleri yerine koymak. Verdiğim bu cevapta amacım sizin zihinsel yükünüzü artıran bilişsel kalıpları görmeniz ve baş etme alışkanlıklarınıza bakış açıları getirmek. Şu an harcadığınız çabanın ne kadarı gerçekten sizin etki alanınızda? Ne kadarı ise bir başkasının algısını değiştirmeye yönelik? Çünkü duygusal iyileşme çoğu zaman dışarıdaki kişinin değişmesiyle değil içerideki sesi kontrol etmekle başlar. Cevabımın faydalı olmasını umuyor, sağlıklı günler diliyorum. Sevgilerimle, Psikolog Büşra Arslan
Merhaba sevgili danışan,ilişkinizin sürecine baktığımda iki farklı hareket görüyorum 1) siz son dönemde ilişkiyi sürdürmek için yoğun bir çaba içindesiniz 2) o ise giderek geri çekilen, mesafe koyan bir pozisyonda. Aylardır sevmiyorum ifadesi, ardından engelleme davranışı bunlar duygusal olarak kapanma ve sınır koyma göstergeleri gibi duruyor ancak burada odaklandığımız özne sizsiniz. Bu durumda yaşadığınız ikilemler ve çatışmalar üzerine durabiliriz. Sevgililer Günü’nde çiçek gönderme düşünceniz hâlâ içeride bir umut alanı tuttuğunuzu gösteriyor. Belki de bu jest, onun duygularının tamamen bitmediğini kanıtlama ihtiyacınıza karşılık gelir. Burada asıl soru şu olabilir; çiçek gönderdiğinizde ne olmasını umuyorsunuz? Onun geri dönmesini mi, yoksa “en azından denedim” diyebilmeyi mi?İlişkinin başındaki güven tartışmaları da önemli. O zamanki hisleriniz ve duygularınız size neler söylüyordu? Bazen bir ilişki sorunsuz gibi görünse de bir taraf iç dünyasında (iletişim kurmadan) yavaş yavaş uzaklaşmış olabiliyor. Anlattıklarınızdan da anlıyorum ki şu yaşadığınız durum sadece bir ayrılık değil aynı zamanda belirsizlik ve kontrol kaybı hissi gibi görünüyor. Engellenmiş olmak, cevapsız kalmak insanın zihninde “acaba?” sorularını büyütebiliyor. Bu da sizi bir hamle yapmaya itiyor olabilir. Belki de burada odak “Bu işe yarar mı?” sorusundan çok “Ben şu an neyin peşinden koşuyorum?Ben ne istiyorum?” sorularına dönmesi sizin kendi belirsizliğinizi hafifletmeye yardımcı olabilir. Çünkü bazen kişi karşı tarafı geri kazanmak isterken, aslında kendi içindeki kayıp duygusunu onarmaya çalışır. Şu an sizin için en zor olan şey hangisi Onu kaybetmiş olmak mı, yoksa onun artık sizi istemediğini duymak mı? Ulaşamadığımız birine dair soru işaretleriyle boğuşmak yerine bu alıştırmalar daha faydalı olabilir. Cevabımın faydalı olmasını umuyor, sağlıklı günler diliyorum. Sevgilerimle, Psikolog Büşra Arslan