Elif Yaman

Psk. Elif Yaman

Türkiye İstanbul

Online Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi, Oyun Terapisi

5.0
(3 Yorum)

Uzman Hakkında

Demiroğlu Bilim Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun oldum. Kliniklerde, hastanelerde çeşitli anaokullarında staj yaptım. Prof Dr. Murat Atmacadan Bilişsel Davranışçı Terapi eğitimi ve süpervizyonu aldım. Dershanede ergenlerle ve velilerle çalıştım. Aktif olarak Yetişkin, ergen ve çocuklar üzerinde danışmalık hizmeti vermekteyim.

Eğitim

  • Demiroğlu Bilim Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Bilişsel Davranışçı Terapi
  • Oyun Terapisi
  • Sınav kaygısı
  • Çocuklarda Bilişsel Davranışçı Terapi
  • Kısa süreli çözüm odaklı terapi

Uzmanlık Alanları

Depresyon
Panik Bozukluk
Obsesif Kompulsif Bozukluk
Anksiyete
Öfke Yönetimi
Ergen Psikolojisi
Özgüven Problemleri
Çocuk Psikolojisi
Değersizlik / Yetersizlik Hisleri
Duygular
Hastalık Kaygısı
İletişim Problemleri
Mükemmelliyetçilik
Stres
Erteleme Davranışı
Sosyal Kaygı
İlişki Sorunları
Çocuk ve Ergen Psikolojisi
Zaman Yönetimi
Kariyer Rehberliği
Akran Zorbalığı

Çalışma Ekolleri

  • Oyun Terapisi
  • Bilişsel Davranışçı Terapi

Cevaplar (18)

Sevgili danışan, aslında hissettiğin şey çok anlaşılır ve düşündüğünden daha yaygın. İnsan farkında olmadan mağduriyet hissine tutunabilir çünkü bu bir savunma şeklidir. Yaşadığın kırgınlıklar, haksızlıklar ve zorlanmalar zihninde bir anlam bulmak ister ve mağduriyet hissi bunu sağlar. Bir yandan da sorumluluğu tamamen üstlenmek zorunda kalmamak kısa vadede rahatlatıcı gelir. Ama senin fark ettiğin kritik nokta şu: artık bu durum sana iyi gelmiyor ve seni durduruyor. Bu farkındalık gerçekten çok değerli çünkü değişimin başlangıcı tam olarak burasıdır. Hata yapmaktan korkman da boşuna değil. Eğer uzun süredir kendini suçlama eğilimindeysen zihnin şunu öğrenir: hata yaparsam kendime yüklenirim, kendimi kötü hissederim. Bu yüzden hiç adım atmamak daha güvenli gelir. Ama bu da seni durdurur ve durdukça kendine olan öfken artar. Yani bir döngü oluşur: korku → kaçınma → öfke → daha fazla korku. Bunu kırmanın yolu kendini zorlamak değil, kendine biraz daha yumuşak yaklaşmaktan geçer. Öncelikle iç sesini fark etmeye başla. “neden böyleyim” dediğin an bunu fark edip “şu an kendime yükleniyorum” demen bile önemli bir değişimdir. Sonra çok küçük adımlar seç. Gerçekten küçük. Birine kısa bir mesaj atmak, 10 dakika bir şey yapmak, sadece başlamak gibi. Amaç başarılı olmak değil, harekete geçmeye alışmak. Geçmişi tamamen silmeye çalışmana da gerek yok. Onu yok saymak yerine “bunlar oldu ve beni etkiledi ama ben sadece bundan ibaret değilim” diyebilmek daha gerçekçi ve iyileştiricidir. Kendine duyduğun öfkenin altında büyük ihtimalle hayal kırıklığı var. Belki kendinden beklentin yüksek, belki daha farklı olmayı istiyorsun ama şu an bulunduğun yer tembellik değil, birikmiş duyguların sonucu. O yüzden şu cümleyi biraz zihninde tutmanı isterim: ben sorun değilim, ben zorlanıyorum. Bu bakış açısı yavaş yavaş değiştikçe davranışların da değişmeye başlar. Eğer istersen şunu birlikte biraz daha açabiliriz: seni en çok durduran düşünce hangisi? genelde o düşünceyi yakaladığımızda çözüm daha netleşir.

Devamını Oku...

Sevgili danışan,Yazdıklarını okurken taşıdığın yükün ne kadar ağır olduğunu hissedebiliyorum. İnsanlardan uzaklaşmış gibi hissetmek, arkadaşlıkların zayıflaması, aileyle yaşanan baskı ve kırgınlıklar… Bunların hepsi bir araya geldiğinde insanın iç dünyasını oldukça yorabilir. “Çökmüş gibi” hissetmen bu yüzden çok anlaşılır. Öncelikle şunu söylemek isterim: İnsanlarla iletişim kurmakta zorlanman ya da zaman zaman “dilini tutamamak” seni kötü biri yapmaz. Bu genellikle biriken duyguların, anlaşılmama hissinin ve içsel gerginliğin dışa vurumudur. Yani bu bir karakter sorunu değil, öğrenilebilir ve değiştirilebilir bir beceri alanı. Kin tutmak istemediğini özellikle belirtmen çok önemli. Bu, içinde hâlâ bağ kurma isteğinin ve değerlerinin canlı olduğunu gösterir. Ama kin çoğu zaman aslında kırgınlığın, incinmişliğin ve haksızlığa uğramışlık hissinin bir sonucudur. Yani “kinli olmak istemiyorum” demen kadar, “nerede incindim?” diye kendine sorman da çok kıymetli olabilir. Ailenle yaşadığın baskı konusunda ise: Çalışmak istememenin altında genelde sadece “istememek” olmaz. Bazen tükenmişlik, bazen kaygı, bazen de “ne yapacağımı bilmiyorum” hissi yatar. Ailen bunu sadece dışarıdan “çalışmıyor” olarak görüyor olabilir ama senin içindeki süreci görmüyorlar. Bu da seni daha yalnız hissettirebilir. Sevgili danışan, sınır koymak konusunda kitap okuyabilirsin sınır koymak bazen vicdanen zor gelebilir, ama istemediğin ve istediğin şeyleri düşünüp biraz daha insanlara karşı net cevaplar verebilirsin unutma önemli olan senin kendini nasıl ifade ettiğin ve hissetiğindir. 🌸😊

Devamını Oku...

Sevgili danışan,Anlattıkların gerçekten insanı ruhsal olarak çok yoran, tabiri caizse "enerjini emen" bir durum. Bir taraftan kendi hayatını kurmaya, kararlarını savunmaya çalışırken, diğer taraftan en yakınım dediğin insanın seni sürekli bir "yarış" ya da "kıskançlık" parantezine hapsetmeye çalışması çok haksızca. Senin yaşadığın bu durum, aslında karşı tarafın kendi içindeki yetersizlik hissini sana yansıtması (projeksiyon). Seni "kıskanç" olarak yaftalıyor çünkü kendi yaptıklarını ancak seni bu konuma düşürerek meşrulaştırabiliyor. Psikolog gözüyle, bu "kısır döngüden" çıkman için şu samimi yolları izleyebiliriz:Açıklama Yapma Tuzağına Düşme: Şu an en büyük enerji kaybın, kendini ona ispat etmeye çalışmak. Sen "çalışacağım, çocuk düşünmüyorum" dedikçe o bunu bir saldırı malzemesi yapıyor. Çünkü o seninle anlamak için değil, yeni bir "koz" yakalamak için konuşuyor. Sessizlik veya çok kısa, duygusuz cevaplar onun elindeki oyuncağı alır. Gri Kaya" Yöntemi: Bu tip manipülatif durumlarda en iyisi "gri bir kaya" gibi tepkisiz ve sıkıcı olmaktır. Sen tepki verdikçe o besleniyor. Laf soktuğunda ya da "ispat et" dediğinde derin bir sessizlik ya da "Sen öyle düşünmeyi tercih ediyorsan bu senin kararın" gibi kestirip atan cümleler kullan. Sen oynamayı bıraktığında oyun biter. • Sınırlarını Sen Çizersin: Sosyal medyadan çıkarmak çok doğru bir adım olmuş. Ama hala sana "hesap sorabiliyor" olması, senin sınırlarının içinde bir yerlerde dolaştığını gösteriyor. Onun senin hakkında ne düşündüğü senin gerçeğin değil, onun kendi hikayesi. Başkalarına ne anlattığını kontrol edemezsin ama senin üzerindeki etkisini kontrol edebilirsin. •Kendi Yoluna Bak: Eski ilişkine dönmeyeceğini, ne istediğini sen biliyorsun. O bunu ister kıskançlık desin, ister özenmek. .. Senin gerçeğin değişmiyor. Kendi hayat planlarına (kariyer, okul vs. ) odaklanman, ona verilecek en büyük ve en doğal cevaptır. Ona ne yazabilirsin? (En doğal ve net haliyle):"Aramızdaki güven bağının artık koptuğunu hissediyorum ve bu yüzden bir mesafe koymaya karar verdim. Yaşadığımız süreçte seninle ilgili hissettiklerimi sana daha önce de anlattım. Herkesin hayatı, tercihleri ve başarıları kendine. Bu saatten sonra birbirimize bir şeyleri ispat etmeye çalışmamıza gerek olduğunu düşünmüyorum. Kararıma saygı duymanı bekliyorum. " Sevgili danışan burada kendini korumak adına eğer onlara sınır koyacaksan mutlaka koymak gerekir eğer sınırın belli olursa onlar bazı şeylere cesaret etmeyecektir🌸

Devamını Oku...

Sevgili danışan,Bir anne olarak hissettiğin o "müdahale etme" isteği çok insani, hatta çok şefkatli. Ama gel bu sürece beraber, biraz daha içeriden bakalım. 8 yaş, çocukların sosyal dünyada kendi yerlerini bulmaya çalıştıkları, o "gruplaşma" dediğimiz sert dalgalarla ilk kez tanıştıkları bir durak. Kızının duygularını dile getirebiliyor olması bizim için şahane bir başlangıç noktası; çünkü ne hissettiğini bilen çocuk, ne yapacağını da daha kolay öğrenir. Süreci yönetirken şu birkaç noktayı odağımıza alalım:•Güçlü Duruş "Ben de Buradayım" Demektir: Güçlü duruş, o gruplara zorla girmeye çalışmak değil, "Siz beni almasanız da ben kendime yetebilirim" diyebilmekten geçer. Ona, o gruptan dışlandığı anda gidip bir başkasıyla oynamanın veya tek başına bir şeyler yapmanın da bir seçenek olduğunu gösterin. "Onlar seni istemediğinde senin eğlencen bitmiyor" mesajı, en büyük özgüvendir. İş Kimde Bitiyor? Aslında bu bir sacayağı: Anne, öğretmen ve çocuk. Ama başrol kızında. Senin görevin, onun sırtındaki o ağır çantayı (üzüntüyü) alıp kenara koymak değil; çantayı nasıl daha rahat taşıyabileceğini öğretmek. Yani "kurtarıcı" değil, "rehber" olmalısın. Sen evde o güvenli limanı sağladığında, dışarıdaki fırtına onu o kadar da sarsmaz. •Öğretmenden Küçük Bir Dokunuş: Öğretmeniyle "kızımı dışlıyorlar" şeklinde değil de, "Kızımın sınıftaki sosyal bağlarını güçlendirmek için onu farklı gruplarla eşleştirebileceğimiz etkinlikler yapabilir miyiz?" şeklinde bir iş birliği yapabilirsin. Bu, sorunu kişiselleştirmeden çözüm odaklı bir yaklaşım olur. Okula Gitmek İstememe Meselesi: Bu aslında bir kaçınma davranışı. "Orada zorlanıyorum, o yüzden gitmeyeyim" diyor. Ona, okulun bir sorumluluk olduğunu ama yaşadığı sorunun "çözülebilir" olduğunu hissettirmen lazım. "Evet, bazen arkadaşlarla işler yolunda gitmez ama bu bizim okuldan vazgeçmemize sebep olmaz, gel bu düğümü nasıl çözeriz ona bakalım" diyerek yanındaki yerini sabitlemelisin. Kısacası: Sen onun yerine savaşma, ona nasıl savaşılacağını (ya da ne zaman barışılacağını) öğretebilrisiniz . Evdeki o koşulsuz sevgi ve kabul, onun okuldaki en büyük zırhı olacak. bunun aslında bir süreç olacağını bazen okulda böyle şeylerin olabileceğini onun haricinde onun her zaman yanında olduğunuzu hissettirebilirsiniz💐

Devamını Oku...