Serra Menevşe

Psk. Serra Menevşe

Kastamonu

Depresyon, Anksiyete, OKB, Panik Bozukluk, Sosyal Fobi, İlişki Problemleri,Öfke Problemleri, Sınav Koçluğu,Eğitim Danışmanlığı, Travma Psikolojisi, Ergen ve Yetişkin Danışmanlığı

5.0
(2 Yorum)

Uzman Hakkında

İstanbul Üniversitesi psikoloji bölümünden onur derecesiyle mezun oldum. Dört yıl boyunca çeşitli özel kliniklerde, Öget ÖKTEM eşliğinde Çapa Tıp Fakültesi'nde, online danışmanlık merkezinde ve sosyal hizmetlerde stajlarımı tamamladım. Okulda gördüğüm kaliteli eğitimlerin yanı sıra kendimi alanda taze ve aktif tutmaya özen gösterdim, bunun için birçok seminerlere katıldım, eğitimler aldım, kitaplar okudum,araştırmalar yaptım. Şuan BDT ekolüyle ergen ve yetişkin seanslarımı yürütüyorum.

Eğitim

  • İstanbul Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Bilişsel Davranışçı Terapi
  • Bağımlılık
  • Psikolojik Sağlamlık
  • Sınırlar
  • Seans Odası Seminerleri
  • Psikoloğun Alet Çantası Travma ve Yas
  • Tercih ve Kariyer Rehberliği

Uzmanlık Alanları

Depresyon
Panik Bozukluk
Yas
Obsesif Kompulsif Bozukluk
Anksiyete
Öfke Yönetimi
Duygudurum Bozuklukları
Tükenmişlik
Yetişkin Psikolojisi
Ergen Psikolojisi
Özgüven Problemleri
Motivasyon Sorunları
Değersizlik / Yetersizlik Hisleri
Duygular
Uyum Sorunları
Hastalık Kaygısı
Yalnızlık
İletişim Problemleri
Mükemmelliyetçilik
Stres
Erteleme Davranışı
Fobi
Sosyal Kaygı
İlişki Sorunları
Uyku Bozuklukları
Duygudurum Bozuklukları
Duygusal Yeme
Sınav Kaygısı
Zaman Yönetimi
Kariyer Rehberliği
Akran Zorbalığı
Varoluşsal Kaygılar
Narsistik Kişilik

Çalışma Ekolleri

  • Bilişsel Davranışçı Terapi

Cevaplar (13)

Merhaba sevgili danışan, yazdıklarını okurken sanki omzunuzda bir yük var ve bu yükü taşımak için gerçekten tüm gücünüzü harcıyorsunuz gibi hissettim. Ne yaparsan, yap bu yük azalmıyor aksine ağırlığını üzerine veriyor gibi hissettiriyor sanki, bu durum da sizi hem fiziksel hem ruhsal anlamda zorluyor. Evin darmadağın olması, kafanızın karışık olması, yemekten dahi zevk alamamanız bu durumun bir sonucu olabilir. Bir yandan her sorumluluğa cevap vermeye çalışırken, öte yandan kendi temel ihtiyaçlarınızı bile ikinci plana atmak zorunda kalmak. .. İnsana kendini gerçekten çaresiz ve sıkışmış hissettirebiliyor. Bir şeylerin altından kalkmaya çalışırken yorulmuşsunuz ve sanki bu "her şeye yetişmeliyim" baskısı içinizde daha da çoğalıyor. Bazen kendimizden önce sorumluluklarımızı önceleriz, “önce onları halledeyim, önce çevrem mutlu olsun, sonra sıra bana gelir. ” Bakış açısıyla sorumlulukları teker teker yerine getirmeye çalışırız. Bu durum bize yorgunluk, anlaşılmama , kaygı şeklinde geri döner çoğu zaman çünkü önce ben diyememek kişinin baş etme kapasitesini zorlayabilir sevgili danışan. Elinde 10 tane ekmek olan birisini düşünün. Bu 10 ekmeği birkaç kişiye değişik miktarlarda paylaşıyor eve gidene kadar. Eve geldiğinde elinde hiç ekmek kalmadığını görüyor, aslında başkaları için iyilik yaparken kendisine en büyük kötülüğü yapıyor. Kendisi için olanın hepsini başkalarının payına dağıttığı için kendisine bir şey kalmıyor. Belki de ekmeğin kendisine yetmediğini ona en ihtiyacı olduğu zamanda anlayacaktır. İşte bizim hayatımızda da bu durumun bir benzeri yaşanabilir çoğu zaman. Kendi gücümüze, kudretimize en ihtiyacımız olduğu an ; hani yataktan kalkamadığımız, bireysel sorumluluklarımızı yerine getiremediğimiz zamanlar vardır ya toparlanmak için kendi kapasitemize ihtiyaç duyarız. O gücü dışarıya, diğer ilişkilerdeki yatırımlara o kadar dağıtırız ki günün sonunda kendimize pek de pay düşmez. İşte tam burada aslında o radikal kararlar alınıp bir arınma gerçekleşir, bir şeyler düzelme yoluna girebilir çoğu zaman. Sevgili danışan, şu an üzerinizdeki sorumlulukları yerine getirmek zorunda olduğunuz için kendinizi sıkışmış hissedebilirsiniz, bu çok anlaşılabilir bir durumdur. Çantamızın içine çok fazla eşya koyduğumuzda çanta zor kapanır, belki fermuarı bozulabilir ya da içinden anahtarı almak istediğimizde kolaylıkla bulamayız. Oysa anahtarı özel bir yere koyduğumuzda onu bulmak çok daha kolay olur. İşte bu anahtar, hayatınızdaki sorumlulukların arasında sıkışan sizi temsil ediyor. Kendinizi özel bir yere koyduğunuzda, nasıl ulaşacağınızı bildiğinizde, o karışıklık aslında o kadar da göze batmayabilir. Yani demek istediğim, kendinize ses olabileceğiniz yollar keşfetmek, ihtiyaçlarınızı görünür kılmak…Belki şöyle düşünülebilir: "Bir yerden başlamak zorundayım" diyen ses, içinizde hâlâ bir şeyin kıpırdadığının, hâlâ kendi hayatınızda söz sahibi olma isteğinizin göstergesi. Ama engelleyen şey, muhtemelen “her şeyi tek anda düzeltmeliyim” baskısı. Gerçekten nereden başlamak gerektiğini seçmek kolay değil. Belki de, bugün küçük bir adım atmak. .. Kendinize temas edebileceğiniz anlar yaratmak önemli olabilir. Mesela yataktan kalkmadığınızı söylemiştiniz. Bilimsel araştırmalara göre günde 15 dakika yürüyüş yapmak beyinde antidepresan etkisi yaratır. Ben genelde sizinle aynı duyguları paylaşan danışanlarıma öncelikle harekete geçmeyi daha sonra duygularına odaklanmayı öneririm. O 15 dakika içerisindeki yürüyüş aslında bedeninize ve zihninize “toparlanmalıyım. ” Mesajını verebilir. Daha sonra dağınıklığından bahsettiğiniz etrafı toplayabilirsiniz. Etrafınız sanki bu özelliğiyle karışık olan zihninize benziyor. Çevrenizde belki kıyafetler dağılmıştır, zihninizde ise düşünceler. Kıyafetleri toplarken ayırır, kirli olanı kirliğe atar, kalanları katlar ve dolabınızda ilgili bölümlere yerleştirirsiniz. Zihninizdeki düşünceleri de bu şekil ayrıştırabilir, onlar üzerine bir miktar düşünerek ve bu düşünce sonucunda eyleme geçerek zihninizi toparlayabilirsiniz. Yukarıda yapacaklarınız sonrasında duygu ve düşünceleriniz daha net görünür hale gelir ve temas etmenizi kolaylaştırır. Bir duygu günlüğü yapmaya ne dersiniz? Duygularınızı rahatlıkla yazabileceğiniz, neyin nereden geldiğini görmenizi kolaylaştıracak bir defter . .Bu yazıda sorumluluklarınıza nasıl yetebileceğinizden değil de kendinize nasıl yetebileceğinizden bahsediyorum siz de fark ettiyseniz. Çünkü klinikten faydalandığım bir gözlem de kişinin önce kendisine sonra sorumluluklarına/ çevresine iyi gelmesi, yetmesi tabii ki kendini yormadan ve tüketmeden. Önce ben sonrası sonra düsturu çok kıymetlidir, bunu görünür kılmak için duvar kağıdı yapabilir, bir kağıda yazıp cebinize koyabilirsiniz. Size aşağıda birkaç egzersiz önereceğim, zorlandığınız anlarda yapabilirsiniz, yönergeler aşağıda mevcut. Dilerseniz bu süreci profesyonel destekle de yürütebilirsiniz. Umarım bu yazı zihninizde bir ışık, yüreğinizde de bir sıcaklık uyandırmıştır. Dilerseniz duygularınızı biraz daha paylaşabilir, neler hissettiğinizi açabilirsiniz. Burada sizi anlamak ve birlikte çözüm yollarına bakmak için yanınızdayım. ✨İyi günler dilerim. Psikolog Serra MENEVŞE

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan, satırlarınızın ardındaki bitkinliği ve huzursuzluğu sezinliyor ve içinde bulunduğunuz durumu anlamaya çalışıyorum. Abinizin ve annenizin küçüklükten beri üstünüze geldiğini, kendinizi sürekli baskı altında hissettiğinizi ve onlara yaranamadığınızı ve bunun sonucunda kendinizi huzursuz ve bitkin hissettiğini anlıyorum. Bu durum sizi tetikte bırakmaya, baskı altında ve mutsuz hissetmenize sebep olmuş. Öncelikle sevgili danışanım, yaşadıklarınızın sizi bu şekilde etkilemesi çok anlaşılır. Çünkü sürekli baskıyla ve korkuyla şekillenen bir ilişki türünün kişiye yarardan çok zarar vermesi çok doğal. Aranızda bir tür asimetrik ilişki gelişimi söz konusu. Asimetrik ilişki taraflardan birinin daha baskın ve üstün olduğu, taleplerini yaptırmaya çalıştığı; diğer tarafın ise talepkar kişinin isteklerine yetmeye çalıştığı ve tüm bunların yanında o baskıyı derinlemesine yaşadığı bir ilişki türüdür. Sizin rolünüz sanki beklentilere göre davranmaya çalışmak ve kendinizi karşı tarafa uyumlandırmak zorunda hissetmeyi gerektirmiş. Bu da sürekli tetikte olmanıza yani alarm haline geçmenize sebep olmuş. Peki siz onların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken kendi ihtiyaçlarınızı karşılayabildiniz mi?Bizim insan olarak fiziksel ihtiyaçlarımız olduğu kadar psikolojik ihtiyaçlarımız da vardır ve kendimizi tam anlamıyla iyi hissetmek istersek iki ihtiyaç türünü de dengeli bir şekilde beslememiz gerekebilir. Genellikle iyilik, sağlık deyince akla ilk başta psikolojik ihtiyaçlar gelmez fakat göz ardı edilen şey şudur ki; ruh ve beden bir bütündür. Burada ihtiyaçları göz ardı etmek aslında sağlıklı bir ruh hali için destekleyici bir bütünlükten uzak bir duruştur. aslında anlatmak istediğim şey sizin kendi sesinize ne kadar kulak verebildiğiniz. Hayatta birçok rolümüz var bunlardan biri belki , eş olmak, evlat olmak, öğrenci olmak ama en temeli birey olmak ve birey kalmak. Diğer rolleri kimlikleştirdiğimiz takdirde birey kimliğimizden uzaklaşıyoruz aslında. Çünkü kendimizi bu görevlerle tanımlamak, önceliğimize her daim onları koymak bize bir noktada kendimizi unutturabilir. Önceliği neden kendimize vermeliyiz? Bu rollerin getirdiği birçok sorumluluğumuz var çoğu zaman bu sorumlulukları yerine getirmek zorlayıcı olabiliyor ve bir noktada yerine getirmek zorunda da kalabiliriz. Bireyin tüm bunlara yetişmesi için önce kendisine yatırım yapması, kendisine kulak vermesi gerekebilir. Bunun için ise kendi içinize yönelmeniz, kendinizi keşfetmeniz yararlı olabilir. Bir role bağlı kalmadan sadece siz olarak kendinizi nasıl tanımlarsınız? Nelerden zevk alır, neleri sevmezsiniz? Öfkelenince ne yaparsınız ? Mutlu olduğunuzda nasıl davranırsınız? Tüm bu ve bu tarz soruların cevabı kendiliğinizi keşfetme yoluna götürüyor bizi. Duygular ise aslında bizim ihtiyaçlarımız. Hani yukarıda ihtiyaçlardan bahsettim, öfkeliysem gerçekten öfkemi derinlemesine yaşayabiliyorsam, utandıysam yanaklarım kızardıysa, aşık olduysam kalbim hızlı çarpıyorsa demek ki ben duygumu yaşayabiliyor ve ihtiyacım olan payı karşılayabiliyorum demektir. Tüm bunların farkına varmak gerçekten çok kıymetli olabilir. Özerklik ise bir diğer psikolojik ihtiyacımızdır. Yani özerklik, mesela bir karar alırken kendi istek ve ihtiyaçlarımızı ön plana koyarak kendi başımıza bir karar almak anlamına gelebilir. Kişinin bağımsız olması anlamına da gelebilir. Bu noktada kendi sınırlarınızı çizmek işlevsel olabilir. Kendinizi o sınırlara mahkum etmeyin ama o sınırı bir kapı gibi kullanın, içeri girmek isteyen izin alsın. Bir diğer psikolojik ihtiyacımız ise yeterlilik. Bu kişinin yetkin ,etkili ve hakim hissedebilmesi anlamına gelir. Yani aslında ipleri elinde hissetmek gibi anlaşılabilir. Hedefe yönelik adım atabilmek bir büyüme ve gelişim sağlar bu da kişiyi güçlü ve etkin kılar. Kendimizi etkin hissettiğimiz zamanlarda genellikle özgüvenimiz tazelenir gibi hissederiz. Bu hissiyat çoğu zaman elimizden tutup bizi destekler. Son olarak ilişkili olma ihtiyacı da bizim psikolojik ihtiyaçlarımızdan biridir. Bizler sosyal bir varlığız. Birileriyle temasta kalmak, gerektiğinde duygularımızı açığa çıkartıyor olabilmek, yardım gerektiğinde istemek gerçekten değer gördüğümüzü hissedebileceğimiz anlar. Değer vermek ve değer görmek hayatımızda olmazsa olmaz şeylerden biri diyebilirim ama bunu yaparken birey kendi sınırlarını gözeterek hareket ederse bu süreç çok keyifli işler. Siz ve kendi aileniz arasındaki ilişki, biraz daha sizi sürekli vermeye ve karşılığında sizin mutsuzluk almanıza sebep olmuş. Bu ilişki dinamiğinde değiştirmek istediğiniz bir şey var mı varsa yukarıda yazılanlar ışığında neleri değiştirmek isterdiniz, bunları nasıl yapabilirsiniz? Bu noktada terapi desteği almak da işlevsel olabilirBu süreçte duygularınıza odaklanmak hissettiklerinizi anlamlandırmak çok kıymetli. Ben bu süreç için aşağıya birkaç minik egzersiz bırakacağım. Bunları düzenli olarak yapmanız ve sonucunda hislerinize odaklanmanız süreç için çok anlamlıdır. Umarım yazılarım zihninde ışık, yüreğinde bir sıcaklık yaratmıştır. Dilersen, duygularını dair biraz daha konuşmak veya paylaşmak istediğin başka detaylar varsa anlatabilirsin. Burada seni anlamak ve birlikte neler yapılabileceğine bakmak için yanındayım ✨İyi günler diliyorumPsikolog Serra MENEVŞE

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan. Yazdıklarından çok insani bir duyguyu paylaştığını görüyorum. Zaman zaman birçoğumuz kendimizi çevremizle kıyaslar ve bu noktada eksikliklerimize vurgu yaparız. Herkes sanki her şeyi başarmıştır; işi vardır, evleniyordur, yurt dışına çıkıyordur, istediği her şeyi yapıyordur. Biz ise olduğumuz yerde kalıyor gibi , elde ettiklerimizi sayarken elimizde avucumuzda bir şey yokmuş gibi hissederiz. Bu noktada bir sorgulamaya girer ve “Neden ben?” deriz kendimize. Özellikle çevremiz tarafından sürekli olumsuz eleştirilere ve baskıya maruz kalıyorsak bu sorgulama daha fazla artar. Kendimizi çok başarısız ve amaçsız hissedebiliriz. Sanki hayat çok hızlı akıyor ve biz peşinde ona yetişmeye çalışıyoruzdur. “Bir sürü olumsuzluklar beni buluyor” sözün dikkatimi çekti açıkçası. Gözümde elinde olumsuzluk mıknatısı olan ve çevresindeki tüm olumsuzlukları kendisine çeken ve hayatında olumlu bir şey olmayan biri canlanıyor. Bu durum seni yansıtıyor mu yoksa hayatında odaklanabileceğin olumlu taraflar var mı?Bütün güzellikler onu bulmuş, bende bir tanesi yok hissi stres yaşamana ve bu da sonuç olarak anı yaşamamana sebebiyet verdiğini anlıyorum. Bu durum genel olarak umutsuzluğa neden olmuş. Buradaki en zor şeylerden biri “Benim neden olmuyor?” hissiye yüzleşebilmek gibi geliyor. Sanki hayat diğer insanlara birçok güzelliğinden ikram ederken seni es geçmiş gibi hissediyorsun. Burada ise çok temel bir duygu sana eşlik edecektir: “ Artık benim de hayatımda olumlu bir gelişme olsun da mutlu olayım. ”Tüm bunlar karşısında hissettiklerin çok anlaşılır sevgili danışan. Çünkü o iç sesin konuşması, her daim kıyas yapması, sürekli “Hani bana?” demesi, olumsuzlukları abartıp olumlu gelişmeleri hiçe sayması sıklıkla karşılaştığımız bir durum. Aslında sen kendini kıyaslamadığını söylüyorsun ama hislerin, ister istemez bir kıyasın içinde buluyor seni. Hayatında yolunda giden bir şeye ihtiyacın var çünkü bu ihtiyacın karşılanırsa mutlu ve huzurlu olabilirsin gibi. Şöyle bir düşünmeni isterim. Sence bu dünyada en çok kim mutludur? Çok parası olan? Mutlu bir ilişkisi olan? Evi arabası olan?Hepsi yada hiçbiri olabilir çünkü mutluluk anlayışı kişiden kişiye değişebilen bir olgu fakat en şöyle söyleyebilirim kiBelki de evi, işi, eşi olan insanlar aslında çok da mutlu hissetmiyordur ve yaşamını tamamen istediği gibi yaşayamıyordur. İstediği başka bir yaşam tarzı olabilir, fakat elindeki imkanlar sadece belirli bir noktaya yetiyordur. Yani dışarıdan gerçekten mutlu gibi gözüküyor olabilir, ama içinde farklı duygular barındırıyordur. Mutluluğun tek düze olmadığını, kişisel farklılıklarla şekillendiğini unutmamak gerekir. En mutlu insanın anı yaşayabilen kişi olduğunu söylerler. Bir podcastte dinlediğim bir cümlede de aynen şöyle deniyordu: Anda kalanlar, o anın bir daha gelmeyeceğini bilerek içinde bulunur, yaşadıklarını kucaklayabilme cesaretine sahiptir ve hissettiklerinin tamamına sahip çıkabilir. Bu gerçekten zor ve çok değerli bir şeydir; yapıldığında kişinin içsel gücünü artırır. Birçoğumuz çok planlı yaşarız, hep geleceğe odaklanırız ama oysa bizi şuanda bekleyen birçok güzellikler vardır. Bazen güneşin doğuşu mutlu eder insanı bazen yağmurdan sonra toprak kokusu. Önemli olan burada senin neyi tatmin edeceğini ve nelerden zevk alabileceğini bilmek: Kendini tanımak. .Sevgili danışan biz tüm bu yaşadığın sürece sosyal karşılaştırma deriz. Sosyal karşılaştırma kendine benzer bireylerle kendini kıyaslamaktır adından da anlaşılabileceği üzere. Buna çoğumuz çocukluk yaşımızda ebeveynlerimiz tarafından maruz bırakılırız. Hani komşunun kızı vardır ya, sürekli yüksek alan sınavlarda , sanki bir yarıştayız ve o kızla ailemiz bizi sürekli yarıştırıyor gibi hissederiz. İçimizde bir yer incinir ve kendimizi çok suçlu ve umutsuz hissedebiliriz. Bu kıyaslamayı yaşamış bir çocuk ,bu modeli içselleştirdiyse yetişkinliğinde de kendini kıyaslayabilir. Kendine şu soruyu sorabilirsin: Bu içses kime ait? Bana bir yerden tanıdık geliyor mu?Zaman kavramı sana ne ifade ediyor? Hani derler ya her şeyin bir zamanı var diye bu benim klinikte de çok sık gözlemlediğim bir olgu. Yani bu sözü yanlışlayamam ama bunun hakkında konuşabiliriz. herkes 25 yaşında saydıklarının hepsine birden sahip olabiliyor mu? 40ında olan ama hiçbirine sahip olmayan biri hayata geç mi kalmıştır? Herkesin hayat ritmi farklıdır sevgili danışan, kimi üniversiteden 25 yaşında mezun olur, kimi ancak 35 yaşında üniversiteye başlamıştır, kimi 40ında birisine güvenmeye karar vermiştir, kimi ise 20sinde arabasını alır. Bu durumda kendini çok şanssız hisseden ve kıyaslamaya yapan bir birey aslında kendisini bu hislerle sabote etmiş olabilir. 40ında bu dediklerimizin hepsini yapmış biri hayal edin. Onun da o zamana kadar çevresinde daha erken yaşta bunlara sahip olmuş kişi vardır belki ve o da kendini yetersiz ve umutsuz hissetmiştir. Peki bu duyguların yanında hangi duygular vardır ki bugünlere istediklerine sahip olarak gelmiştir? O duyguları sende hissediyor musun? Biraz buralarda düşünebiliriz. Aşağıya bir egzersiz ekliyorum: Bunun adı Küçük Şükür Molası. Küçük şükür molası, gün içinde minnettar olduğunuz anlara bilinçli şekilde odaklanarak pozitif duyguları güçlendirir. Bu kısa farkındalık egzersizi, zihinsel esnekliği artırır, mutluluk hissini besler ve günün geri kalanında pozitif bir bakış açısı kazandırır. Bu egzersizin sürekliliği süreç için çok değerlidir. Bu yetersizlik ve umutsuzluk hali senin için çok katlanılmaz bir noktada ise bir kağıda şu cümleleri yazmanı ve böyle anlarda okumanı öneririm:Herkesin hayat ritmi farklıdır ve yolum bana özeldir. Bugün sahip olmadıklarım yarın olmayacağım anlamına gelmez. Bunların hiçbirisi olmadan da ben değerliyim çünkü bu zamana kadar yaşadıklarım karşısında bu günlere geldim ve kendimi geliştirdim. Değerim yalnızca iş, araba ya da ilişkiyle ölçülmez; ben,ben olduğum için değerliyim. Şuan içinde olduğum bir süreç var ve biraz daha dayanırsam bu süreç sonunu dilediğim güzelliklere bırakacak. Bu süreçte benim yakıtım kendime olan inancım ve güvenim olacak. Yapabilirim. Unutma sevgili danışan, şu an içinde bulunduğun süreç geçici ve sen bu yolda yalnız değilsin. Bazen kıyaslamalar ve olumsuz düşünceler zihnini zorlayabilir ama bunlar senin yolculuğunu tanımlamaz. Her adımında güçleniyor, öğreniyor ve gelişiyorsun. Yaşamın kendi ritmine güven; çünkü senin için de güzellikler, doğru zamanda ve doğru şekilde karşısına çıkacak. Dilersen bu süreçte profesyonel destek alabilirsin bu süreci bir uzmanla geçirmek kıymetli olabilir 😊Umarım yazılarım zihninde ışık, yüreğinde bir sıcaklık yaratmıştır. Dilersen, duygularını dair biraz daha konuşmak veya paylaşmak istediğin başka detaylar varsa anlatabilirsin. Burada seni anlamak ve birlikte neler yapılabileceğine bakmak için yanındayım. ✨İyi günler diliyorumPsikolog Serra MENEVŞE

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışanım, bizimle paylaştıklarında derin bir yalnızlık ve güven duygusuyla ilgili zorluklar hissediyorum. Bu duygular birdenbire açığa çıkabilecek duygular değil, aksine belli bir süreç içinde birikerek kendini gösteren ve zamanla ağırlaşabilen duygular. Kendinizi güvensiz ve kimsesiz hissetmen bazı yaşantılar sonucu yüreğinde birikmiş aslında, bu durumdan sıkılmış ve hayatında seni anlayan birinin olmasını istiyorsun çünkü içine kapandığını ve bu durumda çevrendeki bireylerle paylaşım yapamadığını ve tüm bunların yarattığı gerginliğin sende korku, utanma gibi duygulara yol açtığını anlıyorum. Ayrıca iş stresinin seni etkilediğini de belirtmişsin. Sevgili danışanım duygularımızı, düşündüklerimizi ve içimizde daha nicelerini bir başkasına anlatmak isteriz fakat herkese anlatılmayacağını da biliriz ,özellikle bu konuda daha önceki deneyimlerimiz olumsuz sonuçlanmışsa kendimizi korumak adına birkaç adım geride dururuz. Bu duruşumuz çok anlaşılırdır ve çoğu zaman da işe yarayabilir. Fakat duyguların yoğun yaşandığı esnada biz insanlar olarak bir başkasına anlatmak, dertleşmek isteriz bu da oldukça doğaldır. Biliriz belki sorunumuz ortadan kalkmayacak, belki derdimize çare hemen bulunmayacak ama o duyguları aktardığımızda içimizde bir ferahlık hissedebiliriz. İşte sen tam da burada kendini sıkışmış gibi hissediyorsun, bunu sezinliyorum. Öncelikle önceki deneyimlerini tam olarak bilmediğim için ezbere konuşmak istemiyorum ve bu noktada senin ne yaşadıklarını sormak istiyorum? Olumsuz deneyimlerinden ötürü mü bu şekilde davranmaya başladın yoksa iş stresinden dolayı hissettiğin bir durum mu bu?Ben bu iki senaryo üzerinden de teker teker giderek birkaç söylemek istiyorum, tabii sebebi farklı da olabilir o noktada katkını bekliyorum 😊İŞ STRESİöncelikle iş stresinden başlamak istiyorum. İş, özellikle fazla mesai yapan çalışanlar için hayatın merkezinde yer alabiliyor ve kişi günlük hayatında işten farklı şey düşünecek pek de vakit bulamayabiliyor. Hani “kafamı kaşıyacak vaktim yok. ” Derler ya, sanki bu duruma benziyor gibi. Bu noktada birey sosyal hayatına yeteri kadar vakit ayıramayabiliyor, arkadaşları olsun ailesi olsun kısacası yakın çevresiyle arasına görünmez bir perde çekebiliyor, o perdeyi sağa çekebilir sola çekebilir yani kısacası karşı görüş açısını açabilir ama çalışmaktan hem mental hem fiziki olarak öyle yorulmuştur ki hareket edecek hali yoktur. Bir diğer olasılık da patrondan, çalışma arkadaşından, hizmet alanlardan uğradığın mobbing olabilir iş stresini oluşturabilecek. Anlattığım senaryolarda iş stresi yaşıyor olmak çok olağandır çünkü iş yükü hayatın birçok alanına sızmıştır. Burada kendini bir döngünün içinde hissediyor ve bunun sonucunda yorgun hissediyor olabilirsin. Bu durum dışarıdaki ilişkilere de yansımış olabilir. Kendine nefes alabileceğin, sana mutluluk ve zevk verebilecek anlar yaratmak, hareket edebileceğin ve anda kalabileceğin zamanlar faydalı olabilir. Güvendiğin arkadaşınla dertleşmek üzerine bir buluşma ayarlamak da yararlı olabilir. Aynı zamanda stres seni çok fazla etkilediği anlarda aşağıdaki egzersizleri yapabilirsin😊Bir diğer senaryoya geçmek istiyorum olumsuz deneyimler sonucu kendi içine kapanıp yalnızlaşmış ve kimseyle o gerçekçi bağı kuramıyor gibi hissedebilirsin. Bu deneyimler sonucu böyle hissetmen doğaldır. Senden bu noktada gözünü kapatıp söylediklerimi düşünmeni istiyorum. Hiç gitmediğin bir yere yürüdüğünü farz et. Yol uzun, yorgunsun ve hâlâ hedefindeki yere ulaşamadın. “Acaba yanlış mı gittim?” diye düşünmeye başlıyorsun. O an aklına yolu bilen biri gelir ve ona sorarsın, muhtemelen söylediklerine güvenirsin. Fark ettiysen o anda aklına diğer insanların geçmişte seni hayal kırıklığına uğrattığı gelmez; sadece güvenirsin ve yolu bulmaya odaklanırsın. Bir insanın diğer insanlarla arasında kuracağı bağın önemi yadsınamaz. Hayatında duygularına ortak olabileceğin, rahatça paylaşım yapıp birlikte toparlanabileceğin kişiler biriktirmek çok önemlidir. Bu kişiler hem hayatı kolaylaştırır hem de sana güçlü adımlar atma imkânı sunar. Peki bu sahici bağlar nasıl kurulur?Sevgili danışanım çok sevdiğim bir alıntıyı sana da aktarmak isterim. “Kendimizle olan ilişkimiz sahip olduğumuz tüm ilişkilerin tonunu belirler. ” Çünkü dünya kendi çerçevemizden baktığımız bir yer. Yani kendimizle olan ilişkimiz aslında birçok insanla ilişkimizin yapı taşı. Bu yapıyı güçlendirmek diğer ilişkilerimizi de büyük ölçüde güçlendirme şansını sunabilir bize. iş stresi hakkında konuşurken birkaç önerilerde bulunmuştum. Oradaki önerilere uyabilir dilersen sana iyi gelebilecek ama benim bahsetmediğim başka şeyleri de hayatına katabilirsin. Yapmaktan zevk aldığın, uzun zamandır sürdürdüğün hobin var mı? Okuduğum kitapta benzer ilgi alanlarına sahip kişilerin daha güçlü arkadaşlıklar kurabileceği yazıyordu. Eğer yeni arkadaşlıklar edinmek istiyorsan seninle aynı hobileri paylaşan kişilerden oluşan bir ağ yaratmak faydalı olabilir. Burada yeni arkadaşlıklardan bahsediyorum çünkü yeni bağlar eski bağları onarabilir ve kişiyi daha güçlü kılabilir ,tabi eski bağları onarmak da bir tercih 😊Sözlerimin sonuna gelirken bir şey daha eklemek isterim; bir başkasının gözünde değersiz hissetmek aslında bir başkasıyla alakalı bir durum değildir çoğu zaman, kişinin kendine bakış açısını bizlere sunar. Burada ”neden bunu hissediyorum, böyle hissetmeseydim hayatımda neler değişirdi, bu hissi yenmek için neler yapabilirim?” kısımlarını düşünmek zihinde yeni pencereler açabilir. Dilersen profesyonel bir destek de alabilirsin. Umarım yazılarım zihninde ışık, yüreğinde bir sıcaklık yaratmıştır. Kurduğun ve kuracağın bağlar çok özel sevgili danışanım, hepsi sana has. Dilersen, duygularını dair biraz daha konuşmak veya paylaşmak istediğin başka detaylar varsa anlatabilirsin. Burada seni anlamak ve birlikte neler yapılabileceğine bakmak için yanındayım. ✨İyi günler dilerimPsikolog Serra MENEVŞE

Devamını Oku...