Psk. Songül Çiğel
Türkiye, Konya
Depresyon, Anksiyete bozuklukları, çocuk psikolojisi, online terapi
Uzman Hakkında
2025 yılında Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Psikoloji bölümünden onur öğrencisi olarak mezun oldum. Eğitim sürecimde gelişim ve çocuk psikolojisine ilgi duydum.
Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, Denetimli Serbestlik Müdürlüğü ve Rehber Klinik bünyesinde stajlar yaparak ilerleme kat ettim.
Eğitim
- Konya gıda ve tarım üniversitesi - Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- Bilişsel davranışcı eğitimi/ datem eğitim
- Kısa süreli çözüm odaklı terapi
- Moxo dikkat testi eğitimi
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Bdt
Cevaplar (29)
Merhabalar,Yazdıklarını okuduğumda bunu bu kadar net fark edip kelimelere dökebilmen aslında içsel pusulanın hâlâ çok sağlam olduğunu gösterdi bana. O yüzden “acaba ben mi yanlış yaptım?” diye sorgulaman, gerçekten hatalı olmandan çok anlaşılmamış olmanın yarattığı zihinsel bir yorgunlukla ilgili görünüyor. Burdaki Sorun kelime değil, sınırın ihlali. Sen açık bir sınır koymuşsun: “Bu ifade bana saygısız geliyor ve kabul etmiyorum. ” Şeklinde. Sınır koymak, karşı tarafın niyetinden bağımsız bir şeydir. “Normaldi”, “herkese söylenir” ya da “ben öyle demek istemedim” gibi açıklamalar,senin sınırını geçersiz kılmaz. Burada asıl yaşanan şey, sınırının tartışma konusu yapılması. Bu sende değersizlik ve görünmezlik hissi yaratmış gibi duruyor. Sorumluluğun yer değiştirmesini (suçun kaydırılması) görüyorum yazdıklarında. Karşı taraf, söylediği sözün sende yarattığı etkiyle yüzleşmek yerine, odağı sana çevirmiş:“Başkalarına edilen sözle bana edilen söz aynı. ”gibi söylemlerde bulunmuşBu, psikolojide sık gördüğümüz bir savunmadır. Kişi davranışını ele almak yerine, seni “abartan”, “yanlış anlayan” bir konumuna iter. Bu noktada sen kendini savundukça, mesele hakaret olmaktan çıkıp senin kişiliğin ve algın üzerinden tartışılmaya başlar. Bu çok yorucu olur. Peki seni neden bu kadar etkiledi?Çünkü burada tetiklenen şey sadece o anki tartışma değil; • Anlaşılmamak • Haklıyken kendini suçlu hissetmek • Duygunun değil, karşı tarafın konforunun merkeze alınmasıÖzellikle kayıp, duygusal yük ve onay ihtiyacının yoğun olduğu dönemlerden geçen kişilerde (senin yazdıklarından yola çıkarak düşündüğümüzde) bu tür durumlar daha derin bir yara gibi hissedilir. Çünkü bu, eski bir tanıdık duyguyu çağırır: “Benim sınırlarım çok mu fazla?”Senin Sınır koyma şeklin sorunlu mu?Hayır. Sınır koyma şeklin değil, sorun sınırın kabul edilmemesi. Sağlıklı bir ilişkide karşı taraf şunu yapabilir: • Katılmasa bile durur • Savunmaya geçmeden “bunu böyle hissettirdiğini bilmiyordum” diyebilir • En azından o ifadeyi kullanmamayı seçebilirSizin ilişkinizde ise sınır, tehdit gibi algılanmış ve bu yüzden bastırılmaya çalışılmış. Senin Geri çekilmen bir kaçış değil, kendini koruma biçimindir. Kendini ifade ettikçe daha çok yorulman, iletişimin karşılıklı değil tek taraflı bir mücadeleye dönüştüğünün işareti olabilir . Geri çekilmen zayıflık değil; sinir sisteminin “burada güven yok” demesidir. Bu durum seni bu kadar etkiledi çünkü sen saygı talep ettin, ama karşılığında haklılığın tartışmaya açıldı. Bu, insanın kendine olan güvenini sarsar. Burada tutarsız olan senin sınırın değil; karşı tarafın sınırı kabul etmeden seni suçluluk duygusuna iten bakış açısı. Bir sınır koyduğunda suçluluk hissediyorsan, orada sınırını değil, ilişkinin dengesi sorgulamalısın. Çünkü sağlıklı ilişkilerde kişi kendini ifade ettikçe yorulmaz; tam tersine daha netleşir. Senin geri çekilmen, vazgeçmek değil; kendini korumaya alma refleksidir. Bu da ruhsal olgunluğun bir göstergesidir. Önümüzdeki süreçte şuna kulak vermeni isterim:Sana kendini küçülterek kalman gerektiğini hissettiren her dinamik, sevgiyle değil, güçle çalışır. Senin ihtiyacın daha çok anlatmak değil; daha az açıklamak zorunda kaldığın bir bağdır. Bunu fark etmiş olman, iyileşmenin başladığı yerdir. Sevgilerle🌸Psikolog Songül Çiğel
Merhabalar,Şu anda senin yaşadığın kaygı, yeni bir bağ kurarken ortaya çıkan doğal bir duygusal tepkidir. Özellikle geçmişte incinmiş, kayıp yaşamış ya da hayal kırıklığı deneyimlemiş kişilerde terk edilme ve yeterli olmama korkuları bu dönemde daha kolay tetiklenebilir. Zihnin, olası bir hayal kırıklığına karşı seni korumaya çalışıyor. Karşı tarafın niyetini net olarak bilememek, belirsizlik duygunu artırmakta ve sürekli olumsuz senaryolar üretmene neden olmuş olabilir. “Beni ister mi, gerçekten sever mi?” gibi düşünceler aslında kaygının temel kaynağıdır. Bu düşünceler çoğu zaman senin kendinde hissettiğin özdeğerin ile ilişkilidir ve “Sevilmeye değer miyim?” sorusuna dayanır. Bir yandan yakınlaşmak isterken bir yandan geri çekilme isteği duyman, bağlanma ihtiyacı ile incinme korkusu arasındaki içsel çatışmayı gösteriyor. Bu durum baktığımızda, kaygılı bağlanma örüntüsünde sık görülen bir durumdur. Karşı tarafın seninle düzenli iletişim kurması ve buluşma planı yapması, ilgisinin olduğunu düşündürüyor. Ancak gerçek niyetler zaman içinde, tutarlılıkla anlaşılır şeylerdir. Bu nedenle şu aşamada kesin yargılara varman erken olabilir. Bu süreçte asıl önemli olan, odağını sadece o kişinin sana ne hissettiğinden ziyade, senin bu ilişkide nasıl hissettiğine yöneltmendir. Kendini güvende, rahat ve değerli hissedip hissetmediğin, sağlıklı bir ilişkinin temel göstergesidir. Kaygın, bir zayıflık değil; duygusal hassasiyetinin ve ilişkiyi önemsemenin bir yansımasıdır. Kendinle bağını koruyarak, acele etmeden ilerlemen, ruhsal olarak seni daha dengede tutacaktır. İlk buluşmaya giderken iç dengen için küçük bir kaç öneri verebilirim Kendine şunu hatırlat:“Ben de onu tanıyorum. Sadece o beni değerlendirmiyor, ben de onu tanıyorum. ”Hemen ‘gelecek’ düşüncesine gitmeŞu an sadece:“Onunla vakit geçirmekten keyif alıyor muyum?”a odaklan. Sınırlarını dinleEğer bir şey sana erken gelirse, hayır deme hakkın var. Gerçekten isteyen biri buna saygı duyar. Hislerini bastırma ama yönetKaygı geldiğinde:“Şu an korkuyorum çünkü önemsiyorum” de. Bu seni zayıf yapmaz, insan yapar. Bu süreçte senin için en sağlıklı tutum şu olabilir ; acele etmeden, ilişkiyi idealize etmeden, kendi değerini ilişki sonucuna bağlamadan ilerlemektir. Zaman, hem onun niyetini hem de senin bu ilişkideki ihtiyaçlarını netleştirecektir. Kendinle olan bağını koruduğun sürece, herhangi bir olumlu ya da olumsuz sonucun seni tanımlamasına izin vermemiş olursun. Anı yaşamak. Onu tanımak. Kendimi kaybetmeden, beklentilerle boğmadan, yavaş yavaş ilerlemek gerekir. “Ne olursa olsun, ben kendime sahip çıktığım sürece kaybetmiş sayılmam. ” Sözünü kendine sık sık hatırlatman çok faydalı olabilir Sevgilerle🌸Psikolog Songül Çiğel
Merhabalar,Yazdıklarını okuduğumda bunları yazabilmen bana aslında ne kadar yorulduğunu ama hâlâ ayakta kalmaya çalıştığını gösteriyor. Yaşadıkların üst üste gelmiş büyük kayıplar ve yükler. Annenin kaybı, eşinle yaşadığın duygusal kopukluk, maddi zorluklar, aileden yeterince destek görememek gibi. Bunların her biri tek başına bile insanı sarsacak şeyler. Sen bunların hepsini aynı anda taşımışsın. Bu yüzden “zayıfım” diye düşündüğün şey de aslında tükenmişlik ve yasın hâlâ devam etmesi aslında. Sürekli kaybetme korkusu yaşaman, onaylanma ihtiyacı duyman, her şeye ağlama halin ise ; “güçsüzlük” değil, güvende hissetememenin işaretleridir. İç dünyanda şunu yaşıyor olabilirsin: “Birini kaybedersem bir daha toparlanamam. O yüzden tutunmalıyım, görünmeliyim, onaylanmalıyım. ”Buna bakarsak bu bir savunma mekanizmasıdır. Ruhun aslında kendini korumaya çalışıyor burada. Annenin kaybı senin için sadece bir veda değil; aynı zamanda da “koşulsuz sevildiğim yer”i kaybetmek olmuş olabilir. O boşluk dolmadığında ise insan kendini hep eksik, yalnız ve değersiz hisseder. Bu yüzden bugün ilişkilerinde “beni gör, beni seç, beni bırakma” ihtiyacını çok güçlü yaşıyorsun. Ailende “hep suçlu olan benmişim gibi” hissetmen ve sesini yükseltmen de önemli bir nokta. Büyük ihtimalle bağırarak değil, duyulabilmek için bağırıyorsun. Çünkü sakin anlattığında fark edilmediğini öğrenmişsin. Bu da zamanla sende öfke gibi durumlarla dışarı çıkıyor. “İçimde bir kıyamet var ama kimseye güvenemiyorum” demen bizim için çok kıymetli bir cümle. Bu, senin içinde hâlâ anlatılmamış, tutulmamış, sarılmamış çok fazla acının var olduğunu gösteriyor. Ve sende bu acıları tek başına taşımaya çalışıyorsun. Sen zayıf değilsin. Sen çok uzun süredir yalnız başına güçlü olmaya çalışan birisin. Güçlü olmak, ağlamamak değildir. Güçlü olmak, “yardıma ihtiyacım var” diyebilmektir. Ve sen şu an tam olarak bunu yapıyorsun. Psikolojik olarak şu anda şunlar iç içe geçmiş olabilir: • Uzamış yas • Duygusal yoksunluk • Tükenmişlik • Değer görmeme yarası • Yalnız kalma korkusuBunlar tedavi edilebilir, çalışılabilir şeylerdir. Sen “böyleyim ve hep böyle kalacağım”noktasında olan bir durumda değilsin. Kendin için küçük ama çok önemli bir adım önermek istiyorum : Mümkünse bir psikologla düzenli görüşmeye başlaman çok önemli, bu senin için lüks değil ihtiyaç. Bu kadar yük tek başına taşınmaz bir yardım eden destekçi olan birisi çok faydalı olur. Günlük hayatta şunu deneyebilirsin:Duygun yükseldiğinde bağırmadan önce içinden şunu sor: “Şu an neye ihtiyacım var?”Çoğu zaman cevap: anlaşılmak, sarılmak, değer görmek olacaktır. Son olarak sana şunu söylemek istiyorum:Merak edilmiyorsun gibi hissetsen bile, sen merak edilmeye değersin. Sevilmeye değersin. Yük olmaya değil, yükünü paylaşmaya ihtiyacın var. 🫂Sevgilerle🌸Psikolog Songül Çiğel
Merhabalar, Yazdıklarınızın çok kıymetli olduğunu söylemeliyim öncelikle. Yazdıklarına bakarsak bir yasın, bir vedanın ve aynı zamanda kendinle yüzleşmenin çok derin bir diliyle anlatılmış. “iyi olmaya çalışıyorum”dan çok, “olanı olduğu gibi hissediyorum” diyen bir kalbin sesi. Bu çok kıymetli. “Bu sessizliğin içinden kendime ulaşmak için nereden başlamalıyım?” Sorunu cevaplamaya çalışırsak aslında başlangıç noktası, yeniden “iyi hissetmek” değil. Başlangıç noktası, acının senden bir şey anlatmasına izin vermek. Öncelikle yasını aceleyle toparlamaya çalışma kaybettiğin sadece bir insan değil dediğin gibi aslında bir ihtimal,bir gelecek,bir “belki”ydi. Bunun yasını tutmak zaman ister. Kendine şunu söylemeyi dene: “Ben şu an dağınığım. Çünkü sevmiştim. Bu çok normal. ”Güçlü olmak zorunda değilsin. Sessizlik bazen iyileşme değil, donma halidir. Yazdıklarında fark ettiğim bir şey de var zihnin seni cezalandırmaya çalışıyor. Yazdıklarında “yıllardır süren mesafe” “geç oldu” gibi söylemler buna örnek olabilir. Ama şöyle bir gerçekte var ki: O zamanki sen, o zamanki imkânlarıyla elinden geleni yaptı. Bugünkü bilgelikle geçmişi yargılarsan, kendini hep kaybedersin. Bir egzersiz önermek istiyorum sana bu noktada, bir kağıda şunu yaz: “O günkü ben, bugün bildiklerimi bilmiyordu. ”Ve bunu her suçluluk hissi geldiğinde oku. Sessizliği de doldurma değil, dinlemeye çalış. Şu an kaçmak yerine bakıyorsun. Müzikte kendini araman da bundan. Bu aslında iyi bir şey. Ama bir adım daha ileri git:Haftada 2–3 kez, 10 dakika: Telefon olmadan ,müzik olmadan, yalnız başına sadece otur. Gelen düşüncelerini susturmaya çalışma. Fark et ve “Seni görüyorum” de. Bu, senin iç dünyanla yeniden bağ kurmanı sağlar. “Büyüdüm, düşmemeyi öğrendim” yazmışsın. Ama satır aralarında şunu hissediyorum: Yoruldun, Kırıldın, Ağırlaştın. Bu büyümek değil sadece,bu hayatta kalmak. Kendine şefkat ekle. Büyüdüm demek yerine yaralandım diyebilirsin. Kendinle yeniden temas için küçük ama somut bir şey seç. Şu an büyük hedefler işe yaramaz. Ama küçük bir tutunma dalı lazım. Mesela şunlar olabilir : • Her gün aynı saatte kısa yürüyüş • Bir defter (sadece hislerini yazmak için) • Haftada bir kere sevdiğin bir yere gitmek • Uzun süredir ertelediğin minik bir şeyi yapmakBu beynine şu sinyali gönderir : “Ben hâlâ buradayım. ”Şunu sana özellikle söylemek istiyorum:Böyle bir kaybı tek başına taşımaya çalışmak,insanı içten içe çökertir. Bir psikologla konuşmak, “zayıflık” değil, yas sürecini sağlıklı yaşamak demektir. Sen çok derin hisseden birisin. Derin hissedenler destek almadan bazen zor toparlanırlar. Şu an yaşadığın şey bir “zayıflık” değil, derin bir bağın ardından gelen doğal bir yas sürecidir. Acının, suçluluğun, boşluk hissinin ve sessizliğin hepsi; kaybettiğin şeyin senin için ne kadar anlamlı olduğunu gösterir. Bunları bastırmaya çalışmak yerine fark etmen, duygularına temas edebilmen psikolojik olarak sağlıklı bir adımdır. Unutma: İyileşmek, her şeyi hemen toparlamak değildir. Bazen iyileşmek, düşe kalka kendine yeniden güvenmeyi öğrenmektir. Şu an “kendime nereden başlamalıyım” diye sorman, aslında içindeki yaşama tutunma gücünün hâlâ aktif olduğunu gösterir. Zamanla, bu acı seni tanımlayan bir yük olmaktan çıkıp, seni daha derin, daha şefkatli ve daha güçlü birine dönüştüren bir deneyime dönüşecektir. Sen bu sürecin içinde kaybolmuş değil, iyileşme yolunun tam ortasındasın. Ve bu yolu tek başına yürümek zorunda değilsin. Sevgilerle🌸Psikolog Songül Çiğel