Songül Çiğel

Psk. Songül Çiğel

Türkiye, Konya

Depresyon, Anksiyete bozuklukları, çocuk psikolojisi, online terapi

4.9
(11 Yorum)

Uzman Hakkında

2025 yılında Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Psikoloji bölümünden onur öğrencisi olarak mezun oldum. Eğitim sürecimde gelişim ve çocuk psikolojisine ilgi duydum.

Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, Denetimli Serbestlik Müdürlüğü ve Rehber Klinik bünyesinde stajlar yaparak ilerleme kat ettim.

Eğitim

  • Konya gıda ve tarım üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Bilişsel davranışcı eğitimi/ datem eğitim
  • Kısa süreli çözüm odaklı terapi
  • Moxo dikkat testi eğitimi

Uzmanlık Alanları

Yas
Travma ve TSSB
Duygudurum Bozuklukları
Flört Şiddeti
Kariyer Rehberliği
Akran Zorbalığı
Gottman Çift Terapisi
Bağımlılıklar

Çalışma Ekolleri

  • Bdt

Cevaplar (38)

Merhaba, Anlattıkların bana zor bir çocuktan ziyade gelişime açık, meraklı bir çocuk izlenimi verdi ancak bu durum senin yaşadığın zorlanmayı küçültmez hatta aksine bu tip çocuklar genelde ebeveynlerin sınırlanırını en çok zorlayan çocuklardır. Çocuğunun davranışlarını şimdi bir çerçeveleyelim 17 aylık bir çocuk için yerinde durmamak ,herşeyi kurcalamak, oyuncakla uzun süre oynamamak ,sürekli anneyle bir şeyler yapmak istemek normaldır. Bunlar problem ya da bağımlılık göstergesi değil, gelişimsel bir normdur. Çünkü bu dönem çocuğunuzun duyusal ve motor gelişim açısından keşif dönemidir. Bu dönemde çocuklar bağlanma ihtiyacının zirvesinde olurlar. Ve Oyuncak yerine seninle oynamayı tercih etmesi bize şunu gösterebilir çocuğunuz için “en güvenli ve en öğretici kaynak benim için sensin” demek ister. Şimdi evet ben öğretirim ama oyuncakla da oynasın diyebilirsiniz o yüzden bu gelişim döneminde neden oyuncakla oynamıyor olacağından bahsedeyim . Bu yaşta çocuklar Oyuncakla “amaçlı oyun” oynamazlar . Daha çok tencere karıştırmak, süpürgeye dokunmak, kitap karıştırmak isterler çünkü sizin yaptığınız şeylere ilgi duyar. Yani oyuncak oynamadığı farklı anlamlara gelmez taklit ederek geliştiği anlamına gelir. Çocuğunun sürekli seninle bir şeyler yapmak istemesi de taklit ederek gelilmenin bir parçasıdır. Bu davranışlarının altında Taklit ederek öğrenme, Bağ kurma ihtiyacı ve“Ben de varım” hissi yatar. Aslında sizi şunu söylemek ister : “Hayatına bende dahil olmak istiyorum. ” Sınır koyarken de kriz yaşıyorsunuz çünkü: Bu yaşta dürtü kontrolü yoktur , hayır’ı anlar ama kabullenemez Yani: Ağlaması “şımarıklık” değildir bir duygu regülasyonu eksikliğidir. Senin kızıp bağırmana değinelim öncelikle burda sen bağırdığın için kötü bir anne olmuyorsun. Lütfen bunu kendine empozesi etme sen bağırıyorsun çünkü sürekli tetik halindesin, dinlenemiyorsun, kendine ait özel alanın yok ve yükün görünenden de fazla bu sinir sisteminin taşmasıdır senin karakterin değildir. Bağırmayı azaltmak için sana bir iki teknik anlatayım. Dur- geri çekil tekniği yapabilirsin. Bağırma eşiğinde hissettiğin an fiziksel olarak 2-3 adım geri uzaklaş çocuğunla göz temasını kes ve 10 saniye hiçbir şey yapma. Bu teknik sinir sistemini yavaşlatır ve durgunlaştırır. Bir diğeri fısıldayarak konuşma yöntemi bağırma isteğin olduğunda tam tersini yap ve sesini düşür. Beynin otomatik olarak sakinleşmeye geçer. Sınır koyarken zorlandığın için şöyle bir şey deneyebilirsin: Önceden sınır koy. O an değil, öncesinde söyle: “Anne yemek yapacak, sen buradan izleyebilirsin. Sınır ve alternatif birleşince kriz durumu azalırÇocuğuna tam yasaklamalar yerine küçük katılımlar ver örneğim boş kaşık tutmak, plastik kapla oynamak gibi böylece hem dahil olur hem de sen işini yapabilirsin. Ağlama anlarında ise dakin kal kısa bir cümle söyle örneğin : istiyorsun ama şu an yapamayız de açıklama uzadıkça kriz büyür. Unutma ağlamak boşaltım yapmasını sağlar ağlamasına engel olma. Burada en önemli nokta senin kendinle ilişkin. Şu düşünce çok tehlikeli:“Her şeyi yanlış yapıyorum” düşüncen çok tehlikelidir ve bir tükenmişlik belirtisidir gerçek değildir. Gerçek olan: Çocuğun sana bağlı, Seni tercih ediyor ve Kitapla odaklanabiliyor. Bunlar sağlıklı gelişim göstergeleridir. Bağırdıktan sonra ne yapabilirsin? Bu durum çok kıymetli: çocuğunun yanına git, Göz hizasına in ve Kısaca şöyle söyle: Az önce sana sesimi yükselttim, bu doğru değildi. Bu Travma yaratmaz, aksine güvenli bağlanmayı güçlendirir Kendinle ilişkine de dikkat et ve kendinle olan ilişkini güçlendir şu cümleyi içselleştirmeni isterim öncelikle “Ben kötü bir anne değilim, zor bir dönemde olan bir anneyim. ” Kendine bunu söylemeyi ihmal etme çocukların gelişim dönemleri sancılı geçebilir ancak onlar da her şeyi ilk defa öğreniyorlar ve bunu en güvendiklerinden öğrenmek istiyorlar. Sevgilerle🌸

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan,Şuan içinde olduğun durum, genel hattıyla üçüncü kişilerin davranışlarıyla ilgili gibi görünse de aslında çok daha derinde bir değerler çatışması ve güven kırılması içeriyor gibi görünüyor; senin yetiştiğin çevre, mahremiyet anlayışın ve ilişkiye yüklediğin anlam ile onun normalize ettiği dünya arasında ciddi bir uyumsuzluk var olmuş ve bu uyumsuzluk senin bedeninde bile karşılık bulacak kadar seni rahatsız ediyor. Karşı tarafın sana anlattığı şeyler senin için sadece “bilgi paylaşımı” değil, zihninde “benim için özel olan şeyler onun dünyasında sıradan mı?” sorusunu tetikleyerek güven duygunu zedelemiş ; üstelik geçmişte yaşanan ve sana zarar veren deneyim (hastalık bulaştırması demişsin bu olabilir ) bu güvensizliği daha da derinleştirmiş bulunuyor. Ve senin bu noktada yaşadığın “kimse beni kabul etmez” düşüncesi ise gerçeklikten çok suçluluk ve utanç duygusunun bir yansımasıdır. Bir insanın ilişki yaşamış olması onun değerini düşürmez, sadece mevcut ilişkiye duygusal olarak daha bağlı hissetmesine neden olmuş olabilir. Okuduklarımda şu an içinde bir yandan onu seven, diğer yandan kendini korumaya çalışan iki parçanın çatıştığını anlıyorum ve özellikle koruyan tarafın yükselmesini aslında psikolojik olarak sağlıklı bir sinyal olarak görebiliriz; çünkü temel sorun artık “onu seviyor muyum?” değil de , “bu ilişki içinde kendimi güvende, saygı görmüş ve kendim olarak hissedebiliyor muyum?” sorusu haline gelmiş bulunuyor. Onun seni “önyargılı” olarak etiketlemesi ise ilişkide senin sınır koyma çabanın görülmemesine ve iletişiminizin tıkanmasına neden oluyor; bu da zamanla ilişkinizde senin yalnızlık hissini artırır. Yaşadıklarında kimsenin tamamen doğru ya da yanlış olduğu bir durum yok daha çok, iki farklı dünyanın bir arada ne kadar sürdürülebilir olduğu sorusu var ve bazen sevgi var olsa bile, değerler ve güven zemininin yeterince birbiri ile uyuşmadığı ilişkiyi taşımak giderek zor bir hale gelebilir. Lütfen şunu unutma , bir ilişkide kalmanın ölçüsü sadece sevgi değil; kendini ne kadar güvende, huzurlu ve kendin gibi hissedebildiğindir. Sevgilerle🌸

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan,Okuduklarımdan anladığım seni en çok yoran şeyin aslında para olmaması. Belirsizlik ve kontrol kaybı hissinin seni yıprattığını görüyorum . Bu durum cümlelerinin arasından çok net belirgin duruyor örneğin şu cümlen: “Babam olmazsa ben ne yaparım?”Bu ilk bakışta ekonomik bir soru gibi duruyor ama aslında çok daha derin hissettiyor:“Ben tek başıma yeterli miyim?” Diye temel yatıyor altında. Şu an hayatında şöyle bir yapı olduğunu anlıyorum : Güç şuan babanda içinde olduğunuz sistemde babanın kurduğu bir düzen sen ise o sistemin içinde iş yapan ama sahibi olmayan birisin. Bu yüzden içten içe sende şöyle bir duygu oluşuyor: “Ben varım ama tam yokum. ”Bunu çok net ve çok iyi anlıyorum çok yorucu bir his buSende iki taraf konuşuyor gibi sağ ve sol sesler gibi bu ikisi şunlar olabilir:1. Güvende kalmak isteyen taraf:” Araba al, garanti olsun”, “Risk alma”, “Ya batarsan?” Düşünceleri hislerinin yoğun olduğu taraf 2. Bağımsız olmak isteyen taraf:“Kendi paramı kazanmalıyım”, “Bu böyle gitmez”, “Ya babam olmazsa?” Düşüncelerimin yoğun olduğu taraf. Gördüğüm kadarıyla sen şu an bu iki tarafın arasında sıkışmışsın. Ve fark edersen asıl sorun “dükkan mı araba mı” değil. Sorun: “Kendi hayatımın sorumluluğunu ne kadar alabilirim?” Düşüncesi“Hiçbir şey bilmiyorum” diye düşünüyorsun bazen. Bu düşünce çok tanıdık bir savunma:Bu aslında gerçek bir tespit değil,sorumluluğu erteleyen bir korku cümlesi. Çünkü bilmemek şunları doğurur: •denememek için bahaneleri•hata yapmaktan kaçınmayı•ve seni güvende tutmayıAma aynı zamanda seni olduğun yerde kilitler. Bir de burda çok insani bir bağ okuyorum babana bağlılık. Baban sadece iş kaynağın değil, aynı zamanda senin güven kaynağın da O yüzden mesele sadece: “Para kazanırım kazanamam” değil, aynı zamanda: “Yalnız kalırsam ne olur?” Bu yüzden bağımsızlaşma fikri bile seni biraz korkutuyor olabilir. Dükkan fikrine bir göz atarsam. Dükkan aslında senin için sadece iş değil: • bir çıkış yolu • bir güvence • bir “ben de yapabilirim” kanıtıAma burada şöyle bir ince bir çizgi var: Eğer bu kararı korkudan alırsan sana yük ve pişmanlık olur. Eğer bu kararı büyümek için alırsan bir yol olurSana bu süreç için bir önerim olursa o da şu olur: Hemen karar verme. Önce kendine şunu sor: “Ben gerçekten neyi kanıtlamaya çalışıyorum?” Mesela Kendine mi?, Babana mı?, Hayata mı?Çünkü verdiğin kararın yönünü bu belirleyecek. Şu cümleyi hayatına adapte etmeni isterim :“Şu an eksik olabilirim ama öğrenebilirim. ”Bu çok güçlü bir yer. Çünkü: Ne kendini küçümsüyorsun, Ne de sahte bir özgüven inşa ediyorsun. Sen şu an bir eşikte duruyorsun: Eski hayatın: güvenli ama bağımlıYeni hayatın ise : belirsiz ama sana aitVe bu eşikte hissettiğin şeyin adı:kaygı değil, büyüme sancısı. Bu durumda çok doğal bir süreçtir kendini suçlamadan yargılamadan kendini anladığında seçtiğin yol sana daha iyi hissettirecek. Sevgilerle🌸

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışanım, Söylediklerin çok anlaşılır ve aslında düşündüğünden daha yaygın bir durumun içindesin. Ama bu, senin yaşadığının hafif olduğu anlamına gelmiyor aksine uzun süre böyle bir ortamda kalmak gerçekten insanı içten içe tüketen bir şey. Öncelikle birlikte şunu netleştirelim:Bu bir “şımarıklık” değil. Bu net bir sınır ihtiyacı. Senin yaşadığın şey şu şekilde bir ikilemin içinde sıkışmak : Sen kendini korursan “saygısız evlat” oluyorsun. kendini bastırırsan da “iyi evlat” oluyorsun ama içten içe kendini kaybediyorsun. Ve bu iki seçenek de aslında sağlıklı değil. Aile içinde büyürken sana öğretilen şey “uyum sağla, alttan al, büyütme” olmuş. Bu, kısa vadede çatışmayı azaltan bir durum ama uzun vadede şu duyguyu doğurur:“Demek ki benim sınırlarımın bir değeri yok. ”Sanırım şu an yaşadığın tükenmişlik de tam buradan geliyor. “Tamamen ilişkiyi kesmek mi gerekir peki hayır. Bu genelde ilk ve tek çözüm değildir. Ama şu önemli: Sınır koymak eşittir ilişkiyi kesmek değildirSınır koymak ilişkiyi yeniden düzenlemektir baktığımızda. Senin şu an ihtiyacın olan şey kopmak değil,yavaş yavaş kendini görünür kılmak. Şu şekilde genel bir durum değerlendirmesi yapıp çerçeve çizelim birlikteSen şu an ailenle aynı evdesin bu yüzden güç dengesi eşit değil. Bu yüzden sınır koyma biçimin de “yumuşak ama kararlı” olmalı. Yani nedir bu: Büyük çıkışlar değil daha ziyade küçük ama tekrar eden sınırların olması1. Açıklama yapmayı azaltÇok açıklama yapmak seni yıpratan bir pozisyona sokar. onun yerine şu tarz kısa cümleler daha güçlüdür:•“Bu şekilde konuşulunca cevap vermek istemiyorum. ”•“Bu konuya girmek istemiyorum. ”•“Böyle söylendiğinde rahatsız oluyorum. ”Bu durumda ortada bir savunma yok, tartışma yok. Sadece sınır olur. 2. Tartışmayı kazanmaya çalışmaAilenin değişmesini hedeflersen sürekli kaybedersin. Ama hedefini değiştirir kendine odaklanır ve şunu dersen “Ben kendimi koruyacağım” diye işte bu zaman kontrol sana geçer. 3. Suçluluk duygunu fark etSana şu mesaj verilmiş: “Uyumluysan iyisin, karşı çıkarsan kötüsün. ”Ama gerçek şu:Sınır koymak saygısızlık değildir. Sadece onların alışık olmadıkları bir şey. 4. İçsel cümleni değiştirŞu düşünce seni çok yoruyor: “Acaba ben mi abartıyorum?”Bunu şuna çevirebilirsin “Benim hissettiğim şey geçerli. ”Bu küçük ama çok kritik bir dönüş olur senin için5. Gelecek planını içten içe kurŞu an ayrılamıyor olman çaresizlik değil,geçici bir durum. Ama zihninde şu netlik olmalı:“Ben bir gün kendi alanımı kuracağım. ”Bu bile psikolojik olarak seni güçlendirir. Seni en çok yaralayan şey gördüğüm kadarıyla aslında şu cümlede saklı:“İyiliğimizi düşündüklerini söylüyorlar ama zarar veriyorlar. ”Bu çok gerçek bir çelişki. Bazı aileler gerçekten “iyi niyetle” sınır ihlali yapar. Ama iyi niyet, davranışı sağlıklı yapmaz. Sen şu an bir “kavganın içinde” değil,bir sistemin içinde yaşıyorsun. Ve bu sistem seni sessiz kalmaya programlamış durumdaAma sen artık fark etmişsin bu durumu. Bu çok büyük bir adım. kendine sık sık şunu hatırlat: “problemli olan ben değilim, bu dinamik problemli. ” Diye bu daha iyi gelip dinginlik verebilir. Sevgilerle🌸

Devamını Oku...