Psk. Songül Çiğel
Türkiye, Konya
Depresyon, Anksiyete bozuklukları, çocuk psikolojisi, online terapi
Uzman Hakkında
2025 yılında Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Psikoloji bölümünden onur öğrencisi olarak mezun oldum. Eğitim sürecimde gelişim ve çocuk psikolojisine ilgi duydum.
Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, Denetimli Serbestlik Müdürlüğü ve Rehber Klinik bünyesinde stajlar yaparak ilerleme kat ettim.
Eğitim
- Konya gıda ve tarım üniversitesi - Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- Bilişsel davranışcı eğitimi/ datem eğitim
- Kısa süreli çözüm odaklı terapi
- Moxo dikkat testi eğitimi
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Bdt
Cevaplar (33)
Merhabalar,Sizi anladığımı belirterek başlamak istiyorum. Yazdığınız şey aslında birçok kişinin düşündüğünden daha yaygın olan ama çoğu insan bunu yüksek sesle söylemediği için “bende bir sorun var” gibi hissettiren bir durum. Öncelikle bu durum eski kişiye dair bir özlemden çok zihinsel bir takılma gibi görünüyor. Yani duygusal bağ hala sürüyor değil, zihnin geçmişten bir figürü referans noktası gibi kullanıyor. Bu genelde üç sebeple olur:1. Zihin belirsizliği sevmez, tanıdık olanı çağırır. İnsan beyni yeni ilişkilere alışırken, eski ilişkiyi bir karşılaştırma modeli gibi kullanabilir. Bu bilinçli bir kıyaslama değil; otomatik bir zihinsel reflekstir. Özellikle yeni ilişki ciddileştikçe (nişan gibi), zihin “bu durumdan emin miyim?” kontrolü yapar. Bu bir savunma mekanizmasıdır, ihanet ya da sevgi eksikliği değildir. 2. Bastırmaya çalıştıkça düşünce güçlenir. Sen bu düşüncelerden kurtulmak istedikçe, beyin onları “önemli” sanıyor. buna ironi etkisi de diyebiliriz: “Bunu düşünmemeliyim” dediğin anda zihin onu daha sık getirir. 3. Bu bir duygu değil, bir düşünce alışkanlığı haline gelmiş olabilir. Yani mesele eski kişi değil; mesele zihnin o kişiyi otomatik bir çağrışım noktası yapmış olması. Tıpkı bir şarkının istemeden aklına gelmesi gibi. Bunlara baktığımızda burada çıkardığımız kritik nokta şu:Bu düşünceler nişanlını sevmediğin anlamına gelmez. Eski kişiyi özlediğin anlamına gelmez. Bu, zihnin kaygı temelli kontrol davranışı olabilir. Psikolojik olarak istemsiz düşüncelere yakın bir süreç aslında Bu düşüncelerle mücadele etmek yerine, terapide genelde şu yaklaşımı öneririz: • Düşünce geldiğinde panik yapma • “Neden geliyor?” diye analiz etme • Suçluluk hissetme • Onu kovmaya çalışmaBunun yerine şunu düşün:“Tamam, bu düşünce yine geldi. Demek ki beynim kaygı modunda. Geçmesine izin veriyorum. ”Direnç azaldığında sıklığı da azalır. Çünkü sorun düşüncenin gelmesi değil,senin onunla savaşmandır. Bu durum ilişki problemi değil, kaygı ve zihinsel kontrol ihtiyacıyla ilgili gibi görünüyor. Çözülebilir bir şeydir de bu. Bundan sonra bu düşünce geldiğinde onunla mücadele etmek yerine içinden sadece şunu söyle:“Bu bir düşünce, gerçek değil. Zihnim şu an güven arıyor. ”Sonra bilinçli olarak dikkati bulunduğun ana ver: ortamda gördüğün bir nesneye, nişanlının sesine, dizideki sahneye… Yani düşünceyi kovma, ama peşinden de gitme. Bu yaklaşım zamanla beynine şunu öğretir:“Bu düşünce önemli değil. ”Ve zihin önem vermediği şeyi tekrar tekrar getirmeyi bırakır. Zihninin sana oyun oynaması, kalbinin yanlış yerde olduğu anlamına gelmez. Sen bu düşüncelerden rahatsız oluyorsan, bu zaten ilişkinin içinde kalmak istediğini gösterir. Bazen iyileşme, bir şeyi tamamen yok etmek değil; onun varlığıyla daha sakin yaşayabilmeyi öğrenmektir. Ve bu öğrenilebilen bir beceridir. Sevgilerle🌸Psikolog Songül Çiğel
Merhabalar sevgili danışan,Anlattığın durum çok tanıdık bir sıkışmışlık döngüsüne benziyor. Uzun süreli stres, maddi yük, yoğun çalışma ve belirsizlik birleştiğinde insanın zihni “hayatta kalma moduna” geçer. Bu modda genellikle kişi yaşamaktan çok dayanır. Senin yaşadığın şey tembellik, nankörlük ya da zayıflık değil; kronik yük altında verilen normal bir tepkidir. Şuan yaşadığın üç temel duygunun birleşmesi gibi görünüyor. 1. Tükenmişlik:Haftanın 6 günü geç saatlere kadar çalışmak zihinsel enerjini tüketiyor. İnsan sadece fiziksel olarak değil, karar verme, umut etme ve keyif alma kapasitesi açısından da yorulur. Bu yüzden “boş yaşıyor gibiyim” hissi ortaya çıkıyor. 2. Kontrol kaybı hissi:Borçlar, geçmişteki işsizlik, maddi sorumluluklar… Bunlar insanın hayatı üzerinde söz hakkı yokmuş gibi hissetmesine yol açar. O zaman zihin sürekli çözüm arar ama çözüm bulamadıkça daha çok düşünmeye başlar. Bu da seni “düşünce bataklığına” sokuyor olabilir. 3. Anlam eksikliği:İnsanlar sadece para kazanmak için yaşadığında değil, yaşamak için para kazandığında iyi hisseder. Şu an hayatın tamamen zorunluluklar üzerine kurulu. Bu yüzden mutluluk değil, görev duygusu hissediyorsun. Şu an senin sorunun “hayatını değiştirememen” değil,hayatında nefes alanı olmaması. Büyük değişimlere değil, küçük psikolojik boşluklara ihtiyacın var. Çünkü insanın ruhu tamamen dolu bir hayatta değil,küçük kaçış noktaları olan bir hayatta iyileşir. Sana gerçekçi olan 3 küçük adım önereceğim : 1. Mikro-yaşam alanı oluştur (günde 15 dakika bunları yap)Bu süre telefonsuz, eşsiz, sorunsuz bir zaman. Yürüyüş olabilir, duş olabilir, sessiz çay olabilir. Ama tek şart: düşünmen serbest, çözüm araman yasak. Bu beyninin alarm sistemini kapatır. 2. “Borç modundan yaşam moduna” geçiş listesi yapKağıda iki sütun çiz: • Zorunlu hayatım • Yaşamak istediğim hayatİkinci sütunda uçuk şeyler değil, küçük şeyler yaz. Mesela: haftada bir tatlı yemek, ayda bir dışarı çıkmak, birlikte bir film izlemek…Beyin hedef değil, yön ister. Bu yön duygusu umudu başlatır. 3. Kendine şu soruyu sor (her gece sorabilirsin):“Bugün sadece dayanmadım, yaşadığım ne vardı?Cevap küçük olabilir. Ama bu soru seni robot gibi hissetmekten çıkartır. Şu an hayatın zor olabilir ama bu bir dönem. İnsan bazen mutlu olmadığı için değil,çok uzun süredir güçlü olmak zorunda kaldığı için yorgun hisseder. Senin ihtiyacın güçlü olmak değil,sadece biraz dinlenmek. Sevgilerle🌸Psikolog Songül Çiğel
Merhabalar,Anlattıklarınızdan hem çok yorulduğunuzu hem de gerçekten çocuğunuz için doğruyu yapmak istediğinizi hissediyorum. Bu zaten iyi bir ebeveynlik göstergesidir. Öncelikle şu noktayı söyleyeyim29 aylık bir çocukta: kelimeleri tekrar ederek konuşma, bazı şeylere yoğun itiraz,seçici yemek,alt değiştirmeye direnç, tuvalet söylememe, sosyal oyuna ilgisizlik tek başına patoloji göstergesi değildir. Ama birkaçının bir arada olması gelişimsel takip gerektirebilir. Bu, “kesin bir sorun var” demek değildir. Ama “yakından izleyelim ve destek verelim” demektir. Bu yaşta görülen tekrarlar çoğunlukla: Dil gelişimi hızlandığında olur. Çocuk düşüncesi kelimelerden daha hızlı gider. Beyni: “çok şey söylemek istiyorum” der. Ama kelime üretimi ise daha yavaş kalır. O yüzden: “anne anne anne…”, “bu bu bu…” şeklinde konuşurBu çoğu zaman kekemelik değil, gelişimsel akıcısızlıktır. Kekemelikten şu şekilde durumlarda şüphe edilir eğer: • Ses uzatmaları varsa (“aaaaaannne”) • Konuşurken yüz kasılıyorsa • Konuşmaktan kaçınmaya başlıyorsa • Söylemek istediğini bırakıyorsaBunlar yoksa eğer genelde geçici olur. Bağırmanız çocuğunuzu etkiler mi?Evet, etkileyebilir. Ama bu “siz kötü annesiniz” demek değildir. Bağırmanız çocukta stres oluşturur. Stres ise konuşma akıcılığını bozar ve aynı zamanda çocuğunuzun agresyonunu artırır. Yani sorun bağırmanız değil,yalnız kalmanız, yorulmanız ve destek eksikliğiniz. 29 ay “Ben varım” dönemidir. Bu yaşta çocukların sloganı şudur:“Hayır. ”, “Ben yapacağım. ”, “İstemiyorum. ”Bu gelişimin normal bir parçasıdır. Ama: • çok ağlama • her şeye direnç • sosyal oyuna ilgisizlik • sınırlı yiyecek • iletişimde zorlanmabirlikteyse destek faydalı olur. Şu 3 değerlendirmeyi yaptırmanız size netlik kazandırır:Çocuk gelişim uzmanıDil ve konuşma terapistiGelişimsel pediatri kontrolüBu, “problem var” demek için değil, erken destek almak için yapılır. Erken destek alan çocuklar çok hızlı ilerler. Televizyon vermeli misiniz kısmına gelirsek doktorunuzun dediği gibi tamamen yasak olması gerekmez. Günde: 15–20 dakika birlikte izlenen ve konuşmalı içerikler zarar vermez. Hatta yalnızlıktan daha az zararlı olabilir. Ama TV asla çocuğun bakıcısı olmamalı. Evde neler yapabileceğinize dair birkaç öneri verebilirim: Konuşması için • Onu düzeltmeyin • Cümlesini tamamlamayın • Yavaş konuşun • Göz teması kurun • Sabırla dinleyinÖrneğin : “Doğru söyle” ısrarı yerine “Seni dinliyorum. ” DiyebilirsinizAgresyon için: Çocuk bağırınca bağırmayın. Ama sınır koyun. Örneğin şunu söylebilirsiniz“Bağırmana izin veremem. Ama üzgün olduğunu görüyorum. ”Bu cümle çocukta güven oluşturur. Oyun bilmiyor diyorsunuz Çünkü oyun oynamayı öğretmek gerekir. Şunlarla başlayın: • top yuvarlama • araba sürme • kukla ile konuşma • kaplara su doldurma • çamaşır katlama oyunuOyunlar karmaşık olmak zorunda değil. Sosyallik için Her gün çıkmanız gerekmez. Ama haftada 3 kez: • park • market • akraba ziyareti yeterli olurÇocuklar insan görmeden sosyal olamaz. En önemli kısım sizsiniz ve siz gördüğüm kadarıyla tükenmişsiniz. Annelik en zor rollerden biridir. Ve tükenen anne sabırsız olur. Bu normaldir. Kendinize kızmayın. Destek almadan kimse bu süreci mükemmel yönetemez. Sevgilerle 🌸Psikolog Songül Çiğel
Merhabalar,Sizi çok iyi anlıyorum; bir ebeveyn olarak çocuğunuzun yaşıtlarına göre geride kalıyor gibi görünmesi insanı hem kaygılandırır hem de “acaba bir şey mi kaçırıyorum?” düşüncesine sürükler. Bu duygular oldukça normaldir. Gelişimsel hız farklılıkları olabilir. 5 yaş, çocuklar arasında farkların çok görünür olduğu bir dönemdir. Bazı çocuklar motor becerilerde (çizme, yazma), bazıları sosyal becerilerde, bazıları da dil gelişiminde daha yavaş ilerleyebilir. Bu her zaman bir problem olduğu anlamına gelmez; bazen sadece gelişim temposu farklıdır. Ancak: • şekil çizememe • yazmada zorlanma • zor öğrenme • sosyal çekingenlik ve pasiflikbunlar birlikte görüldüğünde, sadece “utangaçlık” değil, ince motor gelişim, öğrenme hızı veya özgüven alanlarının desteklenmesi gerektiğini düşündürür bize. Çocuğunuzun öğretmenine hediyeyi verememesi, hakkını savunamaması, sessiz kalması genelde şu üç sebepten biriyle olur: • hata yapmaktan korkma • sosyal kaygı / çekingen mizaç • kendine güvenin düşük olmasıBöyle olan çocuklar genelde “yanlış yapmaktansa hiç yapmamayı” seçerler. Bu da öğrenmelerini yavaşlatır çünkü denemekten kaçınırlar. Öğrenme hızının yavaş olması durumu bazen şunlarla ilişkili olabilir: • dikkat süresinin kısa olması • görsel-motor koordinasyonun zayıf olması • yönergeyi anlamada güçlük • özgüven eksikliği nedeniyle denemekten kaçınmaYani sorun sadece “zeka” ile ilgili değildir; çoğu zaman gelişimsel destek ihtiyacı ile ilgilidir. Peki siz bu durum için ne yapabilirsiniz?1. Önce değerlendirme yaptırınBir çocuk psikoloğu veya çocuk gelişimi uzmanı tarafından: • gelişim testi • dikkat değerlendirmesi • ince motor beceri değerlendirmesiyapılması en önemli ve en sağlıklı adım olur. Bu, çocuğunuzda bir sorun var olduğu için değildir; sadece nerede desteğe ihtiyacı olduğunu anlamak içindir. 2. Olarak Evde akademik baskıyı azaltınBu yaşta çocuklar öğrenmeyi en iyi oyunla yapar. Yazı öğretmeye çalışmak yerine: • hamur yoğurma • makasla kesme • boyama • blok dizme • çizgi tamamlama oyunlarıçocuğunuzun ince motor gelişimi hızlandırır ve yazmaya temel hazırlar. 3. Sosyal cesareti küçük adımlarla artırınÖrneğin:markette parayı onun vermesini isteyin, parkta oyuncağını istemesi için teşvik edin,öğretmenine bir şey söylemesini önceden evde prova edin. Ama onu zorlamadan, utandırmadan, küçük başarılarını hemen fark ederek yapın. 4. “Sen yapamazsın” algısını kırınçocukların en büyük ihtiyacı başarı hissidir. Şöyle cümleler çocuğumuzda çok etkili olur: • “Denemen bile harika. ” • “Zorlanman normal, öğreniyorsun. ” • “Yavaş öğrenmek kötü değildir. ”Şu anda çocuğunuzun ihtiyacı hızlanmak değil, güven duymak. Kendine güvenen çocuk öğrenmeye daha açık olur. Kendine güvenmeyen çocuk ise öğrenmekten kaçınır. Sevgilerle🌸Psikolog Songül Çiğel