Uzm. Kl. Psk. Aycan Geyik
Türkiye, İstanbul
Bilişsel ve Davranışçı Terapi Uygulayıcısı, Yetişkin ve Ebeveyn Danışmanlığı
Uzman Hakkında
Aycan Geyik, Doğuş Üniversitesi Psikoloji (İngilizce) Beykent Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisans programını tamamlamıştır. Tezinde bilişsel çarpıtmalar ve ebeveynleşme olgusunu inceleyerek, kişilerarası ilişkilerin psikolojik dinamiklerine dair derinlemesine çalışmalar yapmıştır. Çocuklarla çalışmalarda çocuk değerlendirme testleri, dikkat testleri ve gelişim envanterleri konusunda uzmanlaşmış olup, onların duygu ve davranış gelişimlerini desteklemek amacıyla oyun terapisi ve masal terapisi yöntemlerini aktif olarak kullanmaktadır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ekolünü benimseyen Aycan Geyik, kaygı bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, kişilik bozuklukları ve yeme bozuklukları gibi birçok alanda terapi hizmeti vermektedir. Sadece bireysel terapilerle değil, toplumsal faydayı artırmak için sosyal sorumluluk projelerinde de aktif rol alan Aycan Geyik, Türkiye Sakatlar Derneği'nde gönüllü olarak çalışarak engelli bireylerin sosyal hayata adaptasyonu üzerine projeler geliştirmiştir. Aynı zamanda rehabilitasyon merkezlerinde özel eğitim gereksinimi duyan çocuklarla bireysel ve grup terapileri yürütmüştür. Bunların yanı sıra sosyal psikoloji, grup dinamikleri ve mikro toplumlar üzerine yaptığı çalışmalarla, insan ilişkilerini daha derinlemesine anlamaya yönelik multidisipliner bir yaklaşım geliştirmektedir.
Eğitim
- Doğuş Üniversitesi - Lisans
- Beykent Üniversitesi - Yüksek Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- Bilişsel ve Davranışçı Terapi
- Oyun Terapisi
- Masal Terapisi
- Çocuk ve Ergenlerde Yeme Bozuklukları
- Çocuk Değerlendirme ve Dikkat Testleri
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Bilişsel ve Davranışçı Terapi
Cevaplar (17)
Merhaba Sevgili Danışan,Yazdıklarınızı okurken, yalnızca öfke değil; sürekli haksızlığa uğrama, görülmeme ve değersizleştirilme duygularının sizi çok zorladığını anlıyorum. Eşinizin ailesiyle yaşadığınız bu durum, sizin için yalnızca birkaç davranıştan ibaret değil; kendinizi dışlanmış, küçük görülmüş ve korunmasız hissettiğiniz bir alan gibi görünüyor. “Alttan almak” yönündeki telkinlerin sizde daha fazla öfke yaratması çok anlaşılır. Çünkü siz, yaşananların yok sayılmasını değil; adil bir duruş ve saygı görmeyi istiyorsunuz. Bu noktada öfkeniz, kontrolsüz bir tepki olmaktan çok, sınırlarınızın ihlal edildiğini haber veren bir sinyal gibi duruyor. Ancak sürekli bastırılan ya da yalnızca tepkiyle ifade edilen öfke, zamanla sizi daha da yıpratabilir. Önemli olan, bu öfkeyi inkâr etmek değil; nerede durmanız gerektiğini, neyi kabul edip neyi etmeyeceğinizi sakin ama net bir şekilde belirleyebilmek. Saygı görmek için sertleşmek zorunda kalmak da, susmak zorunda hissetmek de sağlıklı değildir. Şu noktada kendinize şu soruları sormanız faydalı olabilir:Bu ilişkiler içinde benim sınırlarım nerede başlıyor, nerede ihlal ediliyor?Eşim bu süreçte beni ne kadar koruyor ve yanımda duruyor?Ben öfkelenmeden de kendimi ifade edebileceğim bir alan bulabiliyor muyum?Öfkenizi “durdurmak”tan ziyade, onu daha sağlıklı bir şekilde yönlendirmeyi öğrenmek, hem ruhsal yükünüzü azaltabilir hem de kendinizi daha güçlü hissetmenize yardımcı olabilir. İsterseniz bu sınırları nasıl kurabileceğinizi ve öfkenizi nasıl regüle edebileceğinizi birlikte daha detaylı ele alabiliriz. Sağlıklı ve huzurlu günler dilerim…Uzman Klinik Psikolog Aycan Geyik
Merhaba Sevgili Danışan,Yazdıklarınızı okurken, bu ilişkide en çok güvende hissetmeye, seçilmiş ve özel olduğunuzu görmeye ihtiyaç duyduğunuzu anlıyorum. Daha önce aldatmayla biten uzun bir evlilik yaşamış olmanız, bugün yaşadıklarınızı sizin için çok daha hassas ve tetikleyici hâle getiriyor. Bu nedenle yaşadığınız kırgınlık abartı değil, geçmiş deneyimlerinizle birlikte oldukça anlaşılır. Eşinizin sosyal medyada açık seçik profillere ya da eski ilişkilerine bakması, sizin için sadece “bakmak” meselesi değil; değer görmeme, yeterince istenmeme ve duygusal olarak yalnız bırakılma duygularını besliyor gibi görünüyor. Siz bunu sakin, açık ve net bir şekilde ifade etmişsiniz. Buna rağmen hem bu davranışların sürmesi hem de ilgi ve şefkat ihtiyacınızın karşılanmaması, kırgınlığınızı derinleştirmiş. Burada dikkat çekici olan şu: Siz defalarca neye ihtiyaç duyduğunuzu söylemişsiniz, sınırlarınızı belirtmişsiniz; fakat karşılığında davranışsal bir değişim görmemişsiniz. Bu da sizi “iletişim kuruyorum ama karşılık bulamıyorum” noktasına getirmiş. Bu durum, zamanla kişinin kendisini değersiz ve yalnız hissetmesine yol açabilir. Şu aşamada kendinize şu soruları sormanız önemli olabilir:Ben bu evlilikte duygusal olarak besleniyor muyum, yoksa sürekli eksik kalan bir şeylerin peşinde mi koşuyorum?Söylediklerim duyuluyor mu, yoksa sadece geçiştiriliyor mu?Bu ilişki böyle devam ederse, benim ruhsal iyiliğim nasıl etkilenir?“Ne yapmalıyım?” sorusu genelde çaresizlik anlarında gelir. Belki de şu an yapılması gereken ilk şey, neyi tolere edip edemeyeceğinizi netleştirmek ve bunu kendinize dürüstçe söylemek. İlgi, şefkat ve duygusal güvenlik bir evlilikte lüks değil, temel ihtiyaçtır. Bu süreci tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz. Dilerseniz bir uzman eşliğinde, yaşadığınız kırgınlığı, sınırlarınızı ve bu evlilikte sizin için neyin sürdürülebilir olup olmadığını daha derinlemesine ele alabilirsiniz. Sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum…Uzman Klinik Psikolog Aycan Geyik
Merhaba Sevgili Danışan,Yaşadıklarınızı okurken, aslında en çok görülmek, önemsendiğinizi hissetmek ve duygularınızın ciddiye alınmasını beklediğinizi anlıyorum. Anlattıklarınızda “unutulan bir kandil”den çok, sizin için kıymetli olan bir bağda yalnız bırakılmış hissetmenin öne çıktığını görüyorum. Duygularınızı yoğun yaşamanız, onların “gereksiz” olduğu anlamına gelmez. Burada asıl zorlayıcı olan; ihtiyaçlarınızı dile getirdiğinizde, bunun karşı tarafta bir savunmaya ya da geri çekilmeye dönüşmesi gibi görünüyor. Siz ilgi ve temas beklerken, karşı tarafın bunu baskı ya da abartı olarak algılaması aranızdaki gerilimi artırmış olabilir. Şu an hissettiğiniz o yetersizlik ve çaresizlik hissi, aslında sizin karakterinizle ilgili değil; içinde bulunduğunuz bu duygusal çıkmazın doğal bir sonucudur. Kendinizi küçük düşmüş hissetmek yerine, bir ilişkiyi ve kurduğunuz yuvayı korumak için elinizden gelen her şeyi yapan bir kadının çabasını görmeye çalışın. Duygularınız 'fazla' değil, sadece beklediği karşılığı bulamamışlar. Şu an en çok ihtiyacınız olan şey, kendinize olan şefkatinizi geri kazanmak ve bu sürecin üzerinizdeki etkilerini anlamlandırmak için kendinize zaman tanımaktır. Şu noktada önemli olan, sizin neye ihtiyaç duyduğunuzu, neyin sizi incittiğini ve bir ilişkide hangi sınırların sizin için vazgeçilmez olduğunu netleştirmeniz. Duygularınızı bastırmak ya da “fazla” olduğunuzu düşünmek yerine, bu duyguların size ne anlatmaya çalıştığını anlamaya odaklanmanız daha sağlıklı olacaktır. Aynı zamanda şu an hissettiğiniz o panik ve çaresizlik haliyle aileden destek alma ihtiyacı duymanız çok insani. Ancak unutmamalısınız ki, siz nişanlınızla yarın barışsanız bile, ailelerin hafızasındaki o kırgınlıklar ve yargılar kolay kolay silinmez. Bu durum, ileride kuracağınız yuvanın sınırlarını şimdiden ihlal edilebilir hale getirebilir. Sağlıklı ve huzurlu günler dilerim. .Uzman Klinik Psikolog Aycan Geyik
Merhaba Sevgili Danışan,İkili ilişkilerinizde yaşadığınız bu yoğun döngü ve hissettiğiniz duygusal yorgunluğun sizin için yıpratıcı olduğunu anlayabiliyorum. Bir yandan sevdiğiniz insanlara çok büyük anlamlar yükleyip onları kaybetmemeye çalışırken, diğer yandan "kıskanç" veya "inatçı" olarak etiketlenmek sizi derin bir yalnızlığa itiyor gibi görünüyor. Paylaştığınız bu deneyimi şu çerçevede değerlendirebiliriz:Sinirlendiğinizde yaşadığınız titreme ve üşüme hissi, sinir sisteminizin o anki duygusal yükü taşıyamayıp bir "tehdit" algılamasından kaynaklanıyor olabilir. Bedeniniz, zihninizin dile getiremediği o yoğun kaygı ve hayal kırıklığını bu fiziksel tepkilerle dışa vuruyor. Bu durum, yaşadığınız acının ne kadar gerçek ve sarsıcı olduğunun bir dışavurumudur. İnsanlara çok anlam yüklediğiniz için onları unutamadığınızı ve bu yüzden kendinizi yıprattığınızı belirtmişsiniz. Birine çok derin anlam yüklemek, aslında içinizdeki sevilme ve güvende olma ihtiyacının ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Çevrenizdekilerin sizi "kıskanç" veya "sıkıcı" olarak görmesi, aslında sizin o bağı koruma çabanızın karşı tarafça yanlış yorumlanması olabilir. Ancak bu durum, maalesef korktuğunuz o "uzaklaşma" durumunu daha çok tetikleyen bir döngüye dönüşüyor. Her gün kendinizi üzmektense tek kalma ve insanlardan uzaklaşma isteğiniz, ruhunuzun geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Sürekli incinmektense, kimsenin size ulaşamadığı güvenli bir alana sığınmak istiyorsunuz. Fakat bu "tek kalma" arzusu, özünde bir huzur arayışından ziyade, yaşanan hayal kırıklıklarına karşı bir çaresizlik taşıyor gibi. Bu süreçte kendiniz için neler yapabilirsiniz?1. Bedensel Farkındalık: Titreme başladığında, o an sadece nefesinize odaklanarak bedenine "şu an güvendeyim" mesajı vermeye çalışabilirsiniz. Beden sakinleşmeden zihnindeki karmaşayı çözmek oldukça güçtür. 2. Değer Merkezini Değiştirmek: Başkalarına verdiğiniz o büyük anlamın ve değerin bir kısmını yavaş yavaş kendi iç dünyanıza ve kişisel gelişiminize aktarmayı deneyebilirsin. Kendi değerinizi başkalarının varlığına bağladığınızda, onların gidişi sizde büyük bir yıkım yaratır. 3. Duyguları Doğrudan İfade Etmek: İnsanları "sıkmak" yerine, onlara o an hissettiğiniz korkuyu (örneğin; "Şu an seni kaybetmekten korktuğum için böyle davranıyorum") doğrudan söylemek, ilişkideki gerginliği azaltabilir. Yaşadığınız bu durumu detaylı bir şekilde ele almak ve ilişkilerinizdeki bu kalıpları bir profesyonel eşliğinde incelemek, bu döngüyü kırmanız için size çok yardımcı olacaktır. Sağlıklı ve huzurlu günler dilerim…Uzman Klinik Psikolog Aycan Geyik