Aycan Geyik

Uzm. Kl. Psk. Aycan Geyik

Türkiye, İstanbul

Bilişsel ve Davranışçı Terapi Uygulayıcısı, Yetişkin ve Ebeveyn Danışmanlığı

5.0
(4 Yorum)

Uzman Hakkında

Aycan Geyik, Doğuş Üniversitesi Psikoloji (İngilizce) Beykent Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisans programını tamamlamıştır. Tezinde bilişsel çarpıtmalar ve ebeveynleşme olgusunu inceleyerek, kişilerarası ilişkilerin psikolojik dinamiklerine dair derinlemesine çalışmalar yapmıştır. Çocuklarla çalışmalarda çocuk değerlendirme testleri, dikkat testleri ve gelişim envanterleri konusunda uzmanlaşmış olup, onların duygu ve davranış gelişimlerini desteklemek amacıyla oyun terapisi ve masal terapisi yöntemlerini aktif olarak kullanmaktadır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ekolünü benimseyen Aycan Geyik, kaygı bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, kişilik bozuklukları ve yeme bozuklukları gibi birçok alanda terapi hizmeti vermektedir. Sadece bireysel terapilerle değil, toplumsal faydayı artırmak için sosyal sorumluluk projelerinde de aktif rol alan Aycan Geyik, Türkiye Sakatlar Derneği'nde gönüllü olarak çalışarak engelli bireylerin sosyal hayata adaptasyonu üzerine projeler geliştirmiştir. Aynı zamanda rehabilitasyon merkezlerinde özel eğitim gereksinimi duyan çocuklarla bireysel ve grup terapileri yürütmüştür. Bunların yanı sıra sosyal psikoloji, grup dinamikleri ve mikro toplumlar üzerine yaptığı çalışmalarla, insan ilişkilerini daha derinlemesine anlamaya yönelik multidisipliner bir yaklaşım geliştirmektedir.

Eğitim

  • Doğuş Üniversitesi - Lisans
  • Beykent Üniversitesi - Yüksek Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Bilişsel ve Davranışçı Terapi
  • Oyun Terapisi
  • Masal Terapisi
  • Çocuk ve Ergenlerde Yeme Bozuklukları
  • Çocuk Değerlendirme ve Dikkat Testleri

Uzmanlık Alanları

Depresyon
Panik Bozukluk
Anksiyete
Yetişkin Psikolojisi
Özgüven Problemleri
Değersizlik / Yetersizlik Hisleri
İletişim Problemleri
Sosyal Kaygı
Sınav Kaygısı
Kardeş Kıskançlığı
Aile ve Çift Terapisi

Çalışma Ekolleri

  • Bilişsel ve Davranışçı Terapi

Cevaplar (19)

Merhaba Sevgili Danışan,Paylaştığınız bu içten aktarım, özellikle yetişkinliğe geçiş evresinde sıklıkla karşılaştığımız bir süreci yansıtıyor. 19 yaş, kimlik inşasının en yoğun olduğu ve geçmişteki "ben" ile şimdiki "ben" arasındaki farkın keskinleştiği bir dönemdir. 14-15 yaşlarındaki romantik etkileşimler, psikolojik gelişimde genellikle bir "deneme yanılma" ve sosyal beceri kazanımı evresi olarak kabul edilir. O yaşlarda beynin muhakeme ve uzun vadeli sonuçları değerlendirme merkezi henüz tam kapasiteyle çalışmaz. Bu nedenle o dönemde hissedilen duyguların yoğunluğu ve verilen kararların "çocuksu" olması biyolojik bir realitedir. Sizin "hatalı" bulduğunuz o süreçler, aslında bugünkü sağlıklı ilişki kriterlerinizi oluşturmanızı sağlayan birer deneyim verisidir. Bu evredeki ilişkiler, bireyin kendi dışındaki birine bağlanma kapasitesini test ettiği güvenli alanlardır. Kendinizi bugün yargılıyor olmanız, aslında o zamanki çocuğun değil, bugünkü yetişkin bilincinizin bir tepkisidir. Üniversitede insanların sizi yargılayacağı korkusu, Spot Işığı Etkisi olarak adlandırılan bir durumla yakından ilişkilidir. Bu, bireyin kendi geçmişindeki detayların başkaları tarafından da aynı büyüteçle izlendiğini varsaymasıdır. Şu anki kaygınız, geçmişteki kısa süreli ve sanal ilişkileri birer "başarısızlık" olarak kodluyor. Oysa bu durum, o dönemdeki onaylanma ve sosyal kabul ihtiyaçlarınızın bir dışavurumuydu. Yeni tanıştığınız insanlara bu durumu nasıl anlatacağınız konusu, "kendini açma" hiyerarşisi ile ilgilidir. 1. Kademeli Paylaşım: Sağlıklı bir ilişkide geçmiş, bir "itiraf" değil, zamanla paylaşılan bir "yaşam öyküsü"dür. 14 yaşındaki deneyimleriniz, sizin karakterinizin özünü değil, sadece gelişimsel bir süreci temsil eder. 2. Sınır Belirleme: Başlangıç aşamasındaki ilişkilerde aşırı bilgi paylaşımı bazen kafa karıştırıcı olabilir. Kendinizi "açıklamak" zorunda hissetmek yerine, "O dönemde kendimi tanıyordum, şimdi ne istediğimi daha iyi biliyorum," duruşu sergilemeniz çok daha profesyonel bir sınır yönetimidir. Terapi alma kararınız, bu süreci anlamlandırmak için oldukça kıymetli. Kendinizi geçmişteki çocukla değil, o çocuğun deneyimlerinden ders çıkaran bugünkü yetişkinle tanımlamanız öz-saygınızı güçlendirecektir. Bu durumun üzerinde durmalı mısınız? Hayır; ancak bu kaygının altındaki "mükemmeliyetçilik" ya da "yargılanma" şemalarını terapi odasında incelemek, size uzun vadeli bir duygusal özgürlük sağlayacaktır. Sevgilerimle,Uzman Klinik Psikolog Aycan Geyik

Devamını Oku...

Merhaba Sevgili Danışan,Aynı evin içinde hem en yakın hem de "iki ayrı devlet" gibi en uzak olmayı deneyimlemek, bir insanın ruhunu en çok yoran belirsizliklerden biridir. Bir gün çok sevildiğinizi hissedip, ertesi gün başkalarına şikayet edildiğinizi duymak; kendinizi bir günde dört mevsimi birden yaşıyor gibi, sürekli hazırlıksız ve yorgun hissetmenize neden olabilir. Bu yaşadığınız karmaşa ve duygusal yük çok insani, anlaşıldığınızı bilmenizi isterim. Kendinizi bu döngüden korumak ve öz değerinizi güçlendirmek için şu yaklaşımları değerlendirebilirsiniz:• Duygusal Mesafeyi Kabul Edin: Karşınızdaki kişinin size yönelik tutarsız davranışları (bir gün iyi, bir gün kötü olması), sizin değerinizle değil, onun kendi içsel süreçleriyle ilgilidir. Bu durumu kişiselleştirmemeye çalışmak, o darbe aldığınız anlarda araya duygusal bir kalkan koymanıza yardımcı olur. • Beklentileri Minimalize Edin: Hayal kırıklığını yaratan şey genellikle karşılanmayan beklentilerdir. Onun sizi tam olarak anlamasını veya her zaman tutarlı olmasını beklemeyi bıraktığınızda, sergilediği olumsuz tavırların sizi sarsma gücü de azalacaktır. • Kendi Güvenli Alanınızı Yaratın: Evin fiziksel olarak içinde olsanız bile, zihinsel olarak kendinize ait bir alan inşa edin. Sizi besleyen arkadaşlıklar, ilgi alanlarınız veya sadece size özel rutinler, öz değerinizi o evin içindeki onaydan bağımsız bir yere taşımanızı sağlar. • Sınırlarınızı Hatırlatın: Kendinizi savunma baskısı hissetmeden "Bu durum beni incitiyor ve aramızdaki güvene zarar veriyor" diyerek sakin bir sınır çizebilirsiniz. Karşı taraf değişmese bile, sizin bunu dile getirmeniz kendi hakkınızı teslim etmeniz adına önemlidir. Siz, bir başkasının değişken duygularından çok daha sabit ve değerlisiniz. Bu süreçte kendinize şefkat göstermeyi ve size iyi gelen kaynaklara tutunmayı ihmal etmeyin. Sağlıklı ve huzurlu günler dilerim. Uzman Klinik Psikolog Aycan Geyik

Devamını Oku...

Merhaba Sevgili Danışan,Yazdıklarınızı okurken, yalnızca öfke değil; sürekli haksızlığa uğrama, görülmeme ve değersizleştirilme duygularının sizi çok zorladığını anlıyorum. Eşinizin ailesiyle yaşadığınız bu durum, sizin için yalnızca birkaç davranıştan ibaret değil; kendinizi dışlanmış, küçük görülmüş ve korunmasız hissettiğiniz bir alan gibi görünüyor. “Alttan almak” yönündeki telkinlerin sizde daha fazla öfke yaratması çok anlaşılır. Çünkü siz, yaşananların yok sayılmasını değil; adil bir duruş ve saygı görmeyi istiyorsunuz. Bu noktada öfkeniz, kontrolsüz bir tepki olmaktan çok, sınırlarınızın ihlal edildiğini haber veren bir sinyal gibi duruyor. Ancak sürekli bastırılan ya da yalnızca tepkiyle ifade edilen öfke, zamanla sizi daha da yıpratabilir. Önemli olan, bu öfkeyi inkâr etmek değil; nerede durmanız gerektiğini, neyi kabul edip neyi etmeyeceğinizi sakin ama net bir şekilde belirleyebilmek. Saygı görmek için sertleşmek zorunda kalmak da, susmak zorunda hissetmek de sağlıklı değildir. Şu noktada kendinize şu soruları sormanız faydalı olabilir:Bu ilişkiler içinde benim sınırlarım nerede başlıyor, nerede ihlal ediliyor?Eşim bu süreçte beni ne kadar koruyor ve yanımda duruyor?Ben öfkelenmeden de kendimi ifade edebileceğim bir alan bulabiliyor muyum?Öfkenizi “durdurmak”tan ziyade, onu daha sağlıklı bir şekilde yönlendirmeyi öğrenmek, hem ruhsal yükünüzü azaltabilir hem de kendinizi daha güçlü hissetmenize yardımcı olabilir. İsterseniz bu sınırları nasıl kurabileceğinizi ve öfkenizi nasıl regüle edebileceğinizi birlikte daha detaylı ele alabiliriz. Sağlıklı ve huzurlu günler dilerim…Uzman Klinik Psikolog Aycan Geyik

Devamını Oku...

Merhaba Sevgili Danışan,Yazdıklarınızı okurken, bu ilişkide en çok güvende hissetmeye, seçilmiş ve özel olduğunuzu görmeye ihtiyaç duyduğunuzu anlıyorum. Daha önce aldatmayla biten uzun bir evlilik yaşamış olmanız, bugün yaşadıklarınızı sizin için çok daha hassas ve tetikleyici hâle getiriyor. Bu nedenle yaşadığınız kırgınlık abartı değil, geçmiş deneyimlerinizle birlikte oldukça anlaşılır. Eşinizin sosyal medyada açık seçik profillere ya da eski ilişkilerine bakması, sizin için sadece “bakmak” meselesi değil; değer görmeme, yeterince istenmeme ve duygusal olarak yalnız bırakılma duygularını besliyor gibi görünüyor. Siz bunu sakin, açık ve net bir şekilde ifade etmişsiniz. Buna rağmen hem bu davranışların sürmesi hem de ilgi ve şefkat ihtiyacınızın karşılanmaması, kırgınlığınızı derinleştirmiş. Burada dikkat çekici olan şu: Siz defalarca neye ihtiyaç duyduğunuzu söylemişsiniz, sınırlarınızı belirtmişsiniz; fakat karşılığında davranışsal bir değişim görmemişsiniz. Bu da sizi “iletişim kuruyorum ama karşılık bulamıyorum” noktasına getirmiş. Bu durum, zamanla kişinin kendisini değersiz ve yalnız hissetmesine yol açabilir. Şu aşamada kendinize şu soruları sormanız önemli olabilir:Ben bu evlilikte duygusal olarak besleniyor muyum, yoksa sürekli eksik kalan bir şeylerin peşinde mi koşuyorum?Söylediklerim duyuluyor mu, yoksa sadece geçiştiriliyor mu?Bu ilişki böyle devam ederse, benim ruhsal iyiliğim nasıl etkilenir?“Ne yapmalıyım?” sorusu genelde çaresizlik anlarında gelir. Belki de şu an yapılması gereken ilk şey, neyi tolere edip edemeyeceğinizi netleştirmek ve bunu kendinize dürüstçe söylemek. İlgi, şefkat ve duygusal güvenlik bir evlilikte lüks değil, temel ihtiyaçtır. Bu süreci tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz. Dilerseniz bir uzman eşliğinde, yaşadığınız kırgınlığı, sınırlarınızı ve bu evlilikte sizin için neyin sürdürülebilir olup olmadığını daha derinlemesine ele alabilirsiniz. Sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum…Uzman Klinik Psikolog Aycan Geyik

Devamını Oku...